• İstanbul 11 °C
  • Ankara 18 °C

Hayvanlarla Hangi Dilden Konuşuruz?

Önder SAATÇİ

İletişim kurma yeteneği şüphesiz ki insanoğluna mahsus bir meziyettir. Ancak insanlar sadece karşısındakiyle iletişim kurmazlar. İnsanoğlu bazen kendi kendisiyle de iletişim kurar ki “düşünme” böyle bir eylemdir. Kişi düşünürken ana dilini kullanır; böylece kendisine yine kendisinin söylemek istediklerini iletmiş olur. İnsanlar bazen çiçeklerle de konuşurlar. Bu tür konuşmalarda da ana dil kullanımdadır. Çiçeklere su verip onların gün gün geliştiklerini gören insan, emeğinin karşılığını canlı bir şekilde gözleme imkânı bulur ve bundan doğan sevincini, mutluluğunu dillendirirken veya daha başka bazı duygularını tatmin etmek üzere, çiçekle konuşma faaliyetini gerçekleştirir. Bu iletişimde bitki, görünüşte mesajı alan konumunda ise de aslında, insanoğlu bitkiye hitap ederken de bir bakıma kendi kendisiyle konuşmaktadır. Peki, insanoğlu hayvanlarla da konuşmaz mı? Elbette konuşur. Hatta bu konuşma çok kısıtlı durumlarda bile olsa gerçek bir iletişimdir. Zira, hayvanlar insanların bazı sözlerine pekâlâ karşılık verebilmektedir. Hatta, terbiye edilmiş hayvanlar hemcinslerine göre, insanların sözlerine daha fazla tepki verir ve kendilerine verilen komutları yerine getirir. Tabiî, Sirk hayvanlarının, polis köpeklerinin, insanların ana dilleriyle ifade ettikleri sözlere karşılık vermesi ve söylenenlerin gereğini yapması şartlanmayla gerçekleşmektedir. Demek ki insanlar arasındaki anlaşma zemini tabiî dil iken insanla hayvan arasındaki iletişimin zeminini şartlandırma oluşturmaktadır. Ancak bu şartlandırma sürecinde kullanılan unsurlar yine insanların ana dillerinden seçtikleri kelimelerdir. Bu kelimeler bazen anlamlı olmakla birlikte bazen de “anlamsız” görünebilir.

               Bu yazıda insanlarla hayvanlar arasındaki iletişimde “anlamsız” gibi görünen kelimelerimiz  üzerinde duracağız. Bilindiği üzere, insanların hayvanlara seslenirken onlardan bekledikleri ya onları yanlarına çağırmak veya onları kovmak, uzaklaştırmak. Her dilde de bu iki ihtiyacı karşılayan kelimeler vardır ki bunlar daha çok ünlem sınıfına girer. Türkçemizden örnek verecek olursak, kedileri çağırmada pís pís pís …  ünlemi bize anlamsız gelen bir sözdür. Zaten, dil bilgisi kitapları da ünlemlerin anlamları değil, görevleri vardır, diye yazar. Fakat bu, gerçekten de böyle midir? Kedileri çağırırken kullandığımız bu ünlem, her ne kadar bize anlamsız gibi görünse de, aslında, gerek Doğu Anadolu gerek Irak Türkmen ağızlarında gözlediğimiz písík kelimesinin ünlemleşmiş hâlidir. Hayvanı çağırmada tekrarlanan bu söz önce yapıca bozulmakta, sonra farklı bir gayeyle kullanılmasından dolayı ünlemleşmektedir. Peki, neden Anadolu’nun pek çok yerinde kedileri çağırma ünlemi yukarıdaki gibidir de Kerkük’te píş píş píş … şeklindedir? Çünkü, dilimizde kediye písík[1] dendiği gibi píşík[2] de denir. Demek ki aynı süreçler kelimenin bu fonetik varyantı (ses değişimine uğramış şekli) için de geçerlidir. Üstelik, dildeki bu addan ünleme geçiş sürecinin aynısını İngilizcede de görmek mümkün.  Bir ABD filminde çocuğun, kediye seslenirken keri keri keri … şeklinde bir ifade kullandığını gözlemiştim. Bu da caty (kedicik) kelimesinin tekrarlanarak, yapıca bozulup ünlemleşmesidir. Nitekim, İngilizcede “cat” kedi anlamında olup sona gelen -y (ses olarak -i) ünsüzü o kelimeye “sevimlilik anlamı” katar[3]. Bu durum insanoğlunun farklı diller kullanmasına rağmen aynı tutumu benimseyerek dilinin söz varlığını genişletme yolunu tuttuğunu gösteriyor.

                 Köpekleri çağırmada kullanılan kuç kuç kuç … ünlemi de benzer süreçle oluşmuş bir kelimdir. Öyle ki, Irak Türkmen ağızlarında köpek küçügü “köpek eniği” anlamına gelir[4]. Kelimenin, bu anlamını, Kıpçak Türkçesinin yazıya geçirilmiş olduğu 14-15.  yüzyıllarda kazanmış olduğu anlaşılıyor[5].  Kerkük çocuk dilinde köpeğe kuççi[6] denmesi de kelimenin bu arkaik anlamıyla ilgilidir. “Ufak” anlamına gelen “küçük” kelimesi ise bilhassa Kerkük ağzında kuçik şeklinde telaffuz edilir ki bütün bu şekiller fono-semantik ayrılaşmalar[7]  sonucunda oluşmuştur.

               Her ne kadar bu devirde bulunmasa da atalarımız, geçmişte yüklerimizi taşıyan deve ile de iletişim kurmanın bir yolunu bulmuşlar. Devenin yükünü sırtından almak için onun yere eğilmesi lazımdır. İnatçı bir hayvan olan deveyi de dizleri üstüne çökertmek için ona Irak Türkmenleri yıḫ yıḫ yı … şeklinde bir ünlemle seslenmişler[8]. Aslında bu, deveye, “Sırtındaki yükleri yık” demektir. Çünkü Irak Türkmenleri yüksekteki bir şeyi yere indirmeye yıkmak derler. Aynı ünlem Anadolu Türklerinde ıḫ  ıḫ ı … şeklindedir. Anadolu ağızlarındaki değişiklik kelimenin başındaki “y-” ünsüzünün düşürülmesinden ibarettir. Bu da dilde bir fono-semantik ayrılaşmanın sonucudur. Türkçedeki yık- fiili bir yandan temel anlamıyla kullanılırken diğer yandan ı şekli ünlemleşerek başka bir kelime hâline gelmiştir.

               Kerkük ağzında tavuklara yem verirken onların dikkatini çekmek için tü tü tü … şeklinde bir ünlem kullanılır. Bu, bizce tut- fiil kökünden emir ikinci teklik kişi çekimindeki tut şeklidir. Türkiye Türkçesi ağızlarında ise tavuğu yemlerken geh bili bili ünlemi kullanılır ki bu da “Gel beri beri” cümlesinden bozma olsa gerektir.   

Hayvanları kovarken de insanlar bazı ünlemler kullanırlar. Türkçemizde tavuk ve diğer kuşları kovmak için kış kış kış … ünlemi vardır. Bunun eski Türkçedeki kış- fiilinden teklik ikinci şahsa emir şekli olduğu söylenebilir. Bu fiilin Divanu Lugati’t-Türk’teki karşılığı, “gözden kaybol-, bulunulan yerden ayrılmak”[9]. Ünlemin, diğer tarihî metinlerde de buna benzer anlamlarla kullanıldığı görülebiliyor. Demek ki tavuğa kış kış kış … dediğimizde buradan git, ayrıl, demekteyiz. Ancak bu kelimenin ünlemleştikten sonra insanlar için de mecazlı şekilde kullanıldığını görebiliyoruz. Şu İstanbul türküsü iyi bir örnek olabilir: “Ben bir garip kuş idim / dalına konmuş idim / Niçin bana kış dedin / Ben senin olmuş idim”.     

Kış ünlemi Arapça ve Farsçaya da geçmiş[10]. Nitekim bu dillerde, satrançtaki şah taşını sıkıştıran kişi rakibine kiş der. Son zamanlarda tercümesine çalıştığımız “ تاريخ اللغة التركية في تونس” (Tunus’ta Türk Dilinin Tarihi) adlı Arapça bir eserde, Tunus’ta, isyan eden Türk askerlerinin, 17-18. yüzyıllarda hükümdarı kiş kiş kiş diye protesto ettiklerine dair bilgiler var. Sözünü ettiğimiz kitabın yazarı kelimenin, Farsçadan Türkçeye satranç oyunu vasıtasıyla geçmiş olduğunu bildirse[11] de Türkçenin sözlük verilerinden hareketle, söz konusu kelimenin Türkçeden Farsçaya geçmiş olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu söylemek mümkün. Kaldı ki kültürün çok önemli bir parçası olan tavuk beslemeye dair böyle bir kelimenin alıntı olma ihtimali çok çok düşüktür. 

 Irak Türkmenlerinde eşeğin harekete geçirilmesi için kullanılan ünlemse ḥeççe şeklindedir. Bu kelimeye Divanu Lugati’t-Türk’te heç heç (At başını alıp gittiği zaman ona çıkışmak için kullanılan ünlem)[12] maddesinde rastlayabiliyoruz. Kâşgarlı, Divan’da ḥoç ḥoç ünlemine de yer vermekte, bunun da keçileri gütmede kullanıldığını bildirmektedir[13]. Nitekim, Kerkük ağzında eşeğin durmasını sağlamak için kullanılan ünlem de hoş[14] şeklindedir. Divan’da Kâşgarlı’nın kaydettiği şekillerin, bugünkü Kerkük ağzındakilerin eski şekilleri olduğu muhakkaktır. Anadolu Türklerinin ineği durdurmak için kullandıkları höst (I)[15] ile Kerkük ağzındaki hoş da aynı ünlemdir. Ancak bunların aynı kökten geldiğini söylemek mümkünse de kış- veya kaç- fiillerinin hangisinin emir şeklinden geliştiğini kesinkes belirtmek mümkün görünmüyor. Bununla birlikte, bu ünlemlerin 11. yy’dan da önce ortaya çıkmış olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Kâşgarlı Mahmut her ne kadar heç heç ünlemine günümüzdeki şekillerine göre zıt bir anlam vermiş olsa da kelimenin anlamındaki değişme dillerin birçoğunda gözlenen ve “söz içi karşıtlık”[16] diye bilinen bir dil hadisesidir. Derleme Sözlüğü’nde, höst (I) madde başı açıklanırken, kelimenin at, katır, sığır, vb. hayvanları hem kovalama hem de durdurma amacıyla kullanıldığı belirtildikten sonra birçok derleme yerleri gösterilmiş. Bu, söz konusu kelimenin bazı yerleşim birimlerinde hayvanı “durdurmak”, bazılarında ise “kovalamak” için kullanıldığını gösteriyor. Bu açıklama biçimi kelimenin, zaman içinde nasıl olup da zıt anlamla kullanıldığını da aydınlığa kavuşturuyor. Zaten, biçim bakımından, bir kere bozulmaya başlayan bir kelimenin zaman içinde anlamında değişiklik olmaması düşünülemez.   

                Bütün bu örnekler bize her şeyden önce, insanların hayvanlarla iletişim kurarken de ana dillerinden yararlandıklarını; ancak zamanla ana dilden seçilen birtakım kelimelerin tür ve anlam değişmelerine uğrayarak, yeni şekilleriyle dilin kelime hazinesine katıldığını; böylece ana dil içinde bir alt dilin oluştuğunu gösteriyor. Nasıl ki çocuklarla anlaşmak için her dilde bir “çocuk dili” varsa bütün dillerde “hayvanlarla iletişim dili”nin varlığından da söz edilebilir.

               Hayvanlara seslenirken kullanılan ünlemler bazı kelimelerden veya çeşitli sözlerden kaynaklanıyorsa, bu durum en azından bazı ünlemlerin tür değiştirme yoluyla oluştuğu, tür değiştirme hadisesi sırasında da ana dilden seçilmiş kelimelerin anlam boşalmasına uğradığı anlaşılıyor. Ayrıca, dilde sıklıkla gözlediğimiz fono-semantik ayrışmalar da kelime hazinesinin zenginleşmesini sağlıyor. 

               İŞARETLER:       

               í: ı-i arası ses

ḥ : ha (Arapça ح  sesi)

 

 

KARDAŞLIK: 94 / 20-22

 

[1] Derleme Sözlüğü-IX, TDK yayını, 1993, s. 3460-3461.

[2] Bkz. bir önceki dipnot.

[3] İngilizcede “Fatty” (tombiş), sweety (şekerim, tatlım), dogy (küçük köpek), pusy (pisi, pisipisi), mummy (anneciğim), daddy (babacığım), vb.    

[4] Habib Hürmüzlü, Irak Türkmen Türkçesi, Fuzuli Matbaası, Kerkük 2013, s. 196.

[5] O. Fikri Sertkaya, “Kiçig, Küçük ve Bedük Kelimeleri ile Türevlerinin Etimolojileri”, Kelime Dağarcığımızdan Etimoloji Araştırmaları, Akçağ Yayınları, Ankara 2018, s. 171-179.

[6] Habib Hürmüzlü, age. s. 196.  

[7] Dilde yeni kavramlara karşılık bulma sürecinde, bazen aynı lehçe veya aynı ağız içinde bir kelimenin telaffuzu değiştirilip ortaya çıkan yeni kelimeye apayrı bir anlam verilir. 

[8] Habib Hürmüzlü, age, s. 327.

[9] A. Bican Ercilasun-Ziyat Akkoyunlu, Kâşgarlı Mahmud Divanu Lugati’t-Türk, TDK Yayınları, Ankara 2015, s. 716.

[10] Günay Karaağaç, Türkçe Verintiler Sözlüğü, TDK Yayınları, Ankara 2008, s. 503.

[11] Muhammed EL-Fadıl EL-Beşravi, تاريخ اللغة التركية في تونس ,  منشورات مؤسسسة التميمي للبحث العلمي والمعلومات  , Tunus 2018, s. 70.

[12] A. Bican Ercilasun-Ziyat Akkoyunlu, age, s. 653.

[13] A. Bican Ercilasun-Ziyat Akkoyunlu, age, s. 653.

[14] Habib Hürmüzlü, Kerkük Türkçesi Sözlüğü, Kerkük Vakfı Yayınları, İstanbul 2003, s. 178.

[15] Derleme Sözlüğü-VII, TDK yayını, 1993, s. 2437.

[16] Konuyla ilgili geniş bilgi için bkz. Talât Dinar, Türkiye Türkçesinde Söz İçi Karşıtlık, Gazi Kitabevi, Ankara 2018.

Bu yazı toplam 30 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim