Kurucu, konumlandırıcı ve koruyucu safhalardan oluşan, fıtrat düzenini hayata geçirerek gerçekleştirilen tarihin zaman, mekân ve ötesine uzanarak gerçeğe dönüştürdüğü bu üç tarz-ı ruhu, sırasıyla adalet, hakkaniyet ve merhamet kavramlarıyla özetleyebileceğimizi düşünüyorum.
Bu bağlamda daha önce yazdığım yazılarımda, adalet, hakkaniyet ve merhamet kavramlarının aslında Osmanlı ruhunu oluşturan yine sırasıyla dârü’l-İslâm (İslâm yurdu), dârü’s-selâm (selâm / barış yurdu) ve dârü’l-insan (insanlık yurdu) sütunları olduğuna dikkat çekmiştim…
Bu yazıda, bu üç tarih yapma tarzına, Osmanlı ruhunu oluşturan bu üç var edici sütuna, özgün bir tarih felsefesi, medeniyet felsefesi yaparak biraz daha felsefî bir derinlik katmak niyetindeyim.
ÜÇ TARZ-I RUH: ÜMMÎLEŞME SÜRECİNDEN ÜMMETLEŞME YOLCULUĞUNA YERYÜZÜNDE FITRAT DÜZENİNİN TESİSİ
İnsanlığı insanlığından uzaklaştırarak azmanlaştıran en yıkıcı putları, sinsi, kolaylıkla fark edilmeyen zihin putları, zihnin ayartıcı oyunlarıdır…
Zihin putları, insanın zihninin felçleşmesine, epistemik körleşme yaşamasına ve zamanla epistemik ve ontolojik köleye dönüşmesine yol açıyor.
Yazının devamı için:https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusuf-kaplan/nebevi-soluk-ve-osmanli-ruhu-veya-tarihi-yapan-uc-tarz-i-ruh-4792732































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.