Bir insan hakkında ifadede bulunmak, bu ifadeyi de ibareye dönüştürmek zannedildiğinin tersine oldukça zordur. Çünkü bir kişiyle belirli bir mesafeden kurduğunuz beşerî ilişkinin verilerinden elde ettiğiniz tanıma, bir yaşantı olarak size anlamlı bir resim verse de, bu yaşantıyı ifadeleştirdiğiniz ya da ibareleştirdiğinizde, ister istemez sınırlı örüntülerle yetinmek zorunda kalırsınız. Çünkü her tanımlama teşebbüsü bir sınırlama etkinliğidir aynı zamanda. Öte yandan resme eşlik eden anlam, ifade ve ibarede içkin olsa da, tabir edilerek yeniden üretilmesiyle, ilk varlığa geldiği mekansal-zamansal bağlamı yitirdiğinden gittikçe silikleşecek, yeniden şekillenecektir. Bu çerçevede kişi hakkında her anlatı sözcüklerle yapılan bir tür fotoğraf çekmeye benzer. İlginçtir ki, bu kişinin kendi hakkındaki ben-anlatısı için de geçerlidir. Bu durum sadece dilin imkânlarına indirgenerek açıklanamaz; bizâtihi her tür gerçekliğin tanımlanma, sınırlanma, belirlenme vb... etkinliklere karşı direnme, hatta çekilme gibi karşı-oluşları da dikkate almak gerekir. Kişi söz konusu olduğunda bu tespitin toplumsal düzlemde daha tehlikeli bir sonucu vardır. Çünkü tanımlanan kişi, dondurma ve sabitlemenin doğal sonucu olarak ‘idealize’ edilir yani bir fikre, bir ideye, içeriksiz bir forma dönüştürülür. Bir ide haline getirilen kişi de, ulaşılamaz olduğundan, artık genç nesiller tarafından ‘örnek’ alınmaz, alınamaz...
İhsan Fazlıoğlu: "Sûreti ile sîreti arasında Akif Emre"

Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu Hoca’nın "Düşünen Şehir" dergisinin 6. sayısında (Haziran 2018) yayınlanan “Sûreti ile sîreti arasında Akif Emre” başlığını taşıyan yazısını alıntılıyoruz.
Bu haber toplam 977 defa okunmuştur
- Yorumlar 0
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SON EKLENEN GALERİLER
Diğer Haberler
Batı kaynaklı oryantalist tarih ve medeniyet araştırmaları anlayışı, artık geçerliliğini yitirmelidir.Mevlânâ’yı kimlik tartışmalarına sokmak, dini sorgulamalara tabi tutmak, yaşadığı topluma yabancı sanmak hep aynı anlayışın ürünüdür. Gerçekte konu sadece Mevlânâ etrafında dönmemektedir.
Türk Romanı Soruşturması: Mehmet Narlı"Roman nereye gidiyor?" sorusu artık klişe bir soru haline geldi. Peki, sizce romanımızın aslında gitmesi gereken yer neresiydi ve Türk romanının son yarım yüzyılda geçirdiği dönüşüme baktığınızda bugün oraya yaklaşabildik mi?- 14:15 - ABD/İsrail-İran gerilimi TYB’de konuşulacak
- 14:14 - Edebiyatın Çınarı Sakaoğlu’ndan Tarihe Not: Konya’nın Şiir Hafızası Canlandı
- 12:39 - Mesnevî Okumaları Dr. Halil İbrahim Sarıoğlu ile Devam Ediyor
- 11:53 - Hürmüz Boğaz'ı Savaşı Örnekliğinde Yeni Savaş Paradigmasında Acı Eşiği Kapasitesi ve Tansiyon Disiplini Sorunsalı
- 11:46 - Mustafa Süs: Okullarda Suçlu Başkasına Atmak
- 11:43 - Ali Bal: Eğitim, Başarı ve Yıkım
- 11:38 - Tarkan Zengin: 2026 yılı 1 Mayıs'ına giderken
- 11:36 - Aydın Ünal: Bunu da aşarız, aşacağız!
- 11:33 - Hüseyin Öztürk: Yeni Altay’ın Bilinmeyen Hikâyesi
- 11:33 - Muhtar Şahanov vefat etti
- 11:02 - Yasin Aktay: Savaşı bitiren zayiat raporu ve İran’ın muhasebesi
- 10:57 - Ateizmden Daha Tehlikeli Bir Düşünce: Apateizm
- 10:54 - Ahmet Tâlib Çelen: Seküler torna: Melekten şeytan yontmak!
- 23:13 - Murat Kapkıner vefat etti
- 23:10 - Nefret ideolojisi ve görünürlük krizi
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim




























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.