• İstanbul 19 °C
  • Ankara 18 °C

D. Mehmet Doğan: "Âkif, Safahat başlıbaşına bir mektep."

D. Mehmet Doğan: "Âkif, Safahat başlıbaşına bir mektep."
D. Mehmet Doğan'la Anadolu Mektebi'nde yapılan Mehmed Âkif ve İstiklâl Marşı söyleşisi.
  1. 2021 yılının İstiklâl Marşı Yılı olarak ilân edilmesi ile ilgili görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

İstiklâl Marşı yüzüncü yılında… Türkiye’de hiçbir şiir/metin bu kadar uzun süre ilgi odağı olmadı. Değiştirilmedi, değiştirilemedi. Hatta dili sadeleştirilmedi, özleştirilemedi! Bunu sadece resmî millî marş olmasına bağlamak yeterince açıklayıcı olmaz. Marşın bir karakter abidesi olan şairi, olağanüstü ortaya çıkış hikâyesi, TBMM tarafından “ekseriyet-i azime” ile kabul edilmesi ve milletin bu metinde mutabık kalması işin özüdür.

  1. Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezi’nin kuruluş amacını açıklar mısınız? Sizce bu merkezin faaliyetleri planlandığı gibi gidiyor mu, yoksa planladığı ama henüz gerçekleştiremediği hususlar var mı?

Mehmed Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi’ni bin yıl süreceği iddia edilen 28 şubatın 10. Yılında kurduk. İstiklâl Marşı’nın kerhen okutulduğu, 10. Yıl Marşı’nın baştacı edildiği, Mehmed Âkif’in her fırsatta karalandığı bir dönemdi. Mehmed Âkif’in vefatının 70. Yılında anılması için valilere, rektörlere yazı gönderdik. Bir tanesi dahi cevap vermek cesaretini gösteremedi. Doğru bildiğimizi yapmak için tam zamanıydı. Mehmed Âkif bilgi şölenlerini başlattık. Bereketli bir başlangıç oldu. 9 bilgi şöleni yaptık hepsinin kitabını yayınladık, şimdi e-kitap olarak ulaşılabiliyor. Böylece yaklaşık 3.000 sayfalık bir Mehmed Âkif külliyatı ortaya çıktı. Merkezin asıl kuruluş sebebi, Mehmed Âkif ve İstiklal Marşı anmaları ile ilgili sürekliliği sağlamaktı. Bunu sağladık.

  1. Taceddin Dergahı’nın Mehmet Âkif üzerindeki tesirinden bahseder misiniz?

Mehmed Âkif’in Millî Mücadele yıllarında Ankara’nın bir maneviyat merkezinde bulunan bu mütevazı evde yaşamaktan mutlu olduğunu en yakın arkadaşları yazıyor. Cami, şadırvan, bahçe…Şair bütün İslâm âleminin geleceği için mücadele etmenin heyecanı içinde. Anadolu’daki mücadele başarıya ulaşacak, bütün âlem-i İslâma bu başarının sonuçları güç verecek. Şair için, heyecanını besleyecek çok güçlü bir gelecek ümidi var.

Âkif’in Ânkara’da yazdığı ilk şiir İstiklâl Marşı. Bu şiir Taceddin Dergâhı’nda yazıldı. Ondan sonra kaleme alınan Bülbül, Süleyman Nazife ve Leylâ Şiirlerini de burada yazdı. Şiir tarihimizde bu mekânın müstesna bir yeri var.

  1. Mehmet Akif verdiği vaazlarında, Anadolu gezilerindeki sohbetleri ve Sebilürreşad dergisindeki yazıları ile Milli Mücadele’de yeise, umutsuzluğa düşülmemesi gerektiğini belirtir. Akif’in umudunu diri tutan inancını nasıl açıklarsınız?

“Âkif inanmış adam!” Nazım Hikmet böyle diyor, aynı inanca sahip olmadığını belirtmek ihtiyacını duyarak! İnanmasaydı, bu mücadelenin içinde olmazdı. Bu inancın derin kökleri var. Sebilürreşad’ın Ankara’da yayınlanan ilk nüshasının manşeti: Ye’se düşün Müslüman değildir!

Bu azim ve kararlılıkla üzerine düşen her şeyi yapıyor. Konuşuyor, vaaz ediyor, dergi çıkarıyor, şiir yazıyor. İmanındaki kavilik bilindiği için, Millî Mücadele’nin en zor zamanında ondan İstiklal Marşı’nı yazması isteniyor. O da bunu vazife olarak kabul ediyor ve yazıyor.

  1. Safahat’ı gençler nasıl okumalı? Bu konuda tavsiyeleriniz nelerdir?

Safahat gençlerden her geçen gün biraz daha uzaklaştırılıyor. Şiire dokunamayanlar dili değiştirilerek gençler için anlaşılmaz bir metin haline getiriliyor. Elbette bu sadece Âkif ve Safahat için sözkonusu değil. Fakat İstiklâl Marşı ve Safahat bizim vazgeçilmezimiz. Bu yüzden dilin bu başdöndürücü değişiminden daha fazla rahatsız oluyoruz.

Gençler önce Safahat’tan seçmeler okumalı. Tabii açıklayıcı metinleriyle beraber. Bugünün diline aktarılmış Safahat’lar gerçek metni okumadan uzaklaştırıyor. Kolaya kaçılıyor.

  1. Safahat’ın yalnız altıncı kitabında değil, tüm bir Safahat’a sinen Asım’ı anlatır mısınız?

Âsım bahsi uzun! Safahat’ın 6. kitabı olan Âsım’ın edebiyatımızda müstesna bir yeri vardır. Âsım, neredeyse bütün edebiyat tarihçileri, araştırmacıları tarafından Mehmed Âkif’in olgunluk eseri, şaheseri olarak kabul edilmektedir. Hep hayatın içinden konuşan şair, bu eserinde Birinci Dünya Savaşı’nı arkaplana alarak düşüncelerini ve toplum tasavvurunu ortaya koymaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın bizim için mühim olduğu kadar bütün dünya tarihi için önemli olan bir sahnesi, Çanakkale ve Çanakkale’de savaşan gençlik Mehmed Âkif’in esas konusudur.

Millî şairimiz, bu kitabında bir gençlik modeli ve projesi ortaya koymaktadır. Aklı fikri yerinde, bilgili, müsbet ilimlere vâkıf, ama maneviyatı da kuvvetli ahlâklı bir gençlik. Bu gençlik, fizikî gücünü manevî gücüyle birleştiren “bütün insan” demektir. Döneminde pozitivizmin tesiriyle, insanın sadece maddesine, fiziğine yönelik gençlik projeleri revaç bulurken, Mehmed Âkif bu eserinde bütünü gözeten modelini Âsım karakteri etrafında çizmiştir.

Âsım, manzum bir sahne eseri olarak okunabilir, çünkü baştan sona karşılıklı konuşmalardan ibarettir. Zaman zaman sahne ve arkaplan da çizildiğinden okuyucu kendini bir tiyatroda farz edebilir. Eserin asıl kahramanı Âsım, sürekli kendisinden bahsedilen bir karakter olmasına rağmen eserin sonunda sahneye çıkar, Âkif’le konuşur, tartışır ve sorumluluk sahibi bir genç olarak tahsilini tamamlamak üzere Avrupa’ya gitme sözü vererek perdeyi kapatır.

Şair hâkim karamsarlık havası içinde geleceğe yönelik ümidini Âsım’da ortaya koyar. Gençlik üzerinden verilen ümid mesajının, kitap yayınlandıktan sonra keskin bir değişim sürecine sokulan Türkiye’nin gerçeklerine tekabül ettiğini söylemek mümkün değildir. Yeni rejimin Âsım modeline değil, Tevfik Fikret’in Halûk modeline eğilimli olduğu açıktır.

Şair perdeyi geleceğe yönelik ümit verici mahiyette hareketle kapatırken, güçlü bir devam etkisi uyandırmıştır. Gerçekten şairin programında Âsım’ın devamını yazmak da vardır.

Âsım, 1918’de tefrika şeklinde yayınlanmaya başlanmış, nihayet son bölüm, ki Çanakkale şehidleri olarak bilinen kısmı da ihtiva eder, temmuz 1924’te çıkmıştır. 1924 ağustosunda Âsım kitap olarak yayınlanır.

Âkif Âsım’dan önce adı konulmamış bir gençlik tasavvuru üzerinden konuşur. Şiirlerinden bunu takip etmek mümkündür. Çanakkale Savaşı sırasında karakterin adı konulmuştur. Âkif artık belirsiz bir gençlik tahayyülü değil adı sanı olan bir gençlik tasavvuru ortaya koyar. Âsım’dan sonraki şiirlerinde de bu tasavvuru besleyen unsurlar bulunabilir.

  1. Safahat’ın son kitabı Gölgeler’i Mısır yıllarında yazdığını biliyoruz. Sizce ülkesinden uzak kalışındaki hislerini Gölgeler’deki şiirlerine yansıtmış mıdır?

Gölgeler kitabındaki şiirlerin çoğu Mısır’da yazılmamıştır, Gölgeler Mısır’da yayınlanmıştır. Şair şiirlerini Türkiye’ye göndererek yayınlatmak yolunu tercih etmemiş görünüyor. Gönderse idi, o zamanın şartlarında yayınlanabilir miydi? Bu soruya müsbet cevap vermek çok zor. Bu sebeple, bütün zorlukları göze alarak kitabı 1933’te Kahire’de bastırmıştır. Bu kitaba alınan şiirlerin bir kısmı, daha eski tarihlidir. Milli Mücadele döneminde Ankara’da yazdığı şiirler de bu kitapta yer alır. Âkif’in Mısır’a gidiş psikolojisini en iyi yansıtan şiirleri Vahdet, Gece, Hicran ve Secde’dir. Bunlar Mehmed Âkif’in farklı bir muhtevaya sahip şiirleridir. Mısırla ilgili veya orada yazdığı başka şiirleri vardır ama Âkif bu şiirlerinde bildiğimiz, alıştığımız Âkif’dir.

  1. Safahat’ın en çok hangi bölümü sizi etkiliyor?

Hangi birini sayayım?

  1. Mehmet Akif’in aruzdaki ısrarını nasıl açıklarsınız? Ahenk endişesi mi yoksa başka bir sebebi mi var?

Aruzla yetişen nesiller başka bir vezni, ölçüyü benimseyemiyor. Onun tadını, zevkini başka bir şeyde bulamıyor. Aruz bütün hayata hâkim olan bir âhenk, hatta düzen tesiri uyandırıyor. O zamanın insanları aruzla sadece şiir yazmıyor, konuşurken bile aruzlu konuşuyor. Hayatın ahengini aruzda buluyorlar, onlar için şiiri şiir yapan da aruzdur.

 

  1. Günümüzde Mehmet Akif’in gençler tarafından doğru anlaşıldığını düşünüyor musunuz? Cevabının hayır ise bu konuda neler yapılmalıdır?

Fazla anlaşılmadığını düşünüyorum. Bugün Âkif’in anlaşılması zor ve zahmetli bir iş. Şiirlerini anlayarak, tefekkür ederek okumak, hazmetmek gerekiyor. Bugünün sanal âlem tutkunları için bu çok zor bir iş. Ayrıca Âkif’in hayatını ve hakkında yazılanları en azından seçerek okumak lâzım. Âkif, Safahat başlıbaşına bir mektep. Bu mektepte okumaya azmetmek gerekiyor.

 

Bu haber toplam 242 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim