Tehditten İmkânı Çıkarmak

Musa Kazım ARICAN

Bugün dünyanın gündeminde Koronavirüs bulunuyor. Dolayısıyla her ülkede akademisyenler, araştırmacılar, bilim insanları tarafından küresel hale gelen salgın hakkında yazılar yazılıyor, konuşmalar yapılıyor ve değerlendirmelerde bulunuluyor.

Küresel salgının meydana getirdiği bireysel ve toplumsal korku ve kaygı unsurları, konuyu felsefi, sosyolojik ve psikolojik açılardan ele almaya itiyor. Bunlarla birlikte hassaten salgının bir felsefeye işaret edip edemeyeceği üzerinde de durulmalıdır. Küresel salgın, bizi dijital mecraya da zaruri olarak yönelten bir süreçtir. Artık evde kalmaya özen göstermekle birlikte, evde kalan herkesin dijital ortamda daha fazla zaman geçirdiğini gözleyebiliyoruz. Bu sürecin de ortaya çıkardığı bazı dikkat çekici hususlar var, insanların aşırı derecede günceli takip edip, güncele hapsolması gibi. Buna FOMO (Fear Of Missing Out) denilmektedir. Anlamı, bir şeyi kaçırma korkusudur. Bu bir sosyal anksiyete’dir. Öyle ki “Acaba ne oldu? Haberlerde bildirilen ölü sayısı neydi? Vaka sayısı kaç oldu?” gibi sorular sık sık insanların gündeminde yer almaktadır. Bununla beraber salgın ile ilişkili olarak birçok kavram da gündemimize girmiş, artık dilimizde ve düşüncemizde zenginleşmeler oluşmuştur. Daha önce uzmanları dışında çoğu insanın bilmediği tıp dili günlük hayatımıza girmiş durumdadır. Pandemi, Entübe, Enfekte gibi kavramlar gündelik dilimizde yerini almıştır.

Küreselleşme, hem kavramların küresel boyuta taşınması ile hem de bu kavramlara neden olan olguların dünyada hızlıca yayılabilmesi anlamında zirve yapmıştır. Küreselleşmenin ulaştığı boyutu salgın ile daha açık bir şekilde görmüş olduk. Belki de dünya tarihinde hiçbir salgın bu hızda tüm dünyaya yayılmamıştır. Diyalektik olarak bakacak olursak, insanlık, bir taraftan küreselleşmenin söz konusu etkisiyle, daha tecrit olunan bir hayatı yaşamayı düşünerek küreselleşmenin fiziki etkisinden uzaklaşmaya çalışmakta, ancak diğer taraftan dijitalleşen ve hayatı sarıp sarmalayan sanal dünyanın bir parçası olan sosyal medya hesapları vb. araçlarla daha etkili bir küreselleşme sarmalı içine girmektedir. Küreselleşmenin fırsatları yanında tehditleri de elbette olacaktır. Kültürel ve sosyal değişmeler her zamankinden daha hızlı olacaktır. Yerel ve naif kültürler, egemen kültürlerin daha fazla etkisinde kalabilecektir. Yerli ve milli unsurlar, tüm toplumlarda daha fazla etkiye açık olacaktır. Diğer yandan etkin ve güçlü kültürler de, bu mecra vasıtasıyla kendileri daha fazla ifade etme ve etki alanını yayma imkânı bulabilecektir. Koronavirüs Felsefi Düşünceyi de Etkiledi Salgın, tüm bilim dallarına hayatı yeniden yorumlama fırsatı vermiştir. Tıpçılar, mühendisler, ekonomistler, sosyologlar, psikologlar, felsefeciler, ilahiyatçılar, edebiyatçılar, tarihçiler vb. tüm bilim insanları, her açıdan küresel salgını ele almakta ve değerlendirmektedir. Çağımız artık bilgiye erişim sorunu olmayan dönemdir. Ancak bilginin nasıl değerlendirilmesi gerektiği, kritiği ve analizi daha önemlidir. Yani bilgeliğin daha mühim olduğu bir süreçteyiz. Diğer taraftan hangi bilgiye güvenilmelidir? sorusu önem arz etmektedir. Dolayısıyla artık her açıdan ‘Güven Sorunu’ çok önemli bir husus olarak ortaya çıkmaktadır. Güven ya da güvenlik sadece bir asayiş meselesi olarak durmamaktadır. Medeniyet köklerimizde ve İslam ahlak felsefesinde güven en önemli erdemlerden kabul edilmektedir. Kendi döneminde salgın ile mücadele için bugünkü dahi geçerliliği olan çözümler sunan İbn Sina, vehim hastalığın yarısı, güven ilacın yarısı, sabır iyileşmenin ilk adımıdır demektedir. Genel ahlak felsefelerinde hatta Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik’inde dahi güven kavramının bu düzeyde erdemler arasında ele alınmadığını biliyoruz. Ancak buna karşın ilginç bir şekilde Benedict Spinoza da Tractatus Politicus/Politik İnceleme’de güvenliği erdemler arasında zikretmektedir. Bugün için artık güven, bu bağlamda bize yakından hitap etmesi gereken bir erdem olarak tebellür etmektedir. Bugün insanlık, her şeye, dokunduğu her nesneye dahi güven duymak istemektedir. Öyle ki dokunduğu nesneye yönelik ‘Acaba virüs var mı? Benden önce kim orayı tuttu?’ gibi kuşkular taşımaktadır. Güvenlik kavramı artık sağlıkla, iktisatla, inançla, düşünceyle, varoluşla ve epistemolojiyle ilişkilendirilmektedir. Bu sebeple, felsefi açıdan konuya bakmak gerekmekte ve felsefecilere burada büyük işler düşmektedir. Felsefede ontoloji, epistemoloji ve aksiyoloji/ahlak de dâhil tüm problem alanları baştanbaşa güncellenmeli ve yenilenmelidir. Ontik Güven; Epistemik Güven ve Akisyolojik/ Ahlaki Güven konuları en başat konular arasında yerini almalıdır. Bugün için ve gelecek açısından yeni yaklaşımlar ortaya konmalıdır. İnsanlığın artık yapay zekâ ile nesneler ürettiği bir dönemde, insanlığın bambaşka bir noktaya doğru taşınmak istendiğini gördüğümüz bu süreç içerisinde, tüm bilim dallarını (tıp, mühendislik, iktisat, siyaset bilimi vs.) şu an geçersiz kılan, deyim yerindeyse elini kolunu bağlayan bir virüsü tecrübe ediyoruz. İnsanlığın ortak ve tek düşmanı Koronovirüs’tür. Bu mücadelede tüm bilim dalları işbirliği yapmaktadır ve yapmalıdır. Tüm bilimler de felsefi bakış açısıyla ve medeniyet perspektifinden varlık duruşu ile bilgi duruşunun yaslanması gereken bir değerler/faziletler manzumesine her zamankinden daha fazla fikri mesai harcamalıdır.

Bilimin Ahlakiliğini Konuşmamızın Zamanı Geldi Tüm konulara bilimsel bakabilmek önemli olduğu kadar tüm bilim perspektiflerinden bakabilmek de önemlidir. Farabi’nin İhsâu’l-Ulûm/İlimler Sınıflaması eserinde dile getirdiği üzere bilimlere bütüncül olarak bakmak çağımız açsından bir zaruret haline gelmiştir. İlim yolcuğu bir terakkidir. Dil, Mantık, Talimi İlimler, İlahiyat/Metafizik İlimler ve Medeni İlimler bütünlüğü içinde ilim tahsil edilmelidir. Dolayısıyla bugün de disiplinler arası ilişkilerin önemli olduğu kaçınılmaz bir gerçek olmakla birlikte pandisiplin olarak ifade edebileceğimiz holistik (kuşatıcı) bilim bakışı daha fazla önem arz etmektedir. Bu çerçevede Michio Kaku’nun özellikle Zihnin Geleceği ve Geleceğin Fiziği kitaplarında bahsettiği çok önemli konular söz konusudur. Kaku, 2100’e kadar büyük değişimlerin, teknolojik gelişimlerin olacağını söylemekle birlikte bir kaygı da taşımaktadır. Örneğin, tüm bunlar olurken bilimin merhametini kaybetmesi durumunda ne olacağına dair sorular sormaktadır. Bilimin merhametinden söz ederken, bilimin ahlakiliğini konuşmamız gerekmektedir. Küreselleşmenin tüm insanlığı kuşattığı ve belki de daha fazla kuşatacağı yakın ve uzak gelecek açısından bilimin ahlakiliğini ve merhametini daha fazla tartışmamız kaçınılmazdır. KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer) olarak ifade edilen tehditlerin yoğunlaştığı süreçlerde bilimin niçin yapıldığı ve ne amaçla kullanıldığı sorularını doğru ve sağlıklı bir şekilde cevaplamak tüm insanlığın en temek ödevi olarak gözükmektedir. Bu bağlamda eğer toplumlar bu küresel salgından sonra kendi içine dönecek olursa, bu daha tehlikeli bir hal de alabilir. Silahlara, savaşlara, nükleer silahlara gerek kalmadan insanlık biyolojik olarak ürettiği bu hastalık ve salgınlarla kendi kendisini yok edebilir. Ancak bu süreçte şunu da görmekteyiz ki insanların aslında birbirlerine ne kadar muhtaç olduğunu yakinen müşahede etmekteyiz. Bu anlamda küresel bir düzlemde dünyanın artık birbirine ne kadar muhtaç olduğunu, zengin, fakir ayrımı yapılmaksızın, emeği, mülkü paylaşmanın ne kadar kıymetli olduğu da tecrübe edilmiş oldu. Aslında tüm insanlık olarak el ele verip ortak sorunlarla başa çıkma kabiliyetini gösterebilme yollarını birlikte inşa edebilir. Türkiye, sahip olduğu birikim ve kabiliyet ile tüm dünyaya bunu yapabileceğini gösteren ve bu inisiyatifi alabilecek nadir ülkeler arsında yer aldı. Bilgiyi Felsefi Olarak Sorgulamamız Gerek Dijital dönüşümün baş döndürücü bir hızla geliştiği bir andayız. Dijitalleşmenin ve dolayısıyla sosyal mecranın beraberinde getirdiği ‘güvenli olmayan bilgiler’ başta olmak üzere daha öne hayatımızda yer almayan bambaşka yeni sorunlar ortaya çıkmaktadır. Epistemolojide bilginin kaynağı kadar artık işlevi ve güvenilirliği meseleleri de yakından etüt edilmelidir. Endüstri 1.0, 2.0, 3.0 söz konusu idi ve bunlar buhar, sanayi devrimi vb. olarak süre gidiyordu. Teknolojik gelişmeler neticesinde artık son olarak endüstri 4.0 ile yapay zekâ ve robotik gelişmeler ivme kazanmıştı. En son birkaç yıl önce Japonya’nın öncülüğünde açıklanan Toplum 5.0 ile süper akılı toplum modeli ortaya kondu. Oysa Koronovirüs ile insanlığın tüm tecrübelerinden daha öte, Farabi düşüncesi ile ifade etmek gerekirse, süper erdemli ve süper medeni toplumun her şeyden daha fazla önemli olduğunu idrak etmiş olduk. Daha önce ifade ettiğimiz üzere bilginin ve bilimin değeri üzerine daha analitik ve kritik felsefi tahlilleri yapmamız kaçınılmazdır. Belki de Türkiye olarak Toplum 6.0 gibi süper erdemli ve medeni veya süper vicdanlı toplum modellerini dünyaya takdim etmeliyiz. Ülke olarak bu kabiliyet ve potansiyele sahip olduğumuz aşikârdır. Bilgiye erişebiliriz fakat bu bilgi bilgelik halini almadığı sürece fayda değil zarar üretecektir. Bu bağlamda bilgelik, bilginin güven vermesi, insani olması, tüm varlığa hayat vermesi demektir. Bu manada bilgelik, elimizdeki bilginin, tehdit unsuru olmadan, tüm insanlığın hatta tüm varlığın faydasına olup olamayacağı meselesinin ehem-mühim dizgesinde zirveye taşınmasıdır. O halde günümüzde bilgi ve bilgelik tartışmasını daha güçlü bir şekilde yapmamız gerekir. Şu an içinden geçtiğimiz süreç, aslında güncel felsefi sorunlar olarak da üstünde durulması gereken hususları bizlere hatırlatmaktadır. Medeniyet merkezli olarak bilimin geleceği, geleceğin bilimi; felsefenin geleceği, geleceğin felsefesi; insanın geleceği, geleceğin insanı; devletlerin geleceği, geleceğin devletleri; siyasetin geleceği, geleceğin siyaseti bu çerçevede akademik olarak yeniden ele alınabilecek konular arasında gözükmektedir. Salgın sonrası birçok konu farklı boyutlar kazanacaktır. Akademik olarak yeni kavramlar ve kuramlar oluşturarak bu süreçte aktif olmak gerekecektir. İnsan ve İnsani Değerler Önem Kazandı Yaşanan acıyı paylaşmak, -belki buradan bir başka yere tıbbi destek veya oradaki acının başka bir yerde paylaşılması gibi- bugün içinden geçtiğimiz sürecin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Salgın sürecinde artık insanların rengine, diline, ırkına ve inancına bakmaksızın yardım etmek ve destek olmak en önemli insani vazifedir. Yüzyıllar öncesinden Socrates’in ‘kendini bil’ olarak özetlediği felsefe Yunus Emre’de ‘ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir’ olarak terennüm edilmiştir. İnsanlık olarak aidiyet oluşturması bakımından, bir kimlik oluşturan hususlar artık bir adım geride tutularak; şahsiyet odağında ortak bir paydada sadece insan olmanın ve kendini bilmenin ne kadar değerli olduğu, salgın ile daha fazla dikkat çekmiştir. İnsan olma değerinin erdem ve merhamet ile ne kadar ilişkili olduğu tekrar fark edildi. Birçok ülkede 65 yaş üstü insanların kendi başına evinde ya da hastanelerde yer bulamayıp ölmeleri karşısında büyük acılar hissedildi. Sahip olunan kültür ve inanç ne olursa olsun, bu durumlar karşısında acı duymamak mümkün değildir. Bu, başka canlı-cansız varlık da olabilir benzer durum içinde. Tüm bunların acısını kendisinde hissetme kabiliyeti zaten kişiyi insan kılmaktadır. Aslında salgın süreci bize bazı insani duyguları da yeniden hatırlatmakta ve insan olmamızın kıymeti, insan varoluşunun anlamlandırılması gibi konuların her zamanki gibi hayatta önemli olduğunu yine ve yeniden göstermektedir. Anadolu irfanında Yunus Emre ile dile gelen yaratılanı severiz yaratandan ötürü düşüncesi bu toprakların felsefesini en güzel şekilde özetlemektedir. Dünyanın ve tüm insanlığın bu evrensel bakış açısına her zamankinden daha fazla muhtaç olduğunu söylemek mümkündür.

Yüksek Öğretim Dergisi

Temmuz-Ağustos-Eylül 2020 / Sayı 17

kapak-002.jpg6-016.jpg7-010.jpg8-008.jpg9-010.jpg

Bu yazı toplam 862 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim