• İstanbul 15 °C
  • Ankara 11 °C

Umre Notları

Rüstem BUDAK

SANALDAN GERÇEĞE GEÇİŞİN SIRAT KÖPRÜSÜ: KÂBEUMRE NOTLARI- 1
Hac ibadetini gerçekleştirmek için milyonlarca Müslümanın Kabe’ye doğru yolculuğaçıktığı günlerdeyiz. Geçtiğimiz Temmuz ayında Umre yapmak nasip oldu. Bu ziyarettendevşirebildiğimiz anlam dağarcığını paylaşmak istiyorum.
Ön hazırlık
Büyük bir yolculuğun arefesindeyiz. Var oluşumuzun, verdiğimiz ahdin, yaptığımızsözleşmenin, attığımız ilk adımın, işlediğimiz günahın, ettiğimiz tevbenin zamanına vemekânına gideceğiz. Farklı iletişim imkânları ile tanıdığımız, bildiğimiz, duyduğumuz veibadetlerimizle hissetmeye çalıştığımız ortama doğru yönelişteyiz. Ziyaret… Her an yakınolduğun veya uzak düştüğün varlığa bir mekân üzerinden ulaşma hissi. Giderken yanımızaneler aldık? Nasıl bir hediye götürüyoruz? O’na zaten bildiği ama arz- ı hal etmekten de geriduramayacağımız hangi dertlerimizi, sitemlerimizi, beklentilerimizi sunacağız? Ya o bizinasıl karşılayacak? Hangi yüzle bakacağız? Sorduğunda hayat pratiğimizin unsurlarını veyönelimlerini ne diyeceğiz? Yeryüzündeki fitnenin ortadan kalkması için neler yaptığımızısorsa ne cevap vereceğiz? Ya ortak koştuklarımız… Onları ne yapacağız? Bizi yalnızbırakmıyorlar. Huzura vardığımızda bunların yanınızda ne işi var derse ne cevap vereceğiz?Gidiyoruz ancak başımız eğik, gözlerimizin feri sönmüş, nefsimiz aklımızla işbirliği halindetapınılacak yeni ilahlar çıkarma derdinde… Kalbimiz kaybettiği sırrını görme peşinde,kulaklarımız bizi bu kuyudan çıkaracak bir sesi duyma derdinde… Yola çıkmışız… Kavuşmaanı çok yakın…
Huzurda
İnsan, kul, resul, nebi, baba, devlet başkanı, ordu komutanı, yargıç, komşu, dost, tacirHz. Muhammed’i ziyaret ediyoruz. Hayatın her boyutuna ilişkin örneklik taşıyan birmücadelenin sahibi… Fıtratımızda, aklımızda, kalbimizde düşündüklerimizi, inandıklarımızınasıl yaşayacağımıza dair şüphe ve arayışların cevabı olan bir örneklik… Mescidinegiriyoruz… Sanki bir köşede oturmuş bizi bekliyor… Bir yandan hoş geldiniz derken,diğer yandan neden bu kadar geç kaldınız? diyerek sitem ediyor. Her misafirine yaptığıgibi yer açıyor… Çevresinde farklı farklı köylerden, mahallelerden, illerden, ülkelerdeninsanlar oturmuş. Hepsini teker teker dinliyor, hasbihal ediyor. Anlat diyor… Kendinden,ailenden, mahallenden, şehrinden bahset buyuruyor… Benim bıraktığım miras ne durumda?Allah’tan başka ilahlaşanlara karşı tutumunuz nasıl? İnsanların ruhsal ve yaşamsal krizleriçin neler yapıyorsunuz? Dini hayatın bütüne değil de sadece ritüellerle sınırlı bir alana nedenhapsediyorsunuz? Yeryüzündeki fitne ortadan kaldırmak için neden mücadele etmiyorsunuz?Benim ümmetim neden ihtilaflarını rahmete değil de zulme dönüştürüyor? Neden insanlarınelinden ve dilinden emin olduğu kimseler değilsiniz? İnsanlığın umudu olan bir ümmetdeğilsiniz? Ayaklarım altına aldığım kavmiyetçilikleri, kabilecilikleri, cemaatçilikleri,mezhepçilikleri sürdürüyorsunuz? Soruyor… Soruyor… Soruyor… Cevap vermeyeçalışıyorsun ama nafile… O kadar açık var ki savunulacak hiçbir tarafımız yok… Diller laloluyor… Başlar eğik… Gönüller kırık… Akıl tıkanık…
Geçmiş ve Şimdi Arasındaki Köprü
Zihin gördüğü objeler, işittiği sesler ve düşündüğü bilgilerle geçmiş ile şimdi arasında köprü
kurmaya çalışıyor. Öyle bir boşluk oluşmuş ki gidip gelmekten korkuyoruz. Her sokak,mekan, dağ, köşe, direk, duvar bir şeylere şahitlik etmiş. Tablo zihinde canlanıyor. Geçmişegittiğimizde dönmüyoruz, geldiğimizde unutuyoruz. Onlarca çeşit kaynaklardan öğrendiğimizpeygamber ile zihnimizde- kalbimizde yaşattığımız peygamber arasında korkunç uçurumvar. Efsane, mitoloji, masallar, illüzyona boğulmuş kafa ile sahici bir gerçeklik ile karşıkarşıyayız. Bir odalık ev… Birkaç eşya… Yanı başında mescit… Çevresinde tanımayaçalışanlar, iman edenler, öğrenciler… Tarihi yeniden inşa eden bir elçinin, devlet başkanınınyeri yokluklar ülkesi… Ama akli- kalbi ve vicdani olarak büyük diriliş hareketini buradatamamladığını da biliyoruz. Anlamıyoruz, hissetmiyoruz. Bu devrim, dönüşüm, değişim,hareket nasıl oldu? Zor bir iş anlamak. Anlamak işimize gelmiyor çünkü. Anlamak yaşamayızorunlu kılıyor. Bunun yerine geçmişi kendi zaman ve mekânına hapsederek bize enaz sorumluluk yükleyecek bir karşılaşma ile yüzümüzü çeviriyoruz. Peygamber sevgisiedebiyatıyla gerçeklikten yüz çeviriyoruz. Onun yerine Medine dilencileri gibi el açıyoruz.Hazıra konmaya çalışıyoruz. Yabancılaşmışız. Artık mekânında olarak mesafeleri de kaldırdıkancak tanışmaktan, dertleşmekten, sorumluluk almaktan, yüzleşmekten korkuyoruz.
Diriler Mezarlığı
Seher vakti… Ölü dirileri ziyaret vakti… Güne başlamadan sonlanmaya az kalmışömrümüzde bizden önce gidenlerle buluşma var. Cennet’ül Baki kabristanı. Mescid-i Nebevi’nin yanı başında… Şehrin tam ortasında… Sade, sessiz, şuurlu… İnsanlarve güvercinler onların ziyaretçileri… Mezar taşları isimsiz, sınıfsız ve tanımsız…Yaşamlarındaki konum ve sıfatlarını taşıyacaklarını düşünen, ölüme yabancı bir tanımlamayok. Sınıfına, maddi imkânlarına, bürokratik konumuna dair hiçbir iz yok. İzlerini yaşarkenbırakmıştı. İlk haldeki gibi… Başuçlarında bir taş… Ve toprak, toprak, toprak… Bu şehirdebaşka bir mezarlık yok. Ölen herkes buraya defnediliyor. Toplanma yeri… Yaşarkeninsanlık tarihinin en parlak destanlarını yazanlar yaratıldıkları ilk günkü gibi dönmüşleryurtlarına… Başuçlarında taşlar baş gibi her geleni selamlıyor, hasbihal ediyor… Bu isimsiztaşlar her an yeni gelecek misafirlerini beklemekteler. Buraya gömülmüş ve gömülmekteolanlar tek bir hikâyede birleşiyor: İnsan. Ölümü düşünmenin sinir bozucu, hayattan kopukbir hal olduğunu düşünenlere inat hemen yanı başındaki yoğun hareketlilik yanı başındadönüş yerini bildiriveriyor, doğrultuveriyor insanı, uykudan uyandırıveriyor. Esen rüzgârınölü mezarlarından kaldırdığı tozlar Mescid- i Nebevi, şehir ve insanların üzerine doğrutaşınıyor. İnsanların üzerine gelen her toz zerreciği kendi mezarının ilk toprağı oluyor. Cennetbahçesinin tozları cennetleşecek yeni topraklara doğru yol alıyor.
Mescid Evler: Mescid- i Haram ve Mescid- i Nebevi
Evler ve mescitler… Evlerimizi mescit kılabilmek… Mescide yüklenilen tüm fonksiyonlarıevlerimize yükleyebilmek… İçinde Allah’ın adı anılan, insanların buluştuğu, vahyin hayata,zamana ve mekâna ilişkin müdahalelerinin öğrenildiği ve uygulandığı, sorunların çözümüiçin dertleştiği, zulmün- haksızlıkların ortadan kalkması için el birliği edinildiği, nikâhlarınkıyıldığı, nasihatlerin edildiği, ortak aklı ve vicdan etrafında buluşulduğu, başka devletve toplumlara çıkış yolları için öneriler yapıldığı, insanlar arası eşitsizliklerin giderildiği,ihtilafların adalet temelinde giderildiği, fitnelerin teşhis edildiği ve tedavi için çalışmayapıldığı… Hayatın dirildiği ve her daim yeniden düzenlendiği yer… İken… Bugün hiçbireyleme, çalışmaya, paylaşıma, istişareye, uyarıya, dirilişe izin verilmeyen mescitleredönüşmüş… Muhammed’in bıraktığı mirasın ve işlevlerin çok ötesinde… Hakimiyeti elindebulunduranların konumunu güçlendirmeyi, meşrulaştırmayı, sürdürmeyi misyon olarakyüklenilmiş mescitlere dönüşmüş. Zamanın dışına değil zamanın ruhunu şekillendirdiler.
İnsanlığın kendini yeniden keşf ettiği ve inşa ettiği merkezler oldular.İnsanlığın atası Âdem bir ev yaptı. Dört köşeli ve kübik. Taşlardan yapılmış. Barınacak,yurtlanacak, korunacak, çoğalacak. Bu evde fıtratın sesi hâkim olacak. Bu evde huzurolacak. Bu evde adalet olacak. Bu evde âlemin yaratıcısı ve düzenleyicisine ibadet edilecek.Değerler inşa edilecek ve yayılacak. Günahlardan arınılacak. Kapı dostlara açık olacak,misafir edinilecek. İnsanın evi dinin yaşam imkânı bulduğu ev oldu. Bu evden yayıldıdünyaya mesajlar, nesiller… Zaman içinde bu evin içinde hâkim kılınan ilkeler yozlaştı. Evinduvarlarının yıkılması gibi dağıldı. İzleri belirsiz hale geldi. Yeryüzünün farklı yerlerinedağılan insanlar ilk evlerini unutmadılar. Burası hep kurmak istedikleri evlerin ve toplumlarınmodeli oldu. Allah yeryüzünün her yerine dağılmış insanlara bu evi örnek gösterdi. Bu evininşa edildiği ilkeleri yaşatacak evler- mescidler kurmalarını istedi. Yine insanın yönünüşaşırdığı, kendini kaybettiği, arzın zalimlerin hüküm ve hâkimiyetleri altında olduğu dönemdeİbrahim ve İsmail tekrar bu evin temellerini bularak inşa ettiler. Dağılan, kaybolan, boğulaninsanlığa örnekliğini tekrar göstermeliydi. İnsanın evini Allah kendi evi edindi. İnsanınmücadelesini kendi mücadelesi saydı. Ev mescid kılındı. Örnek insan, örnek toplum, örnekmücadele ile insanın arayışlarına cevap verdi. Hz. Muhammed mesajını yaymak yeni yurtlararamaktaydı. Bu yurt Medine oldu. Medine’de ilk iş mescid inşa etmek oldu. Evi mescid ilebitişik halde mücadelesine devam etmekteydi. Mescidi el birliği ile yaptılar, genişlettiler.Mescidler hayatın akışının yönlendirildiği merkezler oldu.Mescidlerde Bilal- i Habeşi’nin haleflerinin sesi yankılanacak. Arzda ve semada… Evde vesokakta… Dağda ve çölde… Otellerin sıcak duvarlarında… Ve kalplerde…
Kardeşlerim…
Merhaba kardeşlerim… Siyah, beyaz, esmer, doğu, batı, kuzey, güney, çocuk, erkek, kadın,yaşlı, genç… Diller, ırklar, coğrafyalar farklı farklı… Bütün sıfatlardan soyunmuş haldebir olanda buluşmak üzerek birleştiğimiz kardeşlerim… Atalarımızın bizim için inşa ettiğiyerdeyiz…
Buradan dağılmıştık dünyaya, burada buluşuyoruz. Her birimiz farklı şartlar, imkânlar vedurumlardan geldik… Yöneticilerin Müslüman olduğunu iddia ettiği ancak bizi kendilerinekullaştırmaya çalıştıkları yerlerden geldik. Yaşamaya çalıştığımız dinin teori ve pratiğindenkopuk halde yola çıktık. Her an bir patlamanın olduğu ve nice masum canları aldığıkan, gözyaşı, işkence ve zulümlerin hâkim olduğu şehirlerdeniz. Atalar dinin ritüelleriniAllah’ın dini yerine koyularak yaşandığı cehaletin boy gezdiği ülkelerden geldik. Cevapveremediğimiz, karşılık bulamadığımız ve direnemediğimiz yeni medeniyetin kaotik,bozguncu, sömürgeci, parçacı karakterine teslim olmuş ailelerinden geldik. İnsanlığınelimizden ve dilimizden emin olmadığı bir hayat karakterinden geldik. Aynı kıbleyeyönelenlerin birbirlerini boğazladığı, fitne ve fesadın alabildiğine çoğaldığı toplumlardangeldik. Yoksulların, mahrumların, ezilmişlerin görülmediği, dışlandığı saklandığımetropollerden geldik. İnanç ve ideallerini bir yana bırakıp towerlerde yeni sınıfsal kimliğinikuşanıp müstekbirleşen dindarların semtlerinden geldik. Yurtlarından çıkarılmış mültecilerinbir gün eve dönmek ümidiyle çıkarken yanlarına aldıkları anahtarların toplandığı ve artıkonların evsiz, yersiz, yurtsuz olarak acı ve ızdıraplarını kuşanarak yaşadıkları topraklardangeldik. Mescid üzerine bina edilmiş dinin müntesipleri olarak artık mescidlerin ancak hâkimgücü elinde bulunduranların konumunu ve hâkimiyetini sürdürmek için dini afyonlaştırarakinsanlara sunulduğu merkezlere dönüştüğü, onların rahatsız etmeyecek bir anlam yapısınabüründürüldüğü coğrafyalardan geldik. Dini anlama, yaşama ve anlatma görevini oluşturulandin sınıflarına verilerek, dini kurumsallaştırarak akıldan, kalpten, zamandan, mekândan,sokaktan, ticaretten çekilerek şekillendiği yerlerden geldik.
Kardeşlerim… Merhaba… Tanışalım, konuşalım, dertleşelim… Ama ama ama…Kardeşlerim… Ne kadar da birbirimize yabancılaşmışız… Yan yanayız… ama birbirimizdenen kadar ayrıyız… Konuşamıyoruz, anlaşamıyoruz… Dilimiz lal olmuş… Gönül dilimizkörelmiş… Şu anda yan yana mescitte, Kabe’de huzurdayız ama gönüllerimiz bir değil…Döndüğümüzde mezheplerimiz için kim bilir birbirimize karşı savaşacağız… aynı kıbledeyizama ortak bir irade ve söz beyan edemiyoruz… Saf saf dizilmişiz ama düşman göründüğündekaçacak delik arıyoruz… Aynı elbiseyi giyiyoruz ama mescidten çıkınca kendi sınıfsalkimliğimizin gereklerine uyuyoruz. Hep beraber Kâbe’nin gölgesinde Allah’ı birliyoruz amazihnimizdeki, kalbimizdeki ilahlara dokunmuyoruz. Tavafta aynı yöne doğru iyilik yolundahareket ediyoruz ama şehrimizde, ülkelerimizde birbirimizi unutuyoruz. Allah bizi kardeşkılmış, üstünlüğü sorumluluklarımıza sahip çıkmakla ölçeceğini bildirmiş ama birbirimiziırkımıza, bölgemize, mezhebimize, zenginliğimize, dilimize göre değer veriyor ve seviyoruz.Kurtuluş bildirgemizi okuyoruz ama diğer insanlara ulaştırmak için kılımızı kıpırdatmıyoruz...Arafat’ta son elçinin, son hutbesini dinliyoruz, kabul ediyoruz ama o sözü oracıkta yerebırakıveriyoruz.
Devletler Müslümanların tanışmasını- konuşmasını- paylaşmasını tehlikeli buluyorlar.Kâbe’de insanların birbirleriyle iletişim imkânlarını genişletip kolaylaştırma hedefiyle biryapılanma oluşturma gayreti bulunmamaktadır. Aksine gerek Suud yönetimi gerekse deülkelerin organizasyon yetkilileri Müslümanlar arası diyalog zemini oluşmasını engellemekher yol denenmektedir. Ferdi veya ulus düzeyinde gerçekleşen buluşma yerine ümmet-kardeşlik merkezli yeni bir dayanışma ortamı oluşturulmamıştır.
Vahyin Oluşumuna Tanıklık etmek
Vahyin inişinden bahsedilir hep. Buna oluş demek daha doğru olur. İnsanın yürüyüşü, arayışı,tepkisi, algılayışına göre vahiy bir yön, arınma, inşa çabasının ürünüdür. Son Peygamberinvefatından bu yana geçen yıllar zamanı eskitemiyor. Her daim taze ve diri bir halde yaşanangerçeklik üzerinden mesaj vermeye devam ediyor. Mekânlar bu büyük mücadelenin enbüyük tanıkları… Yaşadığı zamana yabancılaşmayan bir insan… Düşünüyor, sorguluyor,yorumluyor… Değişmeyen hakikatin vicdani dirilişi cevap veriyor. Hira’da oluşumun ilkhabercisinden ilk sözleri işitiyor. Şehre dönüyor, insanlığa dönüyor, ailesine dönüyor…Ev’i yeniden inşa etmek istiyor. Girişine izin verilmiyor. O da kendi evini, Erkam’ın evinimerkez ediniyor. Oku’yor… Safa tepesine çıkıyor… Sokağa yöneliyor… Yani haykırıyor,anlatıyor, konuşuyor insanlara… Mekke dışında gidebileceği şehirlere yöneliyor. Taif ilkdurağı. Taif’in üzüm bahçeleri ayaklarından akan kana şahitlik ediyor. İnananları adaletliyöneticilerden olan Necaşi’nin ülkesi Habeşistan’a yönlendiriyor. Ve Medineli dostları…Mekke vadisinin taş kalpli insanları yüreklerinden yeni pınarların akmasını istemiyorlar. Yenibir şehire hicret… Sevr dağı bağrını açmış yolcularını bekliyor. Çöller ve kayalıklar yeni çıkışiçin yola çıkmış olan tebliğciye yol gösteriyor. Medine… Münbit topraklar, münbit insanlar…Barış dili yeni bir rüzgar estiriyor; yıllar yılı kan, zulüm, ahlaksızlık, kavganın eksik olmadığıtopraklarda… bu topraklara ayak basar basmaz hemen ilk mescid inşası gerçekleşiyor: KubaMescidi. Şehre yöneliyor, şehrin kalbine ilk önce yine mekânını inşa ediyor: Mescid- iNebevi. Bedir kuyuları, Uhud Dağı ve koruyucu Hendek’ler… Ülkeler arası ıslah çalışmaları;Tebuk Seferi ve Mute Savaşı… geri dönüşe ilk adım; Hudeybiye. Ve fetih… Çevreye yöneliş;Huneyn. Tarihin kalbine dönüş… Tamamlanmış görev… Son söz; Arafat’ta Veda Hutbesi…Zaman ve mekan tükenmiyor… Yenilenerek, yeni yaratılışla varlığını sürdürüyor. Hermekândaki bulunuş kendi hikâyemize çeviriyor yüzümüzü. Hatırlanan tarih ile ne kadardaçok özdeşleşmişiz. Değişmeyen imtihanın öğeleri hep aynı kalmaya devam ediyor. Vahyin
oluşumunu mekânların izini sürerek yeniden tanımlamaya çalışıyoruz. Her bir mekân büyükbir anlatıcı gibi üzerine yüklenmiş emaneti, hatırayı, dostlarını tekrar tekrar anlatıyor. Evler,Dağlar, Ovalar, Vadiler, Şehirler, Sokaklar, Çöller, Taşlar ve Mezarlıklar büyük anlatıcılaradönüşüyor.
Duaların Dili
Harem bölgesine hareket ederken, girerken, çıkarken, bulunurken, namaz kılarken, tavaf veSa’y yaparken bütün diller duaya durur. Yakarışlar, bağışlanma dileği, mağfiret isteği gelecekiçin belirlenen hedefler duaların öznesidir. Mana âlemindeki düşünceler ve hisler buradamaddeleşir. Teoriden çıkar, pratiğe dönüşür. Dua; kul ile sahib arasındaki mukaveledir.Rabbi ile yaptığı bir sohbettir, diyalogdur, paylaşımdır, dertleşmedir. Tek yönlü istek listesideğildir. Ümmet dua etme iradesini yitirmiş durumdadır. Ezber dualar, koro dualar, senfonikdualar… Edebi dille ifadesi güzel ama kalp yankısı olmayan dualar… Yitirilen benliktenbencilliğe çıkarak sadece dünyevi beklenti ve hedefler için yapılan dualar… Rehberler vehocaların kelime kelime tekrarlatıp durduğu dualar… Dua kitapları ellerinde çoğu kez neanlama geldiğini bilmediği sözleri yakarılıp durulan dualar... Pazarlık yapılmış gibi yapılanher duanın kabul olunduğunu düşünerek aklının hafsalanın almadığı her türlü dileği ifadeeden dualar… İçinde mazlumların, yoksulların, mahrumların isimlerinin geçmediği dualar…Telefon rehberine bakılarak veya defterlere yazılan listelerle sipariş edilen dualar… Kur’an-ı Kerim’in hiçbir yerinde ifade edilmeyen vaadler kullar kendi nezdlerinde bazı içtihatlaradayanarak burada her duanın kabul edildiği inancıyla aldandığı dualar eder durur. Duaedildiğinde kabul edilen sözler yığını değildir. Öncelikle dua eden kişinin vicdanındansökülen, kalbinden hissedilen, aklın onaylayarak Rabbinden büyük bir tevazu ve mahcubiyetiçinde ifade ettiği sorumluluklar bütünüdür. Dua; talep edilen şeyleri elde etmek içinnefesini tüketeceğine, gerçekleştirmek için ter, kan ve gözyaşı dökeceğine söz vererek birvar oluş çığlığıdır. Bu çığlığa Allah’ın elini koymasını istemektir. Yoksa sadece dillerdengönüllere inmeyen, ezber kelimelerle sırf Arapça dili ile olduğu için edilen, ne söylerse kabuledileceğine inanılan, temeli dünyevi çıkar ve menfaatleri gözeten, çalıntı ve ezber sözlerleedilen dualar insanın var oluş mayasına bir şey katmaz. Müslümanların zilletini şimdi dahaiyi anlıyorum. Müslümanlar henüz duaların dilini keşf etmemiş. Allah’a ulaşan dualar henüzedilmemiş. Dua’nın şerefi yerlere düşürülmüş, ucuzlatılmış ve anlamından soyutlanmıştır.Dua’nın ruhu keşfedilene kadar bu zillet devam edecek gibi gözüküyor.

05.11.2011

Bu yazı toplam 2332 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim