Dr. Kadir Kon: Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı- Alman İttifakı ve Mehmed Âkif’in Almanya’ya Gidişi

Dr. Kadir Kon: Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı- Alman İttifakı ve Mehmed Âkif’in Almanya’ya Gidişi
Mehmed Âkif’in, Almanya’ya Gidişini Hazırlayan Tarihi Süreç: Birinci Dünya Savaşı ve İslâmcılık

Osmanlı Devleti’nin son döneminde ve İstiklal Savaşı döneminde İslâmcı görüşleriyle tanı­nan ve Sırat-ı Müstakim, Sebilürreşad gibi dergilerde yayınladığı yazıları ve şiirleriyle Osman­lı ve İslam dünyasında önemli bir yeri olan Mehmed Âkif’in etkisinin aradan geçen onlarca yıla rağmen Türkiye’de halen devam etmekte olduğu bir gerçektir. Bu bakımdan Mehmed Âkif’in hayatına ve faaliyetlerine dair bilgiler Âkif’i ve eserlerini anlamada son derece önemli­dir. Âkif’in Birinci Dünya Savaşı’nın başlarında Almanya’ya gidişi ve orada ne gibi çalışmalar­da bulunduğu hususu da özel bir ilgiyi hak etmektedir. Yakın zamana kadar Akif’in Almanya seyahati hakkında çok fazla şey bilinmiyordu. Bu makalede esas itibariyle son birkaç yıldır yaptığım araştırmalara ve yayınlara dayanan bilgiler üzerinden konuyu ele almaya çalışaca­ğım. Bununla birlikte Âkif’in Almanya seyahati henüz her yönüyle aydınlatılmış da sayılmaz. Ancak yine de burada ortaya konulan hususların Mehmed Âkif’in Almanya seyahatinin bilin­meyen birçok yönünü ortaya koyacak nitelikte olduğunu da ifade etmek gerekir.

Mehmed Âkif’in, Almanya’ya Gidişini Hazırlayan Tarihi Süreç: Birinci Dünya Savaşı ve İslâmcılık

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gerek Avrupa’da gerekse de Osmanlı devletinin siyasal ve entelektüel çevrelerinde söz edilmeye başlanan “Panislamizm” veya “İttihad-ı İslâm” kav­ramı yüzyılın sonunda daha somut bir hal almaya başlamıştır. Avrupa’da patlak veren Birinci Dünya Savaşı bir ittifaklar kamplaşması şeklini almış ve Osmanlı devleti de Almanya’nın ba­şını çektiği İttifak Devletleri grubunda, biraz gecikmeli de olsa, yerini almıştır.

1914 yılının Haziran ve Temmuz aylarında, yani geniş kapsamlı bir Avrupa/Dünya savaşının çıkmasına kesin gözüyle bakıldığı bir zamanda bile Osmanlı devletinin çıkacak büyük savaş­ta hangi devletler grubunda yer alacağı henüz belli değildi. En yakın müttefik adayı Almanya savaşın kısa süreceği ve İngiltere’nin çıkacak savaşta tarafsız kalacağı ümidini son ana kadar koruduğundan Osmanlı Devleti ile müttefikliğe pek sıcak bakmıyordu.

Temmuz ayı ortalarına kadar İstanbul’dan Berlin’e gönderilen Alman raporlarında Osmanlı Devleti ile müttefikliğin bir faydadan çok yük oluşturacağı görüşü hâkimdi. Özellikle de son Balkan savaşlarında Osmanlı Devletinin askerî anlamdaki güçsüzlüğü bütün çıplaklığıyla or­taya çıktığından Almanlar açısından bu konuda şüpheye mahal yoktu. Fakat Almanya’nın 20. Yüzyılın başında hazırladığı büyük savaş planlarının (Schlieffen-Plan) Temmuz sonu Ağustos başı gibi boşa çıktığı netleşince Almanya ile Osmanlı Devleti arasında 2 Ağustos 1914’te bir gizli ittifak anlaşması imzalandı. Olayların Almanya’nın beklentilerinin aksine gelişmesi sa­yesinde bu gizli ittifak anlaşması kısa süre öncesindeki konumunun aksine Osmanlı Devleti açısından uygun şartlarda gerçekleşmiştir. Peki, Almanya’nın, Osmanlı Devleti ile müttefiklik konusundaki kararsızlığını gideren ne olmuştu ve savaşta “yük” olacağı düşünülen Osmanlı Devletinin katılımı Almanya açısından nasıl “faydalı” bir hal almıştı?

Almanya’nın Osmanlı Devletini müttefikliğe kabul etmesinin iki temel nedeni vardı. Birincisi: Osmanlı Devletinin jeostratejik konumundan istifade etmek. Yani Almanya Avrupa’da Fran­sız ve İngilizlere karşı Batı cephesinde ve Ruslara karşı Doğu cephesinde aynı anda savaş­manın zorluğunu gördüğünden üzerindeki yükü dağıtmak istiyordu. Özellikle Ruslara karşı Karadeniz’den, Balkanlar’dan veya Kafkaslar’dan açılacak yeni cephelerle Doğu cephesinde­ki yoğunluğu azaltmak istiyordu. Benzer şekilde İngilizlerin işgalindeki Mısır’a karşı açılacak yeni bir cephe de aynı işlevi görecek ve bu sayede İngiliz kuvvetlerinin bir kısmını Avrupa dışındaki bir cepheye yönlendirecekti.

İkincisi: “İslâm Silahı”nı1 en etkili şekilde kullanma arzusuydu. Almanya Osmanlı devleti, do­layısıyla Hilafet makamı üzerinden savaş durumunda bulunduğu İngiltere, Fransa ve Rusya gibi sömürgeci devletlere karşı “İslâm Silahı”nı kullanmak istiyordu. Bütün Müslümanlara halife tarafından yapılacak cihat çağrısı ve bunu destekleyecek propaganda çalışmaları ile İslâm dünyasında meydana gelecek büyük ayaklanmalar ve karışıklıklarla İtilaf Devletleri’nin sömürgelerdeki konumunu zayıflatılacaktı. Bu sayede sömürgelerden İtilaf Devletleri safla­rında savaşmak üzere Avrupa’daki cephelere asker getirmek zorlaşacağı gibi bu sömürge­leri korumak için de İtilaf Devletleri söz konusu bölgelerde çok sayıda asker bulundurmak zorunda kalacaklardı. Bir de buralardaki isyanlar başarıya ulaşıp sömürgeci devletler işgal ettikleri yerlerden çıkmak zorunda kalırlarsa hedeflenen şey fazlasıyla gerçekleşecekti.

İşte özellikle bu ikinci hedefin gerçekleştirilmesi için Almanya’nın Osmanlı Devleti ile bir­likte çok ciddi bir propaganda çalışmasına girişmesi gerekiyordu. Nitekim Osmanlı- Alman ittifakının imzalandığı gün Almanya İslam dünyası konusundaki en tecrübeli elemanı Max von Oppenheim’ı[1] [2] Dışişleri bakanlığında yeniden göreve başlattı. Oppenheim’in Kasım 1914 başında Alman Dışişlerine sunduğu 136 sayfalık İslam stratejisi raporu (Denkschrift betref- fend Die Revolutienierung der islamischen Gebiete unserer Feinde [Düşmanlarımızın Elindeki İslam Bölgelerinde İhtilaller Çıkartılması Konusunda Muhtıra]) hemen uygulamaya geçirildi ve Berlin’de Nachrichtenstelle für den Orient [Şark İstihbarat Birimi] adlı bir propaganda teşkilatı meydana getirildi. Oppenheim’ın raporuna göre Osmanlı Devleti ile Almanya’nın işbirliği içinde Fas’dan Hindistan’a, Kafkaslardan Arabistan’a kadar bütün İslam dünyasında propa­ganda çalışmaları yapılacaktı. Geniş kapsamlı “İslam stratejisi” içinde İtilaf Devletleri safında Almanya’ya karşı savaştırılan Müslüman askerlerin Alman-Osmanlı İttifakı lehine kazanılması konusuna da geniş yer verilmişti.

Oppenheim’ın raporunda İngiltere, Fransa ve Rusya adına savaşan Müslüman askerlere yö­nelik iki yönlü bir propaganda çalışması öngörülmüştü. Bunlardan birincisi cephe propagan­dası, ikincisi de cephe propagandası sonucu Alman tarafına geçen veya savaşta esir düşen Müslüman askerlerin Osmanlı Devleti ve halife adına kazanılmasına yönelik propaganda faaliyetleri idi. Berlin yakınlarında Müslümanlara mahsus oluşturulacak esir kamplarında[3] eğitime ve propagandaya tâbi tutulacak Müslüman askerlerin Osmanlı-Alman ittifakı lehine kazanılmasıyla Osmanlı ordusunda cihad edecek gönüllü birlikler meydana getirilecekti.[4]

Bu kapsamda Berlin’de Dışişleri Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Şark İstihbarat Birimi (Nachrichtenstelle für den Orient/NfO) Almanya dışına yönelik çalışmalar yürüttüğü kadar Almanya içine yönelik de bir takım faaliyetler yapıyordu. Özellikle Şark İstihbarat Birimi’nin faaliyetlerinde görev alan kimseler ağırlıklı olarak Alman akademisyen ve şarkiyatçılardan oluşmakla birlikte, Osmanlı Devleti tarafından gönderilen görevlilerin sayısı da az değildi. Bu anlamda Almanya’daki faaliyetler için özellikle dini yönü ağır basan şahsiyetler seçilmiş ve görevlendirilmiştir.

Uygulamaya konulan İslam stratejisi kapsamında Osmanlı devleti adına Almanya’ya ilk gön­derilenler ise Sebilürreşad’ın başmuharriri ve “İslam şairi” olarak tavsif edilen Mehmed Âkif ile Tunuslu İslam âlimi Şeyh Salih Tunûsi olmuştur. Âkif ve Tunûsî’nin ardından Teşkilat-ı Mahsusa kanalıyla gönderilen kimseler arasında ayrıca Abdülaziz Çaviş, Abdürreşid İbrahim, Halim Sabit, Alimcan İdris gibi kimseler de yer almıştır.

Mehmed Âkif’in Almanya’ya Gidişi: Ne Zaman ve Nasıl Gitti?

Mehmet Âkif’in Almanya’ya tam olarak hangi tarihte ve ne şekilde gittiği konusunda yakın zamana kadar tatmin edici bir malumata sahip değildik. Bu hususa en ciddi şekilde değinen araştırmacı M. Ertuğrul Düzdağ olmuştu.[5] Düzdağ’a göre Mehmed Âkif 1914 yılının Aralık ayı ortalarında Almanya’ya gitmiş olmalıydı. Ancak bazı Alman kaynaklarına bakıldığında Âkif’in Almanya’ya gidiş tarihinin daha erken olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre Âkif’in Almanya’ya gelişi Kasım ayının 17’si ile Aralık ayının başı arasında bir tarihte gerçekleşmiştir. Bu tespiti Âkif’i İstanbul’dan Almanya’ya götüren bir Alman Dışişleri Bakanlığı çalışanının Al­manya Dışişleri Bakanlığı için kaleme aldığı hatıratına dayanarak yapabiliyoruz.[6] Daha sonra Max von Oppenheim’ın 1915 yılı Nisan ayı başında İstanbul’a görevlendirilmesinin ardın­dan Berlin’deki Şark İstihbarat Birimi’nin başına geçirilecek olan Karl Emil Schabinger von Schowingen[7] adlı bu Dışişleri mensubu 12 Kasım 1914’te özel bir görevle İstanbul’a gelmişti. Schabinger’in özel görevi “Cihad İlanı” törenlerine yetiştirilmek üzere beraberindeki on dört Müslüman savaş esirini Almanya’dan İstanbul’a getirmekti.[8]

Schabinger, 14 Kasım’daki Cihad ilanı törenlerine Müslüman esirlerle birlikte iştirak ettik­ten bir müddet sonra Berlin’e gitmek üzere trenle İstanbul’dan hareket etmiştir. Schabinger hatıratında, 14 Kasım’dan sonra İstanbul’da ne kadar daha kaldığı konusunda net bir şey belirtmemişse bu sürenin çok uzun olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak söz konusu hatırattan öğreniyoruz ki Schabinger’in Berlin’e dönüş yolunda, kendi ifadesiyle, “refakat etmek duru­munda kaldığı” iki kişi daha vardır. Önce isim zikretmeden, bu yolculukta tanıştığı Şeyh Salih Tunûsi’den bahseden Schabinger, onunla sonradan gelişen dostluğundan, onun Enver Paşa ile olan yakınlığından ve İtalyanlara karşı yapılan Trablusgarp savaşında Enver Paşa’ya yap­tığı yardımların öneminden bahsetmiştir. Yine herhangi bir isim telaffuz etmeden beraber seyahat ettiği ikinci kişi için ise, “Gerçek bir Türk olan ikinci refakatçiyi bana kimin getirdiğini şimdi tam hatırlamıyorum. O, İstanbul’daki dini bir derginin muharriri idi” şeklinde bir ifade kullanmıştır. Alman görevlinin bahsettiği ikinci kişi ise Mehmed Âkif’tir.

Mehmed Âkif’in Almanya’daki Faaliyetleri

Schabinger hatıralarında, Şeyh Salih’le[9] ilgili birçok faaliyetten bahsederken Almanya’ya be­raber gittikleri Mehmed Âkif’ten ise neredeyse hiç bahsetmemiştir. Doğrusu Alman Dışiş­leri Bakanlığı Siyasî Arşivi’nde döneme ilişkin binlerce belge arasında da Âkif’in ismine, bir iki istisna dışında, neredeyse hiç rastlanmamaktadır. Buna karşın, Şeyh Salih Tunûsi ile ilgili birçok bilgi mevcuttur. Yine aynı arşivde Şeyh Salih Tunusi yanında, Osmanlı devleti adına Almanya’ya giden görevlilerden Abdülaziz Çaviş, Abdürreşid İbrahim, Alimcan İdris, Halim Sabit, Halil Halid ve Emir Abdulkadir gibi şahsiyetlerin faaliyetleri hakkında çok sayıda bel­genin varlığına da şahit olunmuştur.[10] [11]

Âkif’in Berlin’deki varlığından ve oradaki ilk faaliyetlerinden bizi en erken tarihte haberdar eden bilgiye, dolaylı yoldan, yine Schabinger’in hatıralarında rastlıyoruz. Schabinger’in üniversite yıllarından da hocası olan ünlü Alman şarkiyatçısı Prof. Martin Hartmann’ın11 Schabinger’e gönderdiği 5 Aralık 1914 tarihli mektupta Hartmann, Şeyh Salih Tunusi ve Mehmet Âkif’le tanışmasını ve ilk izlenimlerini aktarmıştır.[12]

Bu mektup, Mehmet Âkif’in Almanya’daki faaliyetleri ve orada, İslâmî bir üniversite kurmak gibi planlarıyla ilgili bazı bilgileri ihtiva etmesi bakımından önemlidir, ancak esas itibariyle yazıldığı tarihin 5 Aralık 1914 olması bakımından önemlidir. Böylece Aralık ayı başında Akif’in Almanya’da olduğu ve faaliyetlerine başladığı kesin olarak tespit edilebilmektedir. Öte yan­dan Hartmann’ın mektuptaki ifadelerinden, Mehmet Akif’le arasında bir soğukluk meydana gelmiş olduğu da net şekilde görülmektedir. Buna karşın Mehmed Akif’in Hartmann’la ilgili intibaları da oldukça olumsuzdur. Nitekim Akif, Türkiye’ye döndükten sonra yaptığı bazı özel sohbetlerde Hartmann’ı “cahillik”le suçlamış ve onu “ilim dalaverecisi” olarak nitelemiştir.[13]

Hartmann, mektubunda yer yer hakaret sayılabilecek ifadelerle eleştirdiği Âkif’in İslâmcı gö­rüşlerinden pek hoşlanmamışa benzemektedir.[14] Bunun yanında Salih Tunûsî ve Mehmed Âkif’ten duyduğu “Berlin’de İslâmi bir üniversite kurulması” gibi kendinden emin ifadeler, zaten “kibirli” olan Hartmann’ı epey kızdırmışa benzemektedir. Almanya’nın önemli şarkiyat­çılarından birisi olan Hartmann’ın, İslâm’a bakışı ve “müdahaleci” tutumu tipik bir oryantalist yaklaşımını sergilemektedir. Martin Hartmann, kendi görüşlerine “uygun” bir İslâm anlayışı­na sahip olduğunu düşündüğü kimi yazar ve şairleri idealindeki İslâm ve Müslümanlar ola­rak görüyordu. Hartmann, Türkiye’de irtibatta olduğu Halide Edib, Mehmet Emin gibi Türkçü yazar, şair ve gazetecilerle daha önceden irtibat halinde olduğundan Osmanlı Devleti’ndeki gelişmeleri de daha ziyade Türkiye’deki bu irtibatları üzerinden değerlendirmekteydi.[15]

Hartmann, 5 Aralık tarihli mektubunun bir yerinde Salih Tunûsî ve Mehmed Akif’i kastede­rek, “(...) Şayet bizim Topluluk, (Ön Asya Topluluğu Derneği) düzenleyeceği akşamda bu her iki seçkin yabancıyı misafir ederse mükemmel bir etkide bulunurlar düşüncesindeyim. (...) şeklin­de bir ifade kullanmıştı. Hartmann’ın bahsettiği toplantı mektubun yazılmasından üç gün sonra Berlin’de (8 Aralık 1914) gerçekleşmiştir. Ağırlıklı olarak Akademisyenlerden, özellikle de şarkiyatçılardan meydana gelen 350 kişinin katılımıyla yapılan bu toplantının onur ko­nukları Mehmed Akif (Ersoy) ve Şeyh Salih Tunûsî’dir. Toplantının ana tartışma konusunu Osmanlı-Alman ittifakı çerçevesinde ele alınan “cihat” kavramı oluşturmuştur. Söz konusu toplantıda Prof. Richter “Der Krieg und der Islam [Savaş ve Islam]” başlıklı bir sunum yapmış ve ardından toplantıda hazır bulunanlar “cihat” kavramını tartışmışlardır. Toplantıda Şeyh Salih Tunusi’nin Arapça olarak kaleme aldığı cihat risalesinin [Cihad Hakikati/ Über den Gla- ubenskrieg] Almanca tercümesi Karl Emil Schabinger von Schowingen tarafından hazırûna okunmuş ve cihat konusu tartışılmaya devam etmiştir. Yapılan tartışmalara Akif’in veya Tunûsî’nin katılıp katılmadığıyla ilgili bir bilgiye rastlayamıyoruz.[16]

Mehmed Âkif’in Almanya’daki Faaliyetleri

Daha savaşın başında Şeyh Salih’le birlikte Mehmed Âkif’in Almanya’ya gönderilmesinde ve de bu iki şahsın tercih edilmesindeki asıl etken, makalenin başında da değinildiği üze­re Almanya’nın “İslâm stratejisi” idi. Bu bağlamda Âkif’in daha ilk anda tercih edilmesinde gerek Osmanlı devleti içinde ve gerekse de İslâm dünyasında o zamanın en popüler dergi­lerden birisi olan Sebilürreşad’ın baş yazarı olmasının etkili olduğu muhakkaktır. Zira gerek Schabinger’in hatıratında Mehmed Âkif’ten bahsederken kullandığı “O, İstanbul’daki dini bir derginin muharriri idi” vurgusu gerekse de yukarıda bahsedilen Berlin’deki 8 Aralık 1914 ta­rihli toplantıyla ilgili olarak “die Welt des Islams” dergisinde yer alan yazıda Mehmet Âkif’in İslamcı yayın çizgisindeki Sebilürreşad dergisinin başyazarı olmasının özellikle belirtilmesi bu kanaati pekiştirmektedir.

Eşref Edib de, büyük ihtimalle Akif’in anlattıklarından hareketle, kaleme aldığı Mehmed Âkif’in Almanya’ya gidişi ve oradaki faaliyetleriyle ilgili şunları yazmıştır:

“Harbiye Nezareti’ne merbut Teşkilât-ı Mahsûsa kendisine mühim vazifeler tevdi etti. Bunun üzerine Berlin’e gitti. Almanya’da İtilaf Devletleri ordularından alınmış birçok Müslüman esirler vardı. Almanlar bunları diğer esirlerden ayırmış, bunlara mahsus kamplar yapmışlardı... Alman­lar bunları me’lûf oldukları hayatta yaşatıyorlardı. Müttefikleri Türkiye’ye karşı bir cemîle olmak üzere Müslüman esirlere hususî bir itina gösteriyorlardı. Onlara mahsus camiler yapmış, mektep­ler açmışlardı. İmamlar, muallimler, hafızlar, vaizler getirmişlerdi. Ayrı ayrı lisanlarda Araplara, Hintlilere, Rusya Müslümanlarına mahsus gazeteler çıkarıyorlardı. Bu bir siyaset ve cemîle idi. Al­man hükümeti Müslüman esirlere karşı yapılan müstesna muameleyi İslâm aleminin duymasını, bilhassa Türkiye’nin görmesini, bilmesini pek arzu ediyordu. Bunun için muhtelif milletlere men­sup Müslüman muharrirler davet ediyor, Müslüman esirlerine yapılmakta olan itinayı göstemek istiyordu. Almanlar bunu faydalı bir propaganda addediyorlardı. İşte üstad (M.Akif) Müslüman esirlerinin geçirdiği hayatı görmek onlara bazı şeyler söylemek üzere Berlin’e gitmişti         buradaki

Teşkilât-ı Mahsûsa İslâm alemi ile temas hususunda Alman vasıtalarından, Alman teşkilatından, bilhassa Alman tahtelbahirlerinden Müslüman muharrirlerin İslâm alemine hitaben yazdıkları beyannameleri taa Cava’ya kadar götürüyordu........................................................... ”[17]

Mehmed Âkif’in Almanya’daki faaliyetleri arasında bahsedilen Müslüman esirlere yönelik propaganda çalışmaları konusunda da pek bir bilgiye rastlayamıyoruz. Bu alanda Alman tarihçi Gerhard Höpp’ün Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’daki Müslüman esirler üzerine yazdığı kapsamlı çalışmasında[18] da maalesef Âkif’le ilgili çok az bilgi verilmiştir. Höpp, Âkif’e ilişkin olarak yalnızca Şark İstihbarat Birimi tarafından Müslüman esirlere yönelik propagan­da için çıkartılan farklı dillerdeki El Cihad[19] adlı gazetenin Türkçe redaksiyonundan sorumlu olmak üzere Âkif’in Berlin’e geldiği bilgisine eserinde yer vermiştir.[20]

Almanya Dışişleri Bakanlığı Siyasi Arşivi’nde yaptığımız araştırmalar sonucunda bir belge­de Mehmed Âkif’in ismine tesadüf ettik. 27 Şubat 1915 tarihli bu belgede,[21] Berlin’de bir Orient-Press-Büro [Şark-Basın-Bürosu] kurulması konusundaki görüşler dile getirilirken, oluş­turulacak basın bürosunda görev alacak Alman üyeler yanında, Şarklı üyelerin de isimleri verilmiştir. Söz konusu yapının içinde düşünülen Şarklı isimler arasında Şeyh Salih Tunûsî ve (H)Âkif Bey de vardır.[22] Almanya içinde ve Şark’ta bu büro üzerinden gazetelere ve ajanslara gönderilecek haber ve yorumlarla kamuoyunun İttifak Devletleri lehine kazanılması amaç­lanmıştır. Ancak bu büronun faaliyete geçtiği yönünde herhangi bir bilgiye rastlayamadık. Muhtemelen öngörülen faaliyetler, Şark İstihbarat Birimi (NfO) çatısı altında ve aynı birimin “Korrespondenzblatt” adındaki periyodik yayınlarıyla gerçekleştirilmiştir.[23] Yine, ulaşabildi­ğimiz kaynaklarda Mehmed Âkif’in planlanan bu çalışmalara katıldığına yönelik bir kanıta da rastlayamadık. Kaldı ki Mehmet Âkif de bu olaydan kısa süre sonra, 18 Mart 1915 tarihi itibariyle, Şeyh Salih Tunûsi ile birlikte İstanbul’a dönmüştür.[24]

Mehmed Âkif’in Almanya’da geçirdiği süre dört aya yakındır. Âkif’in Almanya’da geçirdiği bu zamanla ilgili yukarıda verilen bilgilere, Âkif’in sonraki dönemlerde yakın arkadaş çevresine anlattığı bazı anekdotları ilave edebiliriz. Örneğin Alman idarecilerinin Alman Katoliklerinin taassubuna karşı Mehmed Âkif’ten ve Şeyh Salih’ten yardım istemeleri ilginçtir.[25] Gerçekten de Almanların bir kısmı Birinci Dünya Savaşı’nda Müslümanlarla ittifak edilmesini, üstelik de bunun Hıristiyan Avrupalılara karşı yapılmasını, bir türlü hazmedemiyorlardı. Bu yüzden de Almanlar savaş sırasında iç kamuoylarına yönelik propagandaya da çok önem vermişlerdi. Bu anlamda gerçekleştirilen birçok faaliyetler ve yayınlar arasında, cihad fikrinin Almanlar tarafından da anlaşılması amacıyla, yukarıda Alman şarkiyatçılar tarafından tertip edilen ge­niş katılımlı toplantıyı ve Şeyh Salih’in yazmış olduğu cihatla ilgili broşürü benzeri çalışma­ları ve yayınları sayabiliriz.[26]

Öte yandan Almanların kendi yazar ve düşünürleri de Osmanlı devleti ile olan bu ittifakı Almanlara kabul ettirmek için çok çaba sarf ediyorlardı. Bu anlamda Osmanlı devletinin Av­rupalı bir devlet olduğunu, ayrıca Müslümanların İttifak Devletleri’yle aynı düşmana karşı sa­vaştıklarını ama bunu kendileri için yaptıklarını öne sürüyorlardı. Bu arada propaganda faali­yetlerinde (NfO bünyesinde) aktif rol alan Martin Hartmann ve Carl Heinrich Becker gibi Şar­kiyatçılar ırkçı ve mutaassıp Almanları yumuşatmak için “Kulturislam/Medeni Müslümanlık” ve “Negerislam/Zenci (ilkel) Müslümanlık” gibi tasnifler yapma zorunluluğunu hissediyorlardı.[27] İki millet arasındaki müttefikliği dostluğa çevirmek için yazarlar kadar şairler de çaba sarf ediyordu. Mehmet Akif’in Berlin Hatıraları’nda[28] Alman kadının duygularıyla kurduğu ve onu Müslüman anaların acılarına ortak etmeye çalıştığı satırların benzerleri Almanlar tarafından da kaleme alınmıştır.[29]

Sonuç

Mehmed Âkif’in Birinci Dünya Savaşı’nın başında Osmanlı devleti adına Berlin’e gitmesi ve orada dört aya yakın bir süre kalarak iki devlet arasındaki savaş müttefikliğinin ana eksenini oluşturan “İslâm stratejisi”ne katkıda bulunmasındaki temel saik kuşkusuz Akif’in İslâmcılığı ve popüler bir dergi konumundaki Sebilürreşad’ın başyazarlığını yapmasıydı. Öte yandan Akif, o sırada iktidarda bulunan İttihatçılar tarafından iyi bilinen ve onlar açısından güven tel­kin eden bir Müslüman aydındı da. Mehmed Akif’in Almanya faaliyetlerine ilişkin çok daha fazla bilgiye sahip olunması gerekirken, enteresan şekilde hem Alman kaynakları hem de Osmanlı arşiv kaynakları bu konuda hemen hiçbir şey söylememektedir. Daha da ilginç olanı ise Akif’in kendisinin de bu konuda Berlin Hatıraları adlı şiiri dışında hiçbir yazılı materyal bırakmamış olması, yazarlığını yaptığı Sebilürreşad’da bu konuya hiç değinmemesidir. Fakat devlet göreviyle gittiği Almanya’daki faaliyetlerine ilişkin mutlaka bir rapor yazmış olması beklenirdi. Ankara’daki Genelkurmay Askeri Tarih Arşivi’nde (ATASE) Teşkilat-ı Mahsusa ka­nalıyla Almanya’ya giden diğer bazı görevlilerin bir takım raporlar kaleme aldıkları bilinmek­tedir. Öte yandan Akif’in Sebilürreşad’da yazacağı makaleler Osmanlı-Alman ittifakının hem Osmanlı içindeki hem de dışarıdaki Müslüman kitlelerce benimsenmesinde çok etkili olabi­lirdi. Son derece hassas bir zamanda ve önemli bir görevle gittiği Almanya’daki faaliyetleri hakkında Akif’in ancak dost sohbetlerinde veya savaştan sonra Kurtuluş Savaşı sırasındaki vaazlarında bahis açması gerçekten enteresandır.

Mehmed Âkif’in Mehmed Âkif’le birlikte Almanya’ya giden ve yine onunla beraber 18 Mart 1915 tarihinde İstanbul’a dönen Şeyh Salih Tunûsî’nin durumu ise Âkif’ten çok farklıdır. Tunûsî, Almanya’da lüks otellerde kalmış, Almanların ileri gelen topluluklarına konferans­lar vermiş ve Almanlarla kurduğu iyi ilişkiler sayesinde orada adeta “yıldızlaşmış” idi. Şeyh

Salih’in aksine, Mehmet Âkif’in bu kadar sessiz ve “iz bırakmadan” görevini tamamlamış olması neyle açıklanabilir? Belki Âkif’in şairliğiyle, belki mizacıyla, belki Martin Hartmann örneğinde olduğu gibi Almanlarla anlaşamamasıyla, belki de şimdilik bilemediğimiz başka bir sebeple açıklanabilir. Âkif’in Almanya’daki “sessizliği”nin, onun mizacıyla ve dünya gö­rüşüyle ilgili olduğunu kabul edebiliriz. Şöyle ki Âkif, Berlin’de Alman Dışişleri Bakanlığı’nca kendisinin kalması için tahsis edilen lüks bir otelde kalmayı kabul etmemiş ve ikinci sınıf, ucuz bir otelde kalmayı tercih etmiştir. Buna gerekçe olarak o, kendi devletinin de ortak menfaatinin bulunduğu bir olayda bütün masrafları Almanlara yüklemenin doğru olmaya­cağını öne sürmüştür.[30]

Öte yandan bir fikir adamı ve şair olan Âkif, Birinci Dünya Savaşı’ndaki faaliyetiyle gerek­tiğinde bir eylem adamı da olabileceğini göstermiştir. Zaten Âkif’in eylem adamı olma özelliği Almanya seyahatiyle sonlanmamıştı. Nitekim Âkif’in Almanya’dan döndükten son­ra Teşkilat-ı Mahsusa kanalıyla Arabistan’a gittiğini biliyoruz. Aynı şekilde 30 Ekim 1918’de ateşkes anlaşması imzalanmasına rağmen Türkler için 1922 sonuna kadar devam eden Bi­rinci Dünya Savaşı’nın “artçı savaşları”na da daha 1920 yılının ilk dönemlerinde katılmaktan geri durmamış ve Birinci Büyük Millet Meclisi’nin 1923 yılı Nisan’ında tatil edilmesine kadar faaliyetlerini aralıksız sürdürmüştür. Nitekim Birinci Dünya Savaşı’ndaki ve Almanya’daki tecrübelerinin onun Kurtuluş Savaşı’ndaki irşat faaliyetlerine katkısı olduğu kuşkusuzdur. Almanya’da, propagandanın ve gazeteler yoluyla halkın düşüncelerini etkilemenin ne kadar önemli olduğunu görmüş bir Âkif, gazeteciliğini Anadolu’ya taşımış ve inandığı davası uğ­runa kalemini ve hitabetini kullanmaktan geri durmamıştır.

Kaynaklar

  1. Arşiv
    1. Politisches Archiv des Auswartigen Amtes (PA AA)
  • R 1501 Nr. 13633
  • Nachlass von Schabinger U2.3.06.b, Regal 1, Karton 1193
    1. Hausarchiv des Bankhauses Sal. Oppenheim jr.&Cie. , Köln (HBO)

• Max von Oppenheim, Denkschrift betreffend Die Revolutienierung der islamischen Gebiete unserer Feinde, Berlin 1914, Hausarchiv des Bankhauses Sal. Oppenheim jr.&Cie. (HBO), Nachlass Max von Oppenheims, Nr. 42 (NL MvO/42)

  1. Literatür
  • Attunusi, Shaich Salih Aschscharif, Haqiqat Eldschihad, Die Wahrheit über den Glaubenskrieg, Aus dem arabischen übersetzt von Karl E. Schabinger, Berlin 1915.
  • Bihl, Wolfdieter, Die Kaukasus-Politik der Mittelmachte,, T. 1. Ihre Basis in der Orient-Politik und ihre

Aktionen 1914-1917, Wien ; Koln ; Graz : Bohlau, 1975.

  • Bragulla, Maren, Die Nachrichtenstelle für den Orient. Fallstudie einer Propagandainstitution im Ers-

ten Weltkrieg, Saarbrücken 2007.

Düzdağ, Ertuğrul, Mehmed Akif Ersoy, İstanbul, Aralık 2004.

Düzdağ, M. Ertuğrul, İstiklal Şairi Mehmed Akif Ersoy, Fide yayınları, İstanbul 2006.

Erişirgil, Emin, Mehmed Akif, İslamcı Bir Şairin Romanı, Cilt III., Ankara Maarif

Yayınları ve İstanbul İnkılap Yayınları (Tarihsiz).

Ersoy, Mehmed Akif, Safahat, Safahat ve eklerini neşre hazırlayan, kitabın baş tarafına şairin hayatı hakkında geniş bir araştırma yazan, M. Ertuğrul Düzdağ, İstanbul 2005.

Eşref Edib, Mehmed Akif. Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, Asar-I İlmiye

Kütüphanesi, 1. Cilt, Gstanbul 1938.

Fischer, Fritz, Griff nach der Weltmacht: Die Kriegszielpolitik des kaiserlichen

Deutschland 1914/18, Droste Verlag, Düsseldorf 1964 (Dritte verbesserte Auflage).

Heine, Peter, “Salih Ash-Sharif At-Tunusi, A North African Nationalist in Berlin

During the First World War”, Revue de L'occident Musulman et de la Mediterranee, 33 (1982-1), s 89-95.

Höpp, Gerhard, Muslime in der Mark. Als Kriegsgefangene und Internierte in

Wünsdorf und Zossen, 1914-1924, Verlag das Arabische Buch, Zentrum Moderner

Orient, Berlin 1997.

Höpp, Gerhard, Arabische und islamische Periodika in Berlin und Brandenburg,

Verlag Das Arabische Buch, Berlin 1994.

Kon, Kadir, “Almanya’nın İslâm Stratejisi Mimarlarından Max von Oppenheim ve Bu Konudaki Üç Memorandumu”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, sayı 52, 2011/1, 2012, s. 211­252.

Kon, Kadir, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın İslâm Stratejisi, Küre Yayınları, İstanbul 2013. Lüdtke, Tilman, Jihad made in Germany. Ottoman and German Propaganda and Intelligence Operations in the First World War, Lit Verlag, Munster 2005.

Müller, Herbert Landolin, Islam, Gihad (“Haeiliger Krieg”) und Deutsches Reich. Ein Nachspiel zur wilhelminischen Weltpolitik im Maghreb 1914-1918, Frankfurt/Main 1991.

Teichmann, Gabriele; Gisela Vögler, (Hgg), Faszination Orient. Max von Oppenheim: Forscher, Sammler, Diplomat, Köln 2001.

 

 

[1] “İslâm Silahı [Islamwaffe]” tabiri Max von Oppenheim tarafından Almanya Dışişleri Bakanlığı için kaleme aldığı memo­randumda kullanılmıştır. Bkz. Kadir Kon, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın İslâm Stratejisi, Küre yayınları, İstanbul 2013, s. 73.

[2] Max von Oppenheim’ın hayatı ve siyasî faaliyetleri hakkında bkz. Kadir Kon, “Almanya’nın İslâm Stratejisi Mimarlarından Max von Oppenheim ve Bu Konudaki Üç Memorandumu”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, sayı 52, 2011/1, 2012, s. 211-252. Ayrıca bkz. Gabriele Teichmann und Gisela Vögler, (Hg), Faszination Orient. Max von Oppen- heim: Forscher, Sammler, Diplomat, Köln 2001.

[3] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Gerhard Höpp, Muslime in der Mark. Als Kriegsgefangene und Internierte in Wünsdorf und Zossen, 1914-1924, Verlag das Arabische Buch, Zentrum Moderner Orient, Berlin 1997; Ayrıca hem esir kampları hem de bu esirlerin Osmanlı devleti topraklarına nakli konusunda bkz. Kadir Kon, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın İslâm Stratejisi, Küre yayınları, İstanbul 2013.

[4]      Çok yönlü propaganda faaliyetleri kapsamında Berlin’de ilk olarak Max von Oppenheim’ın girişimleriyle bir “Tercüme Bü­

rosu” meydana getirilmiştir. Ancak bu “Tercüme Bürosu” sonradan daha profesyonel bir birim halini alarak “Nachrichtens- telle für den Orient” (NfO) (Şark İstihbarat Birimi) adını almış ve Birinci Sarvaşı’nın sonuna kadar varlığını sürdürmüştür. Bu konuda bkz. Kon, a.g.e.; Wolfdieter Bihl, Die Kaukasus-Politik der Mittelmachte,, T. 1. Ihre Basis in der Orient-Politik und ihre Aktionen 1914-1917, Wien ; Köln ; Graz : Bohlau, 1975; Tilman Lüdtke, Jihad made in Germany. Ottoman and German Propaganda and Intelligence Operations in the First World War, Lit Verlag, Munster 2005; Maren Bragulla, Die Nachrichtens- telle für den Orient. Fallstudie einer Propagandainstitution im Ersten Weltkrieg, Saarbrücken 2007; Herbert Landolin Müller, Islam, Gihad (“Heiliger Krieg”) und Deutsches Reich. Ein Nachspiel zur wilhelminischen Weltpolitik im Maghreb 1914-1918, Frankfurt/Main 1991.

[5]       2004 yılında yayınlanan “Mehmed Akif Ersoy” adlı çalışmasında Düzdağ, Sebilürreşad dergisinin 1914 yılı Aralık sayıları üzerindeki incelemelerinden hareketle, Mehmet Akif’in Almanya’ya gidiş tarihi olarak Aralık ayının ortalarını tespit ede­bilmiştir. Bkz. Ertuğrul Düzdag, Mehmed Akif Ersoy, İstanbul, Aralık 2004, dipnot 106, s. 54.

[6] Schabinger, kaleme aldığı hatıralarında bu seyahatten bahsettiği gibi özellikle Tunuslu Şeyh Salih’in Almanya’da yaptığı faaliyetlerden ayrıntılı şekilde bahsetmiştir. Bu bağlamda İstanbul’dan hareket ettikleri kesin tarihi vermemekle birlikte İstanbul’daki cihat ilanı törenlerinin ardından Alman elçisi Wangenheim’la görüşmüş ve ardından kısa süre içinde hare­ket etmiş olmalıdır. Zira bu yazı içinde vereceğimiz gibi, Alman şarkiyatçı Martin Hartmann’dan Schabinger’e gönderilen 5 Aralık tarihli mektupta Hartmann, Şeyh Salih ve Mehmed Âkif’le Berlin’deki ilk görüşmesinden bahsetmiştir. Mehmet Âkif’le Şeyh Salih 5 Aralık’ta Martin Hartmann’ı ziyaret ettiklerine göre İstanbul’dan çıkış tarihleri bu tarihten en az bir hafta on gün kadar öncesine rastlamış olmalıdır ki, bu tarih daha da erkene alınabilir. Zira İstanbul ile Berlin arası tren yolculuğu o dönemde normal şartlarda üç-dört gün sürüyordu. Savaş durumu dolayısıyla yollarda meydana gelebilecek gecikmeler yanında, Almanya’ya vardıklarında ilk önce Berlin’deki Türk yetkililerle görüşme, tanışma ve yerleşme için ayrılan vakit de hesaba katıldığında Mehmed Akif’le Şeyh Salih’in İstanbul’dan ayrılma tarihlerini 25 Kasım gibi de kabul edebiliriz. Seyahatle ilgili olarak bkz. Karl Emil Schabinger von Schowingen, Weltgeschichtliche Mosaikssplitter, Erlebnisse und Erinnerungen eines kaiserlichen Dragomans, Baden-Baden 1967, s. 111. Ayrıca bkz. Politisches Archiv des Auswaertiges Amtes, Nachlass von Schabinger U2.3.06.b, Regal 1, Karton 1193

[7] Mehmed Âkif ve Şeyh Salih et-Tunusi’yi İstanbul’dan Almanya’ya götüren Karl Emil Schabinger von Schowingen Alman­ya Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Birinci Dünya Savaşı öncesinde Fas’ta tercüman olarak görev yapıyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra döndüğü Almanya’da yine bir süre tercüme işlerinde çalışmakla birlikte sonradan Max von Oppenheim’in kurduğu Nachrichtenstelle für den Orient bünyesinde çalışmaya başlamıştır. Oppenheim’ın 1915 yılı ilkbaharında İstanbul’a görevlendirilmesi üzerine Sachabinger NfO’nun başına geçmiş ve bu görevini bir yıl kadar sür­dürdükten sonra 1916 yılı Mayı’ında Filistin’e gitmiş ve orada Filistin’in İngilizlerin eline geçmesine kadar Yafa şehrinde konsolos olarak çalışmıştır. Bkz. Schabinger, a.g.eseri.

[8] Müslüman esirlerin İstanbul’a getirilişleri ile ilgili olarak bkz. Schabinger, a.g.e., s. 104-107; Tanin gazetesinin Müslüman esirlerin İstanbul’a gelişiyle ilgili verdiği haber için bkz. Kadir Kon, a.g.e., dipnot 33, s. 197.

[9] Şeyh Salih Tunusi ilgili olarak bkz. Kadir Kon, Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın İslâm Stratejisi, s. 127-132.

During the First World War” Revue de L'occidentMusulman et de la Mediterranee, 33 (1982-1), s 89-95; Tunusî’nin hayatı ve Almanya’daki faaliyetleri hakkında bir değerlendirme için bkz. Herbert Landolin Müller, a.g.e., s. 270-280.

[10] Berlin’deki Almanya Dışişleri Bakanlığı Siyasi Arşivi’nde (PA AA) özellikle Nachrichtenstelle für den Orient (NfO) ile ilgili belgeler arasında bu konuda çok sayıda belge bulunmaktadır.

[11] Berlin’deki Şark Dilleri Enstitüsü’nde Arapça dersleri veren Martin Hartmann (1951-1918), bir süre Almanya’nın Edirne konsolosluğunda ve İstanbul’da tercümanlık da yapmıştır. Bu görevinden ayrıldıktan sonra ölümüne kadar Berlin’de ho­calık yapmış ve Şark ve İslam üzerine kitaplar kaleme almıştır. Aynı zamanda Türkiye uzmanı da olan Hartmann, Birinci Dünya Savaşı sırasında bu sıfatıyla Şark İstihbarat Birimi’nin Türkçe kısmının başına getirilmiştir. Eserlerinden bazıları: Arabischer Sprachführer für Reisende. Leipzig 1881 Islam, Mission, Politik. Leipzig 1912, Reisebriefe aus Syrien. Berlin 1913.

[12] Hartmann’ın Schabinger’e gönderdiği mektubun Türkçe tercümesi aynen şöyledir: “Bugün, sıra dışı enteresan bir kar­şılaşma oldu: Size her iki adamı bana getirdiğiniz için teşekkür ederim. Şeyh Salih aslında sıradan birisi değil; zavallı Türk'se (Akif) onun tam tersi. Salih ne istediğini biliyor ve istediği şeyi başarılı şekilde anlatmasını da. Böyle bir adamla çalışılabilinir. Şeriat'ın doğruluğuna olan inanmışlığına rağmen onunla bir anlaşma zemini sağlanabilir................................................................................................................................................ Müslüman hocalarla eğitim

verecek Almanya'da İslâmî bir üniversite kurulması düşüncesi hoştu! Bilim konusundaki bu idraksizliğe daha sert bir tepki göstermediğim için sabrıma hayran kalmışlardır herhalde! Bilimin ne olduğu konusunu bu sınıflara açıklamanın tabii ki hiç bir faydası yok ve bir süre daha bu böyle geçecektir (Almanya'da da ondan (bilimden) anlayan pek yok ya). Şayet bizim Top­luluk, (Ön Asya Topluluğu Derneği) düzenleyeceği akşamda bu her iki seçkin yabancıyı misafir ederse mükemmel bir etkide bulunurlar düşüncesindeyim. Bugün seminerde beni ziyaret eden Mehmet Akif'le Mehmet Emin üzerine öğretici bir görüşme yaptım. O (Mehmet Akif) yeni zamana ayak uyduramamış Türk dar kafalılığının bir temsilcisi olarak, eski usullere göre verim­sizce çalışmak istemekte... Ne mutlu ki bana oldukça sakin kaldım, sonuçta böyle insanlarla kavga etmenin getireceği hiç bir şey yok...”

Schabinger, a.g.e., s. 109; Mektub’un Türkçe tercümesinde parantez içinde yazılan ifadeler tarafımdan eklenmiştir.

[13] Yukarıda (11 numaralı dipnotta) Martin Hartmann’ın, Akif’le karşılaşmasını anlatan mektubunda Hartmann’ın Akif’e karşı düşünceleri verilmişti. Karşılaşmanın Akif tarafından nasıl değerlendirildiğini Hartmann’la ilgili düşüncelerinin ne şekilde

olduğunu ise Akif’in Türkiye’ye döndükten sonra yaptığı dost sohbetlerinden öğreniyoruz: “Bir gün Akif’e Berlin’deki müs­teşrikler sorulur. Akif de onların en büyüğü Hartmann’mış. Şu göklere çıkarılan adamı bir tanıyayım dedim. O da beni görmek istiyormuş, konuştuk. Bu meşhur müsteşrik her ilim dalaverecisi gibi benim gözümü boyamak isteyen bir takım umumi laflar etti. Ben dediklerini dinler gibi göründükten sonra, ‘En iyi bildiğiniz Türk şairi kimdir?’ dedim. O tereddütsüz ‘Fuzuli’ diye cevap verdi. Sonra şunu ilave etti: ‘Ben şimdi bunu yazmakla meşgulüm.’ Bir de gördüm ki herif yüzünden Fuzuli’yi okuyamıyor, hele hiç anlamıyordu. Artık tahammülüm kalmadı, ‘Ben, dedim, bilgilerinizin sınırını takdir edecek durumda değilim, fakat size bir şey söyleyeyim mi, fakat sizin en bilmediğiniz ve anlamadığınız Türk şairi Fuzuli’dir, buna emin olun.’ ... Herif iki gün sonra Fuzuli’nin ‘su’ kasidesini öğretmemi benden ricaya gelmesin mi? ...” Mithat Cemal’le aralarında geçen sohbetten aktarılan bu anekdot için bkz. Emin Erişirgil, Mehmet Akif. İslamcı Bir Şairin Romanı, Cilt III., Ankara Maarif Yayınevi, İstanbul İnkılap Kitabevi, s. 307, 308.

[14] Akif’le Hartmann arasındaki hoşnutsuzluğun bir sonucu olarak kabul edilecek bir gelişme de Martin Hartmann’ın Türk şairleri üzerine kaleme aldığı ve ölümünden hemen sonra yayınlanan kitabından takip edilebilmektedir. Bu kitapta Hart- mann, Mehmet Akif’i Türk şairleri arasında göstermemiştir. Bkz. Dichter der neuen Türkei; mit einem Bildnis des verewigten Verfassers und zehn Bildnissen türkischer Dichter (1919).

[15] Nitekim Schabinger, İstanbul’a geldiğinde Alman elçisi Wangenheim’la yaptığı görüşmede, Martin Hartmann’ı referans göstererek Türkiye’deki “Panturancı” fikir akımlarının önemi konusunda elçiyi bilgilendirdiğini söylemiştir. Böylece Scha- binger kendince Türkiye’deki tek gücün İslam ve İslamcılar olmadığını, Türkçülerin de toplumda etkili olduğu konusun­da Wangenheim’ın dikkatini çekmiştir. Bkz. Schabinger, a.g.e., s. 108.

[16] 8 Aralık 1914’te Berlin’de yapılan bu toplantı ve orada yapılan tartışmalar için bkz. Die Welt Des Islams, Band III, 1915, Heft 2, Berlin, 1916, s. 134-139.

[17] Eşref Edib, Mehmed Akif, Hayatı, Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, 1. Cilt, 1938, s. 39, 40, 41. Yukarıdaki satırlarda, Almanya’daki Müslüman esir kampları meselesinin can alıcı noktaları son derece isabetli şekilde ifade edilmiştir. Yalnız, Akif’in Almanya’dan dönüşünden sonra gerçekleşen bazı gelişmelerin de, örneğin Müslüman esirler için cami inşası gibi, anlatılmış olması bize bu bilgilerin sonraki bilgilerle güncellendiğini göstermektedir.

[18] Gerhard Höpp, Muslime in der Mark. Als Kriegsgefangene und Internierte in Wünsdorf und Zossen, 1914-1924, Verlag das Arabische Buch, Zentrum Moderner Orient, Berlin 1997, s. 101.

[19] Bu konuda bkz. Kon, a.g.e., s. 107-112; Ayrıca bkz. Gerhard Höpp, Arabische und islamische Periodika in Berlin und Brandenburg,Verlag Das Arabische Buch, Berlin 1994.

[20]    Höpp, a.g.e., s. 101.

[21] Politisches Archiv des Auswartigen Amtes (PA AA), R 1501, Nr: 13633.

[22] Belgede Mehmed Akif’in ismi yanlışlıkla “Hakif Bey” olarak yazılmıştır.

[23]    “Korrespondenzblatt” ilk sayısı 30 Nisan 1915’de yayınlamış olup 1917 yılı Nisan ayına kadar bu isimle yayınlanırken, bu

tarihten itibaren daha kapsamlı bir dergi şeklinde ve “Der Neue Orient” adıyla yayınlamaya başlamıştır.

[24] Mehmed Akif’in İstanbul’a dönüş haberi başmuharriri olduğu Sebilürreşad dergisinin 18 Mart 1915 tarihli nüshasında şu şekilde haber verilmiştir: “Baş muharririmiz Mehmed Akif Beyefendi ile fâzıl-ı muhterem Şeyh Salih eş-Şerif et-Tunusî hazretleri Almanya’dan avdet buyurmuşlardır.” Bkz. Ertuğrul Düzdağ, Mehmed Akif Ersoy, İstanbul, Aralık 2004, dipnot 106, s. 54.

[25]    “Ben mühim bir vazife ile Berlin'e gitmiştim. O aralık Almanya hükümeti bize dedi ki, ,Bizim Meclis-i Mebusanımızdaki Katolik

mebuslar kıyamet koparıyorlar. Almanlar gibi mütemeddin bir millet, nasıl olur da Müslümanlar gibi, Türkler gibi vahşilerle ittifak ediyorlar? Bu bizim için zul değil midir? Diyorlar. Aman, makaleler yazınız, biz onları Almanca'ya tercüme ettirelim. Ta ki Müslümanlığın da bir din, Müslümanların da insan olduğu, bunların nazarında taayyun etsin.' Almanya hükümeti haklı idi. Çünkü Alman milleti nazarında Müslümanlar vahşilerden başka bir şey değildi. Onların gazetecileri, romancıları, hele müsteşrik denilip de Şark lisanlarına,Şark ulum-u fünununa, Şark ahlak ve âdâtına vakıf olan adamları mensup oldukları milletin efkarını asırlardan beri bizim aleyhimize o kadar zehirlemişler ki, orada bir anlaşma husuluna imkan yoktu. Biz o sırada kendimizi onlaratanıtmak için, tabii elden geldiği kadar çalıştık. Lakin tamamıyla muvaffak olduğumuzu asla iddia edemem. Taassubları yaman .“ Bkz. Eşref Edib, a..g.e., s. 45.

[26] Shaich Salih Aschscharif Attunusi, Haqiqat Eldschihad, Die Wahrheit über den Glaubenskrieg, Aus dem arabischen über- setzt von Karl E. Schabinger, Berlin 1915. 18 sayfalık bir broşür formatında yayınlanan kitapın gelirinin Kızılay’a verileceği eserin iç kapağında belirtilmiştir.

[27] Höpp, Muslime in der Mark ........ , s. 20.

[28]    „... Değil mi bir anasın sen? Değil mi Almansın?/ O halde fikr ile vicdana sahib insansın./ O halde, Asyalıdır, ırkı başkadır...'

diyerek,/ Benât-ı cinsin olan ümmehâtı incitecek/ Yabancı tavrı yakışmaz senin faziletine./ Gel iştirak ediver şunların felâketine./ Ya, Paylaşıldı mı artar durur sürûr-i beşer;/ Kederse, aksine: Ortakla eksilir' derler./ .“ , Mehmed Akif Ersoy, Safa­hat, yayına hazırlayan M. Ertuğrul Düzdağ, İstanbul 2005, s. 295.

[29] Meşhur Alman savaş gönüllüsü Fritz Klopfer’in kaleme aldığı ve 1915’de Leipzg’de basılan eserde yer alan şarkı sözleri: „Bir Alman savaşçının Müslüman arkadaşına söylediği şarkı“: „İch bin Christ, und Du bist Muslim,/ Doch das schadet kaum! Unser Sieg ist festgeschlossen,/ Unser Glück kein Traum!“ (Türkçesi: „Ben Hıristiyan, sen Müslüman,/ Bunun bir zararı yok ki! Zaferimiz kesin,/ Mutluluğumuz hayal değil!“), bkz., Höpp, a.g.e., s. 20.

[30] Eruğrul Düzdağ, Mehmed Âkif Ersoy, İstanbul, Aralık 2004, s. 56, 57.

 

Mehmet Âkif 100 Yıl Sonra Berlin'de / 2015
TYB'nin 62., Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin 10. kitabı...
Bu haber toplam 110 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim