• İstanbul 15 °C
  • Ankara 11 °C

Yazar Fahri Tuna İle Tanıdığı Deneme Yazarları Üzerine Söyleşi

Yazar Fahri Tuna İle Tanıdığı Deneme Yazarları Üzerine Söyleşi
Kadir Korkut (Şair)

1.Okuduğunuz ilk deneme kitabı?                                                                                                                                On altı - on yedi yaşlarındaydım. Sene 1977. MTTB’ye gidip geliyorduk. O günlerde okuduğum  Necip Fazıl’ın ‘Konuşmalar’ kitabı (tam deneme sayılmasa da) okuduğum ilk deneme kitabıdır. Ardından yine üstadın ‘Başmakalelerim’ ve ‘Çerçeveler’ kitaplarını okumuştum. Tahmin edilebileceği gibi bu kitaplar ve aidiyet, o dönemin deyimiyle bizi Büyük Doğucu yaptı.

2. Lise sonrası okuduğunuz deneme kitabı/kitapları?                                                                                          On dokuz yaşında, üniversite ikinci sınıf öğrencisiydim. Sene 1979. Mühendislik öğrencisiydim ama derslerde arka sıralarda Dostoyevski, Balzac, Shakespeare okuyan biriydim. Arada bir çıkış yaptığım için de adım Filozof Fahri’ye çıkmıştı. Numaramın 46 olması da buna yardım ediyordu. Derken bir gün İktisat dersimizin asistanları Abdullah Gül ile Sami Güçlü, ellerinde kitaplarla derse girdiler. Her öğrenciye birer kitap hediye edip iki hafta sonra on sayfalık bir değerlendirme yazısı yazmamızı istediler. Benim nasibime Cemil Meriç’in, henüz bir iki sene önce Ötüken’den çıkan ‘Bu Ülke’si düşmüştü. Herkes gibi ben de ödevimi yaptım. O ödevden geriye, kırk yıllık Cemil Meriççilik ve Bu Ülkecilik kaldı bana. Her ikisini de öyle severim yani. Benim dünyaya, olaylara, Doğu ve Batıya bakışımı çok değiştirmiş ve etkilemiştir. Hâlâ o okumadan zihnimde en az on beş cümle vardır. Ezbere size söyleyebilirim. Birini hemen söyleyeyim mesela: İntelijansiyamız Avrupa’nın her türlü hastalığını ithale memur anonim şirket. Bu arada, ilk yazdığım / ilk yayımlanan portrem de Ülke dergisinde 1996’da “Cemil Meriç; Türk Düşüncesinin Everest’i”dir. Bir itiraf daha size: Bu Ülke benim on yılda bir dönüp dönüp okuduğum bir başucu kitabımdır. En az beş defa okumuşumdur. Unutmadan; zamanla Cemil Meriç’in kızı Ümit Meriç Abla ile de dost olduk. (Lâf aramızda, Ümit Abla kimseye elini vermez, ama bana ‘bu el benim değil, Cemil Meriç’in eli’ diyerek öptürür, sağ olsun.) Çıkan kitaplarımızı karşılıklı, imzalar göndeririz. ‘Beni dedemin memleketi Dimetoka’ya (Edirne’ye 30 kilometre mesafede, şimdilerde Yunanistan’a bağlı, Osmanlı’nın Bursa’dan sonraki ikinci başkentidir Dimetoka) götür, dünya gözüyle görmek istiyorum’ der bana zaman zaman. Birkaç defa davet ettim ama yoğun veya hasta dönemine denk geldi. Bir gün gideriz inşallah.

3. O yaşlarda beğenerek okuduğunuz/etkilendiğiniz başka kitap ve yazarlar?                                     Adapazarı Havuzlu Çarşı’daki İhvan Kitabevi’ne gidip geliyorduk o yıllarda. Nasıl olduysa elime ‘Dostluk Üzerine’ diye bir kitap geçti. Fethi Gemuhluoğlu merhum yeni vefat etmiş, verdiği - zaten hayatındaki tek - konferansı da bu isimle kitaplaştırılmıştı. Kitabın sonuna da dostlarının, Fethi Bey merhum hakkındaki anı ve değerlendirmeleri eklenmişti. O ilk baskısı hatırladığım on formalık, yani yüz altmış sayfalık bir kitaptı. Şimdi büyüdü büyüdü, yirmi - yirmi beş formaya ulaştı. Dostluk Üzerine kitabı aslında bir deneme kitabıdır. Ve benim dünyaya, hayata, insana, İslâm’a bakışımı çok etkilemiş, daha yumuşak, daha naif, daha insanî hâle getirmiştir. Bu kitap da on yılda bir yeniden okuduğum kitaplardandır. Zamanla Fethi Ağabey’in dostlarından Ahmed Güner Sayar’la dost oldum. Oğlu Selman Gemuhluoğlu’yla da çay kahve içmişliğimiz, sohbetimiz vardır. Selman kardeşimi de çok severim.                                                                                                                                           

4. ‘Batılılaşma İhaneti’ desem?                                                                                                                                                            ‘Batılılaşma İhaneti’ D. Mehmet Doğan Ağabeyimin 1975’te yayımlanan ilk kitabıdır. Benim o kitabı okuyuşum 1980 yılı olmalı. Etkilendiğim, ülkeme ve tarihime bakışımı derinleştiren önemli kitaplardandır. D. Mehmet Doğan’la, 1997’den bu yana ağbi-kardeşlik ilişkimiz vardır. Fikren zihnen ve anı/diyalog olarak hayatımdaki en yakın insanların / yazarların başında gelir Mehmet Ağbi. Yetmiş yaşına girdiği günlerde, 2017 Martında Yozgat’ta Bozok Üniversitesi’nde Necip Fazıl Sempozyumundaydık. Yüz kadar konuşmacı. Açılış oturumu sonrası yemek verdi rektörlük. Masa masa bilim adamları yazarlar. Arkasından sessizce yaklaştım, gözlerini kapattım (meşhur Anadolu şakası), gülüştük. ‘Mehmet Ağbi, yetmiş yaşın hayırlı olsun. İzin verir misin, otuz beş yazara gönüllerindeki D. Mehmet Doğan izdüşümünü yazdırayım, bir D. Mehmet Doğan Kitabı yapayım?’ O her zamanki ağırbaşlılığı ve güven veren sesiyle cevap verdi: “Sadece bu kitap için değil, ömrünce benimle ilgili yapacağın her şeye izin veriyorum.” Ardından otuz beş şair ve yazarı belirledim, D. Mehmet Doğan hakkında yazı yazmalarını istirham ettim, süre verdim. Aynı yılın Ekim ayında ‘28 D. Mehmet Doğan’ adıyla, - aralarında benim ‘Türkiye’nin Kültür’e Bakanı’ başlıklı bir portre denemem ve ‘70 Soruda D. Mehmet Doğan’ söyleşimin de yer aldığı - bu yazıları kitaplaştırdım. Unutmadan; biz, iki bin beş yüz yazarın ve şairin başı, ışığı, öncüsü, şeref başkanı Mehmet Ağabeydir. Dostluğu da ömre bedeldir. Ciddi görünümünün altında muzip şakacı gönül açan bir Mehmet Doğan daha vardır.   

5. Cahit Zarifoğlu, şair olduğu kadar deneme yazarı da. Zarifoğlu ile bir hukukunuz oldu mu?                                                                                                                                      Cahit Zarifoğlu’nun Yaşamak adlı kitabını 1984’de Denizli’de askerken Akabe Kitabevi’nin sahibi Kamil Gökalp’ten almış, okumuştum. Günlük, günce formatındadır ama daha çok bir deneme kitabı sayılmalıdır. Hayatımı ve yazarlığımı en çok etkileyen beş kitaptan biridir Yaşamak. Tıpkı Çile, Bu Ülke, Dostluk Üzerine ve Mithat Cemal Kuntay’ın Mehmet Akif’i gibi. Bu beş kitabı onar yıllık aralarla beşer kez okumuşluğum vardır.

Aynı dönemde Sezai Karakoç’tan İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü, İsmet Özel’den Vakti Kuşanmak, Atasoy Müftüoğlu’ndan Üç Meseleyi okuduğumu da ilâve etmeliyim. Selahaddin Şimşek’in yönlendirmesiyle Peyami Safa’dan başta Sanat Edebiyat Tenkit olmak üzere dört deneme kitabını da.

Cahit Ağbi ile yüz yüze görüşmek konuşmak kısmet olmadı. Genel yayın yönetmeni olduğu Mavera Dergisine, 1979 yılında, henüz on dokuzumdayken, kendimce Türkiye’nin en büyük şairlik yeteneği içindeyken ben, şiirlerimi göndermiştim. Derginin arka sayfalarında okur mektupları bölümünde, özetlersem, ‘Fahri Tuna, senden şair olmaz’ diye yazınca şiiri bıraktım. Denemeye yöneldim. Zaten 1987’de genç yaşta vefat edince, kısmet değilmiş, yüz yüze tanışma imkânı olmadı. Ama Küplüce’deki mezarına en az yedi sekiz defa gitmişliğim, öğrencilerimi götürmüşlüğüm vardır. Eşi Berat Abla ile de zaman zaman telefonlaşırız. Kırk sene sonra dönüp baktığımda kalemimi eğiten, beni geliştiren hocalarımın başında Cahit Zarifoğlu geliyor. Bunu rahatlıkla ve övünerek, ona minnet ve teşekkürle, Fatiha’lar göndererek söylüyorum, inanın.

6. Tanıdığınız ilk deneme yazarı?                                                                                                                                                            Niğdeli Malcolm X diye nitelendirdiğim Mustafa Everdi derim. Mustafa ile 1984’te Denizli’de kısa dönem askerlik yapmıştık. İki yüz kırk kısa dönemdik. Denizli’nin tozu kızı horozu meşhurdur diye bir söz vardır. Dördüncüyü ben ekledim ona: Bir de Mustafa Everdi’si meşhurdur diye. Everdi aslında birinci sınıf cins bir kafa, çok iyi bir romancı ve öykücüdür de. Denemeleri de birinci sınıftır. İlginç bir anı daha size: Terhisimizin ardından sekiz- dokuz yıl geçmişti. Mustafa Everdi, avukattır bu arada. Şimdilerde de noter. O sırada Aydın Menderes,  Büyük Değişim Partisi’ni kurma çalışmaları içerisinde. Bizim Mustafa’mız da yardımcılarından. Adapazarı’na geliyorlarmış, beş yıldızlı bir otelin salonunda beş yüz kişilik yemekli bir konferans varmış. Şehrin ileri gelenleriyle buluşacakmış Menderes. Parti kurma raconu böyleymiş. Ben de siyasetten hazzetmeyen biriyim, malum. Haber verdi bana, geliyoruz diye Mustafa. Otelin pastanesinde sohbet eder, hasret gideririz dedik. Ama beklemediğimiz bir şey oldu, otelin pastanesi akşamdan kapanınca biz de siyasete meze olduk. Ben daha doğrusu. Rahmetli Aydın Bey, iki saat çatal bıçak sesleri arasında konuştu da konuştu, anlattı da anlattı beş yüz kişiye. Ben sıkıntıdan patladım tabii ki. Bir peçete alıp Mustafa Everdi’nin portresini yazdım. Hatta yetmedi ikinci bir peçeteye devam ettim. Şarkıcılardan peçeteye yazarak türkü isterler ya, tam da o hesap, o görüntü. Mustafa da gördü. Hoşuna gitmiş olmalı ki, bana imzalatıp hatıra olarak aldı. Memnuniyetle verdim. Sonra parti kuruldu, bizim Mustafa genel başkan yardımcısı oldu. Derken köprülerin altından hızla sular aktı. Menderes partisini bırakıp Refah’a geçti, falan filan. Derken Mustafa Everdi, peçete vakasından üç-dört sene sonra ‘Sen de mi Sezar’ diye özgün bir deneme kitabı yayımladı. En arka sayfaya da benim peçete üzerine yazdığım ‘Niğdeli Malcolm X; Mustafa Everdi’ portresini koymuş. Sonraki yıllarda takılır oldu Everdi bana: ‘Benim kitabı millet en arka sayfasından okumaya başladı’ diye. Hâlâ görüşür konuşuruz Mustafacığımla. Dünya tatlısı adamdır. Türkiye’mizin zenginliklerindendir.

7. Yüz yüze tanıdığınız, sizi etkileyen başka deneme yazarları oldu mu?                                                    Tabii ki oldu. Ş. İmzalı özdeyişleriyle tanıdığımız, Mehmed Salâh imzalı denemelerini zevkle okuduğumuz Selahaddin Şimşek oldu mesela. Ki özdeyişleri birer ikişer cümlelik deneme kitaplarıdır bana sorarsanız. Yirmi yaşımdaydım onu tanıdığımda. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasındaydı. İhvan Kitabevi işletmecisi Numan Yazıcı Hocama, o günlerde okuduğum Herman Hesse’nin Siddhartha adlı romanını anlatıyordum ki, kitabevinin raflarına gömülmüş güzel giyimli bir ağabey döndü, ‘hayır öyle değil, o kitapta anlatılan şudur’ diye beş cümleyle nefis özetledi kitabı. Numan Hoca tanıştırdı o gün bizi. Doğuyu da Batıyı da çok iyi tanıyan, neredeyse her gün bir kitap okuyan, bir kitabı bir veya iki cümle ile özetleyebilen eski bir tiyatro oyuncusu/yönetmeniydi Selahaddin Şimşek. O günden vefat ettiği 1994 Nisan ayına kadar yakınlığımız hep sürdü. Beni deneme ve mizahtan Biyografi ve Portreye yönlendiren de kendisidir. Bu dünyada üzerimde ve kalemimde en çok hakkı olan yazar Selahaddin Şimşek’tir. Adını koymadığı bir yazarlık mektebiydi aynı zamanda Selahaddin Ağbi. Cihat Zafer’in tabiriyle Asmaaltı Akademi’sinin başmüderrisiydi adeta. Benim ve birçok gencin kalemini zihnini ve kalbini eğitmiştir. On üç senedir bazı şehirlerde yaptığım ve ısrarla devam ettirdiğim yazarlık okulu çabalarım, deneme/özdeyiş yazarı merhum Selahaddin Şimşek Hocama, vefa ve borç ödeme kabilinden sayılmalıdır. İnşallah bir sene içerisinde, üzerinde çalıştığım Selahaddin Ağbinin ‘Göğe Yağan Yağmurlar’ adlı özdeyiş kitabını ve ‘Selahaddin Şimşekli Anılar’ kitaplarını yayınlarız da, asıl vefa borcumuzu o zaman ödemiş oluruz.                                                                         

8. Aynı şehirde yaşadığınız Adapazarlı deneme yazarı Selim Gündüzalp ile bir yakınlığınız oldu mu acaba?                                                                                                                                                            Elbette tanışıklığımız, merhabamız oldu Hüseyin Adnan Şengörür Ağabeyle. Selim Gündüzalp’in resmi adı buydu çünkü. Ama dostluk düzeyinde değildi. Dostumdu diyemem onun için ben. Benim düzenlediğim bir Yunanistan-Makedonya-Bulgaristan gezisine katılmıştı. Dört günlük. Mardin, Edirne ve Çankırı’da düzenlediğim akademilere davet etmiştim, deneme atölyelerinde konuşmacı olarak. Kırmamış gelmişti. Zarif renkli bilgili şakacı güzel konuşan bir ağabeyimizdi. Selahaddin Şimşek Ağabeyle de ilkokuldan sınıf arkadaşıydı. İyi görüşürlerdi. Ama Selim Ağabeyin edebiyat / deneme alanında hiçbir yazısını veya kitabını okumadım. Üzerimde edebî veya fikrî katkısı olmamıştır. Rabbim rahmet eylesin.  

9. Günümüz deneme yazarlarından kimlerle dostsunuz? Kimleri okuyorsunuz?                               Günümüz deneme yazarlarından birçok arkadaşım var. Beğenerek okuyorum. Yaşayan Yunus Emre veya Kalp denizlerine yelken açan şair Mustafa Özçelik Ağabeyim var en başta. Eskişehirlidir. Kalabalıkların yapayalnız şairi Şakir Kurtulmuş dostum var. O da Eskişehirlidir. Gerçek bir nükte virtüözü Mehmet Şeker kardeşim var. Ki en az elli kez yol arkadaşlığımız vardır. Öz ağbi-kardeş gibiyizdir. Öyle severiz birbirimizi. Bursalıdır. Şiirlerini beste beste uçuran adam Selçuk Küpçük ile yakınızdır. Ödüllü deneme yazarlarındandır Selçuk. Özgün bir karakterdir. Çok severim. Orduludur. Selçuk gibi bir başka ödüllü deneme yazarımız, Irmaklarca çağıldayan şairimiz Mustafa Uçurum var. Saygımız sevgimiz ölçüye gelmez Mustafa’yla. Yüzde altmış Tokatlı, yüzde kırk Adapazarlıdır Uçurum. Gül endamlı hikâyecimiz ressamımız Selvigül Şahin kardeşim aynı zamanda iyi bir deneme yazarıdır. Ailece görüşürüz. Tokatlıdır. Başka da iyi deneme yazarları var elbette hayatımda. Ama ilk aklıma gelenler bu isimler.      

10. Yakın arkadaş olduğunuzu bildiğimiz deneme yazarı Cihat Zafer için neler söylemek istersiniz? Cihat benim kardeşimdir. Haza kardeşim. Asmaaltı Selahaddin Şimşek Akademisinin en yetenekli ve renkli mezunudur o. Çok zeki, çok okuyan, hafızası çok güçlü, çok bilgili, çok sivri dilli, çok güzel konuşan, çok güzel yazan bir yıldız, bir stardır Cihat kardeşim. Aynı oranda da mütevazı ve vefalıdır. Dost canlısıdır. Paraya pula tenezzülü yoktur. Güzel giyinir güzel yaşar güzel denemeler yazar. Benden on yaş küçük olmasına karşın, yazılarından beslendiğim de bir yazardır. Akademilerimin yazarlık okullarımın en vefalı ve en katkılı yazarlarındandır. Çok anımız var, yüzlerce binlerce. İki çocuğumuzun da düğünlerini o şahane birikimiyle o sundu diyeyim anlayın siz yakınlığımızı. Hayatımın zenginliğidir Cihat. İyi ki de kardeşimdir.

11. Çok yaşanmışlığınız, birçok yazarla ilgili renkli anı ve anekdotlarınızın olduğunu biliyoruz. Söyleşimizin sonunda, günümüz deneme yazarlarından hiç olmazsa biriyle birlikte yaşadığınız ilginç ve renkli bir anınızı anlatmanızı istirham etsem?                                                                                           Memnuniyetle. Ama onlarca yazardan yüzlerce, belki bini aşan anı anekdot. Hangisini anlatsam ki. Mizahi olsun demiştiniz değil mi? Anlatayım:

2017 Şubatı. Aksaray Belediyesi, elli kadar zeki ve yetenekli, iyi kitap okuyan lise öğrencilerine,  karne ödülü olarak iki atölyeli bir yazarlık okulu düzenlemiş. Yeni Şafak Gazetesi köşe yazarı / deneme yazarı Mehmet Şeker ile ikimizi, üç gün süreyle yazarlık dersi vermek için davet ettiler. Mehmet ve ben, karayoluyla güle oynaya neşeli bir yolculukla gittik. Yirmi beşerli sınıflarda iki gün boyunca derslerimizi verdik. Üçüncü ve son gündeyiz. Günlerden Pazar. Zinciriye Medresesi’ne doğru yürüyoruz Mehmet’le. Üç saat daha ders verip İstanbul’a doğru yola çıkacağız.

Tam Zinciriye Medresesi’ne otuz metre kala, yolun kıyısına park edilmiş taksilerden birinin arka camındaki 15 Temmuz Şehidimiz Ömer Halisdemir ile ilgili bir poster dikkatimizi çekti. Ben söze girdim: ‘Mehmet, bizim ailece bir sorunumuz var!’, ‘Hayrola Farabi?’ (O hep böyle hitap eder bana senelerdir), ‘Biliyorsun geçen sene oğlum Ahmet Arif, bu sene de kızım Ayşenur evlendi. Eşin Ülkü ile sen de gelmiştin zaten.’ ‘Biliyorum ağbi.’ ‘Allah bize bir erkek torun nasip ederse, oğlum Ebubekir koymak istiyor, gelinim Dilek Ömer olsun diyor, Gülseren Yengen ile de biz ön adı Ali olsun istiyoruz. Ali Kerem gibi. Üç ayrı görüş var evde. Ne yapacağım, bu ailevi sorunu nasıl çözeceğim bir türlü bilemiyorum.’ ‘Kolayı var ağbi!’, ‘Nasıl yani?’ ‘Dört Halife koyun çocuğun adını. Böylece herkesin isteği de yerine gelmiş olur.” Ben kahkahayı patlattım tabii ki. O her zamanki gibi ciddi. (Dışından renk vermese de, içinden kahkaha atar köftehor, iyi bilirim adamımı.) Devam etti: ‘Hatta kısaca 4H de diyebilirsiniz.’

Bunun gibi onlarca yüzlerce güzel anımız var Mehmet kardeşimle. Bir gün romancı Umut Sezer’le Silivri’den Adapazarı’na programa geliyorlar. Arabayı Umut kullanıyor. Türküler çalıyor radyoda. Bir Afyon Türküsü: Al Fadime’m bal Fadime’m / Yanakları gül Fadime’me / Uyan uyan sabah oldu / Namazını kıl Fadime’m. Mehmet diyor ki Umut’a; 28 Şubatta bu türküden çok rahatsız oldu askerler. İçinde namaz geçiyor diye. Halbuki türkülerde Budizm propagandası da yapılıyor. Biz ona bir şey diyor muyuz? Umut şaşkın şaşkın soruyor: Nasıl yani Mehmet Abi? Mehmet, Türküsü var ya Budistlerin. Radyolarımızda sık sık çalınıyor ya! Cevap veriyor. Umut daha bir şaşkın ve meraklı: Hangi türkü abi? Mehmet o her zamanki soğukkanlılığıyla cevaplıyor: Buda gelir, Buda geçer… Umut o anı bize şöyle anlatıyor: Sağa sinyal verdim, otobanda kaza yapmamak sağa çektim, durdum. Kahkahalarla güldüm.     

Mehmet Şeker işte budur. Tam da budur işte. Nükte virtüözüdür. Kahkaha makinasıdır. Ama atmaz, attırır. Canımdır o benim. Bunun gibi en az yirmi beş anımız vardır onunla, renkli. Mizahi. İroni fabrikatörümüzdür Mehmet Şeker. Bir de şeker fabrikatörü. Yazıları da bol şekerli ve lezzetlidir zaten. Türkçesi de. 

img-20210512-wa0014-001.jpgimg-20210512-wa0017-001.jpgimg-20210512-wa0018-001.jpgimg-20210512-wa0020-001.jpgimg-20210512-wa0022-001.jpgimg-20210512-wa0021-001.jpgimg-20210512-wa0023-001.jpg

Bu haber toplam 285 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim