Türk edebiyatında şiirle, şehirle, kültürel hafızayla ve düşünceyle kalem tutmuş nadir isimlerden biri olan Mehmet Kurtoğlu ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, yalnızca bir yazarın iç yolculuğuna değil, aynı zamanda Türkiye'nin kültürel damarlarına açılan bir pencereye dönüşüyor. Şiiri bir direniş biçimi, yazıyı bir sorumluluk alanı olarak gören Kurtoğlu; Urfa'dan Ankara'ya, dergicilikten romana, bireysellikten kamusallığa uzanan bir çizgide konuşuyor. Sözü fazla uzatmadan sizi bu yoğunluğu yüksek sohbetle baş başa bırakıyoruz.
Söz Uçar, Dergi Kalır
Mehmet hocam, öncelikle Edebiyat Ortamı dergisindeki yeni göreviniz hayırlı olsun. İlk sorumuzu bu konuda sormak isterim: Edebiyat dergileri hakkında genel düşünceleriniz nelerdir? Dergilerle kişisel münasebetinizi ve Edebiyat Ortamı'ndaki yeni görevinizin nasıl başladığını anlatır mısınız? Dergide nasıl bir yol izlemeyi planlıyorsunuz?
Kitle iletişim araçlarının ve matbaacılığın gelişmesiyle birlikte yayıncılıkta büyük bir hareketlilik yaşandı. Bu gelişmeyle kültür ve edebiyat alanına birçok dergi ve gazete girdi. Elbette bu, geçmişte yalnızca Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerin edebiyatın nabzını tuttuğu günlerden çok farklı bir tablo. Artık taşra-merkez ayrımı kalmadı. Bugün birçok şehirde birden fazla dergi yayımlanıyor. Dijital mecralar ve matbaacılıktaki kolaylık sayesinde dergi çıkarmak, geçmişe göre daha ulaşılabilir bir hâle geldi.
Ancak, işin diğer yüzü de var. Dergilerin çoğalması, nitelik sorununu beraberinde getirdi. Artık bir derginin çevresinde toplanıp bir şiir ekolü kurulamıyor. Edebiyat tarihine damga vuran Servet-i Fünûn, Büyük Doğu, Diriliş, Mavera gibi ekol dergilerin işlevi bugün yitirilmiş durumda. Bugün hâlâ geçmişin büyük şairlerini konuşuyoruz; çünkü yeni gelenler bu seviyeye ulaşamıyor. Dergilerden "büyük şiir" çıkmıyor. Ben ortaokul birinci sınıftan beri dergi okuyan biriyim, yani 1979'dan bu yana. Bugün Hece, Varlık, İtibar, Karabatak, Bizim Külliye, Buzdokuz, Kitaplık, Edebiyat Ortamı gibi çizgisini koruyan dergilerimiz var ama kaç kişi okuyor? Türkiye'nin nüfusu oranıyla kıyasladığımızda bir iki bin adet basılan bu dergilerin okur sayısı tatmin edici bir noktada mı? Bütün bunları düşünmek, üzerinde durmak gerekir..
Edebiyat Ortamı maceram ise biraz tesadüflerle örülü. Sadık Yalsızuçanlar hocamız sağlık gerekçesiyle dergiyi bırakmak zorunda kaldığında, Mehmet Ali Bulut Bey benim adımı vermiş. Aslında 2025 yılı itibarıyla tamamen romana yönelmek gibi bir planım vardı. Dergilerde daha az görünmeyi, aklımdaki romanları yazmayı düşünüyordum. Ama Mehmet Ali Bey "Bu derginin devam etmesini istemez misin?" deyince, bu emaneti reddedemedim.
Yayın yönetmenliği ciddi bir sorumluluk. Elbette kendi çizgimi getirmem gerekiyordu. Daha önce İstanbul ve Urfa'da dergiler çıkardım; Helezon, Yaz-gı, Seyir ve Şanlıurfa dergileri. Hâlihazırda bir akademik derginin de başındayım. Bu tecrübeyle, Edebiyat Ortamı'nda her sayıda bir dosya konusuyla çıkmaya karar verdim. "Teoloji ve Edebiyat", "Arif Nihat Asya", "Ahmet Haşim" dosyaları ilgi gördü. Amacım, edebiyat dünyasında biraz gölgede kalmış, unutulmuş yahut hakkı teslim edilmemiş isimleri gündeme getirmek. Abdülhak Şinasi Hisar, Refik Halid Karay, Bahattin Özkişi, Samiha Ayverdi, Safiye Erol gibi. Ayrıca yaşarken kıymet verilmeyen ama vefat edince methiyeler düzülen edebiyatçılar için de dosyalar düşünüyorum. Vefa yaşarken gösterilmeli…
Alıntı için:https://www.kitaphaber.com.tr/benim-siirim-varoluscu-kavgaci-bir-siirdir-k7346.html































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.