Buse Şanlı: Özcan Ünlü ’nün Ahiret Kumbarası

Buse Şanlı: Özcan Ünlü ’nün Ahiret Kumbarası
1968 Ordu doğumlu Özcan Ünlü, şiir ve denemeleri Mavera, Kardelen, Türk Edebiyatı, Kum Yazıları, Ay Vakti, Hece, İzdiham, Yedi İklim, Edeb, Dil ve Edebiyat gibi dergilerde yayımladı.

Ünlü ’nün son denemesi  ‘‘ Ahiret Kumbarası’’ yirmi iki başlıktan oluşmaktadır. On üç tanesi İstanbul’un tarihi yer ve kişilerinden, sekiz tanesi farklı konulardan bahseder.

 

                  Su gibi aziz olalım, azizim…

 

Su, şırıltısıyla bir şiir; bir iç ahenk; bir musiki…

Su, varlığıyla bir rahmet, bir ihtiyaç, bir keramet…

Susuz bir hayatı düşünmek ne mümkün?

 

Su için kasideler yazılmış, denizler, ressamların tablolarından taşmış, tabiat resimlerinin en önemli fonu dere kenarları olmuş veya çağdaş resimde su, bir ömür olarak tanımlanmış.

Su deyince aklımıza, Osmanlı’da bir sektör meydana getiren‘‘ sakalar’’ ve ‘‘ sebilciler’’ geliyor. Çoğu bu işi Allah rızası için yapar, bazıları da maaşlı işçilerdir. İstanbul için gerekli meslek dalı olan suculuk, semtlerin belli noktalarında çeşmelere ulaşamayan kadınların işlerini kolaylaştırmak için geliştirilmişti.

Her mahallenin loncaya ait sakası mutlaka bulunurdu ve bu sakalar kırbalarını ancak tespit edilen sebillerden doldururdu.

Sakaların kıyafetlerine bakıldığında, yüzyıllar boyunca geçirilen toplumsal değişme paralel olarak değiştikleri görülür. Fakat bütün dönemlerde yazma bağlı fes ile kolsuz uzun yelekten vazgeçilmemiştir.

Şimdi, geriye dönüp baktığımızda su ’yun bile muhteşem bir gelenek halinde yaşadığını, yaşatıldığını görüyoruz. Günümüze baktığımızda, her semtte litre hesabıyla su satmak için kurulan istasyonlar, saka ve sebillerin bugünkü yansıması olarak düşünülebilir mi?  Bin defa hayır!..

      Ahiret kumbaramızda ne kaldı?

Bütün her şey, yeni bir ‘ olmanın’ eşiğinde…

Kapı, kapalı.

Yönümüzü döndüğümüz her şey bize yabancılaşıyor durmadan.

Tuttuğumuz eşya, yaşadığımız ev, hissettiğimiz beden.

Çocuklarımız.

Aşklarımız.

Anlar.

Bize özgü figürler.

Telaşlarımız bile…

İşte geldik büyük kapının önüne.

Ağır bir komadayız.

   Kalbimizi düşüncelerimizin merkezinden çıkardığımızdan beri bu şaşkınlığı yaşıyoruz.  ‘‘  Bizde gizlenmiş bir Allah sesi var; ona kalp diyoruz’’ diyen Nurettin Topçu’dan yüzümüzü çevirmişiz.

   Kalbimizi kullanmayı ve onun hünerlerini kullanmayı unuttuk.

   Öfkelerimizi ve sevinçleri neye göre ayarladığımızı hatırlamıyoruz artık.

   Sadece durduğumuz kapının önünde, o kapının ardında neler var onu merak ediyoruz.

   Ahiret kumbaramıza her gün neler attığımızı değil….

 

Baskı Yılı: Nisan-2017

Yayınevi: Çıra Basın Yayın Ltd. Şti.

Bu haber toplam 4249 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Behçet Bey Neden Gülümsedi11 Şubat 2019 Pazartesi 13:40
  • Mehmed Âkif ve Tasavvuf08 Şubat 2019 Cuma 15:38
  • Ahmet Mithat Efendi'nin Kütüphanesi06 Şubat 2019 Çarşamba 10:00
  • Mobbingin Cazibeleri30 Ocak 2019 Çarşamba 17:19
  • İnsandan Değere Değerden İnsana24 Ocak 2019 Perşembe 10:50
  • Erdem ve Ödev -Batı Ahlak Tarihinin Serencamı23 Ocak 2019 Çarşamba 10:59
  • Hey Mey Moro21 Ocak 2019 Pazartesi 12:55
  • Şehirler Sesler Anlar05 Ocak 2019 Cumartesi 15:23
  • Ötekiler Günü05 Ocak 2019 Cumartesi 15:13
  • Gönlüme Cemre Düştü17 Aralık 2018 Pazartesi 15:46
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim