• İstanbul 29 °C
  • Ankara 33 °C

D. Mehmet Doğan ile Türkçe Üzerine

D. Mehmet Doğan ile Türkçe Üzerine
D. Mehmet Doğan, 1947’de Ankara Kalecik’te doğdu. Doğan, 1968’de Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu’na (şimdi Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi) girdi. 1972’de bu okulun radyo-televizyon uzmanlık bölümünden mezun oldu.

1972- 1978 yılları arasında sırası ile Türk Tarih Kurumu Yeni Türkiye Araştırma Merkezi, Dergâh Yayınları ve TRT Kurumunda çalıştı. Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı ve Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı’nın kurucularından biri olan D. Mehmet Doğan, 1978-1996 yılları arasında Türkiye Yazarlar Birliği’nin başkanlığını yürüttü.

Doğan ile Türkçe, Türk dilinin yozlaşması ve Türkçe dil eğitimi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

İNSİCAM

S- Türkiye’de gittikçe büyüyen bir dil meselemiz var: “Dilde yozlaşma”. Konuşma dilinden akademik dile kadar yaygın olan bu problemin çözümüne dair neler yapılabilir?

C: Dilimiz 1930’larda, 1940’larda yürütülen dil siyasetinden büyük zarar gördü. Yerleşmiş, oturmuş bir yapının adeta temelinden tuğlalar çekilmeye başlandı. Güya dilimizi tahkim maksatlı bu müdahaleler dil gerçeği göz ardı edilerek yapıldı.

Tesirleri günümüze gelen bu müdahalelerin hâlâ da “inkılap” veya “devrim” olarak yüceltilmesi meselenin esasını teşkil eder. Dilde devrim olmaz, inkılap olmaz. Belki ıslah edici çalışmalar yapılabilir. Bu da ancak dilin hem yapısı, tekniği hem ruhu dikkate alınarak uygulanırsa başarılı sonuçlar verir. Elbette ilim, fikir ve edebiyat adamları eliyle. Dil ıslahı, reformu yapan ülkeler vardır, fakat “dil devrimi” yapan tek Türkiye’dir!

Bu kadar sert ve sürekli müdahalenin hasarlarını gidermek için güçlü bir irade ortaya konulması ve uygulamanın her safhada hassasiyetle yürütülmesi gerekir.

S- Dilin eskimesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Dil, eskir mi?

C: Dil, geçmişten geleceğe uzanan bir varlıktır. Onu millet yapar, yaşatır. Milletin konuşan, yazan evlatları dili hem yaşatır, hem geliştirir. Binlerce yıl içinde dilin çeşitli sebeplerle değişmeler yaşadığı bilinir. Bunların en mühimi, din değiştirmek, medeniyet değiştirmektir. Yeni bir medeniyet dairesine girmek, dilde ciddi değişikliklere yol açar. Bazen sadece kelimeler değil, yapı değişiklikleri de olabilir. Türkçe yapı açısından, sözdizimi itibarıyla böyle bir değişikliğe uğramamıştır denilebilir. Fakat kelime haznesi itibarıyla İslâmiyet’in tesir sahasına girdikten sonra ciddi değişiklikler olmuştur. Bunun sadece bize mahsus bir şey olduğu sanılmamalıdır. Farsça böyle bir değişikliğe maruz kaldığı gibi, Hristiyanlığın tesiriyle batı dillerinde de benzer gelişmeler yaşanmıştır. Bugün batı dillerinde eski Yunanca ve Latinceden geçen kelimeler büyük yekûn tutar. Sözlüklerinin en az üçte biri bu kelimelerle doludur. Fakat onlar bundan gocunmazlar. Hatta, yeni bir icat olduğunda, ona isim bulmak için hâlâ Latince köklere baş vurulur.

Türkçenin tabiî seyrinde bazı dinî kavramları ifade eden kelimeler Arapçalarıyla birlikte tedavülde olmuştur. Uçmak-cennet, tamu-cehennem, yazık-günah… gibi. Müslümanlıktan önce kullandığımız kelimelerin Türkçe olduğu da sanılmamalıdır. Mesela uçmak ve tamu, soğdcadan geçmiştir.

Dilde bazı kelimeler çeşitli sebeplerle kullanılmaz olabilir fakat eğer yazılı kültüre mal olduysa hiçbir zaman yok olmaz.

S- Bir dilin zenginliği nereden ileri gelir sizce?

C: Dilin zenginliği, onun kullanılması ile ortaya çıkar. Bir dille edebiyat yapılıyorsa, ilim yapılıyorsa, düşünce eserleri ortaya konuluyorsa, o dil zenginleşir. Bu zenginlik, dilin tarih içinde temasta bulunduğu diller-medeniyetlerle de bağlantılıdır. Bu şekilde kelime alışverişi dillerin gelişmesinde mühim rol oynamıştır.

S- Dil ve kültür arasındaki ilişki hakkında neler söyleyebilirsiniz?

C: Dil kültürün taşıyıcısıdır, hatta yapıcısıdır. Dilin mahsulü olmayan, yani dille yapılmayan sanatlar dahi dille ifade edilmek durumundadır. Bir mimari eserin, bir resmin, hattın, minyatürün yapılışı, tekniği vb. dille ifade edilir, kayda geçilir ve bu kıyaslamalar da bilhassa mühimdir.

S- Sosyal medyada kullanılan dilin oluşturduğu olumsuzluklara karşı ne yapabiliriz?

C: Birinci esas, sosyal medyadan mümkün olduğu kadar uzak durmaktır. Durulamadığı zaman da önce kendimiz, dilimizi bu mecrada doğru kullanmalıyız. Yani dilimizin hakkını vermeliyiz. Elbette sosyal medyada yapılan dil tahrip edici uygulamalara karşı mücadele etmek de gerekir. Bir kişiden ne olur dememek lâzımdır.

S- Türkçenin kullanımında, eğitim ve öğretimin rolü ve yeri büyük. Hem üniversitelerimizde hem de ilk ve orta dereceli okullarımızda Türkçenin öğretimi nasıl bir seyir izliyor sizce?

C: Öğretim sistemi içinde doğru ve güzel Türkçe öğretilemiyor. Bunu sonuca bakarak söylüyoruz. Liseyi bitiren gencimiz, doğru dürüst cümle kuramıyor, kelime bilgisi sınırlı ve kelimeleri anlamlarına uygun, yerli yerinde kullanamıyor. Üniversiteyi başlayınca hocaların dersini anlayamıyor. Üniversite artık Türkçe öğrenilecek yer değildir. Başlangıçta yapılan hata devam ediyor. Akademinin dili hem halkın dilinden hem köklü Türkçeden kopmuş durumda. Yüksek öğretim sentetik bir dille düşünmeye ve yazmaya çalışıyor. Akademik metinler ülkenin yüksek tahsilli, okumaya yazmaya meraklı kesimi tarafından dahi anlaşılamıyor. Bundan da kimse rahatsız olmuyor!

S- Zaman zaman ortalama Türk insanın günlük iki-üç yüz kelime ile konuştuğu yolunda iddialarda bulunuluyor. Rakam abartılı da olsa hakikat şu ki az sayıda kelime ile günü geçiriyoruz. Bunun sebepleri nelerdir? Neden milletçe az sayıda kelime ile konuşuyoruz?

C: “Aynen!” Az kelime ile çok şey anlatmaya çalışıldığından şüphe yok. Bunun sebebi en önce, öğretim sisteminde sınırlı kelime kullanılarak yazılan ders kitapları. İkincisi, kitap okuma alışkanlığının verilememesi. Kitap okuma alışkanlığı gerçekten verilebilse, sözlük kullanma alışkanlığı da kazanılacak. Çocuklarımız neredeyse sözlük nedir bilmeden, sözlük kullanma alışkanlığı edinmeden tahsillerini tamamlıyor.

S- Türkçemizin koruyucusu ve geliştiricisi olması gereken yazarların, hatiplerin, sunucuların dili hakkında ne dersiniz? Bunlarda görülen zaaf, doğrudan halkı etkiliyor. Bu konuda her kesime düşen nedir?

C:  Türkiye’de okur yazar kesimde dil dikkati yok, Türkçe hassasiyeti yok. Rastgele ve savruk bir dille konuşuluyor. Basmakalıp piyasa sözleri habire tekrarlanıyor. Dil üzerine düşünmek, bir dil şuuruna sahip olmak gerekiyor.

S- Türkiye’nin yurt dışındaki yüzlerinden biri, televizyon dizileri. Bunların önemli sayıda izleyici kitlesi var. Bu aynı zamanda Türkçeye ilgiyi artırıyor. Bu konuda ne yapılabilir?

C: “Türk dizileri”nin dili halkın anlaması gözetilmek zorunda olunduğu için çok fazla sıkıntılı değil. Bu dizileri Türkiye dışından seyredenler üzerindeki tesiri de olumsuz sayılmaz. Yani bu dizilerden günlük dil, konuşma dili, eğer istenirse, belli ölçüde öğrenilebilir.

S- Siz yıllardır Türkçe hakkında konuşup yazıyorsunuz. Sözlükler hazırladınız. Çalışmalarınız nasıl bir karşılık gördü, görüyor? Gayretinizin, emeğinizin karşılığını alabildiniz mi?

C: Bu işlere bir karşılık gözeterek, kazanç sağlamak için girmedim. Doğru örneği kendi iktidarımca ortaya koymaya çalıştım. Türkiye’de sözlük kavramının tahditli yapısının böylece kırılmasını sağladığımı düşünüyorum. Otuz bini aşmayan kelime kadrolu TDK sözlükleri 1980’den sonra bu zihniyeti terk etmek zorunda kaldılar. Bu arada ilk baskısı 1981’de yapılan Büyük Türkçe Sözlüğümüz 25. baskıya kadar ulaştı. Tabii hacmi sürekli genişledi, muhtevası zenginleşti. İki ciltlik Osmanlıca yazılışla yeni baskıya büyük yayınevleri talip olmadı. Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı’nın iktisadî işletmesi ancak borçlanarak bu hacimli baskıyı yapabildi.

S- Yazar adaylarına Türkçenin kullanımı hakkında neleri tavsiye edersiniz? Hangi yazarları okumaları, dili iyi kullanmalarına yardımcı olur?

C: Geniş bir liste verilebilir. Yûnus Emre’den başlayıp bugüne kadar gelinebilir. Çok teferruata boğulmadan Dedem Korkudun Kitabı, Tazarruname, Aşıkpaşazade tarihi, Evliya Çelebi seyahatnamesi ilk akla gelenler. Büyük divan şairlerimizi okumak için çaba sarf etmeyen bir kimse gerçek Türkçenin farkına ve (tadına) varamaz.

Tanzimat sonrası Cevdet Paşa, Ahmed Mithat Efendi, Ömer Seyfeddin, Refik Halit Karay, Abdülhak Şinasi Hisar, Sait Faik, MŞE (Memduh Şevket Esendal), Ahmet Hamdi Tanpınar, Sabahaddin Ali, Reşat Nuri, Halide Edip, Samiha Ayverdi, Safiye Erol, Nureddin Topçu, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Cemil Meriç, Tarık Buğra, Erol Güngör, Bahaeddin Özkişi, Sezai Karakoç… Bu listede şairler yok. Elbette Tanzimat sonrası edebiyatımızın birçok büyük şairi arasından Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Necip Fazıl, Cahit Sıtkı ve daha niceleri sayılabilir.

Devamı: https://insicam.net/2022/01/02/d-mehmet-dogan-ile-turkce-uzerine/

Bu haber toplam 640 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim