Kerkük Çocuk Dilinde Eski Türkçe Kelimeler

Önder SAATÇİ

Çocukluk çağında annelerimiz; bizi beslerken, bizleri her türlü kötülükten şefkatle, itinayla korumaya çalışırken ana dilimizin sevgi dolu ifadelerini kullanırlar.

Bu ifadelerin en güzelleri ninnilerde ortaya çıkar. Ninniler annelerin, çocuklarına sevgilerini aşıladıkları, onlar için hayır dualarında bulundukları, çocuklarının gelecekte bahtlarının açık olması için en içten dileklerini dile döktükleri küçücük şiir incileridir. Kerküklü annelerin yavrularına şu ninnileri ne hoştur:

Leyle diler                                  Leylev edim yatasan

Yatıptı leyle diler                     Konca güle batasan

Vurgun yuḫı salıptı                  Konca gül payıv olsın

Mennen bir leyle diler            Kölgesinde yatasan

 

Leylev dadı bal dadı                Leylev edim yatınca 

Leylev meni aldadı                  Konca güle batınca

Ne balda ne şekerde               Gözime şiş batırram

Hiç tapmam leylev dadı          Sen ḥasıla gelince 

 

Leylev edim men dayim          Leylev edim yatkinan

Yuhıv olsın mülayim                Baġ güline batkinan

Ḫudama çoḫ yalvarram          Bağ güli kölge salıp

Olasan menim payım              Kinarında yatkinan 

 

Annelerimizin, ninelerimizin bu şefkat dolu ninnilerine biz Irak Türkmenleri “leyle” adını vermişiz. Bununla birlikte anneler, bu leylelerin başında, ortasında veya sonunda, “ülle, ülle balam ülle” diyerek bir taraftan yavrularının beşiklerini sallarlar, belki de bir başka leyleye geçmek için hafızalarını yoklarlar, kim bilir. Çocuklar da uyumak istediklerinde annelerine “ülle, ülle” diye seslenirler. Ya da anneler çocuklarının uyuması için “Yalla ülle ülle” diye onları uyumaya teşvik ederler. Sonra da başlarlar “ülle balam ülleee” diyerek o güzelim leylelere…

 

Belli bir yaşın üzerindeki Irak Türkmenleri mutlaka sevgi dolu anne yüreklerinden süzülüp gelen “ülle, ülee” sesleriyle uyuyup büyümüşlerdir de bu “ülle” kelimesinin anlamının ne olduğunu düşünmüşler midir? Acaba kaç asırdan bu yana anneler evlatlarını bu sözle uyutmuşlardır? Acaba bu söz asırlar önce de böyle mi telaffuz ediliyordu? Yoksa dilimiz tarih içinde lehçelere ve ağızlara ayrıldıkça bu kelime de o ölçüde değişmiş midir? Bütün bu sorular bugün için, düşünen zihinlere birer muammadır. Ancak Türk dilinin kaynaklarına inildikçe çok ilgi çekici sonuçlara varmak mümkündür.

 

En eski Türkçe metnimiz olan Orhun Abideleri’nde uyku anlamında o zamanki atalarımız “u” diye bir kelime kullanmaktalardı. Hatta bu kelimeyi belki de biraz uzatarak söylüyorlardı. İşte bu  “u” zamanla Türkçemizdeki +la / +le eki ile birleşerek “u+la”, sonraları da “ü+le” şekline girdi ve en sonunda “ülle” biçiminde leylelerimizin nakarat kısmında kalıplaştı. Tabi, dilimiz geliştikçe artık “uyku, yuḫu” gibi kelimeler ortaya çıkınca, yalnız annelerin dudaklarında kalan bu kelime çocuk diline sıkışıp bugünlere geldi.

 

Peki, çocukken boğazımıza bir şeyler kaçtığında veya öksürdüğümüzde büyüklerimizin bize “kıtta, kıtta” dediklerini kim hatırlamaz? Size dersem ki bu “kıtta” da çok eski bir Türkçe kelimemizin bugünkü kalıntısıdır, bana inanır mısınız? Durun da biraz ondan bahsedeyim:

 

Kâşgarlı Mahmud’un Divanu Lugâti’t-Türk eserine bir göz attığımızda, “kır-” diye bir fiil görüyoruz. Bunun o zamanki anlamlarından biri “kazı-”. Bu fiilin üzerine iki ayrı yapım eki getirilerek “kır-t-a” (kazı) şeklinde bir emir çekimi yapılmış. Yani, çocuk aksırıp tıksırdığında, öksürdüğünde veya boğazına bir şeyler kaçtığında, aslında bir zamanlar büyükler çocuklara “kırta” (Boğazını kazıyarak onu tıkayan nesneden kurtul.) demişler. Sonra bu kelime unutulmuş; ancak yalnızca bu durumdaki çocuklara yönelik kullanılmaya başlanmış ve bugünlere bir çocuk kelimesi olarak gelip dilimize yerleşmiş. 

 

 Görüyorsunuz ya, çocuklarımızın dilinde ne güzel hatıralar var. Her biri bizi dilimizin en eski çağlarına götürüyor. İşte bu kelimelerden bir tane daha. Ayrıca bu, sonuncusu: “kıḫ”.

 

Çocuklar bazen temiz olmayan şeyleri ellerine alır, hatta bazıları bu gibi nesneleri ağızlarına da götürür. İşte o anda büyüklerden biri “kıḫ, kıḫ” diye çocuğu uyarır ve ona müdahale eder. İlk bakışta bu kelimenin çocukça olduğu aklınıza gelebilir; fakat eski Uygur Türkçesinin 10. yüzyıldan kalma metinlerinde o zamanki atalarımızın “pis, kirli” gibi kavramları “kıġ” kelimesiyle karşıladıklarını görüyoruz. Demek ki büyükler daha o zamanki yaramazlara, “O ellediğin şey pistir. Onu bırak.” demek için “kıġ” diye seslenmişler; ama zamanla dilde “pis, kirli” gibi kelimeler yaygınlaşınca bu kelime dilden düşmüş, yalnız çocuklara yönelik kullanılmaya başlanmış ve böylece bugünlere ulaşmış. Biz Türkmenler işi biraz daha ileriye götürmüşüz, madem ki “kıġ” kelimesi dilden düşmüş biz de kalkmış koyun, keçi gibi hayvanların pisliğine “ḳıyıġ / ḳıyyıġ” demeye başlamışız. Anlayacağınız, kelimeden kelime doğurtmuşuz.  

 

Demek ki çocuklarımızın kullandıkları kelimeler anlamsız sözler değilmiş. Onlar da tıpkı diğer kelimelerimiz gibi bir zamanlar günlük kullanımda imiş. Fakat Türkçemiz tarih içinde zenginleştikçe ve değiştikçe ister istemez bazı kelimeler geride bırakılmış yenileri onların yerine geçmiş, bazıları da çocukların kelime hazinesinin içinde barınarak bugünlere kadar gelmeyi başarmış.

 

Bu yazı toplam 49 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim