Dilâra Coşkun: Mustafa Kutlu’da iyiler ölmez

Dilâra Coşkun: Mustafa Kutlu’da iyiler ölmez
Mustafa Kutlu'da İyi’ler hiç ölmüyor.

Mustafa Kutlu’nun son hikâye kitabı “İyiler Ölmez”i okurken, aslında onun hikâyelerinde iyilerin hiç ölmediğini düşündüm, her kitabı öyle ya da böyle iyilerin kitabı. Bunu delillendirmek için kitaplarına dönüp bir inceleme yapmak gerekli ama onu okuyanlar için delile ihtiyaç gerektirmeyen bir tespit bu.

Onun insanları, hatalarıyla sevaplarıyla insandırlar ve kendilerinden uzak değildirler. İyilikleri de kötülükleri de insana en doğal en fıtri yerinden sahiptir.

Onda iyiler iyi olduğunun bile farkında değildirler; iyiliğin gerçek manasıyla… İyiler her insan gibi zaaflarıyla vardırlar. Hesapsız, riyasız, sahici…

Biz ise birinden bir iyilik görsek, ‘acaba ne gibi bir çıkarı için iyi davranıyor’ diye düşünecek kadar iyiliğe, iyiye uzak yerdeyiz sanki. Bu bizde de karşıda da bir bozulmuşluk olduğunu bas bas bağırıyor maalesef.

Biraz da bu nedenle ‘iyiler ölmez’ deyişine kulak kesilmeliyiz.

Hikâyede "taşra kenti" yeni ve eski şehir olarak ikiye ayrılmış. Eski şehir belki bitap ama insancıl. Yeni şehri pek anlatmıyor Kutlu ama zaten hepimiz biliyoruz.

Bir de Kutlu’nun hikâyeyi keserek okuyucuya seslenişleri var. ‘Hikâye içinde hikâye için ahkâm kesmeyelim’ diye hikâyeye devam edişleri…

Esas bir de iyi’leri var…

Hikâyesindeki Sıtkı, Caney, Fotoğrafçı sarhoş Mustafa ve Doktor Atalay iyilerden… saf ve temizliklerinden dolayı kanmış, kandırılmış, hayatın tokadını yemiş bu dört ismi bir araya getiren mekan bir “taşra kenti”ndeki Hacı Kadir’in kahvesi.

Sıtkı İstanbul’a kapıcılık yapmak için göçmüş bir ailenin evladı ve resme istidatlı. Uyuşturucu baronu olduğunu sonradan öğreneceği bir zengin adama resimler yaparken kızı Sevda ile tanışır. Sevda’dan gördüğü vefasızlıktan sonra kendisini bu kahvede bulur. Caney, anne ile babasının birbirlerinden gördükleri zulümden ötürü unutulmuş, terkedilmiş ve başkasının yanında büyümüş sonradan marangoz olacak kahvecinin çırağı. Sarhoş Mustafa, babasının işlediği cinayetten sonra hapse girişi ve ardından vefat edişi sonrasında yolunu şaşırmış bir meczup. Doktor Atalay ise, zengin bir “çikolata çocuğu” olarak büyüyen, hayatla tanışmamış ve en olmadık yerde dünyası başına yıkılmış bir yardımsever. Atamasını istediği bu taşra kentinde Cuma günleri ücretsiz hizmet veren “Cuma doktoru”

Bu dört kahraman, hem birbirlerine hem de başkalarına iyilikler yapan iyi’lerden. Onlarla beraber hikâyede pek çok “iyi” var. Yoksula, işsize, yetime, yurtsuza yardım hepsinde kendiliğinden ve gösterişsiz şekilde…

Hikâye, Dörtler Makamı bölümü ile bitiyor. Dört kahramanın yine bir iyilik yolundayken vefatları ardından, yol üzerine yapılan mezarları, bu mezarlığın yıllar sonra kayboluşu ama halk arasında söylene gelen hikâyeleri, yine bir iyi’nin türbe yaptırmasına sebep oluyor.

İyi’ler hiç ölmüyor. 

Bu haber toplam 1365 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim