• İstanbul 16 °C
  • Ankara 12 °C

Yazar Fahri Tuna ile Adapazarı söyleşisi

Yazar Fahri Tuna ile Adapazarı söyleşisi
Halk her Salı veya Cumartesi ‘Ada’ya pazara gidiyoruz’ diye diye, zamanla Ada’nın Pazarı’ndan şehrin ismi Adapazarı’na dönüşmüş.

Siz bugüne kadar 130 insan, 70 şehir portresi yazmış, TYB Camiamızın değerli yazarlarından birisiniz. Her ay düzenli olarak iki dergide iki şair/yazarı, bir başka dergide de bir şehir portresi yazdığınızı görüyoruz. Kişileri ve şehirleri bir cümle ile özetlemeyi seviyorsunuz. Söyleşimize, doğup büyüdüğünüz Adapazarı'nı sorarak başlasak? Bir cümle ile nedir sizin için Adapazarı Fahri Bey? Huzurun ikinci adresi. Küçük Osmanlı. Gönlümüzün başkenti. (Bu sözü 1991’de yazmıştım.)

Adapazarı'nın adı nereden geliyor? Osmanlı burayı 1325’te fethettikten hemen sonra 36 haneli bir Müslüman Türk köyü kurmuş. Zamanla bu köy büyümüş. Çevrenin pazarı hâline dönüşmüş. Çevre köyler bu pazara gelebilmek için ya Sakarya Nehri’ni ya da Çark Deresi’ni geçmek zorundalar. Halk her Salı veya Cumartesi ‘Ada’ya pazara gidiyoruz’ diye diye, zamanla Ada’nın Pazarı’ndan şehrin ismi Adapazarı’na dönüşmüş.   

Adapazarı hangi medeniyetlere evsahipliği yapmış tarih boyunca? Rivayet muhtelif ve çok. Kesin olan Bitinya, Bizans, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti.

Adapazarı/Sakarya coğrafyasından söz eder misiniz bize? Özelde Adapazarı, genelde Sakarya Vilayeti, 2020 yılı itibarıyla bir milyon otuz bin nüfuslu bir il. Yedi gölü, 18 yaylası, üç ilçesi Karadeniz’e kıyısı olan, ülkenin sayılı nehirlerinden Sakarya’nın suladığı Pamukova, Geyve Ovası, Akova, Söğütlü Ovası, Akyazı ve Hendek ovalarının bulunduğu, çayları, dereleri, kaplıcaları ile tam bir yeryüzü cennetidir. Yeşilin ve mavinin turkuazda vuslata eriştiği bir şehirdir Adapazarı.

Sakarya Meydan Muharebesi ile Adapazarı'nın veya Sakarya'nın ilgisi? Bu soru için çok teşekkür ederim. Zihinleri hep karıştıran bir konudur bu zira. Sakarya Meydan Muharebesi, Eskişehir’e bağlı Sivrihisar ile Ankara’ya bağlı Polatlı ilçeleri arasında Sakarya Nehri çevresinde (110 kilometrelik uzun ve bataklık bir vadide) gerçekleşti. Savaşın geçtiği yer, mekân, Adapazarı’na 280-300 kilometre uzaklıkta. O büyük zaferle Adapazarı’nın ilgisi Çorum’un Edirne’nin Antalya’nın Maraş’ın olduğu kadar, Balıkesir’in, Muğla’nın, Niğde’nin, Yozgat’ın olduğu kadar.

Necip Fazıl'ın dillerden düşmeyen ünlü 'Sakarya Türküsü' şiiri ile sizin ilinizin alakası nedir? Zihinleri karıştıran bir konu daha. Üstad o ünlü şiirini, Ankara’dan İstanbul’a trenle dönerken, trenle Sakarya Nehri boyunca yola ala ala, 1949 yılında yazmış. O şiirde sözü geçen Sakarya, Adapazarı veya Sakarya ili değil, Sakarya Nehri metaforu üzerinden bütün bir Anadolu’dur. Zaten üstat şiirinde,

Hani Yunus Emre ki kıyısında geziyordu                                                                                                         Hani ardından çil çil kubbeler serpen ordu       

Nerede kardeşlerin cömert Nil yeşil Tuna                                                                                                   Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna dizelerinde açıkça bunu belirtiyor.

Bu şiir Adapazarı’nın Sakarya adıyla vilayet yapılışından (17 Haziran 1954) beş yıl önce yazılmıştır. Şiirin şehrimizi çağrıştırması bizleri mutlu etse de işin aslı budur. Bu ünlü şiir illâ bir şehre hasredilecekse, bu şehir hiç tartışmasız Eskişehir’dir.

Bir yazınızda Adapazarı için 'Küçük Osmanlı/Küçük Türkiye' diyorsunuz? Bunun anlamı nedir? Osmanlı’nın 1325’te bölgeyi fethinde yörede Rumlar yaşıyorlarmış. Asırlar içinde Osmanlı Türkmenistan ve Özbekistan’dan Türkmen boyları ve obalarını getirip yerleştirmiş. Bunu, köy adlarından bugün de anlamak mümkün. Bu vesile ile yerleşen Müslüman Türk ahalisinin çocukları kendilerini bugün Manav veya Yürük olarak adlandırıyorlar. Zamanla yöreye Osmanlı, 1862’den itibaren Kırım Tatarlarını, Kafkasya’dan 1863’ten itibaren Gürcü ve Lazları, 1864’ten itibaren Abhazya’dan Çerkez ve Abazaları iskân etmiş. Yine Osmanlı, Rumeli’den, 93 Harbi (1877-78) sonrası Kuzey Bulgaristan ve Romanya’dan Türk Muhacirleri, Bosna Hersek’ten 1881’den itibaren Boşnakları, 1912’den itibaren Kosova’dan ve Makedonya’dan Arnavut ve Makedon Müslümanları yerleştirmiş. Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise önce 1924 Mübadelesi ile Selanik ve çevresinden binlerce Muhacir Türk, sonra da başta Trabzon, Rize ve Artvin’den olmak üzere Doğu Karadeniz ve ülkemizin her yöresinden insanımız, 1951 ülkenin Rusya’ca işgali sonrası her on yılda bir Bulgaristan’dan on binlerce Türk gelip Sakarya iline yerleşmiş durumda. Umman’dan gelip yerleşen Araplarımız da var, Romanlarımız da. Bugünün Adapazarı, sokaklarında 17 dilin konuşulduğu çok etnik kökenli, ama hemen hiçbir ciddi ırk-etnik köken probleminin yaşanmadığı bir huzur şehrinin adıdır. Örneğin benim iki bacanağımdan birisi Gürcü, diğeri Manav’dır (Türk’tür.) Ailede hiçbir farklılık gözetilmez, gözetilemez. Bu hemen her ailede de böyledir.   

Adapazarlı ünlü hikâyeci Sait Faik, 'bizim kasabada 4 dil bilmeyen kahvehanede garsonluk yapamaz' derken neyi kast esiyor acaba? Şehirde birçok etnik kökenli insanın kardeşçe yaşadığını elbette. Bu diller Sait Faik’in ilk gençliğini yaşadığı 1920’lerde, Türkçenin yanı sıra, Boşnakça, Gürcüce, Çerkezce ve Lazca olmalı.

Adapazarı mı Sakarya mı? Hiç düşünmeden, hiç tartışmasız, el-hak Adapazarı. Yöremizde Adapazarı 1325’ten beri kullanılan derinliği ve kabul edilmişliği olan bir kavram. Sakarya ise şehrin vilayet yapıldığı 1954’ten bu yana kullanılır olmuş. Yeni, nevzuhur, içselleşmemiş bir kavram. Sakarya ismini ilimiz hiç hak etmiyor. Halk da kabul etmiyor zaten. Düşününüz, Sakarya Nehri, Eskişehir’in 70 km doğusundan Çifteler Sakarbaşı’ndan çıkar, 724 km mesafe sonrası Karasu’dan denizle kucaklaşır. 9 vilayetin sularını toplayıp aka aka denize dökülür. Sadece 110 kilometresi bizim topraklarımızdan geçer. Yaklaşık 1/7’si. Yedide biri. Ankara’daki Sakarya Caddesi de, Sakarya Meydan Muharebesi de, Eskişehir’de yaklaşık bir asırdır çıkan Sakarya Gazetesi de Eskişehir’i işaret etmektedir. Bir yanlışlık yapılmış, bizim ilimize 66 sene önce bu isim verilmiş. Zaten halk da Sakaryaspor (1965) ve Sakarya Üniversitesi (1992) dışında Sakarya kelimesini kullanmaz. Biz bir insanın Sakarya kelimesini kullanmasından onun bu şehre son yıllarda gelip yerleştiğini, yabancı olduğunu, şehre adapte olamadığını hemen anlarız. Zira insanlar bir şehre aittirler, o da şehir olarak Adapazarı’dır. Her bu şehirli de zaten ben Adapazarlıyım der, yanlışlıkla bile Sakaryalıyım demez. Ona Sakaryalı desen rahatsız olur gerçek Adapazarlı.

Adapazarı'nın ruhunu sorsak? Şehrin nabzı nerelerde atıyor? Orhan Camii sizin için ve şehir için neler ifade ediyor? Adapazarı geç dönem bir Osmanlı şehridir. Tipik Osmanlı şehirleri gibi bir veya birkaç camii etrafında çarşılar ve mahallelerden oluşur. Adapazarı, Orhan Camii, Ağa Camii, Tozlu Camii ve Orta Camii ile arasındaki Uzunçarşı, Kapalıçarşı, Aynalıkavak Çarşısı, Abacılar Çarşısı, Kasaplar Çarşısı, Tenekeciler Çarşısı, Ayakkabıcılar İçi, Bakırcılar İçi, Pirinç Pazarı, Soğan Pazarı, Unkapanı, Kömürpazarı, Semerciler, Tığcılar, Çıracılar, Hasırcılar gibi merkezi çarşı, pazar ve mahallelerden oluşur. Bir zenaat ve ticaret şehridir, bir lonca şehridir Adapazarı. Nabzı da çarşılarda adar. Kalbi Orhan Camii’dir Adapazarı’nın. Hayat bu şehirde, Orhan Camii ile başlar, Orhan Camii ile yaşanır ve Orhan Camii avlusunda cenaze namazınız kılınarak uğurlanırsınız. Asıl, esas, gerçek Adapazarı budur, bunca, böyledir. Gerisi teferruattır.

Sizin 19 kitabınızın 4'ünün portre, 7'sinin biyografi kitabı olduğunu biliyoruz. Peki Adapazarı üzerine kitaplarınız var mı? Varsa neler? Olmaz mı? Bir Şampiyonluğun Öyküsü (1987), İz Bırakanlar (1988), Sakarya Şairleri (2000), Adapazarı Yazıları (2007), Aynalıkavak Yazıları (2011, TYB 2011 Yılın şehir kitabı ödülüne değer bulundu bu kitabım), Eğri Oturup Doğru Konuşalım (2015, Söyleşi), Sakarya Manav/Türkmen Sözlüğü (2018). Toplamda yedi kitabım şehrimle ilgili. Kitap çalışmalarımın yaklaşık üçte biri şehrimle ilgili yani. Bir yazarın şehriyle ilgili de çalışması gerektiğini düşünüyor ve bu çalışmaları sılayı rahim (aile büyüklerini ziyaret ve vefa) hükmünde addediyorum.

Tarihi eser, sanayi, doğal zenginlikler, insan vs... acısından Adapazarı'nın en belirgin özelliği nedir sizce? İnsan. Tartışmasız insan. Tarih boyunca fay hattında olduğundan, depremlerin tahribatı sonucu, birçok şehrin aksine tarihi eser zenginliğimiz yok, olamaz da. Toyota fabrikası başta olmak üzere, şehirde sanayi de gelişiyor hızla. Doğal güzellikleri söyledim zaten yukarıda. Çok zengin. Ama en birinci vasfı Adapazarı’nın insan kalitesi ve zenginliğidir. Bunu ben değil, bu şehre dışarıdan gelen/bakan dostlar söylüyor. Ben de yürekten katılıyorum.

Adapazarı'nda şehir kültürünü oluşturan kişi ve kurumlarından söz edebilir misiniz bize? Bu sorunun cevabı herkese göre değişebilir. Bana göre mesela İyilik Çetesinin Reisi merhum Terzi Ali Amca (Taşçeken, ki Kırcaali Muhaciridir) ve arkadaşlarıdır en başta. CHP İktidarının bir şehirde bir cami bırakıp diğerlerini kapatması üzerine, ilçeyiz o zaman, Kaymakamla sözleşip 24 sene - yani vefatına kadar - Orta Camii’nde ücret almadan beş vakit namaz kıldıran vaiz Cevdet Hoca (Şimşek, Gürcü’dür), çocukları ve torunlarıdır. Orhan Camii’nde kırk sene imamlık yapan Mehmet Hafız’dır (Okur, Boşnak’tır, Basketbolcu Mehmet Okur’un da dedesidir). Yine Orhan Camii’nde 36 yıl müezzinlik yapan Yaşayan Nasreddin Hoca Hâfız Hasan Çolak’tır (Manav’dır). Bütün Osmanlı coğrafyasının muhtarı bilge hekim merhum Sadık Canlı’dır (Boşnak ve Abhaz’dır). Bir gün formel eğitim almadığı, bütün eğitimini klasik medreselerde yaptığı halde, şehrin ayaklı müftüsü, Kun’an’da heykele cevaz (izin) var diyen aydınlık kafa Hamza Holca’dır (Tekin, Yörük). Bunlar gibi onlarca yüzlerce güzel insandır Adapazarı’mız. Kurum olarak bakacak olursak; 45 yıldır yayımlanan Zafer Dergisi Camiası. 40 yıldır her Cumartesi toplandığımız Birlik Vakfı Camiası. 11 yıl - 132 sayı yayımladığımız Irmak Dergisi Ailesi. 25 yıllık Sagüsad Ailesi. İçinde Komünistinden Sosyal Demokratına, Ülkücüsünden İslamcısına… her ideoloji, inanç ve ekolden, her etnik köken meslek ve kariyerden on beş kişinin oluşturduğu, yirmi yıldır her Cumartesi sabahı kahvaltıda buluştuğumuz Ada Fikir Kulübü. Her Cuma 85 yaşındaki yemek şeyhi Özcan Toplan öncülüğünde otuz yıldır toplanan, içinde Rektörlerden Başhekimlere Akademisyenlerden Avukat Mimar İşadamlarına Uzunçarşı Cuma Grubu. Her sabah ayaküstü yarım saat toplanan avukat ve mühendis ağırlıklı Meserret Grubu,  Adapazarı’nın delikanlıbaşı Rahmi Sak öncülüğü ve evsahipliğinde her akşam yirmi kişi kadar toplanan Çark Dergâhı, yirmi altı senedir her Ramazan’da, Kadir Gecesi’nden bir sonraki iftarda buluşulan, birbirine haber vererek gelen yüz elli kadar kişinin yemek yediği, sonrasında da giysi ve bayram harçlıklarını aldıkları Adapazarı Garipler İftarı… Ve benzeri onlarca grup organizasyon dayanışma. Adapazarı insan demektir. Ve insan kavramının güçlü ve zengin olduğu bir şehir demektir.

Kültür sanat ve spor acısından nasıl bir şehir Adapazarı? Kimleri yetiştirmiş örneğin? Son derece zengin ve mümbittir. Sadece on ulusal hikâyeci yetiştirmiş bir şehirdir Adapazarı, dersem konu anlaşılabilir mesela. (Sait Faik, Kerim Korcan, Faik Baysal, Necati Mert, Cüneyd Suavi, Hatice Bilen Buğra, Nalan Barbarosoğlu, Ayfer Tunç, Mustafa Uçurum, Hande Ortaç.) Bugün itibarıyla ulusal edebiyat dergilerinde şiirleri yayımlanan Ercan Yılmaz, Fatma Çolak, Zeynep Arkan, Kadir Korkut Adapazarlıdır. Özdeyiş yazarı merhum Selahaddin Şimşek, Deneme yazarı merhum Selim Gündüzalp hemşerimizdir. Günümüzün iyi deneme yazarlarından Cihat Zafer, günümüzün iyi portre yazarlarından Fahri Tuna da Adapazarlıdır. Öte yandan güzel sanatlar dalı olarak Türk fotoğraf sanatında İstanbul’dan sonra en gelişmiş şehir, hiç kuşkusuz Adapazarı’dır. Merhum Hüsnü Gürsel başta olmak üzere, bu alanın efsane ismi İbrahim Zaman, merhum Barbaros Gürsel, Arzu Açıkel, Servet Sezgin, Fatih Gürsel, İsa Cida, Nevzat Yıldırım, İhsan Korkut. Hepsi ödüllü fotoğraf sanatçılarıdır. Grup 5, Grup 2, AFAK, Sagüsad, Adafad. Bant karikatürde Tarkan’ın çizeri Sezgin Burak, normal karikatürde Sami Caner ve Osman Suroğlu da bizim şehrin çocuklarıdır. Hattat Saim Özel Taraklılıdır. Bestekârlar Agapos Alyanakyan, Yesari Asım Arsoy, Udi Emre Hırant, Esin Engin, Ziya Taşkent hemşerilerimizdir. Günümüz sinema oyuncularından Seksenler’in Pastacı Sami Ağbisi Berat Yenilmez, günümüz  usta yönetmenlerinden Bahadır Karataş, Aybars Bora Kahyaoğlu, Ömür Atay, Serdar Akar ve Selman Kılıçarslan da Adapazarlıdır. Keza yetmişin üzerinde kitabı bulunan sinema eleştirmeni Burçak Evren de hemşerimizdir. Türk futbolunun ikinci imparatoru Oğuz Çetin’i, Kral teknik direktörü Aykut Kocaman’ı, Mehmetçiği Bülent Uygun’u, kırmızı fırtınası Tuncay Şanlı’sı hep bizim şehrin çocuklarıdır. Şampiyon güreşçiler Hakkı Başar, Erol Kemah, Dünya Bilardo Şampiyonu Semih Saygıner, Dünya Motorsiklet Şampiyonu Kenan Sofuoğlu hep Adapazarlıdır. Kısacası şöyle söylemek mümkündür: Edebiyattan güzel sanatlara, müzikten sinemaya, başta futbol olmak üzere sporun değişik dallarına… Adapazarı bugün ulusallaşmış en az yüz seçkin hemşerisine sahiptir. Bu bağlamda rahatlıkla Türkiye genelinde ilk ona, belki de ilk beş il arasına girebilir.

'Eller kadir kıymet bilmiyor anne/senin kadar kimse sevmiyor anne" veya 'Rüzgâr susmuş ses vermiyor nedendir?' desem? Şarkı sözü yazarı Halit Çelikoğlu derim ben de. Adapazarı Merkez Yukarıdereköylüdür.(Şimdi Serdivan’a bağlı.) ‘Yılları durduracak / Bir sevgi istiyorum’, ‘Senin olmaya geldim’, ‘Gözlerin doğuyor gecelerime’ ve bunun gibi onlarca hit şarkının söz yazarı ağbimiz. Yakın dostumdu rahmetli. Adapazarı’na her gelişinde bana uğrardı. Hayatını ‘Şarkıların Nabzındaki İsim; Halit Çelikoğlu’ adıyla 2008’de kitaplaştırmıştım.

Şu üç kavramı iç-içe sorsam size: Adapazarı, ticaret, banka? 13 Adapazarlı tüccar, 9 Mart 1913’te bir araya gelerek Adapazarı İslâm Ticaret Bankası Osmanlı Bonmarşesini kurmuş. Ki bu Türk İslâm tarihinin ilk özel bankasıdır. 1928’de Türk Ticaret Bankası’na dönüşmüş. En son 2001’de kapandığında 505 şubesi olan dev bir bankaydı. Diğer yandan 1918’de Cevat Adapazarlı da Adapazarı Emniyet Bankası’nı kurmuş. Birçok şehirde olmayan bir şey var bizde. Adapazarı Bankalar Caddesi. Hak edilmiş bir isimdir bu.

Adapazarı yemek kültürünü merak ediyorum. Meşhur kaç yemeği vardır şehrin? Adapazarı mutfağını iki ayrı ana başlıkta mütalaa etmek lâzım: A) Yerel Manav Mutfağı. B) Şehre göçlerle gelenlerin getirdiği yemekler. Gülsen Yıldız’ın hazırladığı Sakarya Manav/Türkmen Mutfağı kitabında, derlenmiş 112 Manav yemeğini görmekteyiz. Bunun 69’u da hamur işleri. Yahut hamur katkılı yemekler. Sadece 9 (dokuz) ayrı kabak tatlısının olduğunu söylersem Adapazarı yerel mutfağının zenginliği hakkında fikir verebilir. Göçlerle gelen yemeklere gelince; buna bir imparatorluk mutfağı demek mümkün. Kafkaslardan Doğu Karadeniz yemeklerine, Rumeli’den İç ve Doğu Anadolu yemeklerine… hepsini de görmekteyiz. Meşhur Adapazarı yemekleri denilince; Balkanlar’ın getirdiği Islama Köfte ile yerli mutfağın ürünü Tirit Döner (Yoğurtlu Döner) ve Kabak Tatlısı.   

Adapazarı veya Taraklı'da kendine has bir ev mimarisinden söz etmek mümkün mü? Kesinlikle evet. Türk sivil mimarisinin Batı Karadeniz - Doğu Marmara ekolüne uygun yüzlerce binlerce ev vardı Cumhuriyetin başlarında Kaynarca, Adapazarı, Sapanca, Hendek, Geyve, Pamukova ve Taraklı’da. Bugün maalesef bu güzel mimari eserlerinden belki elli tane ancak ayaktadır. Onlar da can çekişmekteler. Modernite, betonarme, apartman kültürü maalesef Türk sivil mimarisinin en güzel ürünlerini yok etmiştir. Yazık, çok yazık. Ama inanıyorum bir gün insanlık eski ahşap konaklara, o güzel evlere dönecektir. İstikbal köklerdedir inancıma göre.

'Orda bir köy var uzakta' desem? Pek bilinmez, bu ünlü çocuk şarkısının yazarı merhum Ahmet Kutsi Tecer, bu ünlü şiirini çocukluğunun geçtiği Geyve Sarıgazi Köyü için yazdığını söylemiştir. Üç ayrı kaynaktan Ahmet Kutsi Tecer’in çocukluğunda Geyve Sarıgazi’de yaşadığını doğrulatmış bulunuyorum. Şehrimiz için hoş bir hatıra elbette.

Yalaza desem? Bizim Taraklı’ya mahsus doğaçlama bir mizah türü. Alev ucundan, ateşin alev kısmı olan yalazdan alıyor adını. Uzun kış gecelerinde ocakbaşında, ateşin karşısında sekiz on kişinin muhabbetinden mülhem bir isim. Sünnî, Hanefî bir mizah türü, bir âhî kültürü. Alay etme, işletme, küçük düşürme içermiyor. Zaten Taraklı, ilin en fakir ve en geri kalmış ilçesi olsa da tebessümü ve gönül zengini bir halka sahiptir. (Televizyonda oynayan Yalaza dizisiyle gerçek yalaza kültürünün uzaktan yakından bir alakası yoktur.)

Sakaryaspor ve Tatangalar? Nasıl Galatasaray’ın Ultra Aslan’ı, BJK’nın Çarşı’sı, Bursa’nın Teksas’ı, Ankaragücü’nün Gecekondu’su, Kocaelispor’un Hodri Meydan’ı varsa, Sakaryaspor’un Tatangalar’ı vardır. Pek bilinmez, Tatangalar’ın Başörtüsüne Özgürlük yürüyüşü, Filistin’e Özgürlük mitingi, Teröre Hayır mitingi, Hatıra ormanı, üniversitesi öğrencilerine burs organize ettiğini. Şahidim, yeşili-siyahlı tribünlere, ancak Tatangalar hayat veriyor. Hele bir biz adabazarlıyız sloganı vardır ki, ruha can veriyor. Üçüncü Ligdeki (aslında 4.Lig) takımı için 23 bin Tatanga’nın stadyumu doldurup doksan dakika tempo tutması bir dünya rekorudur.

Bugün için Adapazarı’nın en temel sorunu nedir? Adapazarı günbegün eşrafını kaybediyor maalesef. Akabinde de Adapazarlılık ruhu hızla eriyor. Sürekli göç alıp şehir nüfusu hızlı büyüyünce de insanlar kendisini yaşadığı Adapazarı’na değil, geldiği kültüre ait hissediyor. Buna dayalı olarak kurulan hemşerilik dernekleri de şehir kültürünü, birlik beraberliği tehdit ediyor. Geldikleri şehir ve kültürleri sevmelerine eyvallah, itirazımız yok ama, bu şehirde doğan büyüyen yahut bu şehirde yaşayan herkes zengin ve hoşgörülü Adapazarı şehir kültürüne hızla adapte olmalı değil midir? Çözüm ve kurtuluş buradadır bence. 

 

Adapazarı denilince,

Bir şair? Faik Baysal (Ayın Ucunda),

Bir hikâyeci? Sait Faik (Meserret Oteli),

Bir romancı? Kerim Korcan (Tatar Ramazan),

Bir denemeci? Cihat Zafer (İstanbul’a Aşk Mektubu),

Bir özdeyiş yazarı? Selahaddin Şimşek (Ş.) (Özdeyişler),

Bir portre yazarı? Fahri Tuna (Yaşa’yan Portreler),

Bir ressam? Mustafa Tömekçe,

Bir bant çizeri? Sezgin Burak (Tarkan’ın çizeri),

Bir karikatürist? Osman Suroğlu,

Bir fotoğraf sanatçısı? İbrahim Zaman,

Bir hattat? Saim Özel,

Bir söz yazarı? Halit Çelikoğlu (Gözlerin Doğuyor Gecelerime),

Bir bestekâr? Ziya Taşkent (Gökyüzünde Duman Duman Bulutsun),

Bir film oyuncusu? Berat Yenilmez (Seksenler’in Pastacı Sami’si)

Bir film yönetmeni? Bahadır Karataş (‘Usta’ filmi),

Bir futbolcu? Oğuz Çetin,

Bir teknik direktör? Aykut Kocaman,

Bir güreşçi? Erol Kemah,

Bir siyasetçi? Ekrem Alican (Başbakan Yardımcısı-Maliye Bakanı),

Bir sivil toplum örgütü lideri? Ergun Atalay (Türk- İş genel başkanı),

Bir halkoyunu? Geyve yöresi (Ahmet İşsever),

Bir türkü? 'Zeyneb’im Zeyneb’im allı Zeyneb’im' (Taraklı),

Bir atasözü? 'Yürük atı kendi yemini kendi artırır' (Adapazarı Manav atasözü),

Bir deyim? Manav müdanasızlığı,

Bir şiir? Sait Faik'in Çınarlarına kargaların üşüştüğü memleket diye başlayan 'Deli Çay' şiiri.

Bu haber toplam 699 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim