• İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C

“Şimdi sen ‘su’ olduğunu düşün”

Ahmet Doğan İLBEY

Hz. Mevlânâ’nın hazret-i su hakkında yazdıklarını (Mesnevî, cilt:3) okuyunca cezbeye kapılmamak mümkün mü?

İnsanın kemalâtı hazret-i su üzerinden ancak bu kadar mânalı anlatılabilir. Doğu’da ve Batı’da modern zaman mütefekkirlerinden suya dair böyle bir kelâm duyulmamıştır. Hz. Pîr’in yüreğimin üstünden geçen bu cümlelerinin hülâsasını vecd, istiğrak ve cezbe hâlinde nakledebilirim ancak:

 

“Ve suya benzediğini unutma!”

 

“Şimdi sen ‘su’ olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez... İnanıyorum ki gerçekten de öylesin. Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez... Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol; sen bir su ol... Ama rahmet ol; âfet değil! Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme; Sana ‘felaket’ denmesin! Su isen bir bardağa sığabil ki; damarlara giresin!.. Su; yüce Tanrı’nın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri... Ve suya benzediğini unutma!”

 

Hazret-i suyun kurumasının hem müsebbibi olan, hem de korkusunu yaşayan modern dünyalılar Hz. Pîr’in bu sözünü kendi ülkelerinin dört bir yanına, ibadethânelerine, evlerinin her köşesine yazmalıdırlar. Su hakkında verilecek vaazlar, konferanslar, seminerler bu sözle başlamalıdır ki, nefs ve beden elektrik şoku verilmişçesine sarsılmalı. 

 

“Su gibi, yâni aslın gibi ol”

 

Ulu kişilerin sözüdür: İnsan suya benzer; su ve insanın mayası birdir. Allah tarafından gökten indirilen, ölü toprağa can veren su azizdir, cömertliğin ve mütevazılığın adıdır. Bu sebeptendir ki Müslüman ecdadımız, “Su gibi, yâni aslın gibi ol, gönderdiğim gibi bana dön” mânasına gelen “Su gibi aziz olun” demişler. Su aziz olduğu içindir ki ayakta değil, çömelerek içilir.

 

Su insana âşık, insan suya?

 

Su olmak nasıl bir hâldir? Su da insan gibi halden hâle girer; ırmak olur, göl olur, deniz olur. İnsan mı su, su mu insan? Su mu insana âşık, insan mı suya? Hangisi evvel, hangisi sonra gelir? Bunu şairlerin büyük atası Fuzûlî’den öğrenmek lâzım: “Dest-bûsu ârzûsuyla ger ölsem dostlar /Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su” Şerhi: “Dostlar! Şayet sevgilinin elini öpme arzusuyla ölürsem toprağımdan testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.”

 

Cezbe ve istiğrak hâlinde öğreniyoruz ki, Fuzûlî, Peygamber Efendimiz’e, yâni “Yâr” e su olarak sunulmak, su gibi varmak istiyor.

 

Üstad Necip Fâzıl suya meftundur. Suyun ve insanın kaderinin aynı olduğunu söylüyor: “Kâinatta ne varsa suda yaşadı önce / Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.” (Çile, s.189)

 

Biz de aşka gelip, üstadın mısraı ile söyleyelim: “İnsan bu su misâli kıvrım kıvrım akar ya.” (a.g.e., s.398)

 

“Su, benim Efendim, Sevgilim”              

 

Bu fakîr gibi hazret-i suya muhabbeti olan Prof. Dr. İskender Pala da hazret-i suya ta’zimde bulunmuş ve yüreğinden fışkırırcasına kaside tadında nâme yazmış: “Su, insandır. Doğuşu da suyadır insanın, ölümü de. Doğunca yıkarlar, ölünce de. Bir ezandır, bir tekbirdir, bir salâdır. Sevendir su. Âşıklar dâima su içinde kalmışlardır, kâh ağlayarak, kâh ağlatarak. Yüzünü yerden hiç kaldırdığını gören var mıdır suyun? Âh tevazu!.. Ya kim âlicenaplığına söz kondurabilir? Hiçbir kuldan, karşılık istediği olmuş mudur suyun bunca zaman, bunca iyiliğine rağmen?!.. Peki ya karşılıksız ve eşit sunmakta, Kudret Eli’nden el aldığını kim inkâr edebilir onun?!.. Su, benim efendim, Sevgilim! Su efendilerin Efendisi, en sevgili! İbtidâ Gül vardı, meğer Su da varmış.” (Âyine, s. 17)

 

“Su ki, bize bizi gösteren bir ayna…”

 

Suyun insanla yaşıt ulvî bir emanet olduğuna inanan Mustafa Özçelik’in söyledikleri yüreğimize su serpiyor:

 

“Biz bir emanete tâlip olduk. Bir remiz olarak söyleyecek olursak testiyi emanet aldık, suya testi olduk. Suyu aslını bozmadan ve testiyi kırmadan sahibine ulaştırmak durumundayız. Yunus Emre bize bunu söylüyor. Diyor ki; su, tabiatta Zât’ı (Yaratan) bize gösterecek, fehmettirecek tek imkânımızdır.  Bizi diri kılan ise can… Bunun dünyadaki karşılığı ise su… İşte can gözüyle Zât’ı aksettiren aynaya, yâni suya bakıp sırrını söylüyor. Su ki, bize bizi gösteren bir ayna… Kendini görebilen ise Zât’ı görecektir…” (Keşkül dergisi, 2010 güz sayısı).

 

İşte böyle su ve insanın dostluğu. Susuzluktan kuruyan gönlümüzle, dilimizle “suya benzediğimizi unutmayacağız!” diye and içelim hep beraber.(ilbeyali@hotmail.com)

Bu yazı toplam 56 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim