• İstanbul 21 °C
  • Ankara 16 °C

Irak Türkmenlerinde Türkü, Mani, Beste

Önder SAATÇİ

Birkaç yıl önce üniversitedeki derslerimden birinde türkülerden bahsederken Azerbaycanlı bir kız öğrencim el kaldırarak “Hocam, türkü ne demek?” diye bir soru sordu. Ben de ona, sizdeki mahnı, dedim.

Zaten, Azerbaycan lehçe ve kültür sahasına giren Irak Türkmenleri de halk müziğimizin bu türüne Azerbaycanlı kardeşleri gibi me’ni der. Yalnız bu adlandırma Irak Türkmenleri arasında her türlü ezgili söyleyiş için de geçerlidir. Nitekim, Türkmenler Anadolu’daki türkü karşılığında bir de beste terimini kullanırlar ki bunlar Türk halk müziği literatüründe genel olarak kırık hava başlığı altında ele alınır. Gelgelelim, beste klasik Türk müziğinde biraz daha farklı bir anlama gelir ki o da sözleri ezgiyle buluşturma işidir.

Türkü terimi yalnız Anadolu’ya da mahsus değilmiş. Doğan Kaya’nın “Türk Dünyası Ansiklopedik Türk Halk Edebiyatı Kavramları ve Terimleri Sözlüğü”ne baktığımızda bu terimi Kazak ve Özbek Türkleri türki, Kırgız Türkleri de türkü şeklinde kullanmaktalar (Kaya 2020: 885). Peki, türkülere Irak Türkmenleri ve Azerbaycanlılar neden Arapça “anlam” anlamına gelen ma’na / ma’ni (معنى) kelimesinin Türkçeleştirilmiş şekillerini kullanırlar? Bence bunun sebebi türkülerimizin pek çoğunun mani katarlarından oluşmasıdır. Bir başka deyişle, birbirini anlamca bütünleyebilen maniler bir araya getirilerek ezgiye kavuşturulmuş ve zamanla türkü hâline getirilmiş. Buna Kerkük yöresinden şu türkümüzü örnek verebiliriz:

Yıktılar kalamızı
Sürdüler balamızı
Daha can buğazdayken
Çektiler salamızı

Ah Kerkük yüz ağ Kerkük
Her zaman yüz ağ Kerkük
Ölseydim düşmeseydim
Men senden uzak Kerkük

Elinde yad elinde
Öt bülbül yad elinde
Bir diyar mezar olsun
Kalmasın yad elinde

Can Kerkük canan Kerkük
Her söze kanan Kerkük
Kalıptı yârdan uzak
Mum kimin yanan Kerkük

Bu türkümüzün ilk dörtlüğü Cumhur Kerküklü’ye (Kerküklü 2021: 108) üçüncü dörtlüğü ise Osman Mazlum’a aittir (Mazlum 1975: 7). Bu dörtlükler zamanla diğerleri ile bir araya getirilmiş ve yeni bir türkü oluşturulmuş.

Yukarıdaki maniler türküleştirilirken daha başka şeyler de olmuş. Mesela, Mazlum’a ait olan üçüncü sıradaki dörtlüğün ilk mısraı yedi heceye çıkarılarak söz konusu dörtlük kesik maniden düz maniye dönüştürülmüş. Bunda, türküleştirme sırasında tekrara baş vurarak anlamı güçlendirme kaygısı rol oynamış olmalı, diye düşünüyorum. Bu manilerimiz türkü hâline getirilirken bir de bazı mısraları ve kelimeleri değiştirilmiş veya bozulmuş. Mesela, Kerkük Vakfınca yayınlanan “Yıktılar Kalamızı” eserinde Cumhur Kerküklü kendi mani dörtlüğünün üçüncü mısraını “Hele rüh buğazdayken” (Kerküklü 2021: 108) şeklinde yazmışken türkünün icrasında bu sözler “Daha can boğazdayken” şekline girmiştir. Osman Mazlum’a ait olan dörtlükte de ikinci mısra “Öt bülbül ya dalında” (Mazlum 1975: 7) olması gerekirken birçok yayında ve türkünün icrası sırasında “Öt bülbül yad elinde” şekline girmiş, cinas da kaybolmuştur.

a1-001.png

Türkünün ikinci dörtlüğünde de bana göre cinas kaybolmuştur. Bunun sebebi de türkünün icrası sırasında organ adı olan “yüz” kelimesinin Türkiye Türkçesindeki gibi söylenmesidir. Oysa Kerkük ağzındaki gibi söylenseydi “üz” denecek ve dörtlük cinaslı hâle gelecekti: üz ağ - uzağ. Sanırım bunda da türkünün Türkiye Türklerince daha iyi anlaşılması kaygısı yatmaktadır.       

Aslında, bütün bunlar garip karşılanmamalıdır. Çünkü halk kültürü anonim olup toplumun ortak ürünüdür herkes onu kendince bir şekilde yorumlayarak hayata geçirir. Bu süreçte ister istemez bazı zenginleştirmeler olabileceği gibi bazı kayıplar da yaşanabilir. Belki bugüne kadar daha birçok sözlü ürün ya tanınmaz hâle geldi veya kaybolup gitti. Mesela, Dede Korkut hikâyelerinin 13.süne daha yeni kavuştuk. Bu hikâyelerin bazı motiflerinin Orta Asya Türklerinin masallarında yaşadığını da biliyoruz. Demek ki bizim türkülerimizde gözlenen bu gibi değişmeler halk edebiyatının bütün dallarında görülebilir. Halk edebiyatında “varyant” denen çeşitlemeler de böyle böyle meydana gelmektedir.

Biraz da hoyrat ile mani arasındaki ilişkiye değinmekte fayda var, sanırım. Bilindiği üzere, halk edebiyatında mani dört mısradan oluşan, bazen cinaslı bazen cinassız olarak söylenen nazım biçimidir. Bunlar kesik (ilk mısraı yedi heceden eksik) veya düz (bütün mısraları yedi heceli) olabilir. Düz maniler bazen cinaslı bazen cinassız olabilirken kesik maniler genellikle cinaslıdır. Manilerin ilk iki mısraından ziyade son iki mısraı anlamca daha etkili ve derindir.

Irak Türkmenleri kesik maniye horyat / hoyrat / koryat / koyrat gibi terimleri uygun görmüşlerdir. Fakat zamanla hoyrat diğer terimlerin önüne geçmiş ve onları unutturmuştur. Pek çok konuda söylenen mani ve hoyratlar Irak Türkmenlerinde millî kimliğin bir parçası olmuş, Irak Türkmenleri zamanla bu nazım biçimiyle vatan sevgisini ve Türklük gururunu dile getirir olmuşlardır. Oysa Anadolu’daki benzerlerine baktığımızda bu gibi konulara dair örnekler görülmemektedir. Bu da Irak Türkmenlerinin uğramış oldukları zulümlerin bir sonucudur:

Kerkük’im maxmur Kerkük
Terihte meşhur Kerkük
Barını yadlar yirí
Baġvanı mağdur Kerkük (Osman Mazlum)
 
Kerküklíyem men özím
Kulaġ vér dinne sözím
‘Eşrêtim Türk’e kurban
Evvel baştan men özim
 
Men Kerkük, Kerkük menem
Yad ifirtse hürkmenem
Yüz ölsem, yüz dirílsem
He diyerem Türkmenem (Ali Marufoğlu)

Meselenin terim boyutuna dönecek olursak merhum bilgemiz Ata Terzibaşı hoyrat ve mani terimlerini biraz da yöredeki kullanım biçimini ve müzikle olan ilişkisini dikkate alarak açıklar. Terzibaşı bu hususta şunları söyler: “… gençliğin ihtiraslarını terennüm eden basit dörtlüklere mani, sanat kavramı olgun ve üstün olanlarına da hoyrat adını vermek yerinde olur. Netekim, hoyrat dörtlükleri klasik unsurlarla daha çok beslenmiş edebî bir mahsul olarak temayüz etmektedir.” (Terzibaşı 1975: 60). Tezribaşı’nın hoyrat ve mani terimlerini bu şekilde tanımlaması ve değerlendirmesi her ne kadar halk edebiyatı terminolojisiyle farklılık gösterse de yörenin, bu nazım biçimlerine yüklemiş olduğu işlevleri ve bunları hayata geçirmede diğer yörelere göre olan farkı anlatmada önemli tespitlerdir.

Biz Terzibaşı’nın yukarıdaki değerlendirmelerini dikkate almakla birlikte, mani ile hoyratın daha çok belli bir nazım biçiminin şekilce birbirinden ayrılan alt kolları olduğunu dile getireceğiz.  Nitekim, Ziyat Akkoyunlu hoyrat nazım biçimini, “… ilk mısraı yedi heceden az, bir kelime veya kelime grubuyla kurulan, diğer mısraları yedişer hece olan cinaslı manilerdir.” şeklinde tanımlamış, Sermet Tuzlu da hoyratın şekil özelliklerinden bahsederken “Dörtlükler şeklinde yazılan hoyratlarda kafiye ve redif vardır. Bu dörtlükler genelde ‘aaba’ şeklinde kafiyelenip dört mısradan oluşmaktadır. Hoyratların birinci mısrası 3, 4, 5 veya 6 heceden oluşur.” demektedir ki bu tanımlar bugün geçerli olan Türk halk edebiyatı terminolojisine uygundur. Bununla birlikte Tuzlu,  Irak Türkmenlerinin, düz manilere dörtlük adını verdiklerini de belirtir (Tuzlu 2014: 223). Bu arada, Irak Türkmenlerinin uzun hava okurken daha çok kesik manileri, kırık hava (beste-türkü) okurken düz manileri tercih ettiklerini de ekleyelim (Akkoyunlu, 1992: 2).  Bu da Irak Türkmenlerinin türkülere neden me’ni dediklerini anlatan diğer bir göstergedir.

Bu değerlendirmelerimizin bir hasılası olarak şunları da kaydetmenin uygun olacağını düşünüyoruz. Halk edebiyatı ürünlerinin çeşitli şekillerde zamanla değişmesi nasıl mümkünse halk edebiyatındaki nazım biçimlerini karşılayan terimler de yöreden yöreye, ülkeden ülkeye değişmektedir. Bu değişimin yalnızca bir adlandırmayla sınırlı kalmadığı, daha başka bazı etkenlerle de, mesela müziğin etkisiyle de gerçekleşebileceği söylenebilir. Bu durum halk edebiyatının Türk dünyasında hem ortaklığının hem de zaman ve mekân genişliğinin göstergesidir. Elbette, Çin’den Balkanlara kadar yayılmış olan Türk milleti, nesiller boyu taşımış olduğu halk edebiyatı ürünlerini karşılaştığı yeni şartlara göre her bölgede yeniden inşa etmiş, içeriğini zenginleştirmiş, icrasını çeşitlendirmiş, bütün bu gelişmeler ister istemez terminolojide de bazı farklı anlayışların ve kullanımların önünü açmıştır. 

Kaynaklar:

Akkoyunlu, Ziyat (1992). “Kerkük Ağzında Mâni ve Hoyrata Dair”, Millî Folklor, Yaz 14, , s. 2-6.

Kaya Doğan (2020). Türk Dünyası Ansiklopedik Türk Halk Edebiyatı Kavramları ve Terimleri Sözlüğü. Ankara. Akçağ Yayınları.

Kerküklü, Cumhur (2021). Yıktılar Kalamızı. İstanbul: Kerkük Vakfı Yayınları.

Mazlum Osman (1975). Horyatlar -Tuhfe-i Horyat-Bağdat: Irak Kültür Bakanlığı Yayınları.

Terzibaşı, Ata (1975). Kerkük Hoyrat ve Manileri. İstanbul: Ötüken yayınları.

Tuzlu, Sermet (2014). “Irak Türkmen Sözlü Halk Edebiyatında Horyatın Edebî ve Musiki Yapısı”. Folklor / Edebiyat. C: 20, S: 80 (2014 / 4), s. 221-244.

Bu yazı toplam 156 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim