• İstanbul 26 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 37 °C
  • Konya 27 °C
  • Sakarya 27 °C
  • Şanlıurfa 43 °C
  • Trabzon 24 °C
  • Gaziantep 40 °C
  • Bolu 24 °C
  • Bursa 29 °C

Emre Demir: Genç Şairler Festivali

Emre Demir: Genç Şairler Festivali
Sanatın ille de edebiyatın birleştirici gücünü kimse yadsıyamaz sanıyorum. Öyle ki kilometrelerce ötede yazılmış bir eser, perdeye/sahneye aktarılmış bir film veya tiyatro dünyanın diğer ucunda hayatını sürdüren meraklısına ulaşabiliyor.

Özellikle din,dil,kültür,tarih vb. ortaklıklar da söz konusu ise işte o “birleştirici güç” vuku buluyor. Coğrafyayı, tüm siyasi haritaları, sınırları bir çırpıda yerle yeksan etmeye bazen bir şiirin bir dörtlüğü yetebiliyor.

Geçtiğimiz hafta o sınırları aşmak, coğrafi engelleri parçalamak, siyasi haritaları ve tavırları yırtıp atmak adına Azerbaycan’daydık. 16-18 Temmuz’da TÜRKSOY’un, Haydar Aliyev Vakfının ve Türk devletlerinin (Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan) yazarlar birlikleri tarafından organize edilen ve bu yıl 2.si  Azerbaycan’da düzenlenen “Genç Şairler Festivali”ne iştirak eyledik. Festival kapsamında kültür gezileri, şehir tanıtımları, şiir okumaları, şiir sohbetleri yapıldı. Yukarıda bahsettiğim birleştirici güç de tam anlamıyla burada devreye girdi. Hem kardeş ülke Azerbaycan’ın, düşman Ermenilerden arındırılmış topraklarında -Karabağ, Şuşa, Ağdam, Hankendi gibi bölgeler- olmak ve o havayı teneffüs etmek hem diğer Türk devletlerinden gelen şair dostlarla bir arada bulunmak beni ziyadesiyle etkiledi diyebilirim. Üstelik bunu şiir vasıtasıyla gerçekleştirmek, benim gibi hayatının merkezine şiiri yerleştirmiş olanlar için kelimelerle ifade edilemeyecek derinlikte anlamlar barındırdı.

Gerçekleştirilen organizasyona Türkiye Cumhuriyeti’nden Ümit Çiçekli, Melike Yavuzay ve bendeniz Emre Demir’e katılma fırsatı tanındı. Bundan dolayı emeği geçen ve organizasyonun yerini bulmasını sağlayan herkese bu yazı vesilesiyle bir kez daha teşekkür ederim.

BAKÜ-ŞUŞA-AĞDAM

15 Temmuz’da Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye indik. Etkinlikte görevli arkadaşlar bizi havalimanında karşıladı. Araçlarla bizi konaklayacağımız otele götürdüler. Bakü’ye iner inmez ve daha sonrası vakitlerde hissettiğim hep şuydu: Burası bizim de topraklarımız, bu insanlar bizden... Gerçekten de ilk dakikadan son saniyeye kadar misafir gibi değil ev sahibi gibi hissettim kendimi. Asla ne yabancılık ne tedirginlik yaşadım. Vakit darlığından ve yorgunluktan ilk gün Bakü’yü gereğince gezip dolaşamasam da buranın oldukça gelişmiş bir şehir olduğunu gördüm. Mimari olarak modern denilecek yapılar çokça yer tutsa da kentin ruhuna özgü mimari de etkisini hissettirdi. Birkaç ay sonra Bakü’de düzenlenecek F1 hazırlıklarına şahit olmak da motor sporlarına tutkun biri olarak beni ziyadesiyle heyecanlandırdı.

Güneş, yavaş yavaş Bakü semalarına veda ederken konakladığımız Bulvar Marriot Otel’den Hazar’ın kıyısına tüm şair dostlarla ve organizasyonu sağlayan büyüklerimizden bazılarıyla (Musa Kazım Arıcan, Muhammed Enes Kala, Sultan Raev...) indiğimizde Bakü’nün kanında hırçınlık eksik olmayan rüzgarı karşıladı bizi. Rüzgar öyle esiyordu ki ilk defa karşılaştığımız Türk kardeşlerimizle aramızdaki tüm engelleri süpürüp Hazar’ın karanlık sularına boğdu. Kısa bir tanışmadan sonra sanki yıllardır birlikte şiirler yazmış, okumuş kadar yakınlaştık soydaşlarımızla. TÜRKSOY ekibinden Ezgi Hanım ve Murat Beyler de bizlere kalbi muhabbetleriyle ortak oldular ve anı ölümsüzleştirdiğimiz fotoğraflar çektiler. İlk günümüz tatlı bir yorgunlukla böylece son buldu.

3159f460-b99a-4242-82e5-db4b190a38e9-004.jpg

ŞUŞA’YA DOĞRU VE ŞUŞA’DA

Etkinliğin ikinci gününde, sabah kahvaltı sonrasında otelden ve Bakü’den ayrılarak Şuşa yollarına düştük. Yaklaşık 6-7 saat süren pek de kısa olmayan bir yolculuktu bu. Yolculuk esnasında otobüs camından Azerbaycan’ın muhtelif şehirlerini ve coğrafyasını seyretmek saatlerin su gibi geçmesini sağladı. Şuşa’ya kadar alabildiğine düzlükler... Verimli ovalar geçtik. Bozkıra aşık biri için o ıssız, uçsuz bozkırlar Anadolu’yu ve bilhassa Neşet Ertaş’ı yadıma düşürdü. Kulaklığımda ustanın sesi, gözümde bozkır, zihnimde uçuşan mısralar... Bu yolculuk bir şiir armağan etti bana.

Saatler sonra Şuşa’ya ulaştığımızda ülkenin doğusuna nazaran yükseltinin epey arttığını, dağların ve uçurumların bizleri selamladığını gördüm. Gökyüzünde birkaç Kafkas kartalı...

Şuşa ile Bakü hem bakirlik bakımından hem coğrafya bakımından o bahsettiğim dağlar kadar fark barındırıyor. Sıcaklık Şuşa’da kabul edilir düzeydeydi. Akşam yemeği için Şuşa Kale’nin yanındaki restorandaydık. Şuşa’nın doğası ve atmosferi hepimizi mest etti. Kendimizi bir Karadeniz şehrinde hissettik hepimiz. Şehir, 28 yıllık işgalin ardından yeniden özgürlüğe kavuşmuş olmanın coşkusunu yaşıyordu adeta; toprağından, taşından, insanlarına kadar buna şahitlik etmek paha biçilmezdi. 28 yıl boyunca kaderine terk edilmiş camiler,mescitler, evler, hanlar, hamamlar... hepsi bizlere bir şeyler anlatmak ister gibiydi. Özellikle insanların gözlerindeki o buğulu mutluluğu, heyecanı izlemek... Şehirde bulunan Şuşa Otel’de iki gün konakladık ve bu iki gün boyunca gerek anlatılan yaşanmış hikayeler gerek insanların acı hatıraları sebebiyle gözlerimiz dolu dolu oldu.

Şuşa’yı yaşadıktan sonra “Genç Şairler Festivali” programına uygun olarak otobüslerle Ağdam şehrine geçtik. Ağdam’da etkinliğin en heyecan verici kısmı gerçekleştirildi. Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’dan gelen genç şairler; şiirlerini seslendirdi. Basının ve sanatseverlerin programa ilgisi dikkate değerdi doğrusu.

Ağdam’da şiirler okunduktan sonra, ödül töreni ve çeşitli kültür-sanat etkinlikleri için tekrar Şuşa’ya döndük. Molla Penah Vâkıf’ın anıt mezarının önündeki meydanda “Vaqif Poeziya Günleri” başlığıyla icra edilen programda Azerbaycan devlet büyükleri, ozanları şiirler okudu; konuşmalar yaptı. Bunun yanında tiyatro gösterileri, şarkılar, türküler insanları mest etti. Özellikle uluslararası ün yapmış olan “Habil Memmedov ve Talebeleri”nin müzik şöleni görülmeye değerdi. Küçük kardeşlerimizin sesleri hala kulaklarımda çınlıyor. Gönül isterdi ki onları çok daha uzun süre canlı dinleyebileyim.
Festival kapsamında ödül töreni gerçekleştirildi, katılımcı şairlere ödülleri sunuldu ve şahsıma da bir madalya takdim edildi.

ŞUŞA’DA SON GÜN

Şuşa’daki son günümüzde şehri gezme fırsatımız oldu. Göze ilk çarpan, şehrin doğasına uygun imar çalışmalarının son sürat devam ettiğiydi. Özellikle şehrin göbeği denebilecek yerde, yapımı devam eden görkemli bir cami yükselmeye başlamıştı. Hakim bir alanda yükselen bu mabet, şehrin gelecek yıllarda simgesi olacak. Oldukça verimli topraklarda bulunan Şuşa; ormanlık alanlarıyla, meyve ağaçlarıyla, yusufçuklarıyla, yalçın dağlarıyla hafızamda unutulmaz bir yer edindi.

Sovyet zamanından kalma binalar, Ermenilerce tahrip edilmiş ve yerinden edilmiş Azerbaycan’ın önde gelen isimlerinin heykelleri, çeşmeler, (Çeşmeler bulaq olarak adlandırılıyor ve bunlardan birinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile İlham Aliyev’in su içerken fotoğrafları da var.) tarihi meskenler, kervansaraylar gördüğümüz yerlerdendi.

Gezimizin duraklarından biri de Azerbaycanlı kardeşlerimizin “Çıdır Düzü” olarak adlandırdıkları “Çıdır Ovası”idi. Buraya gelmek, burada olmak kanımın başka akmasına vesile oldu. Duyduklarım ve gördüklerimle hem mağrur oldum hem yeis duydum. Gurur duydum çünkü çetin muharebelerin yaşandığı,şehit kanıyla sulanan bu ovada anlatılan kahramanlık öyküleri Türk’ün kararlılığını, cesaretini ve inancını bana bir kere daha gösterdi. Özellikle Azerbaycanlı kahraman Türk askerlerinin, ovanın ucunda bulunan uçurumdan tırmanarak Ermeni işgalcileri şaşırtıp muharebe etmesi ve sonunda şehri, bölgeyi düşmandan arındırması dinleyen herkese gurur dolu anlar yaşattı.

Yeis duydum çünkü zulmün büyüklüğünü, izlerini görmek ve Azerbaycan askerlerinin, Şuşa halkının yaşadığı zorluklara tanık olmak yumruklarımızın ve dişlerimizin istemsizce sıkılmasına neden oldu. Hele ki Azerbaycanlı kahraman bir askerin, şehit olduktan sonra telefonunda bulunan, türkü söylerken çektiği video... Bu videoyu Çıdır Düzü’nde izlemek... Yüreklerimiz çiziklerle dolu, gözlerimiz sırılsıklam, “içimiz” dediğimiz o denizde yangınlar...

Çıdır Düzü’nden yalçın dağlara baka baka, yüreğimizin yarısını oraya bırakarak ayrıldık. Dağlara bakıyorduk ekseriyetle çünkü o anlarda bir başkasıyla göz göze gelmek şairin dediği gibi “bir intihar girişimi” olabilirdi.

eed14d92-717a-4edc-8bae-9197661e12cf-002.jpg

BAZI NOTLAR

Azerbaycan’a indiğimizde kardeş bir ülkeye geldiğim hissi uyanmıştı bundan bahsettim fakat beni asıl şaşırtan ve sarsan şey tabii ki bu değildi. Türkiye’nin, Türkiye dışında gördüğü hürmete şahit olmak, insanların bize yakınlığı kalbimi fethetti diyebilirim. Bununla birlikte Azerbaycan ve diğer kardeş ülkelerden tanıştığımız şairlerin şiire, şaire gösterdiği saygıyı ve muhabbeti görmek açık söyleyeyim beni şaşırttı. Bunu bir öz eleştiri olarak alabilirsiniz fakat şunu söylemek yanlış olmayacak: “Bu insanlar, şiire ve şaire bizim ülkemizdekinden çok daha fazla yakınlar, çok daha fazla hürmet gösteriyorlar.” Bu fikir bende derin bir gözlem sonucu oluştu ve giderek netleşti.

Türkiye’den ismen bildiğimiz, yazılarını okuduğumuz değerli hocalarımızla (Prof. Dr. Muhammed Enes Kala, Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan) başka topraklarda tanışmak, yüz yüze gelmek de benim adıma ilginç olanlardandı. Onların bilgi ve tecrübelerinden istifade etmek paha biçilmezdi. Hocalarıma emekleri, hoşsohbet halleri için tekrar ve tekrar teşekkür ederim.

Yine etkinlik sayesinde tanışma fırsatı bulduğum çağdaş Azerbaycan şiirinin önde gelen isimlerinden Selim Babullaoğlu’na da hassaten teşekkür etmek isterim. Selim Babullaoğlu’nun şiire hakimiyeti, Türk ve dünya şiirinden sunduğu örnekler dinlemeye değerdi doğrusu. Hocamızla şiir konuşmak, onun övgüsüne mazhar olmak şeref duymama vesile oldu.

TÜRKSOY Genel Sekreteri ve Kırgız edebiyatının son dönem çok güçlü seslerinden olan Sayın Sultan Raev’e de emekleri, destekleri için sonsuz şükranlarımı sunmak isterim.

Tüm festival boyunca bizleri asla yalnız bırakmayan Ulgar Bey’e; fotoğraflarımızı çeken, bizlerin her isteğine koşarak yardıma gelen Sayın Ezgi Zorlu Hanımefendiye ve organizasyonun önemli isimlerinden olan ve desteğini, dostluğunu her daim yanımızda hissettiğimiz Sayın Murat Kahraman Beyefendi’ye kalbi selam ve teşekkürlerimi sunarım.

Bu yıl ikincisi düzenlenen etkinlikten bu yazıya girmeyen daha nice anı, tecrübe var. Onlar da bana kalsın efendim.

Umuyorum ve biliyorum ki “Genç Şairler Festivali” tüm katılımcılarda yarattığı; Türk dünyası birliği, kardeşliği etkisiyle daha da güçlenerek devam edecektir. Rabbim, bu gibi organizasyonların sayısını arttırsın; bu etkinlikler amaçladığı menzile ulaşsın.

Emeği geçen herkese şükran ve selam ile...

YAŞASIN BÜYÜK TÜRK ŞİİRİ!

da76bd1a-a82a-4d3d-87b8-623c2e11f45f-001.jpg

Bu haber toplam 259 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim