• İstanbul 24 °C
  • Ankara 23 °C

27 Mayıs darbecileri ezanın müzmin hasımlarıdır

Ahmet Doğan İLBEY

27 Mayıs 1960 darbecilerinin, “Atatürk bu devrimi de maksatsız yapmamıştır. O, milli bütünlüğü sağlayan dil olduğunu bilenlerin başında geliyordu.

İşte ezanın Türkçe okunmasını istemesi bundandı” diyerek ezanı yeniden Türkçeleştirmeyi dillendirirler. Millete hasım olan bu güruhun düşmanca düşüncelerini yeni nesillerin ibretle hatırlaması gerek.                                                 

27 Mayıs darbesi CHP’nin darbesidir                                        

Darbenin arkasında İsmet İnönü olduğu bilinmeyen bir şey değil. Bu kanlı gerçeği CHP’liler de kabul ediyor. Sandıktan iktidar olamayacağını anlayan CHP’nin yandaşı generallerle kanlı bir şekilde tepeden inme iktidar olmasının adıdır 27 Mayıs darbesi. 27 Mayıs cuntası, darbeden ardından  “Türkçe ezanı” gündeme getirdi, fakat 1950’de gördükleri millet çoğunluğunun iktidarından çekindikleri için ertelediler. Hınçlarını laisizm baskısıyla sürdürdüler. Ordudaki subaylar “namaz kılmamaları” için kararlı bir şekilde ikaz edilir, uymayanlar ordudan atılır. 27 Mayıs taraftarı dergisinde şenî düşüncelerini kaleme alan azılı bir Kemalist yazarın yazısından bir bölüm darbecilerin nasıl şenaat içinde olduklarını anlatmaya yetiyor:                                                                                 

Ezanın düşmanı 27 Mayısçı bir CHP’li                                  

“Türkçe ezan Türk vatandaşının aidiyet duygusunu güçlendirir, pekiştirir. Türkçe ezan okunması bir reformdur. Ancak bu reform silahla, kanla değil, Türkçe için mücadele eden Atatürk tarafından gümüş tepsi içinde sunulmuştur…. Türkçe ezan, daha 18'ine basamadan, gözler önünde boğazlanıp çöpe atılmıştır, tıpkı Genç Osman'ın boğazlandığı gibi. Türkçe ezanın tarihe gömülmesi, Türkiye'de Arapça ezanın diriltilmesi, şeyhlere, dervişlere, hacılara, hocalara, kısacası günümüzdeki ılımlı İslâmcıların dedelerine sunulmuş bir taviz, bir ödündür…. Özellikle şeyhlere, seyitlere, Kürtçülere, bölücülere verilmiş bir ödün. Arapça ezanı isteyen, bekleyen onlardır… Ezanın Arapça'ya çevrilmesiyle Türk dili dilim dilim edilmiştir….Türk minarelerinde Arap'ın dili yeri göğü inletmektedir. Şerefesinde sadece Arapça duyulan, Türk diline yer verilmeyen minarelere gönül rahatlığıyla ‘benim minarelerim’ diyebilir miyiz?” (Osman Nuri Çerman, Dinimizde Reform: Kemalizm, sayı: 12, 1960).              27 Mayıs darbecilerini, ezanı yeniden Türkçeleştirme hususunda taviz vermek ve kan dökmekten korkmakla itham eden ve “Muhammed'in ırkı Muhammed'e tapan Türkün yenilmesine sebep oldu” sözlerinin sahibi Tek Parti döneminde Beykoz CHP İlçe Başkanlığı da yapan Atatürkçü yazar Osman Nuri Çerman, “Dinimizde Reform: Kemalizm” adlı dergisinde ezanın Arapça’ya dönüştürülmesine üzüldüğünü de pısırık bulduğu darbecilere söylemekten çekinmiyor:                                                                                                          

“Atatürk'ün ölümüne kadar süren ve Türkçe ezanla başlayan dinde millileşme (reform) atmosferi bütün vatanı sarmıştı. Dinde yapacağı reformlar bitmeden tanrısına kavuşmuş ve bu işi yeni nesle bırakmıştı. Milli Birlik Komitesi'nin ilk işi dinde reform olmalıdır. Ezanlar yine Arapça okunmaya devam ettiğine, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çarşaf savaşında susması hoş görüldüğüne göre Milli Birlik Komitesi dinde bir reformdan korkmasa bile, çeşitli mülahazalarla 3. Selim gibi gerekirse kan dökmekten çekindiği meydandadır. Bu çekingenliğin acısını hem kendilerinin, hem milletin çekmemesini temenni edelim. Fakat şunu bilelim ki, Türkiye'nin bütün tarihinde her felakette Türkiye'yi ordu komutanları kurtardığı halde bu kahraman komutanlar ve inkılâpçılar iman itikat partizanlarının şerrinden kendilerini koruyamamışlardır. Alemdar Mustafa Paşa, Büyük Reşit Paşa, Mithat Paşa, Mahmut Şevket Paşa hep Atatürk gibi dinci şerrinden kendilerini ve milleti koruyamadıklarından göçüp gitmişlerdir.” (Çerman, a.g. e.)                                                                                                   

CHP’li Çerman’ın 27 Mayıs darbecilerine sunduğu lâhiya

Azılı Kemalist ve ve müfrit CHP’li Osman Nuri Çerman, bir Fransız’ın, bir Yunan’ın, bir İngiliz’in ancak Türk devlet ve milletine teklif edeceği Avrupa’nın katı laisizm zeminli protestan şemasının benzeri olan görüşlerini bir kitap hacminde dosya olarak başta Cemal Gürsel olmak üzere 27 Mayıs’ın en şedit komitesine yapılması elzem olan bir tavır ve üslûpla sunar. Lâhavle çekmeden okuyabilen okusun:

“M. Kemal’in sözleri âyet ve sûrelere eklenecek”                                                                         

Kur’ân’a Kemalizm’e uygun yeni âyet ve sûreler eklenecek. M. Kemal’in Nutuk ve demeçlerinden derlenecek olan vecizeler âyet ve sûrelere ilâve edilecek. Laik Cumhuriyet’in medenî ve cezaî kanunları sûre olacak ve câmilerde okunacak. “Temizlik sûresi, istiklal ülküsü sûresi, askerlik ve kahramanlık sûresi, turizm ve ticaret sûresi, kanunlara saygı sûresi, vergi sûresi... gibi birçok sûre namazlarda, cuma hutbelerinde ve diğer ibadetlerde okunacak.

“Namazlar sabah ve akşam iki vakit kılınacak”           

Câmide cemaat kılınan namazlar günde iki vakit sabah ve akşam olmak üzere iki vakit kılınacak. Namaz rekatları sekizi geçmeyecek. Oruç tutmak ya da tutmamak serbesttir. Askerler, öğretmenler, çiftçiler gibi devlet ödevleri olan kimseler için oruç tutmak yasaktır.                                                           

Kur’ân Kursları kapatılacak, imam hatipler halk eğitim lisesi hâline getirilecek, din derslerinin adı “Görgü ve ahlâk dersleri” olacak. Diyanet İşleri Başkanlığı, “Halkı eğitim ve yetiştirme başkanlığı” adını alacak. Dinle ilgili kararlar diyanet işleri, ilahiyat fakültesi, sosyoloji profesörleri ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından kurulan bir komisyon tarafından yürütülecek ihtilaf halinde tek yetkili MillÎ Eğitim Bakanlığı olacak.                                                 

 

“Câmilere M. Kemal’in adı da konacak”                                 

Sıkı durun, zındıklığın dahası var; Câmilere Allah, Hz. Muhammed ve diğer İslâm büyüklerinin adlarının yanına “Türk büyüğü Mustafa Kemal’in adı da konacak. Umuma açık yerlerde gayr-i medenî kılık ve kıyafetle, yâni çarşaf, sarık, türban ve benzeri kıyafetlerle dolaşılması yasaklanacak.            

Anıtkabir’i ziyaret millî bir hac olacak                        

Hacca gitmek yasaklanacak. Kaçak gidenlere on bin lira ceza verilecek. Atatürk’ün kabri olan Anıtkabir’i ziyaret millî bir hac olacak ve millî bayramlar hac’dan daha kıymetli millî birer ibadet olarak kutlanacak. Zındıklığın bütün alâmetlerini taşıyan bu hâdiseyi bir de kaynağından, yâni “TC. Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Altmış Dokuzuncu Birleşim, Birinci Oturum, 5.cilt, 17 Mayıs1961” tarihli nüshasından okuyalım:                                 

“Başkan Rıfat Cini: Muhterem arkadaşlar, hafta tatilinden bilistifade gittiğim Kütahya'da kaldığım müddetçe pek çok vatandaş 8.5.1961 tarihli Tercüman gazetesinde intişar eden (Dinde Reform tasarısı) adlı yazıyı gösterip ‘Dinimizi değiştiriyormuşsunuz, bu hususta Meclise bir tasarı verilmiş’ diye devamlı ve içten gelen bir kırgınlıkla şikâyet ederek hakikati öğrenmek istediler. Tercümanı hiçbir vakit okumadığım için, hâdise hakkında o ana kadar malûmatım yoktu... Yazıyı tetkik ettim. Hakikat şudur: Osman Nuri Çerman adlı kimse (Dinde Reform) isimli bir kitap neşrederek 15 gün evvel Meclis üyelerine göndermiş bulunmaktadır. (…) İslâm dininde reform yapılmasını Temsilciler Meclisine tavsiye eden ve bu hususta bir kanun tasarısı önergesi düzenleyen Osman Nuri Çerman’nın bu tasarıdaki bâzı fikirlerine diyeceğim yok; fakat bâzı fikirleri var ki, diğerlerinin değerini ve sıhhatini âdeta hiçe indiriyor. Yirmi yedi madde ve yedi buçuk sayfa tutan tasarının başlıca kısımlarını, reformun mahiyetini belirtmek bakımından sunuyorum:                                                            

“Bu kanun (Dinde Reform kitabının kanunlaşması hâlinde) Resmî Gazete’de yayınlandığı günden itibaren Türk sınırları içinde bulunan câmilerde ezanlar Türk diliyle yapılacaktır. Ezanda ‘Tanrı elçisidir Muhammed’ şeklinde söylenecektir.’ Namaza imamlar Kur’an’ın yalnız hakikat ve ahlâk esaslarını bildiren ayetlerini seçeceklerdir. Yeni bir Türkçe Kur’an düzenlenecek, Kur’an’a Medenî Kanunla hükümden kalkmış olan şeriat hükümleri konmayacak, onun yerini tutan Medenî Kanun ve Atatürk demeçlerinden parçalar konacak, bundaki dil, Dil Kurumu tarafından öztürkçeye çevrilecektir. Evkaf Genel Müdürlüğü câmilerdeki halı ve kilimleri kaldırarak sıralar koyacak. Her câmide birer kitaplık bulunacak ve gündüzleri namaz kılınacak, kitap okunacak, konferanslar verilecek, cemaatle namaz ancak sabahlan ve akşamlan kılınacaktır. Din mevzuatının fenne, ilme, mantığa, Atatürk ilkelerine uygun olmak şartiyle her türlü münakaşası serbesttir. Süleyman Çelebi'nin mevlidinde tarihî vesikalara dayanmayan iddialar, mübalâğalar kaldırılacaktır. Atatürk’e vatan ve millet duygusuna ait şiirler, güzel sözler mevlitlerde okunacaktır. Câmiye girmeyenlere, ibadet yapmayanlara dinî inançların bâtıl olanlarına ait söz söyleyen veya yazı yazanlara, oruçsuzlar hakkında kâfir veya zındık diyenlere üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.”                                                                

“Gerek kurslarda gerek câmilerde yapılacak halk eğitiminde Millî Eğitim organlariyle iş birliği yapılacaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında görüş ayrılığı çıkarsa Bakanlığın görüşü kabul edilecektir. İmam Hatip okulları, halk öğretmen okulları haline getirilecek; fıkıh, kelâm, hadis gibi dersler kaldırılacak, bunlara ait kısa bilgi din tarihi derslerinde verilecektir. Camilerde Ali, Ömer gibi Arap halifelerinin isimleri yanında başta Atatürk olduğu halde Türk vatanına, ilmine, güzel sanatlarına üstün hizmetleri dokunanların isimleri yazılacaktır. Cenaze başında ‘merhumu nasıl bilirsiniz?’ denilemeyecek, cenazenin gömülmesinden sonra mezar başında talkın yapılmayacaktır. Çarşıda, pazarda, sokakta ve umumi yerlerde kadınların çarşaf, cepken, şalvar giymeleri katiyen yasaktır. Türk vatandaşlarının Hacca gitmeleri yasaktır.”                                                                               

Yeni Besmele: “Atatürk’ü yaratan Tanrı’nın adı ile başlarım”

Her Atatürkçü ve Chp’linin kitaplığında bulunan Osman Nuri Çerman adlı azgın Atatürkçü’nün dinde reform maddelerinin yazılı olduğu “Modern Türkiye için Dinde Reform” (İstanbul, 1956) kitabında zındıklığın ve şenaatin her türlüsü var. “Besmelemiz şöyle olmalıdır” diyor: “Atatürk’ü yaratan Tanrı’nın adı ile başlarım.”                                                                                                                 

Yeni Fâtiha sûresi: “…Atatürk’ü yaratan Tanrıya şükürler olsun…”                                                                                            

Hadsizliğini daha da ileri götürerek, Fatiha sûresinin şu şekilde yeniden yazılmasını istiyor: “Bütün Alemler’in Rabbi olan, esirgeyen, yargılayan ve Atatürk’ü yaratan Tanrı’ya şükürler olsun. Tanrım, Seni severiz, Senin yarattıklarını severiz, Sen’den yardım dileriz. Bizi, Atatürk’ün gösterdiği dosdoğru yola ilet, nimetine erenlerin, gazabına uğramayanların, Atatürk yolundan sapmayanların dosdoğru yoluna...”                                                                                                  

“Her işimize başlarken Atatürk’ün kutsal ruhundan kuvvet almalı”                                                                                             

Bununla da yetinmiyor. Her işin başında M. Kemal’in adının zikredilmesinin bir ayin hâline getirilmesinin şart olduğunu söylüyor: “Atatürk’e inanmak, O’nun yolunda yürümek bir ibadetten başka bir şey değildir. Artık her türlü işimize başlarken, her türlü müşkülatla karşılaşırken Atatürk’ün mânevî ve kutsal ruhundan da kuvvet alabiliriz.”                                                                                    

Hâsılı, bunları anlatmamdaki sebep şudur ki millet çocukları bu pespâye zihniyetin pusuda bekleyen günümüzdeki mensuplarına aldanmasınlar. 

Darbeciler: “Arapça Ezan Yasaklansın ”                                                                         

Bu uzun lâyihadan sonra tekrar darbecilere gelelim. Ne düşündüler, neye karar verdiler?  Kafaları karışık. Kur’ânî ezanın Meclis’in ezici çoğunluğunun oyu ile kanunlaşmasına rağmen ezana hasım olan kanlı 27 Mayıs darbecileri “âcilen Arapça ezanın yasaklanması ve dinde reform yapılmasını” isterler. Darbenin elebaşlarından Orgeneral Cemal Gürsel, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü'nü ziyaret ettiği sırada ezanın ve Kur'ân'ın Türkçe okunmasından söz ederek konuyu Millî Birlik Komitesi'ne teklif eder. 11-15 Temmuz 1960 tarihleri arasında Türk Dil Kurumu'nun 9. Kurultayı toplanır ve ezanın Türkçe okutulması kararı Diyanet İşleri Başkanlığı'na iletilir, fakat Meclis’teki oylamada netice alamazlar.                                                                                                

Darbecilerin valisinden müftüye “Türkçe ezan” emri

1960 darbesinden sonra darbecilerin emriyle Bursa’ya “vali” olarak atanan Kolordu Komutanı Korgeneral Daniyel Yurdatapan vesayetçi vazifesinin başında oturur oturmaz ilk işi İl Müftüsüne “Sana emir veriyorum, yarından itibaren ezanları tekrar Türkçe okutacaksın” diye sert bir üslûpla tâlimat verir. Halkın gösterdiği tepkiden dolayı Cunta’nın emriyle vazgeçilir.                          

Darbeci gazeteler ezan meselesini daha da kışkırtır. Millî Birlik Komitesi üyesi Alparslan Türkeş de ezanla ilgili 17 Temmuz 1960 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi'nden Cevat Fehmi Başkut’un ezanla ilgili sorusuna şöyle cevap verir: “Türkçecilik, bu millete Atatürk’ün en büyük, en faydalı hediyelerinden biridir. Evvela ezanı Arapça okutmakla buna ihânete başladılar.” Kur'ân'ın Türkçeleştirilmesiyle ilgili soruyu da "Türk câmisinde Türkçe Kur'ân okunur, Arapça değil..." şeklinde cevaplar. Merhum Türkeş 1967 yılından sonra bu görüşlerinden vazgeçerek samimi bir yürekle Kur’ânî lisanla yapılan ezan ve ibadeti savunur.                                                                          

Darbeci Madanoğlu: “Ezan Türkçe okunur”                                            

27 Mayıs darbesinin azılı komitecilerinden korgeneral Cemal Madanoğlu, 1961 Anayasasını hazırlayan "Yüksek İlim ve Hukuk Heyeti" ne şu teklifte bulunur: “Anayasadaki ‘Türkiye devletinin dîni, dîn-i islâmdır’ maddesinin hemen altına ‘Ezan Türkçe okunur’ maddesini ilâve ediniz.”  Madanoğlu, 1928 Anayasası’nda “Türkiye devletinin dîni, dîn-i İslâm’dır” maddesinin değiştirildiğini unutmuş görünüyor.                                                

27 Mayısçı General: “Türkçe ezan Arapçaya çevrilince…”                                                                              

27 Mayısçı Korgeneral Faruk Güventürk de Kur’ânî ezana muhaliftir. Menderes’in ezanı aslına dönüştürmesini darbenin gerekçesi olarak görüyordu: “Sanki başka bir iş yokmuş gibi Türkçe ezanı Arapçaya çevirdi, o an hepimizin kafasına bir yumruk indi.”                                                          

Her darbeden sonra Türkçe ezanın gündeme gelmesi Kemalizmin hâkimiyetiyle ilgilidir. 12 Mart 1971Muhtırası’nda kurulan darbeci hükümetin oluşturduğu Meclis’e İsmet İnönü’nün yakın arkadaşı CHP İzmir Senatörü Necip Mirkelamoğlu Türkçe ezan teklifinde bulunur, fakat yine netice alınamaz.

Kenan Evren: “Krizin sebebi ezanın Arapça okunmasıdır”                                                                           

12 Eylül 1980 darbesinin elebaşı Kenan Evren, 29 Kasım 1997’de (Milliyet Gazetesi) Manisa’daki bir konferansında ezanın Türkçe okutulmasını savunmuştur: “Türkiye’de krizlerin başlıca sebeplerinin tâvizler olduğunu belirten darbeci Evren, “İlk tâviz de ezanın Türkçe okunmasından vazgeçilmesidir, Arapça okunmasıdır.”                                                           

Hülâsa ifadeyle 27 Mayıs darbecileri ve şeriki Chp’nin sadece ezan zulmü asırlarca unutulmayacak bir cürümdür.  Yakın tarihini okumayan fikirsiz, apolitik, eyyâmcı, Türk milletinin dostunu düşmanını tefrik edemeyen yeni nesillere duyurulur.

Bu yazı toplam 82 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim