• İstanbul 13 °C
  • Ankara 14 °C

Raşit Ulaş: Artık Dış Dünyayla Bağımı Eskisi Kadar Yoğun Kurmuyorum

Raşit Ulaş: Artık Dış Dünyayla Bağımı Eskisi Kadar Yoğun Kurmuyorum
İbrahim Varelci: Kavga Başlıyor, dedin ve şiir dünyanın kapılarını açtın. Kavganın yüreğinde olmayı çok seviyorsun, şiirini besleyen ana damar budur diyebilir miyiz?

Raşit Ulaş: Aslında bu durum benim için hep dezavantajlı oldu ve bana önyargıyla bakılmasına sebep oldu. Hatta beni dışarıdan tanıyan birçok insan sürekli bağırıp çağıran, kaşları çatık, öfke dolu bir adam olarak sanıyor fakat öyle değilim elbette, “âlemci neşeli bir delikanlıyım” : ) Şaka bir yana, bir insan neden öfkelidir, bunu sormak gerekiyor. Öfke umuttan ve beklentiden gelir. Benim bu ülkeden beklentilerim hep büyük oldu, çok büyük. İlk gençlik çağımızı büyük idealler, büyük hedeflerle geçirdik. Kendimizi hep “Büyük Türkiye Rüyası”na hazırladık. Belki safdillikti ama buna inanmıştık. Benim o dönem yazdıklarım öfkeden uzak, umut dolu şeylerdi. Çünkü beklentim ve umudum vardı. Geldiğimiz noktada rüyamızın bir kâbusa döndüğünü görmek çok yaralayıcı oldu. Büyük bir hayal kırıklığı oldu benim adıma. Mücadele ettiğim, hayal kurduğum, bütün varlığımla yaşamaya çalıştığım o rüyanın böyle bir kâbusa dönmesi beni oldukça yaraladı ve bu da öfkeyle dışarı çıktı. Kavga Başlıyor’da şiirimi besleyen ana damar bu oldu, evet çünkü o dönem “içeriden” birinin bu sözleri yazması gerekiyordu. “İçeriden” şairlerin neredeyse hepsi maişet telaşında olduğu için kimse şair tavrının ne olduğunun, ne olması gerektiğinin farkında değildi yahut farkında değil numarası yapıyordu. Ben o şiirleri her şeye rağmen yazdım. Sonuçlarını ve bedellerini göze alarak. Hâlâ da o bedelleri ödüyorum çünkü şair namusu aksini yapmama engel oldu.

İ. V: Şair tavrı dedin. Türk şiirinin en çok sevilen genç şairlerinden birisin. Bu dönemlerde bir şair tavrı olması gerektiğine inanıyor musun? Nedir şairane yaşam dedikleri?

Raşit Ulaş: Holderlin’in meşhur o sözünü bilirsin: “İnsan yeryüzünde şairane mukimdir.” Diğer milletlerle bizim şairane tavrımız arasında fark var. Avrupa’da fikir, akademisyenler ve filozoflar üzerinden ilerler, Türkiye’de ise modernleşme döneminden beri, Namık Kemal, Şinasi, Ziya Paşa’yı başlangıç olarak sayarsak fikir ve ideoloji hep şairlerin omzunda oldu. Yani memlekette olup biten her şey şiirin konusuydu. Bunu salt siyasi şiir olarak değerlendirme. İnsana ait olan her şey, aşk, kavga, öfke, üzüntü, sevinç, siyaset, ekonomi her şey şiire dâhil oldu. Şairane yaşam dedikleri Cemil Meriç’in “fikir namusu” dediği şeyle aynı aslında. Şair gözü kulağı açık olan insandır, yuları olmaz, tasması olmaz, ele avuca sığmaz, laf söz dinlemez. Aslında şiiri şiir, şairi de şair yapan şey içinde yaşattığı o yaramaz çocuktan başkası değil. Şair ne zaman büyür de hesap kitap yapmaya başlarsa, önünü sonunu düşünür ona göre hareket ederse, ne zaman attığı taşın hangi kuşları ürküteceğini düşünürse, yani şair ne zaman korkarsa işte şiir o zaman onu terk eder. Âşık olduğu zaman hesapsızca olan, kavga edeceği zaman hesapsızca eden, söz söyleyeceği zaman kime dokunacağını düşünmeden yalnızca gerçeği ve doğruyu söyleyen insandan başkası değil şair.

Devamı: https://www.izdiham.com/rasit-ulas-artik-dis-dunyayla-bagimi-eskisi-kadar-yogun-kurmuyorum/

Bu haber toplam 58 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim