• İstanbul 16 °C
  • Ankara 13 °C

Doç. Dr. Mehmet Güneş: Nesillere Öncü Üç İdealize Şahsiyet Abidesi: “Âsım”, “Gül Yetiştiren Adam” ve “Yedinci Oğul”

Doç. Dr. Mehmet Güneş: Nesillere Öncü Üç İdealize Şahsiyet Abidesi: “Âsım”, “Gül Yetiştiren Adam” ve “Yedinci Oğul”

Mehmed Âkif Ersoy’un Âsım adlı manzum piyesinde idealize edilen “Âsım”, Rasim Özdenören’in Gül Yetiştiren Adam anlatısında değerlerine karşıt yönde kurulan yönetim biçimine/sistemine karşı sessiz/edilgen direniş gösteren “Gül Yetiştiren Adam” ve Sezai Karakoç’un “Masal” şiirinde modern Batı uygarlığı karşısında direniş gösteren şahsiyetlerin somutlaşmış hâli olan “Yedinci Oğul”’un ortak yönü, nesillerin sembolü olmalarıdır. “Yedinci Oğul”un hangi nesli temsil ettiği biraz daha öznel yargılara dayanmasına, bu konuya ilişkin farklı yaklaşımlar bulunmasına karşın, Âsım ve Gül Yetiştiren Adam’ın temsil ettiği nesil(ler) daha belirgindir.

Âsım ve Gül Yetiştiren Adam belirli tarihî süreci konu alan kurgusal metinler oldukları için eser kişileri Âsım ile Gül Yetiştiren Adam da on dokuzuncu asrın sonunda ya da yirminci asrın başında doğup Balkan Savaşlarına tanık olan, I. Dünya Savaşında ve Milli Mücadelede muhtelif cephelerde bulunan, Çanakkale Muharebelerinin ve Milli Mücadelenin zaferle sonuçlanmasını sağlayan neslin temsilcileridirler. Âsım adlı manzum piyeste “Çanakkale Şehitleri” adına okunan monolog/tirat, “Gül Yetiştiren Adam”ın manifestoya dönüşen monoloğu, Yedinci Oğulun modern Batı uygarlığına karşı tepkisel mahiyetli sözleri, birbirini tamamlayıcı bir bütünün parçalarıdırlar. Üç farklı şair/yazarın metinlerinde üç farklı şahsiyetin dilinden ifade edilen manifesto nitelikli konuşmalar/monologlar, değerlerine bağlı, sorumluluk bilincine sahip Müslüman Türk milletinin duygu ve düşüncelerini özgün bir üslupla yansıtan modern belagat metinleri olarak nitelendirilmeye müsaittirler.

Mehmed Âkif, Âsım adlı manzum piyesinde idealize ettiği nesli Âsım’ın şahsında sembolleştirir. Manzum tiyatrodaki Hocazade’nin Mehmed Âkif’i, Köse İmam’ın Âkif’in babasının öğrencilerinden Ali Şevki Efendi’yi, Emin’in de Âkif’in oğlu Emin’i temsil ettiği iddia edilirken, Köse İmam’ın oğlu Âsım’ın tarihî gerçeklikte bir karşılığı yoktur. “Çanakkale cephesinde savaşmış, yaralanmış, gazi olmuş gençlerin timsali”[1] olan Âsım; Âkif’in görmek istediği/idealize ettiği Müslüman Türk gençliğinin sembolüdür. Nasıl ki tarihî gerçeklikte Mehmed Âkif, 1900’lerin başında doğan Müslüman Türk gençliğine önemli görev yüklemişse, kurgusal gerçeklikteki Âsım’a da Hocazade büyük görevler yükleyerek Âsım’ın neslinin büyük atılımlar yapacağına inanır. Köse İmam ise -genç-maceraperest

İttihat ve Terakki yönetiminin yarattığı hayal kırıklığının tesiriyle olsa gerek- Hocazade’nin umudunun biraz ütopik olduğunu düşünür. Hocazade’nin Âsım’ın nesline çok fazla güvenip umut bağlaması ve istikbali Âsım’ın neslinin şekillendireceğine yürekten inanması, onların Çanakkale Muharebesini zaferle sonuçlandırmalarından ileri gelir. “Âsım’ın nesli. diyordum ya... nesilmiş gerçek: / İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek” diyen Hocazade, uzun monoloğuyla Âsım’ın şahsında Çanakkale Muharebesinde savaşan Mehmetçiğe övgüler düzer:

Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar...

O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,

Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yârab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdad inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i.

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitab.

Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.

“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;

Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namiyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle; (.)

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.[2]

Âsım’ın neslini böylesine yürekten savaşmaya sevk eden şüphesiz ki iman gücüdür. Âsım’ın nesli sadece Hakk’a ve hakikate secde eder, yalnızca Allah’ın buyrukları karşısında eğilir. “Âsım, İslam’ın ve insanlığın kurtuluşudur, saadetidir.”[3] Hocazade; az sayıda bir orduyla, çok büyük düşman kuvvetlerine karşı zafer kazanılması dolayısıyla Çanakkale Zaferini, Bedir Zaferine benzer. Her iki ordu da Allah’tan başkasının buyrukları karşısında eğilmemiş, her ikisi de İslam’ın var olması için savaşmıştır. “Bedir’de, yeni doğmakta olan bir dinin ölüm-kalım savaşı verilmiş”; “gazi ve şehit olanlar tevhidi kurtarmışlardır”.[4] Çoğu yönüyle Bedir savışına benzeyen Çanakkale muharebelerinin kazanılması da Âsım’ın neslinin azmi sayesinde olmuştur. Bu neslin bir kısmı Çanakkale Muharebelerinde şehit düşerken geride kalanlar da Milli Mücadeleyi zaferle sonuçlandırır.

Âsım; Çanakkale cephesinde akranlarının şehit olmasıyla gurur duyarken, onların hayatlarının baharlarında ölmesine üzülür. Bu nedenle sokakta açıktan alkol tüketilip uygunsuz eylemde bulunulması; Ramazan günü bazı insanların oruç tutmadıkları gibi sigaralarının dumanını oruçlu kişilerin üzerine üflemesi Âsım’ın tepkisini çeker. Âsım’ın bu kişilerle sürekli kavga etmesi babası Köse İmam ve kız kardeşi Melek’i tedirgin eder. Âsım, şahsiyetini babasından tevarüs etmiştir. Babası da “zalimler” olarak nitelendirdiği İttihat ve Terakki yönetiminin haksız uygulamalarına ve onlara övgüler düzenlere karşı tepkisini şu şekilde dile getirir:

Ağlasın milletin evladı da bangır bangır, Durma hürriyeti aldık diye, sen türkü çağır! Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövememem Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta, boğarım...

Hocazade’nin boğmasının zor olacağını söylemesi üzerine monoloğunu şu şekilde devam ettirir:

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir âşığım istiklâle, Bana hiç tasmalık etmiş değiş altın lâle. Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boynum. Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim. Adam aldırma da geç git diyemem aldırırım Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım. Zâlimin hasmıyım amma severim mazlumu. İrticaın şu sizin lehçede manası bu mu?[5]

Haksızlık/adaletsizlik karşısında şahsiyet sahibi çoğu insanın tavrı benzer olacaktır. Köse İmam, zalimler olarak gördüğü İttihat ve Terakki karşısında eğilmeyerek, onların uygulamalarına tepkili davranarak başkalarından farkını gösterir. Köse İmam’ın dilinden aktarılan bu monolog/tirat aslında Mehmet Âkif’in şahsiyetini de yansıtır. Orhan Okay, Köse İmam’ın Âkif’in “Çanakkale Savaşlarına kadar bedbin olan ruh hâli[ni]”; Hocazade’nin ise “Çanakkale Savaşlarını görerek ümitsizlikleri imanla değiştiren ruh hâli[ni]” temsil ettiğini söyler.[6] Âkif, başka kurgusal eserinde yaptığı gibi bu manzum tiyatroda da fikirlerini ve bakışını bazen kendisini temsil ettiği iddia edilen Hocazade’nin, bazense Köse İmam’ın dilinden aktarır. Şahsiyet abidesi olarak sunulan Âsım, babasından/atalarından onurlu bir duruş, inancına uygun bir biçimde yaşama, bedeli ne olursa hep mazlumun yanında olma vb. kişilik özelliklerini tevarüs eder. Manzum hikâyelerinde de natüralist akımın tesiri açık biçimde görülen Âkif, Âsım’ın şahsiyetinin şekillenmesini soya/ırkına çekimle açıklar. Bu bağlamda Köse İmam, şahsiyet sahibi, cesur olgun neslin; oğlu Âsım da heyecanlı genç neslin sembolüdür. Köse İmam, halkı yalan vaatlerle kandırarak II. Meşrutiyeti ilan edip baskı ve zulümler yapan, cinayetler işleyen İttihat ve Terakki yönetimine tepkilidir. Âsım da babasına benzer, şuursuz ve ahlaka karşıt yönde davrananlara gerekli tepkiyi gösterir.

Hocazade ile Köse İmam’ın ilişkisinde, Köse İmam bilge kişi ya da yönlendirici konumda iken; Hocazade Âsım ilişkisinde ise Hocazade bilge kişi olup Âsım’ı olumluya/ideale yönlendirir. Hocazade; Âsım ve arkadaşlarının/neslinin toplumsal inkılap/değişimi gerçekleştirmesinin yolunun “Bâbıalileri basmak, adam asmakla değil” eğitimle olacağını telkin eder. Bu nedenle Âsım’ın Avrupa’ya gidip kısa sürede yoğun bir eğitim alması gerekmektedir. Bu fikir sadece Hocazade’ye ait olmayıp Âsım’ın babası Köse İmam ve kız kardeşi Melek de aynı fikirdedir. Hocazade, Köse İmam ve Melek, Müslüman Türk toplumumun sözcüsüdürler, o tarihlerde halk tüm umudunu genç, şuurlu nesle bağlamıştır. Daha önce Avrupa’ya giden yitik nesillerin trajik hikâyelerini dinleyen, onlardaki değişime tanık olan Hocazade, Âsım’ı Avrupa’nın/Batı medeniyetinin sadece ilmini taklit edip özünü koruması hususunda da uyarır:

Sade Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.

O çocuklarla beraber gece gündüz, didinin;

Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin.

Fen diyarında sızan nâ-mütenâhî pınarı,

Hem için, hem getirin yurda o nâfî’ suları.

Aynı menba’ları ihyâ için artık burada,

Kafanız işlesin, oğlum, kanal olsun arada.[7]

Âsım’ın neslinden önce Avrupa’ya birçok kişi eğitim amacıyla gönderilmiştir. Ne yazık ki başta Tevfik Fikret’in oğlu Haluk olmak üzere, bunların büyük çoğunluğu Batı’ya bütünleşmiş özüne yabancılaşmış, millî değerlerini ve kültürünü küçümsemekten öteye bir bakış açısı kazanamamıştır. Âsım’ın neslinden beklenen ise Batı’nın bilim ve tekniğini öğrenirken özüne/İslami duyarlılığa bağlı kalmalarıdır.

Âsım’ın şahsında somutlaşan nesil, Çanakkale Muharebesinde olduğu gibi, Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasında büyük rol üstlenmiştir. Ne yazık ki Milli Mücadele’den sonra ülkenin biçimlenmesinde Âsım’ın sembolize ettiği kesim, saf dışı bırakılmıştır. Bu bağlamda Sezai Karakoç’un tespitleri çarpıcıdır:

“Savaş kazanıldı ve Anadolu kurtarıldı. Savaş başlayıncaya kadar ortalığı sesleriyle dolduran Batıcılar olduğu hâlde, savaş içinde, ateş hattında hep İslamcılar konuştu; tek aksiyon onlarındı. Ama savaş bitince yani devletin alacağı biçim ve yeni Türk toplumuna verilecek şekil söz konusu olunca, yine ortaya dökülen ve liderleri çevreleyen Batıcılar oldu ve devrimlere karakterleri onlar verdi.”[8]

Millî Mücadele’den sonra Âsım’ın nesli saf dışı bırakılırken “Gül Yetiştiren Adam”ın arkadaşlarının birçoğu ya tutuklanmış ya da idam edilmiştir. Âsım, sokakta dinî ve ahlâkî değerlere karşıt yönde eylemde bulunan/tavır sergileyenleri görünce arkadaşlarının/neslinin Çanakkale’de onlar için mi öldüğünü düşünüp öfkesini kontrol edemez. Gül Yetiştiren Adam da Millî Mücadele’de büyük yararlılıklar gösteren arkadaşlarının idam edilmesi ya da ötekileştirilmesi üzerine hayat karşısında karamsar bir tavır alır. Gül Yetiştiren Adam; Millî Mücadele’de etkin rol üstlenen Âsım’ın neslinin hayal kırıklığı yaşamış, ötekileştirilmiş, küstürülmüş hâlidir.

Âsım ve onu yönlendiren Hocazade ne kadar umutlu ve iyimserse, aynı nesli temsil eden Gül Yetiştiren Adam ise o kadar umutsuz ve karamsardır. Eşref Edib’in aktardığı bilgilere göre Âkif, Âsım’ın devamını yazmayı düşünüp zihninde planı dahi hazırlar. Âsım Avrupa’dan döndükten sonra Kurtuluş Savaşı’na katılacaktır. Bu eserde Milli Mücadele’nin evreleri ayrıntılı biçimde anlatılacaktır. “Gösterdiği kahramanlıkla yükselecek” Âsım, “Bütün Şark milletlerine örnek” olacaktır.[9] Rasim Özdenören’in Gül Yetiştiren Adam anlatısı da tam bu noktada başlar. Genç heyecanlı Âsım’ın neslinin devrimlerden sonra sergilediği tavrı, şair/ yazarlar eserlerinde farklı bakış açılarından yansıtırlar. Genç heyecanlı Âsım ya devrimleri görmeden ya da gördükten sonra sahneden çekilir/ölürken; nesildaşı Gül Yetiştiren Adam uzun bir süre sessiz direniş sergiler; diğer bir nesildaşı olarak nitelendirilmeye müsait olan Atik Valde şiirinin öznesi de kayıtsız bir tavır almakla birlikte değerlerine uygun yaşayamadığı için ıstırap duyar.[10] [11]

Millî Mücadele’de yurdu, bağımsızlığı ve inançları uğrunda büyük mücadele veren Gül Yetiştiren Adam11 ve dava arkadaşları; Cumhuriyet’in ilânı sonrası gerçekleşen devrimlerle değerlerinin yok edilmesi, birkaç yıl önce uğruna savaşılan değerlere sahip olmanın artık suç sayılması üzerine hayata küser. Gül Yetiştiren Adam, kendisinin ve dava arkadaşlarının kandırıldığına/aldatıldığına hükmeder. Ona göre, Milli Mücadele döneminde neyi kovmak için savaştılarsa, savaştan sonra o zihniyet ve paradigmalar ülkeye hâkim olur:

“Savaşırken bir şey elde edeceğine inanıyorsun ölmekle, barış zamanındaysa bu yok işte. O zaman savaşta ölmek kolay oluyor, barıştaysa zor. Ölümü göze almakla elde etmek istediğimiz bir şey vardı bizim de, savaşırken... savaştan sonra baktık ki, onlar için savaşmamışız. İşte insanın zoruna giden bu oluyor. (...) Mesele yalnızca bu değil tabiî. Bizi aldatanlara karşı bir şeyler yapmamız gerekirdi, yapamadık. Bilmem, belki de bunun utancına katlanamadım, onun için eve kapandım. (.) Hiçbir şey yapamadığıma inanmak daha doğru olur. En doğrusu belki nankörlüğe katlanmış olduğumuzu söylemektir. Bu da iyi bir şey değil açıkçası. (.) asıl önemlisi, en önemlisi, savaştan sonra olup bitenlere bulaşmak istemedim.”[12]

Millî Mücadele’de gösterdiği kahramanlık ve yararlılıklar, hiçe sayılarak önemsiz hatta suçlu gibi görülen Gül Yetiştiren Adam, Cumhuriyet dönemindeki devrimlerde ve kendince yanlış uygulamalarda etkin olmadığını düşünerek rahatlasa da sürekli vicdani hesaplaşma yaşar. Arkadaşları “kelle ver[irken]” kendisinin bir yerlerde gizlenmesinin “korkaklık” ya da “kaçaklık” olduğunu düşünüp onlara imrense de durup dururken “kelleyi ipe uzatma[nın]” yararsız olacağının farkındadır. O yıllarda “direnişler katı yöntemlerle sindirilmiş, savunmasız bırakılmıştır.”[13]

Gül Yetiştiren Adam tam elli yıl, şehrin dışında kalan evine kapanır. Kesin ifadelerle belirtilmemekle beraber, Maraş olduğu tahmin edilen şehirdeki değişimi evinden izler. Ziyaretine gelen torunu ve gelini dışında kimseyle iletişim kurmaz. Gül Yetiştiren Adam, kendisini toplumdan soyutlamakla birlikte tamamen inzivaya çekilmez, çünkü karakteri ve inancı buna müsait değildir. “Peygamberimiz güzel kokuyu severlerdi.” diyen Gül Yetiştiren Adam, kendisine önder kabul ettiği Peygamber Efendimizin sembolü olan güller yetiştirir. Elli yıl evine kapanıp sessiz eylem yapan Gül Yetiştiren Adam, torununun ısrarı üzerine bir sabah namazını camide kılmaya karar verir. Camide karşılaştığı manzara/durum onu şaşkına çevirir. Değişen değer yargıları, Müslüman Türk halkında birçok değişim yaptığı gibi onların kıyafetini, ibadet ediş tarzını da etkilemiştir. Öyle ki cami olabildiğince boş olup içerisinde fötr şapkalılar da vardır, sakalsız olan imam namazdan sonra sarık ve cüppesini de çıkarır. Gül Yetiştiren Adam, cemaatteki değişime oldukça beliğ bir üslupla sert tepki gösterir:

"İnsanlar (...) İnsanlar (...) Ey cemaat-i Müslimîn (...) Ey cemaat-i Müslimîn ve gâfilîn.. (...) Sizler Nasranîmisiniz? (...) Yoksa Mecusi misiniz? (...) Hangi millettensiniz? (...) Şimdi namazdan çıktığınıza göre siz İslam milletindensiniz, (.) Ama bunu ispat edebilir misiniz? Siz buraya, camiye namaz kılmaya geldiğinize göre İslam’a uygun insanlarsınız? Fakat hani İslam’ınız? (.) Allah celle celâluhû (.) .sizden öncekileri niçin helak etti biliyor musunuz? (.) çünkü onlar kâfirlere benzemeye başlamışlardı. Kardeşlerim! (.) .içinizdeki İslam’ı gösterin. Çünkü İslam, sizin üzerinizde görünmek ister. İman gizlidir, İslam açık. İman kalptedir, İslam zahirde. İslam şeriatsa, şeriat sizin amellerinizde görünmek ister. (.) Söz çok, ama sözlerle oyalanacak vakit yok. Hani amelleriniz? Benim gibi zamanın uzaklarından gelmiş bir garip sizi şu hâlinizle görse, vallahi size Müslümanlar demezdi. Sizler namaz kılan Nasranîlere benziyorsunuz. Namaz kılıyorsunuz ama görünüşünüz Nasranîler gibi. Kardeşler! Dışı kâfire benzeyen insanın içi de ona benzemeye başlar. Söz çok, ama uzatmaya gerek yok. Dönüş yakındır... O’na döneceğimiz gün yakındır, pişmanlığın fayda vermeyeceği dem gelmeden hemen tevbeye sarılın. Allah’tan korkun. Dediklerimi anlamaya çalışın. O gün, hakîr ve zelil insanlar olarak Allah’ın huzuruna çıkmak ister misiniz? Kâfirleri dost edinenler ve onlara benzemek isteyenler onlardan olur. Onlar zalimlerdir. Zalimler olarak huzura varmak ister misiniz? Sözlerimi düşünün. Boşa konuşmadığımı anlayın. Haydi herkes şimdi işinin başına, siz Allah’tan sizi korumasını dilerseniz Allah sizi korur.”[14]

Elli yıl evine kapanıp sessiz/edilgen bir direniş sergileyen “Gül Yetiştiren Adam” dış dünyayla ilk iletişime geçtiğinde manifestoya dönüşecek konuşmasını yapar. Gül Yetiştiren Adam’ın kendisinden “Zamanın uzaklarından gelmiş bir garip” şeklinde söz etmesi, Ashab-ı Kehf bağlamında düşünüldüğünde dikkate değerdir. Tek parti döneminde Âsım’ın nesli de tıpkı Ashab-ı Kehf gibi inzivaya çekilir, sessiz kalır. 1950’lerden sonra yeni bir uyanış başlar. Fakat bu süreçte ciddi yıpranmalar olur, olumsuz yönde değişimler gerçekleşir. Bu bağlamda Gül Yetiştiren Adam’ın belagat sanatının güzel bir örneği olan konuşmasındaki “Benim gibi zamanın uzaklarından gelmiş bir garip sizi şu hâlinizle görse, vallahi size Müslümanlar demezdi.” cümlesinin üzerinde durulması gerekir. Rasim Özdenören, Hasan-ı Basri hazretlerinin Tabiin dönemini Ashab-ı Kiram’la karşılaştıran şu sözünü anıştırır: “Yetmiş Bedir gazisine yetiştim... Siz onları görseydiniz deli sanırdınız; onlar da sizin iyilerinizi görselerdi, artık ahlakın kalmadığına hükmeder, kötülerinizi görselerdi bunların hesap gününe bile inanmadıklarını söylerlerdi.”[15] Gül Yetiştiren Adam’ın beliğ konuşmaları, bir bakıma Hasan-ı Basri Hazretlerinin sözlerinin yorumudur.

Millî Mücadele’de Âsım’ın nesli/Gül Yetiştiren Adam ve arkadaşları, inançlarına uygun biçimde yaşamak için savaşmışlardır. Ancak savaştan sonra durum, onların beklentilerinden çok farklı olur. Elli yıl sonra toplumun içine giren Gül Yetiştiren Adam, Cumhuriyet döneminde İslâmiyet’in yaşanma şeklinin dahi Batılı biçim aldığını fark eder. O nedenle cami cemaati için “Namaz kılan Nasranîler” benzetmesi yapar. Nasranî benzetmesinden hemen etkilenen cami cemaatinden Ökkeş Usta ve Bekir Efendi gibi kişiler, yaşama tarzlarını sorgular; bir kişi de başından şapkasını çıkarıp avucunun içinde buruşturarak sıkar. Bu tavır/eylemler göstermektedir ki Gül Yetiştiren Adam’ın çığlığının ve manifesto niteliğindeki konuşmasının etkisiyle halk, duruş ve bakış açılarını sorgulayamaya başlayacaktır. Gül Yetiştiren Adam’ın görüş ve tepkilerini açık ve cesurca ifade etmesi, halkı isyana teşvik ettiği gerekçesiyle seksen yaşında tutuklanmasına neden olur. Ne yazık ki Müslümanca duruş sergilemekte kararlı davranan Gül Yetiştiren Adam, yıllar sonra bedel ödemek zorunda kalır. Gül Yetiştiren Adam’ın manifesto nitelikli konuşması, yıllardır içindeki biriken öfkenin patlaması, ışığın alevlenmesidir. Bu ışık, o tarihten sonra -zaman zaman baskı/darbelere maruz kalsa da- kolay kolay sön(dürüle)mez.

Gül Yetiştiren Adam’ın cemaate tepkisi ve tutuklanması da İslamcı kesimin 1950 sonrası verdiği mücadeleleri, inanç ve eylemleri dolayısıyla ödedikleri bedelleri sembolize eder. Hikâyedeki dede-torun ilişkisi dikkatle okunduğunda torunun, “Büyük Doğu”, “Diriliş” neslini, “Mavera” hareketini de sembolize ettiği görülecektir. Yetmişli yaşlardaki Gül Yetiştiren Adam’ın yanında torunu Ahmet’in bulunması, farklı neslin birbiriyle iletişim kurması “Bir devamlılık motifi olarak” belirir.[16]

Âsım’ın tavır ve eylemleri, çoğunlukla Çanakkale muharebelerini ve Millî Mücadele’yi zaferle sonuçlandıran neslin umutlu ve iyimser yönünü temsil eder. Gül Yetiştiren Adam’ın başlangıçtaki/Millî Mücadele günlerindeki eylem ve tavırları da çoğu yönüyle Âsım’dan farksızken, Millî Mücadele sonrası kendilerine uygulanan muamele ve yöneltilen bakış açısıyla onun ve temsil ettiği kesimin son derece ümitsizleştiği görülür. Âsım’ın Çanakkale muharebesi bitmekle birlikte I. Dünya Savaşı devam ederken sokaklarda ve toplu taşıma araçlarında karşılaştığı (olumsuz/şuursuz) insan manzaraları karşısında -daha sonra Gül Yetiştiren Adam’ın ruh hali kadar olmasa da- karamsarlaştığı, öfkelendiği görülür. Henüz öteki muamelesi görmemiş Hocazade, ülke ve milletin geleceğinden çok umutlu olduğu için Âsım’ı da umutlandırır. Âsım’ın akranı ya da nesildaşı olarak nitelendirilebilecek olan Gül Yetiştiren Adam da Milli Mücadele günlerinde umut dolu/iyimser iken, sonrasında hep umutsuz/karamsardır.

Sezai Karakoç’un “Masal” şiirindeki “Yedinci Oğul”un, Âsım ve Gül Yetiştiren Adam’ın bir nesil sonrasını sembolize ettiği söylenebilir. Sezai Karakoç “Masal” şiirindeki her bir oğulla Şark insanının Batı uygarlığıyla ilişkisini anlatır. Şiir sembolik olarak okunduğunda ilk oğulun Batı’ya gidişi, Osmanlı’nın henüz gücünü yitirmediği dönemlerde Avrupa’ya elçilerin gidişini ve orada karşılanışını hatırlatır. Güzel bir Batılı kız tarafından büyülenen ikinci oğul, Batı’nın maddi değerlerine kapılan nesilleri sembolize eder.[17] Üçüncü oğulun yazgısı -başta Almanya olmak üzere- Avrupa’nın muhtelif ülkelerine nafaka temini için giden Şark/Türk insanının trajedisiyle benzeşir. Dördüncü oğulun tavrı Jön-Türkleri andırırken, altıncı oğul ise bohem hayatı benimseyen Türk aydınına benzer. Yedinci Oğul ise yıllarca susturulup gün geldiğinde içinde biriktirdiği öfke ve tepkisini boşaltan Şark insanının sembolüdür.[18]

Babasının mücadelesini devam ettirmekte, altı kardeşini yutan Batı medeniyetinden hesap sormak ya da ondan intikam almakta kararlı olan Yedinci Oğul, özünü kaybetmemek için Allah’a dua eder. Batı uygarlığıyla tek başına mücadele etmesinin, onu yenmesinin mümkün olmayacağının farkında olmakla birlikte, eylemsiz/tepkisiz kal(a)maz. O durduğu yeri oyup çukur kazıp yarı beline kadar çukurun içinde kalırken, etrafında da büyük bir kalabalık oluşur. Yedinci Oğul belagat sanatının en güzel örneklerinden biri olan tiradını söyler:

Batılılar

Bilmeden

Altı oğlunu yuttuğunuz

Bir babanın yedinci oğluyum ben

Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden

Babam öldü acılarından kardeşlerimin

Ruhunu üzmek istemem babamın

Gömün beni değiştirmeden

Doğulu olarak ölmek istiyorum ben

Sizin tek ama büyük bir gücünüz var:

Karşınızdakini değiştirmek

Beni öldürseniz de çıkmam buradan

Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki

Fakat değişmeyecek ruhum[19]

Gül Yetiştiren Adam’ın beliğ konuşması, Müslüman toplumda/cami içinde gerçekleştirildiği için anında tesirini gösterir, Sezai Karakoç’un “özlediği ideal insan tipini temsil ede[n]”[20] Yedinci Oğulun çığlığı ise, zaman içinde manifestoya dönüşecektir. Yedinci Oğul bedensel yok oluşu kabullenir, ancak ruhî yok oluşu kabullen(e)mez. O, yıllarca susturulup gün geldiğinde içinde biriktirdiği öfke ve tepkisini boşaltan Şark insanının sembolüdür. Baskılar, tesirler, taklitler nedeniyle ailesinin, akrabalarının, halkının öz değerlerinden koparılışına tanık olan şuurlu Şark insanının tavır ve duruşu da Yedinci Oğuldan farklı olmayacaktır. Onu seyredenlerin, ününü işitenlerin onun eylemini yadırgaması olası olmakla birlikte, onun bu kararlılığı ve eylemi nesiller için bir meşale olacaktır. Yedinci Oğul, her türlü baskı ve engele karşın özüne/inançlarına bağlı yaşamayı başaran Doğu insanını sembolize eder. Batılıların, Batıcıların baskı ve telkinlerine rağmen Doğu’nun sönmeyen manevi ruhu sadece Doğu’yu değil Batı’yı da aydınlatacak, Batılıların da huzur bulmasında yardımcı olacaktır. Sezai Karakoç bu gerçeği şu şekilde ifade eder:

O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı

Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan âciz kaldı

Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar

En onulmaz yarası olanlar

Ta kalplerinden vurulmuş olanlar

Yüreğinde insanlıktan bir iz taşıyanlar.[21]

Sezai Karakoç, Yedinci Oğulun sembolik olarak kutsallaşmasını/ebedileşmesini türbe imgesiyle ifade eder. Folklorik unsurlara şiirlerinde geniş yer veren şair, bu şiirde de folkloru sembole dönüştürür. Yedinci Oğulun eylemini gösterdiği yer, şark insanının eyleme geçmek için teşkilatlandığı mekânların sembolüdür. Batılıların onun ruhundan şifa bulması da materyalizmin cenderesinde boğulan Batı insanından insani değer ve duyarlılığı yitirmeyenlerden bazıları manevî bir arayış içinde oluşu şeklinde yorumlanabilir. Son yıllarda Batılı aydın ya da yazarlardan bazıları İslami/tasavvufî kaynakları araştırmaya, bazıları da mistik Doğu felsefesine yönelmeye başlar.

Sonuç olarak bakıldığında Âsım, Gül Yetiştiren Adam ve Yedinci Oğlun üçünün de nesillerin sembolü oldukları gibi, kendilerinden sonraki nesiller için öncü ve örnek idealize şahsiyetler oldukları görülür. Her üç şahsiyet de doğru olduğuna inandığı değerler ve inançları uğrunda savaşır/mücadele ederler. Âsım ve Gül Yetiştiren Adam, aynı neslin temsilcisidirler. Mehmet Âkif, Âsım adlı manzum piyesinde Âsım’ın şahsında bu neslin umut dolu günlere, Rasim Özdenören Gül Yetiştiren Adam anlatısında Gül Yetiştiren Adam’ın şahsında aynı neslin umutsuz/karamsar olduğu zamanlara yoğunluk verir. Âsım, Cumhuriyet dönemindeki değişimleri görmeden sahneden çekilirken; Gül Yetiştiren Adam ise devrimler ve kendince yanlış uygulamalar karşısında hayal kırıklığı yaşar, hayat karşısında kötümser tavır alır; ancak elli yıl sonra camii cemaatinde hatalı gördüğü davranış ve tavırlara sert tepki göstererek yarım bıraktığı mücadeleyi tamamlar. Ait olduğu millet/medeniyet dairesinin intikamını almak ya da onlardan hesap sormak için yola çıkan Yedinci Oğul da hedefine ulaşamasa da Batı uygarlığına gerekli tepkiyi gösterir. Âsım, Gül Yetiştiren Adam ve Yedinci Oğulun mücadelesinin tamamlanmasına ramak kalmıştır.

Kaynaklar

Doğan, D. Mehmet, “90 Yaşındaki Delikanlı: Âsım!”, Mehmet Âkif, Âsım ve Gençlik Bilgi Şöleni Bildiriler Kitabı, Türkiye Yazarlar Birliği Yayınları, Ankara 2015, s. 105-113.

Doğan, D. Mehmet, İslam Şairi İstiklâl Şairi Mehmed Âkif, Yazar Yayınları, Ankara 2008.

Engin, Ertan, “Sezai Karakoç’a Göre Batı ve Batı Karşısında Doğulunun Masalı”, Türk Dili, S. 760, Nisan 2015, s.

20-28.

Ersoy, Mehmet Âkif, Altıncı Kitap Âsım, Haz. Fazıl Gökçek, Dergâh Yayınları, İstanbul 2010.

Gökçek, Fazıl, “Âsım Hakkında”, Mehmet Âkif Ersoy, Altıncı Kitap Âsım, Dergâh Yayınları, İstanbul 2010, s. 7-18.

Kahraman, Âlim, “‘Gül Yetiştiren Adam’ veya Çağdaş İnsanımızın Sergilenmesi”, Bir Duyarlılığın Çağdaş Biçimleri İncelemeler, Akabe Yayınları, İstanbul 1985, s. 27-46.

Karakoç, Sezai, Mehmed Âkif, Diriliş Yayınları, İstanbul 1999.

Maraşlıoğlu, Mehmet H., “İki Dünyanın Romanı”, Medeniyetin Burçları Rasim Özdenören, (haz. Ali Dursun, Turan Karataş), Memur-Sen Kayseri Şubesi Kültür Hizmetleri, Kayseri 2011, s. 219-223.

Karataş, Turan, Doğu’nun Yedinci Oğlu, Kaynak Yayınları, İstanbul 2013.

Okay, M. Orhan, Mehmed Âkif Kalabalıklarda Bir Yalnız Adam, Dergâh Yayınları, İstanbul 2015.

Okay, M. Orhan “Şehitlikte Bir Şair: Mehmed Âkif”, Sanat ve Edebiyat Yazıları, Dergâh Yayınları, İstanbul 1998, s. 159-175.

Özdenören, Rasim, Gül Yetiştiren Adam, İz Yayıncılık, İstanbul 2015.

Uludağ, Süleyman, “Hasan-ı Basri”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 16, TDV Yayınları, İstanbul 1997, s. 291-293.

80 Yıl Sonra Mehmed Âkif Ersoy, 2017

[1]      D. Mehmet Doğan, İslam Şairi İstiklâl Şairi Mehmed Âkif, Yazar Yayınları, Ankara 2008, s. 93.

[2]      Mehmet Âkif Ersoy, Altıncı Kitap Âsım, Haz. Fazıl Gökçek, Dergâh Yayınları, İstanbul 2010, s. 108-109.

[3]      M. Orhan Okay, Mehmed Âkif Kalabalıklarda Bir Yalnız Adam, Dergâh Yayınları, İstanbul 2015, s. 59.

[4]      M. Orhan Okay, “Şehitlikte Bir Şair: Mehmed Âkif”, Sanat ve Edebiyat Yazıları, Dergâh Yayınları, İstanbul 1998, s. 173.

[5] Mehmet Âkif Ersoy, Altıncı Kitap Âsım, Haz. Fazıl Gökçek, Dergâh Yayınları, İstanbul 2010, s. 129-130.

[6] M. Orhan Okay, “Şehitlikte Bir Şair: Mehmed Âkif”, Sanat ve Edebiyat Yazıları, Dergâh Yayınları, İstanbul 1998, s. 168.

[7]      Mehmet Âkif Ersoy, Altıncı Kitap Âsım, Haz. Fazıl Gökçek, Dergâh Yayınları, İstanbul 2010, s. 70-71.

[8]      Sezai Karakoç, Mehmed Âkif, Diriliş Yayınları, İstanbul 1999, s. 25-26.

[9] Fazıl Gökçek, “Âsım Hakkında”, Mehmet Âkif Ersoy, Altıncı Kitap Âsım, Dergâh Yayınları, İstanbul 2010, s. 16-17.

[10] D. Mehmet Doğan; Yahya Kemal’in “Atik Valde’den İnen Sokakta” şiirinde çoğu yönüyle şairin kendisini temsil eden şair öznenin “sadece Yahya Kemal değil, ülkesinin değerler dünyasından koparılmış, ama hissiyatını kaybetmemiş bütün Âsımlar olduğunu[n] söyle[nebileceğine] dikkat çeker. Ayrıntılı bilgi için bkz. D. Mehmet Doğan, “90 Yaşındaki Delikanlı: Âsım!”, Mehmet Âkif, Âsım ve Gençlik Bilgi Şöleni Bildiriler Kitabı, Türkiye Yazarlar Birliği Yayınları, Ankara 2015, s. 111-112.

[11] “Gül Yetiştiren Adam”ın portresi “Gül Yetiştiren Adam” (Mehmet Güneş, Türk Edebiyatı, S. 490, Ağustos 2014, s. 38-41. ) başlıklı yazıda ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir.

[12] Gül Yetiştiren Adam, s. 38-39.

[13] Mehmet H. Maraşlıoğlu, “İki Dünyanın Romanı”, (haz. Ali Dursun, Turan Karataş), Medeniyetin Burçları Rasim Özdenören Kitabı, Memursen Kayseri Şubesi Kültür Hizmetleri, Kayseri 2011, s. 220.

[14] Gül Yetiştiren Adam, s. 131-134.

[15] Süleyman Uludağ: “Hasan-ı Basri”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 16, TDV Yayınları: İstanbul, s. 291.

[16] Âlim Kahraman, “‘Gül Yetiştiren Adam’ veya Çağdaş İnsanımızın Sergilenmesi”, Bir Duyarlılığın Çağdaş Biçimleri İncelemeler, Akabe Yayınları, İstanbul 1985, s. 33.

[17] Ertan Engin, “Sezai Karakoç’a Göre Batı ve Batı Karşısında Doğulunun Masalı”, Türk Dili, S. 760, Nisan 2015, s. 24.

[18] “Masal” şiirinden hareketle Şark insanının Batı uygarlığıyla ilişkisi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Mehmet Güneş, “‘Mehlika Sultan’dan ‘Masal’a Yedi Doğulu Gencin Batı’yla İmtihanı”, Künye, S. 4, 2015, s. 52-56.

[19] Sezai Karakoç, Gün Doğmadan, Diriliş Yayınları: İstanbul, 2001, s. 412-413.

[20] Turan Karataş, Doğu’nun Yedinci Oğlu, Kaynak Yayınları, İstanbul 2013, .

[21] Sezai Karakoç, Gün Doğmadan, Diriliş Yayınları: İstanbul, 2001, s. 323.

Bu haber toplam 174 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim