M. Ömer Kazancı İle Irak Türkmen Edebiyatına Dair

M. Ömer Kazancı İle Irak Türkmen Edebiyatına Dair
Önder Saatçi

Irak Türkmen edebiyatının hem çilekeş bir kalemini hem de akademik araştırmalarıyla bu alandaki boşluğu dolduran bir araştırmacıyı bu sayımızda sizlere tanıtmak istedik. Kendisinden Irak Türkmen edebiyatının çeşitli sorunlarını ve dünden bugüne bu Türk topluluğunun edebî faaliyetleri hakkındaki görüş ve düşüncelerini dinleme fırsatı bulduk. M. Ömer Kazancı bu keyifli sohbetimizde sorularımıza gayet samimi ve aydınlatıcı cevaplar verdi. 

Edebiyata ilginiz nasıl başladı? Bu yolda sizi besleyen, etkileyen ve destekleyen kişi ve olaylar nelerdir?

Edebiyat ile ilişkimin net olarak hangi tarihte başladığını bilmemekle birlikte, çok erken, hatta çocukken bu yolda önümü döşeyen bazı etkenler oldu, zaman zaman gözlerimin önüne gelir  hatırlarım. Bunlardan biri Türkmence Radyosudur. Evimizde sesi, açılışından kapanışına kadar eksilmezdi. Şarkılarımız, türkülerimiz kadar spikerlerin, program sunucularının verdikleri haber veya aktardıkları bilgilere meraktım. Kimi zaman bu bilgileri, aklımda kaldığı kadarıyla, odamda, ayna karşısına geçerek o spiker ve sunucuların seslerini taklit ederek tekrarlardım. İleriki yıllarda bu bilgilerin bir kısmını özel bir deftere aktarmaya başladım. Bunlar arasında şiir ve horyatlar çoğunluğu oluşturmaktaydı. Sürekli o deftere döner, okur zevk alırdım. Bu sırada ilk olarak dilimizde iki sözcükten oluşan deyimleri keşfetmiş oldum. Bu keşfe çok sevindim. Hatta benden önce kimse farkına varmamıştır diye uzun bir süre hayaller geçirerek yaşadım. Yeri gelir dünyaya duyururum, meşhur olurum gibi tatlı hayaller... Kardeşlik dergisi edebiyat ile tanışmamın ikinci aşaması. Rahmetli babam, vefat ettiği güne kadar, okuryazarlığı olmamasına rağmen, dergiye aboneydi. O tarihlerde Kardeşlik Ocağına üye ve Ocak tarafından çıkarılan dergiye abone olmak bir tür milletseverlik bir tür milliyetçilikti. Dergiyi elinde eve getirir; ben ve büyük kardeşime şu sayfasından bir cümle, o sayfasından iki mısra okuttuktan sonra, galiba iyi çıkaramadığımız için bıkar, bize bırakırdı. Başlangıçta zorlukla okuduklarımızı, zamanla, aynı dergi yoluyla kendimizi geliştirerek kolay kolay okumayı  öğrendik. Ancak her şeyi anlayarak değil. Bu yolda katedilmesi gereken uzun bir mesafe vardı. Bunu algılıyor ve başarmaya çalışıyorduk. Ortaokulda çevremiz genişlemişti. Aynı derdi yaşayan Türkmen öğrencileriyle tanıştık. Bu konuda, karşılıklı yardımlaşmalarımız oldu. Ondan bir kelime bundan bir kelime, ortayı bitirince, dilimizin birçok güzelliklerini özelliklerini kavramış olduğumuzu söyleyebilirim. Lisede muhteşem bir ortam vardı. Bütün Türkmen gençleri, kendi varlıkları, kültürleri, edebiyatları ile meşguldüler. Milliyetçilik zirvedeydi. O tarihlerde yeni çıkan kitapları kemirircesine okurduk. Millet arasında dağıtımını ev ev dolaşarak sağlamaya çalışırdık. Gizli olarak kurduğumuz bir öğrenci birliği vardı. Bu birliğin önemli görevlerinden biri milleti, özellikle de gençleri bilinçlendirmek kültürlüleştirmekti. Bunu mümkün olan her vesileyle yapıyorduk. Bu sırada kardeşim Türkiye'ye, yükseköğrenim için gitti. Altı ay sonra istediği tıp fakültesini kazanmayınca döndü. Bir çanta tutarında kitap getirmişti. Bunlar arasında Türkçemizle ilgili olanlarının sayısı az değildi. Buradan yeni harfleri öğrenmiş oldum. Dilimi daha da geliştirmeye çalıştım ve zamanla elime geçen Türk yazarlarının eserlerini okumaya başladım. İlk okuduğum eserler arasında Sinekli Bakkal ile Çalıkuşu romanları olduğunu unutamam. Liseyi bitince Kerkük'te o tarihlerde, gizli olarak, el altından ulaşabildiğim bütün kitapları okumuştum. İlk hikâye ve şiir denemelerime de başlamış fakat yayınlamaya cesaret edememiştim. İlk şiirim Kardeşlik dergisinde 1974 yılında, fakülte öğrencisi iken yayımlandı. Bunun da bir hikâyesi var. Ayrı bir fırsatta anlatırım.

               

                Irak’ta bir edebiyatçı olmanın diğer ülkelere göre bir farkı var mı sizce?  

 

Evet, bizim için, özellikle de bizim kuşak için evet. Kendi dillerinde eğitim görmeyen insanların edebiyatçı olmak için çektikleri çileleri, karşılaştıkları zorlukları bizim gibi masum insanlar kadar bilen yoktur sanırım. Gelip geçen rejimler bizi kendi dilimizde eğitim görmekten mahrum bırakmakla yetinmiyordu. Bütün imkânlarını kullanarak, tarihimizle dilimizle kültürümüzle ilişkimizi kesmek  istiyordu. Ara sıra evlerimize baskı yaparak kitaplarımıza bile el koyuyordu. Burada, o tarihlerde yaşadığım bir olaydan söz etmek istiyorum. Rahmetli babam her yaz tatili Türkiye'ye seyahate giderdi. İsteğim üzere birkaç edebî kitap getirirdi. Zamanla, kimsede bulunmadığını söyleyebileceğim yirmi, yirmi beş kitap içeren küçücük bir kütüphane oluşturdum. Bunlar arasında, Türk Dil Kurumu tarafından çıkarılan bir sözlük vardı. Baskıların yoğunlaştığı bir dönemde, babamla kitapları bahçemizin tek zeytin ağacının dibine gömmek zorunda kaldık. Gömerken ne kadar ihtiyatlı davransak da bir buçuk yıl sonra çıkarırken, kitaplar rutubetten telef olmuştu. Türk Dil Kurumu sözlüğünü elime alırken ağlamıştım. Babam göğsüne basarak dinlendirmek istemişti. Güneşte kurutarak kurtarabileceğimizi söylemişti. Ama öyle olmamıştı. Yaşadığım bu olayın benzerini bütün dostlarımdan duyduğumu söyleyebilirim. El altında kitaplar azalıyor fakat ısrar çoğalıyordu. Bu konuda yaşadığımız sıkıntıları kitap mübadelesi yoluyla çözmeye çalışıyorduk. Bunu da gizli, gözlerden uzak yapıyorduk. Bu gibi zor koşullar içerisinde kendimizi yetiştirdikten sonra kaleme sarılırken, diğer zorluklarla karşılaşmaya başladık. Yazı ve şiirlerimiz sansürden geçmeden, rejimin idealine karşıt bir şeyler içerip içermediği denetimi yapılmadan yayınlanmazdı. "Nasıl Öldürüldüm" adında yazmış olduğum bir hikâye, birkaç defa Yurt gazetesi yöneticilerince, son paragrafının değiştirilmesi istenerek geri çevrildi. "Sana Doğru" kitabımın asıl adı "Hep O Şehir"di, sansür tarafından değiştirilmesi istendi. Hangi şehir diye sordular. Kerkük'ü kastettiğimi biliyorlardı. Çünkü bu işlerin başındakiler maalesef, rejimin yobazlığını, köleliğini yapmakta olan bizimkilerdi en fazla. Neler düşündüklerimizi biliyorlardı. Bu örneklerle yetiniyorum sözümü uzatmamak için. Yoksa bu konuda kitaplar yazılabilir. Bugünlerde ise, durum farklı, ancak yararlanmak isteyenlerin sayısı bir avuç... Baskı varken, herkes meydandaydı. Demokrasi - eğer adına demokrasi denirse- havası estiği günden beri ortalıkta kimseyi bulamıyoruz. Eğitim ve öğretim alanlarında sağlanan fırsatlar, fırsatçılara sağlandı. Milletin malıyla, diplomalarını hatta doktoralarını alanların birçoğu, işleri bitince millete sırt çevirdiler. Veya Türkiye'de kalmayı, buralarda yaşamaktan ileri gelen baş ağrılarına tercih ettiler.

 

Sizce Irak Türkmen edebiyatında öne çıkan, beğendiğiniz birkaç şair ve yazar kimlerdir? Bunların edebiyatımıza katkıları hakkında neler söyleyebilirsiniz?   

 

Türkmen edebiyatının her döneminde öne çıkanlar ve gecelerini gündüzlerine katarak emek verenler olmuştur. İngiliz işgalinden öncekileri bir yana bırakırsak sonraki dönemlerden, araştırma ve inceleme çalışmalarıyla ilk aklımıza gelenler rahmetli Molla Sabır ile rahmetli hocamız Ata Terzibaşı olur. Birincisinin, şair ve yazarlarımızın eserlerini kayba uğramaktan kurtarmak için toplama konusunda, ikincisinin bilimsel yöntemlere dayanarak bu eserleri değerlendirme yönünde göstermiş oldukları çabaları unutmak mümkün değildir. Şiirimizde sağlanan gelişmeleri ise Başta Nesrin Erbil ile Salah Nevres'in çalışmalarına borçluyuz. Nesrin Erbil, Türkmen şiirine getirdiği yeni imgeler ile yeni bir anlayış kazandırdı. Salah Nevres ise günlük hayatımızda kullandığımız ifadelerin normal anlamları dışına fazlaca çıkmadan, fakat o ifadeleri elden geldiği kadar canlandırarak, verdiği örneklerle şöhret kazandı. Seksenlerin sonlarına kadar bu örnekler etkisini devam ettirdi. Daha sonraki örneklerde, aynı canlılığı hissedemiyoruz. Nesrin başlattığı çığırı güçbelâ sürdürmeye çalışıyor. Nevres bilinmeyen sebeplerden dolaya inzivaya çekilmiş bulunuyor.  Hikâyede emek verenlerden rahmetli Mevlüt Taha Kayacı, Hamza Hamamcıoğlu, Kemal Beyatlı ve Nusret Merdan'ı kolaylıkla sayabiliriz. Nusret şiirde de başarılı örnekler verenlerin arasında, hatta başında gelir. Şiirleri ne kadar bir "ben" etrafında dönüyorsa da sonuç olarak bu "ben" ile bütün bir toplumun yaşadığı dramı, acı tatlı günleri hatırlatıyor. 2003'ten bu yana ise Türkmen edebiyatı, artık yeni ufukları yakalamaya başladı. Edebiyatımız artık, hikâye, şiir ve sıradan yazılan makaleler gibi alışılmış türlerde değil, bilimsel araştırma- inceleme, fikir içerikli deneme konularında da şekillenmektedir. Dergi ve gazetelerimizden göz geçirenler bu gerçeğin farkına kolaylıkla varabilir. Katkısı olanların emeklerini oradan takdir edebilirler.

 

Irak Türkmenleri deyince akla şiir ve hoyrat geliyor. Bunun sebepleri nedir size göre?  

 

Sebepleri birden çoktur. Şiir konusunda zengin bir birikime sahip olmamız, bu sebeplerin başta gelenlerinden biridir. Üstelik her kuşak bu birikime, yeni bir şeyler eklemektedir. Kendisinden sora gelen kuşaklar için daha yeni bir bilgi ortamı hazırlamaktadır. Böylece bir zincirlemedir alıp gediyor. Bu yalnız bizim için değil, bütün toplumlar için, özellikle de doğu toplumları için böyledir. Ancak bizim için bu sebebe eklenebilecek diğer bir sebep daha vardır. Öncekinden daha önemli olduğunu düşünüyorum. Kendi dilimizde eğitim görmemekten kaynaklanan bir sebeptir bu. Şiir, kısa tümcelerle, kısa ifadelerle yazılır. Bilirsiniz, diğer türlerden en önemli farklarından biri budur. Kendi dillerinde eğitim görmeyenler uzun tümceler kurmakta zorlanır. Dolayısıyla bu gibi ifade tarzlarından kaçınarak, kısa anlatım tarzlarını tercih ederler. Bu sebepten, Irak Türkmenlerinin başlıca tercihleri şiir olmuştur. Oysa diğer edebiyat türlerinde başarı sağlayanların büyük bir kısmı bizzat Türkiye'de eğitim görenlerdir. Geri kalanlar ise, bu yola içten inanarak gönül veren ve kendilerini kendi çaba ve gayretleriyle iyice yetiştirenlerdir. Hoyrat'ın da yaygınlaşmasını aynı nedene bağlayabiliriz. Hoyrat başlangıçta bir şiir türü olmaktan çok bir sanat türüydü, ses sanatçıları tarafından okunan, seslendirilen. Son dönemde bir edebiyat türü olarak kabul edilmektedir. Buna, klasik edebiyatımızda hoyrat örneklerinin yok denecek kadar az olmasını bir tanık olarak gösterebiliriz. Maarif dergisinin tüm sayılarını bir ara inceledim taradım, bir hoyrat örneğine rastlamadım. İngilizlerin işgalinden sonra, kendi dillerinde eğitimden yoksun kalan insanlarımız, yaşadıkları sıkıtı ve çileleri ifade etmek için bir şeylere tutunmayı ararken, hoyratı en uygun araç buldular. Kültürden çok, hayat tecrübelerine dayanarak, kendini kolay ele veren cinaslar üzerine kurulu, eşi benzeri hiçbir yerde görülmeyen örneklerler verdiler. Herkeste hayret ve şaşkınlık uyandıran… Şivesi -dili bize ait, içeriği hayatımızın iyi kötü her yanını her yönünü betimleyen… Bu yüzden hoyratlar zamanla Irak Türkmenlerinin markası hâline geldi.

 

Irak Türkmenlerinin yazılı edebiyatının eksikleri var mı, varsa sebepleri nelerdir?

 

Edebiyatımızın en büyük eksikliğini eleştiride görmekteyim. Eleştiri, eserlerin geçek değerlerini ortaya koyar, güçlü-zayıf, olumlu-olumsuz yönlerini belirtir veya en azından genel bir değerlendirmesini yapar. Türkmen edebiyatının değişik türlerinde verilen ürünlerin buna, her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. Çünkü bu ürünler günden güne, nicelik bakımından, furya gibi artmaktadır. Nitelik bakımından da değerlendirilmeli. Estetik değerleri hakkında bilimsel temellere dayanarak hüküm verilmeli. Eleştirisi olmayan bir edebiyat, kimilerine göre edebiyat değildir. Eleştiri, eserler hakkında kimi tartışmalara yol açar. Ortalığı kızıştırır. Rekabeti artırır. Yazarları, kusurlarını gidererek daha güzel eserler vermeye yönlendirir. Bizde bu yok. Hepimiz yazıyor, çiziyoruz. Okurlarımızı ne denli etkilediğimizden, topluma ne denli yararlar sağlayıp sağlamadığımızdan fazlaca haberimiz yok. Arada bir kopukluk, bir boşluk var, bir ilişiksizlik var. Umarım giderilir.

Türkmen edebiyatında roman türüne de bugüne kadar ciddi bir yaklaşım sağlanamadı. Oysa dünya edebiyatında en yaygın türlerden biri olarak bilinmektedir. Tabii ki hikâyeyle birlikte, herhangi bir edebiyatta yaygınsa, o edebiyatın usta yazarlar yetiştirdiğine bir kanıt olarak ileri sürülmektedir. Türk dünyası genelinde katıldığım edebiyat etkinliklerinin birçoğunda "romanınız var mı, romancılarınız var mı" gibi sorularla karşılaştım. Hayal meyal temaları bir yana bırakalım, İngiliz işgalinden bu yana yaşadığımız dramatik dönemlerin hatta dramatik günlerin her biri bir romana farklı bir konu olabilir diye düşünüyorum. Emine Işınsu’nun "Tutsak" ve "Azap Toprakları" romanlarında yaptığı gibi... Türkmen edebiyatında 2003'ten sonra, Kemal Beyatlı, Necmettin Bayraktar, Celal Polat tarafından yazılan sayılı romanlar, bana göre ilk adımdır. Bu konuda hâlâ adından söz edilebilecek bir ürün yazılmamıştır. Umut, gençlerde, özellikle de kendi dilimizde eğitim fırsatına nail olan yeni kuşakta, edebiyatımızda durgun gibi görünen bu türe daha bir canlılık kazandırabilirler eminim.

 

Irak’taki Türkçe yazmalar hakkında bilgi verir misiniz?

 

Irak'ta büyük bir fikir hazinemiz vardır. El yazmalarımız, Osmanlı döneminden kalan. Bunların en büyük bölümü arşiv edilmiştir. Irak El yazmaları Evinde duruyor. Fakat dijital ortama aktarılmamıştır. Evrak hâlindedir. Bu yüzden her an şu veya bu sebepten dolayı istifade edilemez bir hâle gelebilir. Değil yalnız edebiyatımız ile çeşitli bilim dallarıyla ilgili eserler içeren bu hazineyi kurtarmak tek bizim yapabileceğimiz iş değildir. Türkiye'nin konuyla ilgili bütün kurum ve kuruluşlarının desteğine ihtiyacımız var. Ancak onlara önceden bu hazineyi tanıtmamız lazım. Bu da Türkçe kataloğunu yapmak ve Türkiye'de yayınlamakla, yani Türk araştırmacıların eli altına bırakmakla mümkün olacak. Allah ömür veridi ise bu görevi üstleneceğim. Bir müddet önce "Belleten" dergisinde yayınladığım, Bağdat'ta El-yazmaları Türkçe Şiir Divanları Kataloğu adlı bir çalışmadan sonra bunun önemine bir az daha varmış oldum. Çalışma yayınladıktan sonra, Ürdün Üniversitesi Türkoloji Bölümü, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü gibi bazı akademik kuruluşlarda çalışan araştırmacılar aradı. İstedikleri eserler vardı. El yazmaları Evinden elde ederek gönderdim. Yazmalar arasında nadir eserler, yani hiçbir yerde bulunmayan eserler olduğuna inanıyorum. Buna şüphem yok. Bunlara, vaktinde Rahmetli Hocamız Ata Terzibaşı ve daha sonra Dr. Suphi Saatçi kardeşimize gönderdiğim Abdullah Safi'nin el yazma divanlarıyla, kendim incelemesini yaparak metnini yayına hazırladığım Hayrettin Farukî'ya ait "Kadın Kalbi" ve Kerküklü Mahmut Nedim'e ait "Mübarezeyi Aşk" eserlerini birer örnek olarak gösterebilirim. Bu çalışmaların, hikâye ve romancılık tarihimizi kısmen de olsa, aydınlığa kavuşturma konusunda büyük bir katkısı olduğunu söyleyebilirim. Asında, bu el yazmaları tam olarak incelenmeyince, edebiyat tarihimiz hakkında etraflı bir fikre sahip olamayız.

 

Yakın zamanda katılmış olduğunuz Türkçenin 13. Uluslararası Şiir Şöleni hakkında bilgi verir misiniz?

Türkçemizin 13. Şiir Şölenine katılmamı sağlayan, siz başta olmak üzere, bütün dostlarıma her şeyden önce candan teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Şölen, birkaç kültürel kurumunun desteğiyle Türkiye Yazarlar Birliği tarafından her iki yılda bir yapılmaktadır. Geçen yıl Edirne'de yapıldı. 24 ülkeden 56 katılımcı şair vardı. Şiir fasılları yanından, şiirle ilgili araştırmalar sunuldu. Şölenin sonunda üç şaire ödül verildi. Bunlardan biri bendim. Sahneye ilk çağrılan oldum. Çağrılırken, ödül konusunu fikrime bırakmadığım için çok şaşırdım, fakat çok da sevindim. O sırada, şahsıma verildiyse de bütün Türkmen edebiyatçılarına verilmiş gibi bir duygu yaşadım. Milletime güzel bir şey kazandırdığımı hissettim. Türkmen edebiyatı bu gibi ödülleri çoktan hak etmiştir. Bunu, şölen sırasında okunan şiirlerden çıkardığımı söyleyebilirim. Okunan şiirleri hep bizimkilerin vermiş olduğu örneklerle karşılaştırıyordum kafamda. Geride kalmadığımızın kanaatine varıyordum… Neyse, bana göre bu gibi şölenlerden hedef, ödül değil, şiir değil, bunlar birer bahane. Hedef Türk dünyasını ortak değerler etrafında toplamak, Türk dünyasının birleşmesini sağlamak için zemin hazırlamaktır. Katılımcılar zaten yalnız şiir değil, edebiyat değil, her konuda fikir teatisinde bulunuyorlardı. Bu birliği gözümüzle de görmesek, kabrimizde duyduğumuz zaman çok mutlu olacağız.

Kâşgarlı Mahmut Hikâye Yarışması hakkında bilgi verir misiniz? Bu yarışma Irak Türkmen edebiyatına nasıl bir katkı sağlamaktadır?

Kâşgarlı Mahmut hikâye yarışmasını öteden beri Avrasya Yazarlar Birliği yürütmektedir. Etkili bir edebiyat kuruluşu olan bu birliğin, Türk Dünyasının her yerinde temsilcileri vardır. Gerçekleştirdiği çeşitli etkinliklerden biri, bu yarışmadır. Her iki yılda bir yapılır. İki aşamalı olarak… Birinci aşamada her ülkeden katılan hikâyeciler kendi aralarında yarışır. Her ülkenin jüri komitesi kendi birincisini seçer. Türk dünyasında derecelendirmeye gönderir. Bu yarışmanın ikinci aşamadır. Birkaç ülkeden oluşturulan diğer bir komite, ülkelerinde birinciliği kazanan hikâyeleri yeniden değerlendirir ve Türk dünyası genelinde dereceye girenleri ilan eder. Ben bu komitenin daimi üyesiyim. Irak etabında bu yarışmayı, Kardeşlik Ocağı üstlenmektedir. Geçen yıl beşincisi yapılan bu yarışma boyunca iki kez teşvik ödülünü kazananlarımız oldu. 500 ile 750 hikâye arasında, bu ödüle yazarlarımızın layık görülmesi bence büyük bir başarı. Yarışmalar edebî devinimi durgunsa kıpırdatır, cansızsa canlandırır, edebiyata yeni isimler, yeni eserler kazandırır. Dil bakımından daha düzgün, tema bakımından daha etkin, daha etkili eserler vermeyi özendirir. Kâşgarlı Mahmut yarışması yoluyla hikâyeciliğimizde bütün bunları gördüğümüzü söylersem mübalağa etmiş sayılmam sanırım. Yarışmadan yarışmaya katılımcılarımızın sayısı arttığı gibi, katılan hikâyelerin kalitesinde de sağlanan gelişmeler gözlerden kaçmamaktadır.

Irak Türkmen edebiyatı Türkiye’de ve Türk dünyasında yeterince tanınıyor mu? Irak Türkmenleri, edebiyatlarını soydaşlarına tanıtmak için neler yapmalılar sizce?

Türkiye ile Azerbaycan'da evet, iyice tanınıyoruz kanaatindeyim. Fakat diğer ülkelerde yeterince değil. Bunun başlıca sebebi, o ülkelerde kullanılan şivelerdir. Bunun üstesinden gelebilmek için, Türkiye'de izlenen çözüm yollarını takip etmemiz gerekmektedir. Türkiye'ye yüksek lisans veya doktoralarını yapmak için gönderdiğimiz öğrencilerimizin bir kısmını Kazakistan, Kırgızistan hatta Türkmenistan'a gönderebilirsek, bu ülkelerde hem kendimizi hem de edebiyatımızı tanıtabileceğimize inanıyorum. Sorun, tercüme sorunu gibi bir şey. O şiveleri kavrayanlar olmadıysa, bu iş mümkün olmayacak. Ayrıca bir az kendimizi zorlamamız da lazım. Türk Dünyası genelinde yapılan etkinliklere katılırken, bu ülkelerden gelen edebiyatçılar ile ilişki kurmaya gayret etmeliyiz. Kurduğumuz ilişkileri, iletişim araçlarıyla günden güne geliştirmeye, pekiştirmeye çalışmalıyız. Eserlerimizi, bu ülkelerde çıkan edebiyat dergilerinde, ilişki kurduğumuz o edebiyatçılar yoluyla, yayınlamaya teşebbüs etmeliyiz. En derin ilişki en basit bir merhabadan başlayabilir. Adını az önce saydığım ülkelerde, basit bir merhabadan başlayarak gönüllerinde taht kurduğum onlarca edebiyatçı dostlarım vardır. Bu ülkelerin dergilerinde ayrıca yayımlanan şiir ve yazılarım... Bu aslında herkesin yapabileceği bir iş, edebiyatımız adına umarım her kes yapar.

Irak Türkmenleri arasında gelecek vaat eden genç edebiyatçılar var mıdır? Varsa bunların önünü açmak nasıl mümkün olabilir?

Kesinlikle vardır. Bunların bir kısmını şahsen yakından tanıyor ve sürekli olarak arıyor, teşvik ediyor, cesaretlendiriyorum. Bunlar arasında 2003'ten sonra açılan okullarımızda eğitim görenler olduğu gibi, kendilerini, kendi imkânlarıyla yetiştirenler de vardır. Bu işler bilirsiniz, merakla başlar. Ancak merak tek başına yeterli değildir. Dile ve dilin inceliklerine hâkim olmak her edebiyatçı için elzemdir. Zaten edebiyat dildir, dil değilse de nedir. Dolayısıyla onların yollarını açmak için, ilk  yapılması gereken iş onları dil kurslarına almak. Onlar için edebiyat atölyeleri düzenlemek. Dergi ve gazetelerimizde yazdıkları yazı ve şiirlerine, gerekirse desteklemek adına bazı düzeltmeler yaptıktan sonra, yer vermek. Gerek yerel, gerekse uluslararası, kendi seviyelerinde yapılan yarışmalara katılmalarını teşvik etmek ve bu yolda, yani edebiyat dallarında eğitimini tamamlamak isteyenlerin üniversitelere, özellikle de Türkiye üniversitelerine alınmalarında kolaylık sağlamak. Bunların bir kısmı yapılıyor; ama sistematik değil, tesadüfe bırakılarak. Edebiyatımızı yenileştirmek, yeni bir kadro yetiştirmek için gençlerimize daha fazla vaktimizi ayırmalıyız…

Hazırlığını yaptığınız yeni çalışmalarınız var mı?

Yakında "Kalemdaşlarım" adında bir kitabım çıkacak. Matbaadadır. Türkmen edebiyatı ve kültürüne emek veren kimi kalem kardeşlerimin çalışmaları, eserleri hakkında, çoğunlukla hatıralarım üzerinden, geçen yıl kaleme almış olduğum değerlendirme nitelikli yazılarımı içermektedir. Kafamda ayrıca gerçekleştirmesini düşündüğüm birkaç proje vardır. Türkmen Hikâye Antolojisi bunlardan biri, bir diğeri, az önce sözünü ettiğim, ülkede bulunan Türkçe el yazmalarının kataloğunu hazırlamak ve… ve… Bütün bunlar tabii ki sağlık durumuma bağlı. Takdir Allah'ın takdiri, yazmışsa yapacağım, yazmamışsa, yapmayı düşündüm diye ruhu şad gideceğim.

Irak Türkmenlerine son söz olarak neler söylemek istersiniz?

Özetle şunu söylemek istiyorum. Bugünkünden çok daha fazla örgütlenmeye ihtiyacımız vardır. Ortalıkta bulunan gerek siyasi gerekse kültürel kuruluşlarımız arasında gerçek bir işbirliği sağlanmalı. Her kuruluş üstüne düşen görevlerinin doğrultusunda çalışmalarını yapmalı. Birbirleriyle her hangi bir şekilde çekişmeye yol vermemeli. Adımlar tek bir tempoyla atılmalı. Ben bunu göremiyorum. Herkeste -kimse alınmasın, darılmasın- kendini beğenmişlik psikolojisi hâkim. Bu yüzden zaman kaybına değil, inanın ki, kan kaybına uğruyoruz. Çok kritik bir dönemden geçiyoruz. Millet boynumuzda emanet. Bu algıyla, bu duyarlıkla davranmalıyız. Yoksa varlığımız uğrunda verdiğimiz siyasi ve kültürel mücadelelerden fazla bir şeyler elde etmeyeceğiz.

p1110621.jpg

Bu haber toplam 423 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim