• İstanbul 19 °C
  • Ankara 18 °C

Mümtaz Turhan’ın “Garblılaşmadan modernleşme” fikri tutmamıştır

Ahmet Doğan İLBEY

Seküler milliyetçi câmianın ilk sosyal nazariyecisi Ziya Gökalp’in şâkirdi Sosyal Psikolog Prof. Dr. Mümtaz Turhan (1908-1969) Batı medeniyetinin Türk toplum yapısının şartlarına uyarlanabileceği üzerine fikirlerin sahibidir.

Türk milletinin İslâmî hayatını ve millî kimliğini Gökalp ve Kemalist aydınlar gibi tepeden inme ideolojik yapılandırmaya karşıdır.

 

Medeniyet fikrinde Gökalp gibi sekülerdir

 

Medeniyet târifinde Gökalp gibi sekülerdir. İslâm’ı bütün olarak medeniyetin zeminine koymaz. Medeniyeti bir bütün olarak İslâm’a ait bir yapılanma olarak değil, Batı’nın ortaya koyduğu bir gelişme olarak görmektedir. Garp medeniyetinin ilim, teknik, hürriyet nizamının Türk kültürüne uyarlanabileceğini savunur. Gökalp gibi Osmanlı İslâm medeniyetinin Türk milletinin ihtiyaçlarına cevap veremeyen değerlerinden vazgeçilebileceğini söyler. Cumhuriyet inkılâplarının tepeden inme yapılmasına karşı olsa da inkılâpların muhtevasını destekler. (Turhan, Kültür Değişmeleri, s.33)

 

“Garplılaşmaya” Ziya Gökalp gibi, medeniyet meselesi olarak bakmış ve Garp medeniyetinin unsurlarını sözde “Gaplılaşmadan” alınması fikrini işlemiştir.

Ona göre, iki asırdan bu yana “Garplılaşmada” millî şartlarımıza uygun bir şekilde yol alınamamıştır. Çünkü Batılılaşma yanlış anlaşılmıştır. İnsanımızın mesleki, teknik bilgisini artırmadan, ona yeni maharetler kazandırmadan, yeteneklerini geliştirmeden, zihniyetini ilmî ölçülere göre değiştirmeden ve ilim zihniyetini aşılamadan sadece fabrikalar, geniş caddeler açmak, parklar, barajlar, limanlar yaptırmadan lüks otomobiller, tarım araçları, radyolar, buzdolapları vs. almak ve Batılı kanunlar, nizamlar vazetmek sûretiyle Batılılaşacağımızı zannetmişiz. İki asırdır bu kanaatle hareket etmekteyiz. (a.g.e., s.69).

 

Garplılaşma mı, modernleşme mi?

 

Türk toplumuna Batı’nın teknik ve ilminin nasıl taşınması meselesinden hareket eder, fakat bu taşınma fikrinin zemini Gökalp gibi sekülerdir. Gökalp’ten ayrıldığı nokta ise, Kemalist Cumhuriyet kadrosunun Türk toplumunu tepeden inme ideolojik kalıplarla yönlendirilmesini gereksiz bulmasıdır. Fakat Kemalist Cumhuriyetin Batı medeniyetine yönelişini kökten reddetmez ve tenkidine yine “Garplılaşmanın neresindeyiz?” diye başlar. Garplılaşmayı Batılılaşma mânasında değil, Batı’nın ilmî müesseseleriyle modernleşme olarak kullandığını belirtelim.

 

İslâm’dan neşet eden ahlâkı, mezhebî inanışları ve geleneği “kültür” olarak târif eder. Gökalp gibi kültürün muhafaza edilerek “Garplılaşmanın” yahut “Garblılaşmadan modernleşmenin” Türk milletinin yapısına uyarlanabileceğini savunur. Fakat aradan geçen seksen yıl onun fikirlerini doğrulamamış, aksine Türk kültürü ve Türk toplumu Batı medeniyetinden bir hayli tesirler almış, hayat nizamı Batı medeniyetinin çok yönlü hâkimiyetine girmiştir.

 

“Kültür Değişmeleri” adlı kitabında Gökalp gibi kültürü maddî ve mânevî kültür olarak ikiye ayırır. (s.43) Teknik ve maddî sahada “ileri” ve “geri”  kültürler vardır. Fakat din, ahlâk, örf, âdet gibi hayat tarzlarının “ileri” ve “geri” değerlendirilmesi yanlıştır. Bu fikir Gökalp’in kültür anlayışının benzeridir. Kültürel mânada Batılılaşmaya karşıdır, fakat millî kültürü Batılı ülkelerdeki gibi modernleşme çerçevesinde geliştirmek fikrindedir. Millî değerleri savunan fakat sentezci olan aydınların dile getirdiği fikirlerle benzeşen fikirleriyle Batı medeniyetine karşı sistemli ve kararlı bir duruş gösterememiştir. Ona göre Batı medeniyeti ilmin meydana getirdiği teknik, hak ve hürriyet ilkelerine dayanan müesseselerden oluşmaktadır. Bu müesseselerin benzerini kurmak için bu müesseselerin ruhuna sahip olmak gerek. Bu ilmî ruha sahip olmadıkça “Garplılaşmak” mümkün değildir. (a.g.e., s.53) 

 

Bu fikirlerine göre Turhan’ın Batı medeniyet dairesinin içinde durduğunu ve milliyetçi bir zeminde Gökalp gibi eklektik çizgide olduğunu söyleyebiliriz.

 

“Garplılaşmanın neresindeyiz?” demenin ezikliği

 

“Garplılaşmanın Neresindeyiz?” kitabında Cumhuriyet modernleşmesini, “zorla kültür değişmesi” yapıldığı ve “bize ait” insan unsurunun dikkate alınmadığı için tenkit eder. Bu tenkitleri yaparken, “Garplılaşmadan modernleşme” fikriyle Cumhuriyet modernleşmesinin hatâlarına düşmekten kurtulamaz. Anadolu’da kültürel değişmeyi ve kalkınmayı yönlendirmenin bir vasıtası olarak “İlim ve Kültür Merkezleri’ projesini savunur ve benzer gayelerle kurulan Köy Enstitülerini ağır şekilde tenkit eder. Bu enstitüler aydın-halk arasındaki zihniyet çatışmasını ve farkını Anadolu köylerine taşıyarak, arzu edilen “Garplılaşmaya” karşı insanımızı menfî yönde etkilemiştir. (a.g.e., s.107).

 

Bu fikirleriyle menfî Batılılaşmanın karşısında müsbet bir Batılılaşma olduğunu söylemek istiyor. Müsbet dediği “Garplılaşma” fikriyle Türkiye’de muhafazakâr modernleşmeyi tutturamadığı gibi “Garplılaşmadan modernleşme” yolunda da muvaffak olamamıştır. Fikirlerinin başarılı olamadığını “Garplılaşmanın Neresindeyiz?” adlı kitabında sükût-u hayâle uğramış bir üslûpla kendisi anlatıyor:

 

“Aradan 150-200 sene geçmiş olmasına ve daimî bir Garplılaşma arzusuna rağmen neden bu davada muvaffak olamadık? Bu kadar değiştiğimiz halde niçin Garplılaşamadık? Biz insanımıza ilim zihniyetini aşılamadan sadece fabrikalar, geniş caddeler açmak, parklar, barajlar, limanlar yaptırmak, lüks otomobiller, ziraat âletleri, radyolar, buzdolapları vs. almak ve batılı kanunlar, nizamlar vazetmek suretiyle Garplılaşacağımızı zannetmişiz. (…) Sistem ve müesseselerin iktibası gayet kolay görünmesine rağmen tıpkı hazır eşyanın ithali gibi, bir cemiyeti Garplılaştıramayıp bilâkis cemiyette içtimâî inhilâl (çözülme), ahlâk ve kültür buhranları doğurmak suretiyle ilerlemesine mâni oluyor.” (a.g.e., s. 46)

 

“Serbest kültür değişmeleri” Batılılaşmayı engelleyememiştir

 

“Serbest kültür değişmesi” kültür ve medeniyet kimliğimizi korumak bakımından problemli bir fikirdir. Moda ifadeyle “küresel dünyanın” durdurulamayan bir virüs gibi yaydığı modernleşme dalgasının karşısında “Serbest kültür değişmesi” nin millî kültürleri daha da “dirençsiz” bıraktığı ve bırakmaya devam edeceği ortadadır. Öyle ki, “Garplılaşmadan modernleşme” fikrinin bugün şikâyet edilen Batılılaşmaya karşı dirençli bir fikir olmadığı ortada. “Garplılaşmanın Neresindeyiz?” fikriyle Batılı modernleşmeyi hızlandıran Kemalist Cumhuriyetin inkılâplarını kendince muhafazakâr ve yerli bir kalıba dökmekti. Kemalist Cumhuriyetin “Empoze kültür değişmesi” siyasetinin Türk toplumuna bir dayatma olduğunu ve bunun karşısında “Serbest kültür değişmesi” fikrinin uygun olabileceğini ileri sürer. Ancak “Serbest kültür değişmesi” fikri de Batı medeniyetinin zihnî ve kültürel işgalini engelleyememiştir.

 

“Garpçılık” karşısında kararsızlığı

 

Yukarıdaki satırlardan anladığımız şudur: Köklü değerleri olan Türk İslâm medeniyetinin her sahada yeniden inşa edileceğine güveni yoktur. Millî hassasiyeti ve samimiyetine rağmen devrinin aydınları gibi Batı medeniyetine karşı çıkmakta kararsızdır. Ona göre Garb medeniyetinin usullerini kazanamamanın suçlusu halk değil, aydınların yetersizliğidir:

 

“İptidai bir kavmi medenileştirmek gayesiyle sadece okuma yazma öğretirseniz, okuma yazma bilen iptidaî bir kavim elde etmiş olursunuz. Bu itibarla milletler arasında kültür ve medeniyet farklarını doğuran, onların halk tabakaları değil, münevver zümrelerdir. Hakikatte, Türk halkıyla diğer medeni milletlerin halk tabakaları arasında bilgi bakımından büyük bir fark bulunmamasına mukabil, Türk münevverleriyle (bazı istisnalara rağmen) Garp münevverleri arasında uçurumlar kadar derin farklar vardır. Binaenaleyh Türkiye’nin geri kalışının sebebi, halkının cehaleti değil, münevverlerinin gerek keyfiyet, gerek kemiyet bakımından kifayetsiz oluşudur.” (a.g.e., s.47)

 

Zihin dünyası “Garp” dan kopamaz

 

Bu dokunaklı tenkitleri yapıyor, fakat zihin dünyası “Garb” tan kopamaz:

“Garp medeniyetinin esas unsurları ilim, ameli hayata tatbikinden ibaret olan teknik, insan haklarını teminat altına alan hukuk ve hürriyettir. Hakiki Garplılık ise bunların prensiplerine bağlılıktır.” (a.g.e., s.46) 

 

Hülâsa, Mümtaz Turhan kültür değişmelerinin hızlandığı Cumhuriyetin ilk yıllarında Batı’yı merkez alarak, “Garblılaşmayı” Türk toplumunun muhafazakâr şartlarına seküler zeminde uyarlamaya çalışmış bir akademisyendir. Fakat fikirlerinin “Garplılaşma” yı aşamadığını söylemeliyiz. Devrin birçok aydınının düştüğü hatâya düşmüş ve Garplılaşmanın yekpâre bir zihniyet olduğunu görememiştir. “Garplılaşmanın” tuzaklarını görememiş olması, Anadolu insanının eğitimine ve kalkınmasına dair samimi fikirlerinin olmadığı mânasına gelmez. (ilbeyali@hotmail.com)

Bu yazı toplam 28 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim