• İstanbul 20 °C
  • Ankara 13 °C

Cumhuriyet Türkiye’sinin medeniyet kimliği var mı?

Ahmet Doğan İLBEY

Avrupa Birliği’ne girmek isteyen, sosyal ve eğitim sahasında Avrupa ve Amerika mevzuatlarını uygulayan Türkiye’nin medeniyet gayesi veya iddiası ortadan kalkmış demektir. İslâm medeniyet dâvamızdan vazgeçtiğimiz Tanzimat’tan Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet’ten bugüne geçen yıllar utanç verici yıllardır. Hususen Cumhuriyet Batılılaşmasının hedef tayin ettiği modernleşme inkılâplarıyla İslâm medeniyet dâvası lağvedilmiş, yâni hükümsüz kılınmıştır.

TÜRKİYE’DE MEDENİYETİN SÛRETİ DE SÎRETİ DE GÖRÜNMÜYOR 

İki asır ve üç dönemdir süren Batılılaşmaya karşı duramayışımızdan dolayı Türkiye’nin İslâm medeniyet tasavvurundan koptuğunu izzetinefsimize ağır gelse de söylemek durumundayız. Solcular, sağcılar, milliyetçiler ve en evvel İslâmcılar bin yıllık Müslüman Türk kimlik ve medeniyetimizi tart ederek yerine ruhsuz, ulvîlikten beslenmeyen metalaştırılmış “muasır”, yâni modern Batı medeniyeti denilen ucube bir sistemin Türkiye’ye hâkim olmasından mesuldürler ve bundan utanç duymalıdırlar.

Cumhuriyet Türkiye’sinin bütün hükümetlerinin yaptığı hamleler İslâm medeniyetini ihya edecek çapta hamleler değil, Batı’nın seküler-kapitalist medeniyetinin taklididir. Aydınlarının ve idarecilerinin elinde medeniyet kimliği yazboz tahtasına dönüştürülen Türkiye’nin medeniyet istikâmetini bize, yâni içeriye doğru değiştirmesi umut edilen muhafazakâr İslâmcı duruşa sahip olduğu söylenen iktidar da tavsatmaya ve Kemalist rejimin yürürlükte olan ilkeleriyle sentezlemeye başlamışsa bu dâva öksüz kalmıştır. 

Sol ve Kemalistler bu meselenin düşman safındadır; dolayısıyla bu güruhla işimiz yok. Milliyetçi ve İslâmcı kesimin, târifinde bile hâlâ mutabakat sağlayamadığı medeniyet anlayışımızın hayata geçirilmesi şimdilik mümkün görülmüyor. Medeniyetin “Medîne’den, Medîne’nin de ‘deyn’ yâni ‘din’ kelimesinden neşet etiğini, dînin bir sorumluluk düzeni getirdiğini, dînin ölçüleri istikâmetinde hareket eden Müslümanların ilim ve eğitim müesseselerine, umran ve şehir hayatına, eşya ve hâdiselere yekpare olarak İslâm’ın bakışının, yâni Kur’ân ve Sünnet esaslarının damgasını vuran bir tekâmül olduğunu Kemalist Cumhuriyet yandaşları zaten “redd-i miras” etmişler ve laik/seküler ve pozitivist Batı medeniyetini kabullenmişler.

İSLÂM MEDENİYETİNİ REDDEDEN CUMHURİYET

“Medinetü’l Fâzıla” dan doğan medeniyetimizin en temel unsuru olan câmi aidiyeti ve fikri olmayan Cumhuriyetin medenî olduğu söylenebilir mi? Medeniyet ihyasının birinci derecede merkezlerinden biri olması gereken üniversitelerin müfredat ve ruhunu İslâmî değerlerden uzaklaştırarak muhtevasını lâ-dinî ve pozitivist modernlikle doldurarak medeniyet tasavvurumuzu yozlaştıran Cumhuriyetin medeniyet sahibi olduğunu düşünmek akla ziyandır.

Cumhuriyetin millî eğitim (!) anlayışında İslâm medeniyet değerlerine atıf yapan tek bir nokta olduğunu veya olabileceğini söyleyen varsa onun aklından zoru vardır. Dinî mûsikîmize dair görüş ve icrası olmayan, ülkenin her bucağını Viyana gibi heykellerle dolduran Cumhuriyet devletinin kimliği ve tasavvuru olabileceğini düşünmek mümkün mü?

MEDENİYETİMİZE KASTEDEN MEDENİYETSİZ CUMHURİYET

İslâm medeniyet temellerimize Avrupalıların ve Moğolların dahi vurmadığı darbeyi Kemalist Cumhuriyet devleti vurmuştur. Başla gövdeyi birbirinden ayırmış, Müslümanca tasavvur, duyuş, terkip, zevk ve anlayış kaynaklarımızı kurutmaya çalışmış ve büyük nisbette “başarılı” olmuştur. Çünkü İslâm medeniyet değerleri geniş bir kitle tarafından bilinmiyor.

Türkiye’de İslâm medeniyetinin eğitim ve tefekkür temelleri olan medreseleri ve tasavvuf mekteplerini yasaklayan Cumhuriyetin medeniyet kimliği olduğunu söylemek son derece gülünçtür. İslâm medeniyet inşasının temelleri olan medrese ve tasavvuf mektepleri laikçi Kemalist Batılılaşmasıyla, diğer adıyla Cumhuriyet devleti eliyle yürürlükten kaldırılınca medeniyetimizin zihnî ve mânevî temelleri de hayatımızdan çekilmiş oldu. Medrese eğitimi ve tasavvuf terbiye mektepleriyle irtibatlı olmayan modern ilim ve fikirden İslâm medeniyeti tezahür etmez.

Medeniyetsiz Cumhuriyet en evvel tasavvuf terbiye mekteplerini ve medrese eğitimini tart etmiştir. Cumhuriyetin seküler ve pozitivist eğitim tarzıyla malûl olan üniversitelerinden medeniyet tasavvuru çıkmayacağı gibi medeniyet inşacısı da yetişmez. Medeniyet inşacısının temel kaynağı olan medrese ve tasavvuf mekteplerinde talebe-hoca münasebeti, hikmet bilgisini tevarüs etme, yâni öğrenme, kendine mal etme ve başkalarına aktarma tâlimi şeklindedir. Geleceğin medeniyet inşacısı talebe medresede sadece ilim tahsil etmez; o ilmi var eden ruh âlemini, hayat iklimini, zihin, davranış ve yaşayış biçimlerini de tahsil eder ve yaşayarak hayata katar.

Medeniyetsiz Cumhuriyet bu eğitim tarzını ve İslâm medeniyet müesseselerini “gerici eğitim yuvaları” diyerek eğitim dünyamızdan uzaklaştırdı. Din terbiyemizi derûnileştiren ve edepli kılan tasavvuf mektepleri de medreseyle birlikte “çağdaş-modern”, yâni muasır medeniyet seviyesi” uğrunda mahkûm edilince medeniyet inşacısı şahsiyetlerden de mahrum kaldık.

“MİMSİZ MEDENİYET” TEN MEVLÂNÂ’LAR, YÛNUS’LAR ÇIKMAZ

Bediüzzaman Hazretleri Batı medeniyetinin kuyruğu olan Cumhuriyet devletinin yerleştirmeye çalıştığı asrî medeniyete denî, alçak ve ahlâksız mânasına gelen “Mimsiz medeniyet” diyerek, “Medeniyet bu ise, medeniyetten istifa ettiğini…” söyler. Sadeleştirerek nakledelim:

Mimsiz medeniyet, şeriatça merdud (reddedilmiş), sefih, gaddar, vahşi, dışı süs, içi pis, beşerin nefs-i emaresidir ve kurtlanmış bir ağaca benzer. Mimsiz medeniyette (Kemalist Cumhuriyeti kastediyor) görmediğim fikir hürriyeti ve ifade serbestliği Şarkî Anadolu’nun dağlarında tam mânâsıyla hükümfermadır. Eğer medeniyet haysiyet kırıcı tecavüzlere, nifak verici iftiralara, şeytancasına mugalatalara, diyânette laübalicesine hareketlere, istibdad, sefahet ve zillete müsait bir zemin ise, yüksek dağlardaki bedeviyet çadırlarını tercih ediyorum.(Said Nursî /Tarihçe-i Hayatı, s. 75.)                                                                                                                                         

Sözlükten öğrendiğimize göre “Mimsiz medeniyet” ifadesindeki “medeniyet” kelimesinin ilk harfi olan “mim” kaldırıldığında “deniyet” mânasını almaktadır. Deniyet ise alçaklık, ahlâksızlık mânasına gelir ki, bu fiilin sahibine de denî veya ednâ kişi denir. Medenî olamayan da, yâni Peygamber Efendimiz’in mübarek ismi Muhammedî (s.a.v.) olmanın sembolü ve ilk harfi olan mimi düşüren, yâni denî olan demektir.

Medeniyetsiz Cumhuriyet, İslâm medeniyet inşacısı şahsiyetleri suçlu muamelesi yaparak devlet ve kamu hayatından uzaklaştırmıştır. Bu sebeptendir ki mimsiz, yâni medeniyetsiz Cumhuriyetten yeni Mevlânâ’lar, Yûnus Emre’ler, Mimar Sinan’lar, Fuzûlî’ler, Itrî’ler çıkmadı ve çıkmayacaktır.

Sözün özü; Cumhuriyetin millî (!) eğitim ve öğretim kurumları ile hâlihazırdaki aydın ve akademisyen tipinden medeniyet inşacısı çıkmaz. Medeniyet inşacıları âlim, ârif ve hikmet sahibi şahsiyetlerdir ki Cumhuriyet devletinin resmî cephesinde bu evsafta şahsiyetlerin bulunması ve yaşatılması “laik, çağdaş ve muasır medeniyet seviyesine ulaşmak isteyen” inkılâplara aykırıdır.(ilbeyali@hotmail.com)

Bu yazı toplam 31 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim