• İstanbul 19 °C
  • Ankara 18 °C

Prof. Dr. Nazım Elmas: Mehmet Âkif'in Mektuplarındaki Edebî Dünya

Prof. Dr. Nazım Elmas: Mehmet Âkif'in Mektuplarındaki Edebî Dünya
Duygu ve düşünceleri aktarmada konunun durumuna göre farklı yöntemler vardır. Sanatçılar en iyi ifade tarzını seçerek muhatabına ulaşmaya çalışırlar.

Roman, hikâye, şiir, tiyatro, makale, deneme, mektup gibi türlerle ile ifade edilen duygu ve düşünceler, sanatçının okuyucu ya da dinleyici ile kuracağı bağın birer aracıdır. Bu türler içinde yazarın daha rahat, daha samimi olarak muhatabı ile buluştuğu ifade biçimlerinden biri olarak mektupları söyleyebiliriz. Sanatçılar arasında mektup türünde eser verenler, bulundukları yer bakımından mecburi bir haberleşme aracı olarak veya duyguları samimi bir şekilde sunan bir yazı türü olduğundan bu yöntemi tercih etmişlerdir.

Gelmiş geçmiş sanatçılar içinde mektuplarıyla kültür ve edebiyat tarihimizde önemli bir yer tutmuş sanatçılar vardır. Hayatlarının bir döneminde çeşitli vesilelerle yakınlarından, dostlarından uzak düşmüş bu gibi kişiler, mektuplarla iletişim kurmuşlar, sorulan bir sorunun cevabını, o günlere ait hatıraları, hayatın bir bölümüne özgü bilgileri mektup satırları arasında sunmuşlardır. Sanat eserini incelerken kimi zaman yazarın hayatına ait bilgiler çalışmanın daha sağlıklı olması için gerekli olmaktadır. Satır aralarına sinmiş bilgiler, dönemi, sanatçıyı, sanat eserini kavramaya yardımcı olmaktadır. Sanat hayatının en verimli çağlarında uzak diyarlarda yaşamak zorunda kalmış, yakınlarına, dostlarına yazdığı mektuplarla bir dönemin perde arkasını, hasretini, kırgınlığını, endişelerini, beklentilerini, sitemlerini yansıtmış bir sanatçı da Mehmet Akif Ersoy'dur. 

Baytarlık görevi gereği Anadolu ve Rumeli topraklarını gezen ve oralarda ikamet eden, Teşkilat-ı Mahsusa adına Berlin'e ve Necide giden, Milli Mücadele başlayınca ailesini, tanıdıklarını İstanbul'da bırakıp Ankara'ya giden Akif'in mektubu bir haberleşme vasıtası olarak kullanması ve sayısız mektup yazması tabiidir. Ankara'daki günleri de sürekli olmamış, Milli Mücadele esnasında Anadolu'nun değişik bölgelerinde insanımıza sorumluluğunu hatırlatacak uyarılarda ve tavsiyelerde bulunmuştur. Kimi zaman insanın duyarsızlıklarına, ümitsizliklerine, isyanlarına karşı nasihatçi olarak görev almıştır. Çoğu zaman asıl ikametinden uzakta geçici bir iskân, onun için hayat biçimi olmuştur. Hayatının son on yılını vatandan uzakta gurbet günleri olarak yaşamak zorunda kalışı, mektup türünü bir teselli vasıtası olarak kabul etmesine vesile olmuştur. Yakınlarından ve dostlarından mektup alan Akif, aldığı mektuplara hemen cevap yazmaya çalışır. Bu davranış, gelecek yeni mektubu hızlandırmak içindir. Mektup yazmayı geciktirenlere de tatlı sert sitemlerini her fırsatta ulaştırmıştır. Yazdığı mektupların daha çok olması bu sebeple tabiidir.

Mehmet Akif'in mektupları muhatabının cinsiyetine, yaşına, mevkiine, mesleğine göre yazılmıştır. Muhatabın gündemi, ilgi alanı, dostluk derecesi düşünülerek muhteva tespit edilmiştir. Manzum anlatımı yazılı ifadelerinde tercih eden Akif nesirle yazdığı mektuplarının çoğunu edebi bir dil kullanmış nesirde de usta olduğunu göstermiştir. 

Yayınlanan mektuplar iki grupta toplanabilir. Birinci grupta uzun ya da kısa tamamı yayınlanan mektuplar; ikinci grupta, değişik yayın vasıtalarında orijinalinin bir kısmı yayınlanmış mektuplar vardır. Metninin tamamı yayınlanan mektup sayısı 58'dir.Parça mektuplar ise hitap kısmında adı verilen 6 şahıs adına yazılmış paragraf ya da paragraflardan ibarettir. Bir mektup da basın hayatına yeni giren bir gazetenin sorumlusuna yazılmıştır. Akif'in hayatının bir dönemini yansıtan mektupların farklı konuları içeren dünyasından edebi dünyayı ele almayı amaçladık. Yayınlanan mektupların satır aralarındaki edebi görüşlerin Akif'in Mektuplardaki edebi dünyasını sunacağı kanaatindeyiz.

Mektuplardaki Edebi Dünya 

Mehmet Akif'in yayınlanmış mektuplarından aile fertlerine yazılanlarda, baba şefkati, himayeciliği ve endişesi ağır basmakta, bunlarda bile bazen bir şiir hakkında mütalaa talep edilmektedir. Diğerlerinde ise şiir, genel olarak, edebiyat, sanat, sanatçılar, dil, basın, kitaplar, maddi imkânsızlıklar, insanların tavırlarından şikâyet, memleket özlemi gibi konulara yer vermiştir. Merkezi İstanbul olmak üzere geniş bir Coğrafyada eserlerinin okunuyor olması haklı bir şöhret ve hayranlığı da getirmiştir. Bu coğrafyadan bir yere seyahati vaki olduğunda hayranları etrafını sarmakta, misafir etmek için adeta yarışmaktadırlar. Kimi zaman da talepleri sıraya koyan Akif, gönül kırmadan onları ziyaret etmiştir. Mehmet Akif'in sanatçı olarak döneminde tanınıyor olması mektupların alanını genişletmiş, sayısını, değerini artırmıştır. Dostlarının çoğunun sanat- edebiyat meraklısı olması mektuplardaki muhtevayı da etkilemiştir. Mektupların edebi dünyasında ağırlıklı tür şiirdir.

Şiir Dünyası 

Bir zamanların velut şairi mektup yazmak zorunda kaldığı zamanlarda "mazide yaşayan adamdır." Yoğun çalıştığı günler geride kalmış, dört bir yana koşuşturduğu memleket toprakları düşmandan kurtarılmış, sanatçı olarak dönem içindeki sorumluluğunu ifa ettiğini düşünerek kenara çekilmiş, bir de çok sevdiği vatandan uzakta münzevi bir hayatla baş başa kalmıştır. Mektupların çoğunluğu bu gurbet günlerinin mektubudur. Mısır'da kaldığı yıllarda Akif, Kur'an tercümesi ile yoğun bir şekilde ilgilenir, şiir yazmaya vakit bulamadığından şikâyet eder. Sanatına mani olarak maişet sıkıntısı, hastalık, hasret, gibi elinde olmayan sebepleri, en önemlisi kendi isteğiyle yazmaya başladığı Kur'an tercümesi işini bahane eder."Mahir İz'e yazdığı mektupta" Benim tercemede ağır ağır gidiyor. Bakalım bir kere şu müsvedde şekli hitam bulsun da, sonra ikinci okuyuş daha kolay olur. Ne olduysa bizim şairliğe oldu. Korkuyorum: Aruzu küstüreceğiz"1

Mehmet Akif şiir yazmayı azalttığı aylarda, yazabildiği dört tebrikname sebebiyle yine Mahir İz'e kendisiyle ilgili şikâyetini ifade ediyor. Sadece tebrikname yazmasını, onları da Mısır ikametini maddi ve manevi olarak destekleyen Abbas Halim Paşa'ya yazmış olmasını sanatçı kimliğine de yakıştıramaz. Bir zamanlar menfaat temini için şiir yazan, kınadığı şairlere benzetir kendini. Akif'in Mahir İz'e samimi itirafı şöyledir:"lnsan ayıpladığı musibete uğruyor. Sen o devri bilmezsin. Abdülhamit zamanında şairler vardı, cülus, viladet günleriyle, muharrem ayları meydana çıkarlardı. Kasidelerini, tarihlerini söyledikten sonra susar otururlardı. Ben de şu bir senedir dört tebriknameden başka bir şey yazamadım ki ikisini gördün diğer ikisini de gelecek sefer istinsah eder yollarım."2

Mısır günleri Akif'in şairlik iklimi için verimli olmamış, sayı itibariyle az sayıda şiir yazma fırsatı bulmuştur. İlk yıllardaki maddi sıkıntı, moral bozukluğu şaire müsait bir ortam sunmamıştır. Şiirin sayısı azaldığı gibi mısra sayısı bakımından da kısalmıştır. Bu durum Safahat şairinin yakındığı başka bir durumdur. Arkadaşı Mahir İz'e 1929 yılında yazdığı bir başka Mektupta şöyle diyor:"Gülme komşuna gelir başına! Meşhur Yahya Kemal gibi felek bizi de kıta'cı etti.* Dört yılda oniki mısra! Neyse Allah beterinden esirgesin"3

Mektuplardan bir kısmı Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşat gazetelerini birlikte çıkardıkları Eşref Sencer'e yazılmıştır. Ona yazdığı 1931 tarihli mektubun hemen ilk satırlarında eline kalem alamadığından yakınır. Samimi arkadaşının mektuplarına cevap verememenin ezikliği içindedir. Ortam ele kalem almayı mümkün kılmamaktadır/'Burada tafsili hem beni, hem seni yoracak bir yığın hadisatın tevalisi dolayısıyla aylarca elime kalem alamaz oldum."4

Mehmet Akif Kur'an tercümesi işine çok önem vermektedir. Tercümeye yoğunlaştığı zamanlarda başka hiçbir şeyle ilgilenmemeyi tercih etmektedir. Bu durumu biraz da abartılı bir şekilde Fuad Şemsi'ye 1927 yılında yazdığı mektupta şöyle ifade ediyor:"Elimdeki tercüme işinden dolayı şiirle uğraşamıyorum. Cihan edebiyatı kim bilir ne azim hüsrana uğramakta"5Aynı kişiye on ay sonra Eylül ayında yazdığı bir mektupta:"Bu sene Mısır'da sürekli sıcaklar oldu. Benim tercüme yavaş yavaş ilerliyor. Dua et de şairliğim bitmeden bitsin."6

Mektupların muhataplarından biri de Abbas Halim Paşa'nın eşi Emine Hanımefendi'dir. Emine Hanım insani kimliğiyle mili şairin son yıllarda bozulan sağlığı için endişe etmekte, sanat meraklısı olarak da yeni şiirler yazmasını istemektedir. Emine Hanım'ın "iltifatname"sine Akif'in 1935 tarihli cevabı şöyledir:"Temmuz ayında inşallah emriniz veçhile tebdil-i hava için Antakya taraflarına gideceğim. Biraz kan, biraz can, biraz da huzur-ı fikr ü vicdan toplayabilirsem sırf efendimizi memnun etmek için bir şeyler yazmaya çalışacağım. Zannederim son teşerrüfümde "Gölgeler istemeyiz. Maddi şiirler bekleriz" buyurmuştunuz. Kulunuz şimdi mevzu tasarlamakla meşgulüm. Muvaffak olursam bir zaman sonra düşündüklerimi nazm için uğraşacağım. Bakalım Huda Kadirdir eyler seng-i haradan güher peyda " dedikleri gibi bizim camid karihadan da belki bir şeyler sızar."7 

Mektuplarda Şiir Bahisleri 

Son yıllarında şiir türünde verimli olmadığını ifade eden Akif, fırsat ve ortam bularak yazdığı şiirleri mektupla muhataplarına göndermekte ilk onlarla paylaşıp görüşlerini de istemektedir. Zaten "kıtacı" olmaya başladığını söyleyen şair mektubunda yeni yazdığı kıtaları vetebriknameleri göndermektedir. Mektuplarla giden kıtalardan biri Mahir İz'e yazılan mektuptadır. Mehmet Akif mektubunda Kurban Bayramı vesilesiyle Abbas Halim Paşa'ya yazdığı bir lydiyyeyi Mahir iz'e de gönderiyor. Şiirinin paşa tarafından beğenildiğini, bu sebeple kendisinin de özel günlerde bu tür şiirler yazmaya devam edeceğini söylüyor. Söz konusu lydiyye şu dört mısradır: 

Dört taraftan akın etmiş de nasıl çep çevre, Saracaklarsa yarın Kabe'yi Huccac-ı kiram, Öyle sarsın Paşa'nın ömrünü Hak'tan dilerim. Tutunup el ele yüzlerce mübarek bayram.8

Bir yıl sonra Mahir iz'e yazılan mektupta yine Kurban Bayramı ile ilgili tebrikname vardır, içeriğinden Abbas Halim Paşa'ya yazıldığı anlaşılan tebrikname manzum bir dörtlük, secili mensur kısım ve bir beyitten oluşuyor. Akif'in mektup imkânları içinde denediği farklı bir ifade şekli olarak dikkati çekiyor. Mektuptaki bölüm şöyledir: 

"Tanrının yurdunu sarmış da yaman sinesine Yine bir Mahşer'i inler ki bugün imanın; Ne ayaklarda, ne başlarda, ne vicdanlarda "Kayd-ı dünya" denecek limesi yok dünyanın

Oh! Bir nur-ı mücerred ki bulutsuz üryan. Gördüğüm parçası manzume-i bi payanın. Dönüyor vecd ile bir lahza karareylemeden.Vech-i Baki'sine dalmış dönüyor Rahman'ın. İşte bir böyle tecelli dilerim ben sana da: Ki tamam olmak için Rabbi'ne itminanın.

Sinmesin kalbini imanla dönen duygulara En ufak gölgesi dünya ile mafihanın"9

Mahir iz'e yazdığı mektupta tebrikname'nin bir kıtası daha olduğunu onu da Fuat Şemsi'ye göndereceğini belirtmiştir. Eylül 1927 tarihli mektubunda yer alan kıta şudur: 

Gökten ay parçası halinde o rahmet güneşi indi afaka bu akşam, bu mübarek akşam. Ebedi kandili yandıkça, Huda’dan dilerim Parlasın dursun o iman senin alnında Paşa'm!10

Mısır'ın sıcak ikliminde "bad-ı saba" şiirleri yazmak şairi serinletmektedir. "Bad-ı saba" şiirlerinin muhatabı da Abbas Halim Paşa'dır. Akif, Paşa'ya daha önce bir şiir göndermiş, ancak eline geçip geçmediği hususunda bir bilgi alamamıştır. Şiirin akıbeti belli değildir. Aynı muhtevalı bir başka şiiri, "Kıymet-i edebiyyesi hakkında henüz bir fikrim yok. Zaten sırf dilencilik gayesiyle yazılan şeylerde Sanatın kudret aramak abes değil mi?" açıklamasıyla gönderir. Tamamı 70 mısra olan şiirde Paşa'ya mehdiye ve kendi durumunu beyan yer almaktadır. Kendisinden:"Burnunun doğrusuna giden, maddi sıkıntı içinde yaşayan, sanatı ahlak ile zincirlemeye çalışan, bir şair-i mecnun, bir şair-i evham" olarak bahseder. Şiirin asıl tema'sı ise Paşa'ya övgüdür.

Fuat Şemsi'ye yazılan mektupta şiirden sonra "Yeni bir kıtam var Mithat Cemal'e oku" talebiyle şu satırlar yer alır: 

Beşerin taptığı bir kendisinin heykelidir. Dinlemem etse de Allah’ı bütün gün takdis Ben bu melun putun uğrunda geberdim hala; Kabaran, kokmuş içimden; Yaşasın nefsi nefis.' ’

Osmanlı coğrafyasının değişik şehirlerinde görev yapan veya bir süreliğine bulunan Akif'in mektup yazacak dostları çoktur. Edirne'de görev yaptığı yıllarda (1905-1906) tanıdığı arkadaşı Süleyman Efendi'ye de yazılmış mektuplar vardır. Bunlardan birinde arkadaşına yazılmış bir methiyecik de vardır. Şiir şöyledir: 

Eyyar-ı vefa-şiar söyle ihlâsmı bilmiyor musun sen Gönlümdeki yadigâr-ı aşkın Asude değil mi herzelelden Billâh emin ol Süleyman Birmuhlis-i bi riyanım ben'2

Mektuplarda yer alan şiirlerden biri de Emine Abbas Halim Hanımefendi'13-ye yazılan bir mektupta yer almaktadır. Hanımefendiye yazılan bu mektuplar daha tafsilatlı uzun ve oldukça edebi cümlelerle, diğer mektuplara göre daha titiz bir üslupla yazılmışlardır. Mektupta Akif'in bir anlık hüznü yansıtılmakta, bir zamanlar bahçesinde oturup sohbet ettikleri Hilvan'da Halim Paşa ailesine ait bir köşkün son yıllarındaki metruk hali şairi hüzünlendirmiştir. Kıta şöyle:

"Kasr-ı gülşensin", evet lâkin gönüller şen değil; Durduğum mazine hürmet yoksa neşvemden değil! Var mı loş sinende canandan kalan nur izleri? Ey yeşil yurt, istenen senden odur, sinen değil. ’4

Şair Mehmet Akif mektuplarında kimi zaman sevdiği şairlerin bazı mısra, beyit ve dörtlüklerini de yazmaktadır. Bunları genelde mektupta anlattığı konuyu pekiştirmek, veciz ve kalıcı ifadelerle muhatabına sunmak için mektubuna almaktadır. Çoğu Türkçe olan bu tür şiirlerin bazıları, Arapça ve Farsça beyitler şeklindedir. Türkçe beyitler Nef'i, Ziya Paşa, Namık Kemal, Muallim Naci (Parni'den tercüme) ye ait mısralar ve en beğendiği şiir olarak sık sık tekrar ettiğini bildiğimiz bir beyittir.15 Farsça beyitlerin Sadi'den, Arap'ça beyitlerin Cerir'den olduğu görülmüş, özdeyiş yerine söylenmiş kimi şiirlerin şairi verilmemiştir. Bir Farsça, bir Arapça beyit alarak değerlendirmemizi yapalım: Önce Farsça bir beyit: 

Müşkili nist ki asan neşeved Merd bayed ki her asan neşeved16

Birde Arapça örnek alalım: 

Zeamel Ferezdeku en seyaktülü Merba'an Ebsir bitulii Selametin ya Merbe'u ’7 

Mektuplarda Poetika 

Mehmet Akif sanatın teorik yönü üzerinde de durmuştur. Dar'ülfünün'da ve diğer eğitim kurumlarında verdiği edebiyat derslerine ait notları ve bu alandaki görüşleri yayınlanmıştır.18 Burada sadece mektup satırlarında söz edilen görüşlerle ilgili değerlendirmeler yapılacaktır.

Şiirimizin Kaynakları 

Türk Edebiyatfnın beslendiği kaynakların zenginliği ve çeşitliliği bilinmektedir. Şiir heveslileri doğu ve batı dünyasından çok sayıda sanatçının eserlerini okuyarak yetişmekte sanatçının beslendiği kaynaklar yeni ürünlere sinmektedir. Mehmet Akif bu tabii etkinin farkındadır. Mahir İz'e yazdığı mektupta, şiirimizin kaynaklarını şöyle anlatıyor: "Biz de Türk'ten, Arap'tan, Acem'den, Frenk’ten bir sürü şairin eserlerini okuyoruz.(Şimdi değil vaktiyle okumuştuk.) Ağzımızdan çıkan sözlerin bunlardan birine ait olmadığını kim temin edecek."19

Şiirde Ölçü 

Şiirde ahenk unsuru olarak aruz'u tercih eden Akif hece ölçüsünü de beğenmekte, onunla yazılan şiirlere de ilgi göstermektedir. Mahir İz'e yazdığı mektupta yeni şairleri, onların yeni çalışmalarını merakla sorar:"Faruk Nafiz'in hece vezniyle pek güzel şiirleri çıktığını, bu çocuğun20 o vezne şimdiye kadar verilemeyen ahengi ilk defa olarak verdiğini söylüyordun; öyle mi ?"21 diye sorar.

Bir başka mektubunda Akif hece vezninin ahenginin yavaş yavaş yakalandığını, şiirdeki uygulamalarının belli bir seviye kazandığını sevinçle yazar.Aruz ölçüsünün verdiği ses zevkini bir süre sonra tamamen hecenin vereceğini zaten yeni nesillerin aruz'a veda ettiğini şöyle ifade eder:" Evet hece vezninin ahengi yavaş yavaş bulunuyor.Bir zaman sonra kulaklar onu aruz evzanı gibi kemal-i telezzüzle dinleyecekler.Şebab eski her şeye olduğu gibi aruza da veda etti.... Ancak ben isterdim ki hece vezni bir taraftan işlemekle beraber Nafiz gibi kabiliyetli gençler aruzu da ihmal etmeseydiler."22 Akif bu açıklamalardan sonra aynı yerde:"Ma'mafih aruz beni bırakmadıkça, ben katiyen kendisini bırakacaklardan değilim"diyerek aruzdaki ısrarını belirtir. 

Şiir Vadisi 

Akif'in şiirinde sosyal hayata paralel gelişmeler olmuştur. Sanatçı sorumluluğu gereği milli mücadele yıllarında realist, hatta natüralist tarzda şiirler yazan şair, muharebeler bitince yatağına dönen ırmak gibi kendi vadisine dönmüştür. Vadiyi değiştirdiğini söyleyenlere de asıl vadisinin en son bulunduğu durum olduğunu, şartlar gereği üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek amacıyla güncel ve toplumsal şiirler yazdığını ifade etmiştir. Fuat Şemsi'ye yazdığı mektupta şöyle diyor:"Sana en son şiirimi gönderdim. Bilmem nasıl bulacaksın. Kişi düştüğü yerden kalkar derler. Failatün, failatün derdine uğradığım hengâm-i tufuliyyetimde meczub idim, şimdi gördüğün veçhile yine meczubane vadilere rücu ediyorum. Mahalle Kahvesini yazan herifle, bu Hicran'ı nazmeden herifin aynı herif olduğu güç anlaşılır değil mi?"23 Günlük hayatın içinden realist şiirlerle uzun yıllar okuyucu karşısına çıkan Akif şimdi kendi tabiriyle meczubane lirik şiirlere dönmüştür.

Mehmet Akif poetik tercihlerini yazdığı şiirlerle ilgili tashihleri ve yeni baskılar için düzenlemeleri yaparken belli eder.ilk yazdığı şiirlerinin dili ve üslubuyla ilgili düzenleme yapması ve bunu da hafta içinde bitirmesini isteyen Eşref Edip'in talebini yerine getirmek için 2. Safahat'ı gözden geçirir.Kısa sürede yaptığı düzenlemeleri yeterli bulmaz.Bu durumu Fuat Şemsi'ye mektupla şöyle yazar:"Eşref, vakit yok bir haftada olsun bitsin" demiş olmasaydı, yani yirmi gün kadar zaman olsaydı daha iyi olacaktı; ma'amafih bir çok yerleri tashih kabul eder gibi değil.... Hem Lisanı çok eskimiş, hem şiir payı gayet az."24 Şiirde kullandığı dilin güncellenmesi gerektiğini söyleyen Akif şiiriyet açısından 1. Safahattaki şiirlerini yetersiz bulur. 

"Hakkıyla tashih kitabı baştan aşağıya kadar değiştirmeyi icap ettireceğini"de bir sonraki mektubunda ifade eder.25

Mehmet Akif yazdığı şiirlerle ilgili görüş talep ederken kendisine gönderilenlerle ilgili değerlendirmeler yapmaktadır. Mithat Cemal Akif'e şiir göndermiştir. Fuat Şemsi'ye yazdığı mektubunda:"Mithat Cemal'i görürsen şiirlerini beğendiğimi, inşallah üç beş satırlık hasbıhal ile mütalaamı da bildireceğim unutma söyle" der.26

Mehmet Akif sanatında ve hayatında gittikçe daha çok Türkçe yazma yolundadır. İlk Safahattan sona doğru bu sadelik şiirlerinde dikkati çeker. Hayatında da Türkçe öne çıkmıştır. Kızı Feride'nin çocuğuna isim koymak gerektiğinde onların da "Türkçe olsun", talebinin gereği torununun adını Seyhan koyar.'Türkçe olsun dediler, ben de bu ismi münasip gördüm"27 der.

Hicran Hicran Üstüne 

Sanatçı olarak son yıllarında bir hüzün sessizliği hakimdir.Zihninin perişan olduğu, elinin işine varmadığı gurbet günlerinde yazdığı lirik şiirlerin, müphemiyet içerdiği bilinmektedir.Akif bu şiirleriyle ilgili açıklamaları mektuplarında yazmaktadır.Bu açıklamalar arasında şiir telakkisine ait ipuçları da bulunmaktadır.H/'cran, Secde, Gece,Vahdet şiirleri ile ilgili bilgiler mektuplarda zaman zaman yer alır .Hicran şiiriyle ilgili değerlendirmeleri başka bir vesile ile yukarıda vermiştik.Mehmet Akif, Fuad Şemsi'ye yazdığı bir mektupta "Sana gelecek haftaya bir şiir yolluyorum bu naçiz şukka o muazzam eserin müjdecisi...... Anlayabildin mi? Bu şiir de senin anlayamadığın Gece'ler Hicran'lar nevinden. Bakalım bunu nasıl bulacaksın."28 Sözü edilen şiir "Secde"adlı şiirdir. Şiirle ilgili mütalaa yaklaşık bir buçuk ay sonra gelir.

Mehmet Akif, Fuad Şemsi'nin Secde şiiri ile ilgili mütalaasını alınca maksadının anlaşılmadığını görür. Yeni şiir vadisindeki bu müphemiyet, yeni tarz okuyucuyu şaşırtmış, yakın dostları zorlamıştır. Mehmet Akif mektubunda şiirinin bir iki yerinin anlaşılmadığını ifade ederek mektup imkânları içinde izah etmeye çalışır. Okunuşla ilgili düzeltmeyi yaptıktan sonra şiirini anlam yönünden izah eder:"Şiir-i müşarün-ileyhe ait mutaleat-ı merkumeni okumak lutfunda bulundum Bir iki yerini anlamadığınızı gördüm. Birinde "huruş imkânı yok...", diğerinde "huzur imkânı yok..." anladın mı? Hilkat cezbei ilahiyyeye tutulmuş, haykırır, nara atar dururken, ben mabedinde mütekif Hacı Akif Hazretleri huzur-ı hatır ve ferağ-ı bal ile ibadet edemiyorum demektir.29

"Bütün dünyayı cezben istila etmiş" sözünden niçin mana çıkaramadınız, bilmem.Cezbe 

Mahlukata, cazibe Halik'a ait olduğu için mi?.iyi ya .Hilkatte hükümran olan cezbe Allah'tan geldiği için onu Allah'a izafe etmek görülmemiş, binaenaleyh anlaşılmayacak bir şey mi? Sana yazdığım şiirde huzur yerine huruş yazmışsam tashih et! Sonra en sondaki "gaşyolmuş yatan vecd kainatın"30 serilip yatan kainatın vecd-i safı, vecd-i namusudur. Şayet bu gaşyolmuş yatan işaretindeki "bu" pek yakına düşüyorsa "şu" ismi işaretini koyarsın. O da eksik geliyorsa dükkânların üzerindeki parmak resimlerinden birini üzerine nakşedip, ucuna, 

"Vahdet şarabından serilmiş olan bütün dünya'ya doğru tercih edersin, olmaz mı?"31 

Görüldüğü gibi Akif samimiyetin verdiği yakınlıkla böylesi ciddi konularla latifeyi buluşturabiliyor. Muhatabının secde şiirinin anlaşılmayan bazı yerleri hakkında tereddütlerini gideren Akif "latife bertaraf mütaleatından çok memnun oldum" sözleriyle mektubunu sürdürür

Yedinci Safahat'taki şiirlerinden biri olan VahdeîfYazılışı 1924) mektuplarda adı geçen bir başka şiirdir. Akif, Evladım Asım hitabıyla yazdığı mektupta:"Vahdet manzumesini nasıl buldun? Bak onun hakkındaki mütalaamı söyleyeyim. Vakanın hikâyesine ait olan kısım fena değildir. Oldukça iyi tasvir edilmiş ve iyi nazmolunmuştur. Hikâye hitam bulduktan sonra eklenen on satır, ya hiç olmamalıydı yahut daha kuvvetli, hiç olmasa daha uzun olmalıydı. Uzatmak o sırada elimden gelmedi. Mevzuu sadece hikâye ile bitirmek vardı."32 Vahdet şiirini Akif olay ve değerlendirme gibi iki bölüm olarak tasarlamıştır. Olay kısmı Hz. Muhammed zamanındaki Yermuk savaşını, savaşa katılanların, iman, ihlâs, fedakârlık, feragat ve kardeşlik bağlarını şiirin imkânları ile veciz bir şekilde anlatmaktadır. Mehmet Akif bir estetik uyarıcısı olarak sadece olayın anlatılmasını uygun bulmaktadır. Kıssadan hisse içeren ve Akif'in yaşadığı dönemdeki problemleri, toplumda ve kişilerdeki yozlaşmayı dile getirdiği kısımların estetik açıdan gereksiz olduğunu söylemesi sanata bakışının bir ifadesidir. Sadece olay kısmının verilmesi okuyucunun zihninde çok daha derin çağrışımlar oluşturacak, çok daha geniş alanda kendi kendine karşılaştırmalar yaparak kendi tespitleriyle esere daha fazla ilgi gösterecektir. Akif aynı mektupta, bu değerlendirme ve karşılaştırma kısmının gazete sütununu doldurmak niyetiyle şiirde yer aldığını söyler.

Bu açıklama ve görüş isteme mektubundan bir süre sonra Asım cevabi mektubunu yazar. Mütaleatını bildirir. Akif kendinden emindir. Akif'in mektubu da şöyle: "Evladım Asım "Vahdet" manzumesine ait mütaleanı okudum. Nazif Bey cesaretimi kırdı, diyorsun ki doğru değil. Maluma, Nazif hissiyatının son derece mahkûmudur. Her nedense bugünlerde bana karşı pek büyük teveccühü var, ne yazsam beğenilecek tarafını arıyor."33 diyerek tevazuunu da ifade eder. Dönemin estetik anlayışı ve değerlendirmesi içinde ustalığının takdirini münekkidin hissiyatına bağlıyor, hünerini gizlemeyi tercih ediyor. Aynı mektubunda "intikat ederken bitaraf olmak hissiyata kapılmamak gayet müşküldür." der. 

Mektuplardaki Şair ve Yazar Dostlar 

Mektuplarda şair ve yazar dostlarıyla ilgili görüşler değerlendirmeler ve kanaatler yer almaktadır. Döneminde sevilen sayılan bu sanatçılar ya Akif'le ilgili kanaat belirtmişler veya onlarla ilgili olarak Akif'in değerlendirmeleri mektuplarda yer almıştır.

Mehmet Akif'le ilgili makaleler yazan sonra da bunları kitap halinde bastıran Süleyman Nazif adına mektuplarda rastlanmaktadır.Makaleler kitap haline getirilmeye başlayınca ilk forması Akif'e gönderilir.Akif bu durumu Fuat Şemsi'ye şöyle anlatır:"Süleyman Nazif'in benim için vaktiyle yazdığı makaleler kitap şeklinde basılmaya başlamış.ilk formasını gönderdiler okudum:"Ben ne büyük adam imişim de bilmiyor muşum"diyeceklerim geldi.Allah razı olsun Süleyman Nazif'ten ,."34

Mehmet Akif zaman zaman Süleyman Nazif'ten bilgi almak ister. Fuat Şemsi'ye yazdığı başka bir mektupta merakla "Süleyman Nazif'e hiç tesadüf ettiğin oluyor mu"diye sorar."35 Akif, Süleyman Nazif'in edebi ustalığını kabul ve takdir etmekte titiz bir sanat erbabı olduğunu bilmektedir. Akif'ten mektup alamayan Nazif'in sitemi asım vasıtasıyla Safahat şairi'ne ulaşır. Cevap, Nazif'in edebi otoritesini takdir açısından manidardır. Asım'a yazılan mektup şöyle: Kendisine hiç mektup yazmadım. Çünkü ona yazı beğendirmek müşkül. Gelişi güzel karalanan mektubu ise izzet-i nefs-i edebisine tecavüz addederek mesele çıkarır. Bende öyle düşüne taşına müsveddeler değiştire değiştire arize yazacak ne vakit var ne kudret."36

Mektuplardaki Süleyman Nazif bahsi bir de ölümü sebebiyle geçer.Akif çok sevdiği bir sanatçıyı kaybetmiştir.Nazif'in değerini tam anlatan bir yazının yazılmadığı, şanına layık defin merasimi yapılmadığı kanaatiyle şöyle yazar:"Süleyman Nazif bir türlü aklımdan çıkmıyor.Dediğin gibi: Herif başlı başına bir alem idi.İnşallah rahmet-i Rahmanı bulmuştur.Lakin öyle zannediyorum İstanbul matbuatı merhum hakkında adamakıllı bir şey yazmadılar.Okuyabildiklerimin içinde en iyisi bizim Ömer Rıza'nın buradaki Es'Siyase'nin haftalık nüshasına gönderdiği mektup idi.Onu okuyanlar, merhumun hayat-ı edebiyye ve siyasiyyesi hakkında pek güzel fikirler edinecektir.Şayet Abdülhak Hamit, Cenap gibi eazım tarafından bir şey yazılmış ise bana göndermesini Mahir'e yazdım."37

Akif şair dostlarına şiirlerini yollayıp görüş istediği gibi, onların şiirleriyle ilgili değerlendirmelerde de bulunmaktadır. Bu değerlendirmelerden biri de Mithat Cemal için yazılan Şairimiz Fuad Şemsi'ye yazdığı mektupta Mithat Cemal'in kendisine ulaşan şiirlerini okuduğunu, beğendiğini, ona yazacağı mektupta görüşlerini bildireceğini, ifade eder. Akif şöyle yazıyor:"Mithat Cemal'i görürsen şiirlerini beğendiğimi, inşallah üç beş satırlık hasbi hal ile mütalaamı da bildireceğimi unutma söyle."38

Servet-i Fünun şairlerinden Cenap Şahabeddin'in Akif'le ilgili bir makalesi de mektuplara girer. Cenap'ın görüşleri olumlu ve iltifatkaranedir. Bu durum Akif'i memnun eder. Asım'a yazdığı mektupta bu konudan şöyle söz edilir:"18 Kanunu evvel tarihli Servet-i Fünun'da Cenap Şahabeddin benim için iltifatkarane bir mektup bir makale yazmış. Görmedinse al da oku. Bereket versin bizim Eşref bir nüshasını bana göndermiş. Okudum, koltuklarım kabardı, insan metholunmaktan hoşlanıyor, vesselam. Vakıa Cenap'ın tasvir ettiği Safahat mübdii ile benim hakiki çehrem arasında hiç müşabehet yok."39

Gazetelere ve Yazarlarına Dair 

Kendisi de bir başmuharrir olması hasebiyle basın dünyasının içinde bir şairdir. Akif, iletişimde mektupların gündeme geldiği Mısır günlerinde en önemli haberleşme vasıtaları gazetelerdir. Gurbet ortamında memleket özlemi ve merakı gazetelerle giderilmekte, eksik kalan özel durumlar mektuplara taşınmaktadır.

Mehmet Akif, Eşref Edip'e gönderdiği bir mektupta basının son durumu hakkında değerlendirmeler yapıyor. Toplumun ahlakını ve psikolojisini bozacak, olumsuz davranışlara sevk edecek yayınların arttığını, gazetelerin yayın politikalarının hatalı olduğunu uzun uzun anlatır. Mektuptan bir bölüm şöyledir:"Nedir o matbuatın hali? Öyle resimler basılıyor, öyle hikâyeler yazılıyor ki bunları seyredebilmek, okuyabilmek için insanda edep denilen duygudan (devletliden) zerre kadar nasip almamak icap eder!"40 Mektubun devamında insanlardan birinden "şeni bir rezalet sadır olursa" insan cinsini yakıştırılmayan bu davranışın gazetelerde yer almasının uygun görülmediğini; son yıllarda basındaki bu ilkenin kalktığını söyler:"insan bu kadar alçak olabilirmiş, insanlık bu derecelere inermiş dedirtmemek için o şenaati o gazetelere yazmak şöyle dursun ağza almaktan çekinirlerdi."4

Akif basının düştüğü durumu böylece beyan ettikten sonra Sebilü'r- Reşat günlerinin samimiyetini dile getirir, o günlere duyduğu özlemi ifade eder.Son yıllardaki karamsarlığı, ümitsizliği, gördüğü bazı yanlışlıklara ve uygulamalara karşı çaresizliği onu bir kere daha yıkar.Sebilü'r-Reşat günleri hasreti ve son yılların karamsarlığı mektuba şöyle yansır:"Sebilü'r-Reşat'ı çıkarırken, şuraya buraya koşarken oldukça müteselli idim"Hisseme düşen vazifeyi ifa ediyorum; insan çalışmak ile mükellef, muvaffak olmakla değil" diyordum.

Lâkin şimdi elim ayağım bağlı oturdukça büsbütün sinirleniyorum."Senin Sebilü'rReşat'ın çıksa, her hafta şiirler yazsan, bağırsan, çağırsan, bu cereyanların istikametini mi değiştireceksin; şiddetini mi azaltacaksın"suali pek haklı olmakla beraber, ben bu ataleti hiç sevmiyorum, hiç hoşlanmıyorum."42

Mehmet Akif uzun süreli Mısır ikameti öncesi iki yıl kış mevsimi ağırlıklı olmak üzere soğuk aylarda Mısır'da bulunmuştur. Kısa süreli bu ikametler esnasında basınla irtibatını kesmemiştir. Türk basınında yayın politikasını beğendiği, gazeteler Vefa eserlerini o aylarda Tevhid-i Efkâr gazetesine göndererek yayınlatmıştır. Asım Şakir Gören'e yazdığı mektupta şöyle diyor:"Yazdığım eseri Tevhid-i Efkâr'a gönderdim. Uzunca bir şey oldu. Kıymet-i Edebiyyesi hakkında mütalaa dermeyan etmeyeceğim."43

Akif Milli Mücadeleye destek vermek için her imkân ve kabiliyeti kullanmak istemiştir. Sohbetleri, vaazları, şiirleri yanında gazete vasıtasıyla da milleti bilinçlendirmek istemiştir. Milli Mücadelenin karargâhı Ankara'ya giderken bir süre Kastamonu'da kalmış, Ankara'ya vardığında, orada Sebilü'r- Reşat gazetesini neşretme gündeme gelmiştir. Seferberlik yıllarının zor şartlarında böylesi bir teşebbüs hayli imkânsız gibi görünmektedir. Buna rağmen Akif zoru başarma niyetindedir. Asım Şakir Gören'e şöyle yazar:"Burada Sebil'i çıkarabilmek pek büyük fedakârlıklara ihtiyaç gösteriyor. Bununla beraber inayet-i Hak'la maksadımıza nail olacağız."44

Mehmet Akif Edirne Vilayeti Baytar Müfettişi iken 1885 yıllarında İstanbul'da yayınlanmaya başlayan Gayret adlı gazeteye bir tebrik mektubu yazmıştır.Akif'in o yıllarda basın dünyasına ilgisini ifade etmesi bakımından mektubun bir bölümünü buraya alıyorum:"Şu ciddi gayretinizle alem-i İslam'ı kendinize minnettar etmek gibi bir şanlı muvaffakiyete mazhar olabileceğinizi söylersem teşebbüs-i Cemilinizin vereceği neticenin parlaklığını nazar-ı basiretinize şimdiden arz etmiş olurum."45

Sonuç

Akif'in sanat edebiyat dünyası ile ilgili özel, samimi bilgiler mektuplarda mevcuttur. 

Şairimiz hayatı ile sanatının paralelliğini Mısır günlerinde de yaşamıştır. Bilhassa ilk yılların olumsuzlukları, maddi sıkıntılar, vatandan uzak kalmanın ıstırabı, kendini "zulmetzede" sayacak derecede darbe yemiş olduğu kanaati şiir verimliliğini azaltmıştır. Mısır'da kaldığı süre içinde sık sık mektup yazmış. Sanat edebiyat bilhassa şiir merakı ve meşguliyeti mektuplara yansımıştır

Mektuplarda genel olarak şiir türü ile ilgili değerlendirmeler yapmış, bazı mektuplarında dostlarına yazdığı yeni şiirleri göndermiş değerlendirmelerini almış, bazı şiirleri ile ilgili açıklamalarda bulunmuştur. Mektuplarda Akif'in hayatının son yıllarına ait duygu ve düşüncelerini, vatan hasretini, sevgisini, kendisine yapılan haksızlığa dair gizli sitemini bulmak mümkündür. Satır aralarına gizlenmiş duygular ve belli konulara tamamen bigare kalış bir kırgınlığı da hatırlatmaktadır. 

Safahat'taki bazı şiirlerin hangi sebeple ve hangi olay üzerine yazıldığı biliniyordu. Diğer bazı şiirlerin de hangi sebep ve niyet üzerine yazıldığına dair birinci elden yeni bilgiler elde etmek mümkün olmuştur. Şiirlerinde düzeltmeler, düzenlemeler yapmayı istemekte, şiiriyet bakımından zayıf bulduğu mısraları ve genel olarak şiirleri değiştirme azmindedir. 

Akif Mısır'da kaldığı yıllarda şeklen vatanından uzak kalsa da ruhen vatanından ayrılamamıştır. Nitekim hastalığı artınca son günlerini vatanında geçirmeyi arzu etmiştir. Uzakta kaldığı günlerde basından ülke gündemini takip etmiş, mektuplarıyla sanatçı dostlarından bilgi alarak bu dostluğu iletişim vasıtası olarak kullanmıştır. Mektuplar Mehmet Akif'in ruh dünyasına ait önemli ipuçlarını içermektedir. Yazdığı mektuplar bizim incelemeye çalıştığımız mektuplarla sınırlı değildir. Dostlarının ve onların mirasçılarının elinde bulunan başka mektuplar varsa onların da kamuoyu ile paylaşılmasının gerekli olduğu kesindir. Mektuplardaki edebi dünya yeni mektupların katkısıyla daha da zenginleşecektir.

Mehmet Âkif: Edebî ve Fikrî Akımlar

3. Mehmet Akif Ersoy Bilgi Şöleni’nde sunulan tebliğlerin kitap haline getirilmesi ile oluşan kitap TYB'nin 39, Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin 3.kitabı

Bu haber toplam 138 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim