DÜNYANIN BEŞİNCİ BÜYÜK FUARINDA ŞEHİR SEVDASI

M. Ali ABAKAY

Şehirler, geçmişiyle bugünüyle yarınıyla insanın tarihidir, kültürüdür, kimliğidir. Şehri şehir kılan tarihî eserlerle kültürel varlıkların ve mimârî yapının korunması elzemdir. Günümüzde şehirlerle ilgili çalışmaların, bu doğrultuda olması gerekirken, yapılanlara bakıldığında fuarlarda şehir tanıtımlarının tümüyle ticarî mantıkla yürütüldüğünü görmemek mümkün değildir.

Şehrin tanıtımını gereği gibi şehrinde yapmaktan uzak olan anlayışın, görücüye çıkardıkları şehirlerini başka şehirlerle fuar stantlarında yarıştırması, olmayanı varmış gibi gösterme ihtirası, saman alevi misali birkaç gün içinde ertesi fuara ertelenmek üzere rafa kaldırılır.

Şehirle ilgili göze çarpan materyaller, yiyecek, içecek, giyim ve kuşam ile sınırlı birçok il, sanayide yan ürünlerini sergilemeye çalışır.

Stantlarda yerel kıyafetler içinde insanı, sıcak ve samimî karşılayan, çoğu zaman ikramda bulunan, şehrine ait broşür ve bitmemişse kitapçığı esirgemeyen, şehrini diğer şehirlerden farklı gösteren, gönül insanlarına baktığımızda duygulanmamak elde değildir.

Bu isimler, özenle seçilmiş, şehrini tanıtmaya meraklı, genelde ilk geldikleri büyükşehirlerde heyecanlı veya önceden geldikleri büyükşehirlerde deneyimli kişilerdir.

Stantlarda sorumlu bırakan kurumlar ve kuruluşlar genelde ilin valiliği, belediyesi, ticaret ve sanayi odası, ticaret borsası, bu denkleme kendisini adapte eden bir veya birkaç dernek görevlisinden oluşan yapıya sahiptir.

Stantlarda teşhir edilen ürünler, tadımlıktır, çoğunlukla.

İli tanıtmayı amaçlayan broşürler, yöreye mahsus içecekler eşliğinde sunulur, stantın büyüklüğüne göre görsel hâkimiyet fotoğraflarla sağlanır, kimi zaman CD Tanıtımları eksik olmaz. Cenge çıkan cengaver misali, üç-dört gün içinde kıran kırana geçen zaman, son günde ziyaretçi yoğunluğuyla yerini bitmişliğe, tükenmişliğe bırakır.

Bu her şehrin adeta katılma ihtiyacı duyma mecburiyetine tabiî tutulduğu fuarlardan biri de EMİTT adıyla bilinen Doğu Akdeniz Uluslararası Seyahat ve Turizm Fuarı’dır. 22. Kez düzenlenen fuara Van katılmamış, bu yıl. Fuar, madem seyahat ve turizm eksenlidir, kendileri İran’daki fuara katılmış, daha kazançlı çıkma adına. Bu fuara katılmayan iller yok mudur, belediye bazında?

Kendi ilinde fuarını düzenle, başka yerlerden gelen hem şehrini görsün, hem gezsin, hem insanına saygı göster, insanlar kaynaşsın.

İş, şarkı-türkü söylemeyle davul zurnaya bırakılıp halayla mühürlenirse bu fuarın manası kalmaz.

Şehir tanıtımı mayasını kültürde bulur, manasını tarihle kazanır, kimliğini geçmişe saygıda, bu günü yaşamada, yarına güvenle bakmada kazanır. Hokkabazca şehir tanıtımları, şehrin kültürüne, tarihine, kimliğine reddiyedir. Şehri palyaço tarzı etkinliklerle kaşıkta yumurta taşımakla, yoğurt yeme yarışmasıyla tanıtmanın eş değerinde bilenler, usta birer tüccardır, pazarlamacıdır. İşin seyahat ve turizm boyutunu tarihten, kültürden ve şehrin kimliğinden soyutlarsanız, kopartırsanız, yapılanlar şehrin istenileni olmaktan uzaktır.

Basın İlan Kurumu’nun sitesinde günlük yayınlanan yerel ve ulusal gazetelerin kapaklarına göz atınca çoğunlukla her ilin fuarın gözde standına sahip olduğuna tanıklık eden bizim, bazı gazetelerde fuara dair haberlerin olmadığını görünce şaşırması olağan karşılansın.

Bu fuarda ürün pazarlanması ve satışı ön plândadır. Şehrin tanınması ve tanıtılması işlemi, sadece seyahat ve turizm plânlıdır. “Kapitalist sermayenin daha bir palazlanmasına hizmette kusursuz anlayışın fazla kazanması için aylarca şekillendirilip açılan fuarlar, şehrin tarihî ve kültürel değerlerinden çok, mevcut olan görüntüde görülebilenin fotoğraflanması, içecek ve yiyecek sektörü ile hediyelik yerel ürünlerin satılması, konaklanan otellerde turistin rahat etmesine endekslidir.” Şeklinde görüş belirten bir dostumuz, “ Bizim farklı yaklaşımımız, şehirde o tarihî ve kültürel değer turist için korunmamalı, o şehre ait olduğu için mirastır. O eseri, eserleri koruma mecburiyetindeyiz. Önce tarihe ve kültüre, inanca saygı adına görevimizi yapalım, iç ya da dış turizm yoluyla kişiler gelir, görür, bu ardıl plânda yer alır. Elbette turizmci bundan payını alır, esnaf gerekli kazancını sağlar.” Derken, kimi tespitlerine devam ediyordu:

“Ticarî kazanca kendisini eklemleyen kuruluşlar, kültürü bir motif olarak kabul eder. Onlar için önemli olan kazançtır, alabildiği, koparabildiği teşviklerle büyümedir. Onların nazarında şehrin tarihî ve kültürel değerleri, ihtiyaç duyulduğunda gereklidir. Başka zamanlarda şehri ele alan, tanıtan eserler bile umurunda olmaz, bu kişilerin. Hazırladıkları renkli, alacalı broşürlerde şehri, görücüye çıkartırken en olmadık mübalağalarla tanıtır, cennetten bir köşe olarak pazarlar, işin ticareti için olmadık taklalar atar, gerektiğinde amuda kalkar kimi yönleriyle kazanç için her şeyi adeta mubah görür.

Bizim şehir anlayışında ekonomik döngü şehrin tarihî ve kültürel değerleri etrafında değildir. İş pazarlama, satış ve kazanç üzerine kurulduğu için, ticarî anlayış baskın çıkar. Tarihî ve kültürel değerlerin korunması, yaşatılması devletin görevidir. Devlet gereken restorasyonları yapmalı, kendilerine yap işlet devret anlayışıyla kırk dokuz senelik tarihî ve kültürel değere sahip yapıları vermelidir.

Bizim şehir için çırpınmamız boşuna kürek sallamadır, kurak iklimlerde. Tarihin ve kültürün yok sayıldığı, ticarî kazancın kutsallaştırıldığı ortamda sanayii ve ekonomi alanında yatırımların yapılmadığı illerde işin seyahat ve turizmle kotarılmaya çalışılması, bacasız fabrika hayaline kendisini kaptıranların zaman içinde toplumun değer yargılarının erozyona uğraması karşısında bir sitem hakkı bulunmamalıdır.

Kendi insanına gereken değeri vermedikçe yabancıya hizmetin önceden el pençe divan durmayı kabullenmek olduğunun farkına varmak gerekir. Bu işlere bakan üst düzey kimseler işin kültürünü bırakmış turizme tutunmuş. Kültürün sağlıklı olmadığı yerde turizm, zaman içinde mevcut olan yapıyı bozar. ‘Biz, turizm olmasın.’  Anlayışında değiliz. Olmalı, bu turizm.

İnanç turizmine yönelenler vardı, bir ara. Karın çok yağdığı illerde kayak turizmi söz konusu, mevsimlik. Doğal güzelliklerin olduğu beldelerde dinlenmenin gerekliliği, doğa turizmini ortaya çıkardı. Deniz-kumsal-güneş üçgeninde üç etrafı denizle çevrili ülkede daha çok Akdeniz revaçta ve otellerin çoğunluğu bu kıyılarda.”

Dostumuzu dinlerken bazen hamasî nutuklarla dile getirilen ecdat yadigârı eserlerin neden harap olduğunu daha iyi anlıyor, insan.

Hanı, hamamı, köprüyü, dağın başındaki manastırı, camiî, kiliseyi, medreseyi onaracaksın. Bu yerler kullanılmadığı için getiri oluşturmaz. Şehir merkezinde ise kıymete biner. Hem restorasyon masrafları bazen yerinden düşen bir taşı gediğine oturtmak bin lirayı bulur. Bunun arkeoloğu vardır, sanat tarihçisi vardır, komisyon üyeleri söz konusu, alınan kararlara imza atmak için uzaklardan gelenler son sözü söyler, vs…

Sahi hemen hemen her ilde bu şehirler için çalışan, çaba harcayan, gecesini gündüzüne katan araştırmacılar vardır, yazarlar söz konusu. Tek amacı şehir olan, ideali şehirle mayalanmış isimler, neden bu tür şehir tanıtımlarının söz konusu olduğu fuarlarda yer almaz?

Bu soruya da Dostumuz, şöyle cevap verdi: “Mîrim, başına bela almak mı istersin? Kitap yazıyorsan kitap fuarına gidersin. Bu fuar, seyahat ve turizm üzerine kurulu.  Sen heç, bakırcılık fuarında kuyumculukla ilgili çalışan gördün mü? Fırıncıya baklava yaptırabilir misiniz? Görmeyenin gözüne taktığın elmasla zümrütle süslenmiş altın gözlüğün kıymetini kim anlar? Yatırım, proje ve teşvik ile şehrin tanıtımını yaptıklarını söyleyenlere o şehrin tarihinde önemli olayları değil, tanınan bir şairini yazarını sorman ne ifade eder? O şehir için adeta saçını süpürge etsen ne olur“

Unutmuşuz, aslında. Kitap Fuarları varken ne işimiz var, EMİTT gibi fuarlarda? İstediğin zaman Kitap Fuarlarına katıl, kendi okurunu bul.

Şimdi çözülmeyen tek düğüm kaldı. Bu şehir konulu eserleri kaleme alan yazarları, şehir tanıtımı amaçlı kendilerini eleştirmez bulanlar, şehir sevdalısı kesilenler, “Şehrim için ölürüm” diyenler, şehir konulu minik on soruluk teste tabiî tutulsalar, on üzerinden beş barajını geçerler mi?

Sanmıyoruz, onların işi kitaplarda olanları bilmek değil, zaten. Onlar tüccar mantığıyla şehri pazarlar, bundan kazanç sağlar.

Son soruyu soralım, o zaman:

-Bu şehir babanızın çiftliği midir?

Parası çok olanın konuştuğu ortamda sesi bastırmak için gürültü çıkarmaları adettendir. Tarihte birçok doğrunun anlaşılmaması için doğru söyleyenlerin sesi, ilginç gürültü taktikleriyle bastırılmak istenirdi.

Adı üzerinde pazarlama, seyahat, turizm olan fuarda kültürün ve sanatın işi ne?

Bakın biz bunu ya anlayamıyoruz ya da anlatamıyoruz. Fakat bilmekteyiz ki doğduğumuz, büyüdüğümüz, yaşamakta olduğumuz şehri sevmeseydik, dikenle kaplı yollarda yürümezdik, bize atılan taşları gül sananları uyarmazdık. Bir şehir bu tarz fuar mantığıyla tanıtılıyorsa ya da şehirler tanıtılmaya devam ediyorsa, evlere şenlik manzarada ” Biz bize heyran biz bize kurban” tavrı kemikleşir, şehri hakkıyla sevenler, bu amaçla ömrünü idealine adayanlar, şehre hizmette kusur etmeyenler küstürülür.

Mizahla alakası olmayan kimilerinin yaptıklarıyla yılın komedyeni seçilmesi nasıl garip karşılanacak durum ise, şehri sevdiğini söyleyenlere baktığımızda şehirle olmayan alakalarından haberdar oldukça kendilerine verilen plâketlerle başarı belgeleri, fuarların inandırıcılığını zayıflatıyor, açıkçası.

“Kendi şehrinde şehirden uzak ve alakasız görünüyorsanız, şehir dışında kameralar ve mikrofonlar karşısında söylenen hamasî nutuklar yabancıyı cezbeder, bizi kahra sürükler. Kazan, altından olduğunu söyleyedursun, kepçeye kazan sorulmadığı müddetçe ne denilebilir, arkadaşım?” diyen dostumuzdan sohbetin, konuşmanın devamını talep ediyoruz. Kızıyor, yılların tecrübesiyle, “ Bunca sözden fehmetmeyene destan anlatmanın gereği var mı?”

Gerçekten yok ve biz, burada susuyoruz. İnsan ne çekerse dilinden çekmiyor mu, günümüzde? 

Bu yazı toplam 523 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim