Doğan'ın, Hece Dergisinde Atilla Mülayim'le Söyleşisi

Doğan'ın, Hece Dergisinde Atilla Mülayim'le Söyleşisi
SORULAR
  1. 30’UN ÜZERİNDE KİTAP YAYINLADINIZ. KİTAPLARINIZI KABACA 5 KISIMDA YOĞUNLAŞTIĞI GÖRÜLÜYOR. 1. YAKIN TARİH 2. SEYAHAT 3. SÖZLÜK 4. DİL 5. OLARAK DA MEHMET AKİF. SİZİ BU 5 ANA UNSURA YÖNELTEN SAİK NE İDİ?

Asla hesaplanmış, tasarlanmış bir sonuç değil, tabiî, kendiliğinden bir akış. Arz üzerindeki yerinin farkında olarak toprağının ve gerçek bir mensubiyet hissederek milletinin hakkını teslim etmek şeklinde ifade edilebilecek insanî bir varoluş ifadesi bu. Bir zerreden başlayan dünyevî varlığımızın, sonsuza ulaşma iradesi ile sürekli hareket halinde olması. Sorumluluk taşıyan zerrenin ilahî iradeye yönelme cehdi ile yürüttüğü bir kendilik mücadelesi. Netice olarak, bilmek arzusunun, gerçek talebinin ve paylaşmak sorumluluğunun sonuçları bunlar. Aşağı yukarı yarım asırlık bir dönemde geçmişe uzanan, günümüzü anlayarak yarına ulaşmak isteyen bir zihin faaliyetinin görünürleşmesi.

  1. YENİ DÖNEMDE HERKESİN YA BİR YOUTUBE KANALI VAR YA DA SOSYAL MEDYADAN CANLI YAYINLA KENDİLERİNİ İFADE EDİYOR. HER HALDE SİZ KLASİK TARZIN SON ÖRNEKLERİNDENSİNİZ. KONFERANSLAR İÇİN 30-40 YILDIR ANADOLUNUN ÇEŞİTLİ YERLERİNE GİTMEYE DEVAM EDİYORSUNUZ? BU ISRARINIZ NEDEN? RUBERU ANLATMANIN HİKMETİNİ TUTACAK BİR “NESNE” YOK MU DİYORSUNUZ?

Bu sorulara cevap verirken yaşadığımız dünya salgını, -bunu türkçe olarak “taçkıran” şeklinde ifade edebiliriz-, sözü edilen mecraları tanıma ve kullanma zarureti ile karşı karşıya bıraktı bizi. Birçok vesile ile konuştum, bazı faaliyetlere katıldım. Bir türlü gerçeklik hissine varamadım. İnsanlara dokunmanın sanalının olmayacağı görüşüm pekişti. Çeşitli vesilelerle, talep edileni yerine getirmek için on yıllardır Türkiye’de ve yurt dışında birçok konuşmalar yaptım, toplantılara katıldım. İnsanlar tanıdım, şehirler, ülkeler tanıdım. İnsanlarla hemhal oldum, şehri, ülkeyi bizâtihi yaşıyarak bildim. Söyleyeceğim şu: Sanal âlemde sûretimiz var, sîretimiz yok!

  1. BATI ELEŞTİRİSİ SİZİN İÇİN BİR VARLIK ALANI OLUŞTURMUŞA BENZİYOR. BATI İLE ALIP VEREMEDİĞİNİZ “ŞEY” NE?

Şu sorunun cevabını arıyorum: “Batının bizden alıp veremediği ne?” Neden onların ezelî ve ebedî düşmanıyız? Eski mağlubiyetlerin intikamını almak için mi? Sırf o değil elbette. 19. yüzyılda sömürgecilik zirvede. Maddî güç, yeni teknoloji, pozitif ilimlerin desteği Avrupa’yı dünyayı sömüren en büyük güç haline getirdi. Avrupa karşısında durumumuz 19. Yüzyılda tamamen farklılaştı, gereken karşılığı veremediğimiz için mağlubiyeti kabullendik ve kendimizi batıya göre şekillendirmek için harekete geçtik. Makûl bir modernleşmeden daha fazlası, şeklen taklitçi bir batılılaşma yoluna girdik. Onlara benzeyerek husumetlerinden kurtulmayı hedefledik. Bu Tanzimatçı yaklaşım en yüksek noktasına cumhuriyetin başlangıç döneminde ulaştı. Şeklen onlara o kadar çok benzemeye çalıştık ki bu sırıtan taklitçiliğimiz itibarımızı sıfırladı. Eskiden hiç değilse “kahraman düşman”dık, sonra kötü taklitçiler haline geldik.

  1. SİZE BİR EVLİYA ÇELEBİ DİYEMESEK DE YANINA YAKLAŞTIRABİLİRİZ. SEYAHAT NOTLARINIZI, YAYINLANAN DİĞER SEYAHAT YAZARLARIN YAZDIKLARINDAN AYIRAN NEDİR? GEZDİĞİNİZ YERLERE BAKTIĞIMIZDA TÜRKİYENİN “DOĞAL SINIRLARI” NERELERDİR SORUSUNA BİR CEVAP MI OLARAK GÖRMEMİZİ İSTİYORSUNUZ?

Sistematik bir gezi yazarı değilim. Çeşitli vesilelerle gittiğim, gördüğüm, konuştuğum, yaşadığım yerleri kaleme almaya çalıştım. Bu anlamda yazmak sadece gördüğünü anlatmak, bazı şeyleri sistemli veya sistemsiz sıralamak değildir. Maddesini anlatırken bile mânasını hissederek ifade etmeyi seçtim. Daha doğrusu bunu yapmaya çalıştım. Ülkemin şehirleri ile ilgili yazdıklarımdan manevi-kültürel bir Türkiye haritası çıkarılabilir. Fakat Türkiye asla bugünün siyasî sınırları ile tarif edilemez. Siyasî sınırların ötesinde geniş kültürel-manevî alanında Türkiye daha derinliğine hissedilir. Oralardan kendimize bakmak, bunu yaparken işte o coğrafyayı hissen de tanımak. Türkistan’dan Endülüs’e, görebildiğim her yer için bunu yapmaya çalıştım. Bu çerçevede henüz kitaplara girmeyen bir hayli yazım var.

  1. TARİHÇİ DEĞİLSİNİZ AMA YAKIN TARİHE BİR HAYLİ İLGİLİSİNİZ. BU İLGİ TEK KELİMEYLE ANLATILACAK OLSA NEDERSİNİZ? BİR İNSAN OLARAK KENDİ TARİHİNİZDE YAŞADIKLARINIZIN BUNA KATKISI NEDİR?

Tarihçi değilim, olmak da istemem. İbret alınması gereken tarihi keşfe çalışan biriyim. Türkiye’nin sahih tarih karşıtı ideolojisi ile sürekli muhatap olmak durumundayız. Tarihimize düşmanlık sistemleştirilmiştir, resmî ideolojinin esası haline getirilmiştir. Zihnimiz ilk okuldan üniversiteye hâlâ bu uydurmalarla şişiriliyor. O kadar şişiriliyor ki, gerçeğe yer kalmıyor. Çok erken yaşlarda resmî tarihin defolarını keşfetmeye başladım, kendimi aldatılmış hissettim. O yüzden sahih tarih arayışı içinde oldum ve ulaştığım hakikatleri kitlelerle paylaşmak istedim.

  1. MEHMET DOĞAN DENİLİNCE TYB, TYB DENİLİNCE MEHMET DOĞAN AKLA GELİYOR. DIŞARIDAN BAKILDIĞINDA BÖYLE BİR DURUM VAR. SİZCE BUNUN ARTILARI EKSİLERİ NELERDİR?

Bu kırk küsur yıllık kuruluşta çok sayıda kişinin emeği görmezden gelmek olur. Kurma iradesini ayakta tutma, sürdürme iradesine dönüştürmede payımın mühim olduğunu kabul ediyorum, fakat bir müessesenin bir kişiye mal edilmesini doğru bulmuyorum.

  1. ASLINDA ÇOK FAZLA SİYASET YAZISI YAZIYORSUNUZ FAKAT AKTİF SİYASETE GİRMEDİNİZ. HİÇ GİRİŞİMİNİZ OLDU MU?

Siyasetten uzak durmak bize merhum Nureddin Topçu’nun öğüdü. Siyaset değirmeni bu ülkede birçok nesli öğüttü. Siyaseti konuşmak-yazmak başka, siyasetin zemininde yaşamak başka. Paçasını siyasete kaptıranlar ilimden, fikirden, sanattan uzaklaşıyorlar. O kadar çok örnek var ki…

  1. GÖRDÜĞÜM KADARIYLA “SADE” BİR HAYAT SÜRÜYORSUNUZ. ÖZEL HAYATINIZDAN BAHSETMENİZİ İSTESEK NELER SÖYLERSİNİZ?

Hayatımızda gösterişe, şatafata, mübalağaya yer yok. En büyük lüksümüz, kütüphanemizde sükunetle çalışmak. Okumak, tefekkür etmek ve yazmak. Erken saatlerde başlayan bir gün, eğer günlük gazete yazımız varsa, onunla meşgul olmak, yani onu aradan çıkarmak; yoksa bütünüyle asıl yazacaklarımızla uğraşmak. 40 küsur yıldır bir itiyadım da sözlükle ilgili malzeme toplamak ve bu malzemeyi bilgisayar ortamında ana metne günü gününe bir iki saatlik mesai ile ilave etmek. Bir basılan sözlük var, bir de yazılmaya devam eden sözlük. Yazılmaya devam edilen baskıya dönüştüğünde, yazma faaliyeti bitmiyor. Nitekim, bu sene yeni bir baskısını yaptık sözlüğün, osmanlıca yazılışlı genişletilmiş-geliştirilmiş bir baskı. Salgın günlerine denk geldi bu baskı. Akabinde kaldığımız yerden çalışmayı sürdürdük.

Bu haber toplam 2302 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim