• İstanbul 23 °C
  • Ankara 20 °C

TYB’den Videolu Kitap Tanıtımları başladı

TYB’den Videolu Kitap Tanıtımları başladı
Türkiye Yazarlar Birliği, “Haftanın Kitabı” başlığı ile edebiyatın farklı dallarında eserler veren yerli ve yabancı yazarların kitaplarını “Kitap Tanıtım Videosu” hazırlayarak tanıtmaya başladı.

Her hafta düzenli olarak gerçekleştirilecek tanıtımların ilkini yazar, şair ve Türkiye Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Kurtoğlu yaptı.

Kitapseverler, Charles King'in yazdığı ve Ayşen Anadol'un Türkçeleştirdiği Pera Palas'ta Gece Yarısı romanını Kurtoğlu’nun yorumuyla dinleyecekler.

Haftanın Kitabı: Pera Palas'ta Gece Yarısı

Caharles King,  bir sahaftan aldığı Osmanlıca İstanbul gezi rehberinden hareketle gezerken, rehberin üzerinde sokak, semt, mahallelerin yanında bir de yeni harfle düşülmüş notları, haremağalarının, dansçı Rus kızlarının, Yahudi mültecilerin resimlerini fark eder.  Yazarın elindeki gezi rehberi ona bir şehrin, yani İstanbul’un belli bir dönem içindeki değişim ve dönüşümünü hatırlatır. “Modern İstanbul’un Doğuşu” altı başlığıyla ve “Pera Palas’ta Gece Yarısı” işte bu duygularla ortaya çıkar.

“Pera Palas’ta Gece Yarısı” 1920-30’lı yılların işgal altındaki sancılı İstanbul’un doğuşunu anlatmaz, aynı zamanda Osmanlının çöküşü, başkentliğin İstanbul’un elinden alınıp Ankara’ya verilişi, daha doğrusu Modern Türkiye Cumhuriyetini kuruluşunu anlatır. Yazar eseri öylesine güzel bir kurguyla kaleme almıştır ki, bir otel (Pera Palas) etrafından bir semtin (Beyoğlu) ve bir şehrin (İstanbul) etrafında bir ülkenin (Türkiye) yıkılış ve yeniden doğuş hikâyesini anlatır. Özellikle 1920’li yılların başında, bir yandan yedi cephelerde savaşan, diğer yandan toprakları işgal edilen,  Balkan ve Rus mültecilerin akın ettiği, ajanların cirit attığı kaotik bir dönem tasvir edilirken, dönemin aktörlerinin yolunun Pera Palas’tan geçtiğini görüyorsunuz. “Benim için tarih, ahlaki hayal gücümüzü çalıştırmanın bir yoludur” diyen King,  aynı zamanda bu eseriyle bize ‘mikro tarih’ten  ‘makro tarih’e nasıl ulaşılır yahut nasıl yazılır göstermiştir.

Yazarın Pera Palas/Beyoğlu’nu seçmesi oldukça anlamlıdır. Çünkü Beyoğlu İstanbul’un dünyaya açılan kapısıdır. İmparatorluk döneminde de böyle olmuştur, Cumhuriyet döneminde de… Yazar Pera Palas’ın yapılış amacını ; “Şarka giden yolda Garbın son fısıltısı olması istenmişti; dünyanın en büyük İslam imparatorluğunun payitahtında yapılmış en görkemli batı tarzı otel olacaktı” diye belirtir. Örneğin Eyfel Kulesi’nden sonra ikinci sırada Pera Palas’a asansör yapılmıştır.

Yazar bir otelden bir semti, bir semtten bir şehri, bir şehirden bir ülkeyi anlatırken, aynı zamanda bir şehir tarihi ortaya koyar. Önce Pera’nın yapılış öyküsüyle başlar, daha sonra bu otele yolu düşenleri anlatır. Özellikle yeni cumhuriyetin kuruluşunda başaktörlerin yolu da buradan geçmiştir, aydın ve entelektüellerin de… Sürgünlerin de yolu buradan geçmiştir, ajanların da…  Örneğin müttefiklerin şehri işgale başladığı gün, Mustafa Kemal Pera Palas’ta bir odaya yerleşmiştir. Yazarın deyişiyle  “Mustafa Kemal’in reform taraftarı bir vatansever olduğu açıktı, ama bu zihniyette olan tek kişi o değildi. Mustafa Kemal’in otelde içki içen Britanyalı subaylarla karşılaşmasına dair bir hikâye anlatılır. Subaylar Mustafa Kemal’i masalarına davet ederler, ancak o reddeder. Ev sahibi misafirinin yanına gitmez, dolayısıyla eğer subaylar onunla birlikte içki içmek istiyorlarsa, masama buyursunlar, der. Hikâye, genç subayın Britanya yönetimine direnişini göstermek üzere muhtemelen sonradan uydurulmuştur. Ama Mustafa Kemal temelde bir pragmatistti; elimizdeki bilgilere göre; Pera Palas’a tam da Müttefiklerin merkez üssü olduğu için gitmişti.” Yazar Mustafa Kemal’in Pera Palas’taki günlerini uzun uzadıya anlatıyor.  İstanbul’un işgali sırasında eli kolu bağlı İstanbul’un rakibi olarak Ankara ortaya çıkmıştır. İlginçtir daha 1912’ler de başkentin başka bir şehre taşınması konusu gündeme gelmiş,  o yıllarda İstanbul’da gazeteci olarak bulunan Maurice Baring Bursa’yı işaret etmiştir. İşgal sırasında ise Ankara gündeme gelmiş ve Milli mücadelenin merkezi olarak seçilmiştir. King’in bu eserini Maurice Baring’in Türkiye Mektupları kitabıyla birlikte okumak gerekir. Böylece geçen yüzyılın ilk çeyreğini daha iyi anlamış, yakın tarih hakkında bilgilerimizi pekiştirmiş oluruz.

King, bu kitabı yazarlar yalnızca tarihi olaylara yer vermiyor, aynı zamanda devrin o dönemi anlatan edebiyat eserlerine de yer veriyor. Tarihi, şehri yalnızca kuru bilgilerden değil, hatıra ve romanlar üzerinden de anlatıyor. Çok yönlü okumalardan sonra kaleme alınmış bir eser. Türkiye tarihi olarak birçok göçlerle, mülteci akınlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Nasıl ki, bugün Suriye mültecileri şehirlerimizin demografik yapısını değiştiriyor, kültürel hayatında değişim getiriyorsa,  1917 Bolşevik Devrimi dolayısıyla İstanbul’a göç eden Ruslar, yazarın deyişiyle “Boğaziçi’nde Moskova” yaratmışlardır.  1920’lerin başında İstanbul’da mülteci denince akla Ruslar gelirdi. Çevrelerindeki Türkler gibi onlar da bir imparatorluk yitirmişlerdi. Üstelik o imparatorluğun çöküşüne kendileri sebep olmamıştı.  Ne var ki yeni bir ülkenin hayalini kurmak onlar için çok zordu” diyen yazar ardından “Rus mültecilerin akını, sığındıkları şehrin kültürünü de derinden etkileyecekti”  diye belirtir.  Rus’ya iç savaşından dolayı 185 000 Rus İstanbul’a gelmiş,  İstanbul’un nüfusunu neredeyse yüzde yirmi şişirmiştir.  Denizcilerin, askerlerin, ajanların cirit attığı İstanbul’da işleri yolunda olan yalnızca bir sürü fahişedir. Her gelip geçen bir şey bırakmış bir şeyler almıştır. Beyaz Rus kızları dansı, zenciler cazı getirmiştir. Maksim gazinosunu bir Amerikalı kurmuştur… Örneğin Türk kadınlarına dansı Rus kadınları öğretmiştir. Agâhta Christie 1920’lerde Orient Express ile İstanbul’a gelmiş, Tokatlıyan otelinde kalmış,  Şark Experesi’nde Cinayet romanında mekân olarak anlatmıştır.

Saatini, takvimini belirleyen irade aynı zamanda zihniyetini de belirler. Hâkim olan Avrupa takvim ve saatini dayatarak kendi kültür ve inancını İslam toplumuna yerleşmesini sağlamıştır. Yılbaşı kutlamaları, sevgililer günü vs Avrupalılar için önemli günler artık Müslümanlar için de önemli olmuş Hıristiyanlığa inanmasalar da onların anlayışlarının bir parçası olmuşlardır. Pera Palas’ta 31 Aralık 1925 akşamı toplananlar yılbaşını kutluyorlardı. İstanbullular daha önce hiçbir zaman aynı saati, aynı ayı ve yılı kullanmamışlardı” diye yazar King.  Kurulan Cumhuriyetin Pera Palas’taki yansımasını anlatır.

,İstanbul’un yaşadığı değişimi şahıslar ve olaylar üzerinden giderek anlatmayı tercih eden yazar, aslında her bölümde ayrı bir hikâye anlatır. Örneğin Türkiye’nin Kâinat Güzeli Keriman Halis’e de yer verir Nazım Hikmet’e de… Pera Palas’ta kalan Yahya Kemal’e de yer verir, İstanbul’da sürgün bulunan Lev Troçki’yi de… Maksim gazinosunun nasıl kurulduğunu da anlatır sinemanın İstanbul’a girişini de… Beyoğlu, Pera Palas etrafında değişen, modernleşen İstanbul’un geçen yüzyıldaki anlatısıdır Pera Palas’ta Geceyarısı…

Hem ilmi hem de edebi yönü ağır basan,  araştırma ve yorumlara dayalı anlatımı ile “Pera Palas’ta Geceyarısı” farklı bir şehir kitabı olduğu kadar, yakın tarihi anlatan fikri bir kitap olarak da okunabilir.  Özellikle mikro tarihten makro tarihe uzanan kitap şehir tarihi yazarları için de aydınlatıcı ve ufuk açıcı bir kitaptır.

Mehmet Kurtoğlu

Bu haber toplam 856 defa okunmuştur
Etiketler:
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim