• İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C

Diplomalı müslümanlık!

D. Mehmet DOĞAN

İslâm asırlardır bu toprakların tabiatına, bu milletin dokularına nüfuz etmiştir. Müslüman görünümlü olmak önemli değildir, müslümanca yaşamak önemlidir. Bu da göstere göstere olmaz. Hayatınız eğer kendiliğinden dinî değilse, zorla dindarlık olmaz.

Türkiye’de müslüman olmak, tabiîdir, fıtrîdir, olağandır; eğer bu zemini kaybedersek sun’i, sentetik müslümanlık sözkonusu olur ki, o iddiadır. Din iddiayı kaldırmaz!

Müslümanlık/müslümancılık iddiası politik bir tavırdır, 1960’lardan sonra yükselmiş, yüzlerce yıllık tabiî müslümanlığı küçümseyerek kendini göstermiş ve nihayet bu “müslümancılar” iktidara ulaşmış, servete boğulmuş, gayri tabiî müslümanlıkları da sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır.

Tabiî müslümanlığı aramalıyız, yaşayarak, ama müslümancılar gibi hayata uymayı reddederek müslüman olmalıyız; teori ile doktrinle, ideoloji ile gerçek müslümanlığa ulaşamayız.

Geçmiş yüzyıllarda dinî bilgilenme bütün öğretimin bir parçası idi. Ayrıca dinî öğretim, ancak ileri yaşlarda ve ihtisas olarak yapılırdı. Âlim olunur, kadı olunur, müftü olunurdu. Hocalık, imamlık öğretim konusu değildi. Her müslüman imamlık yapabilirdi ve ekseriya imamlar başka işlerden geçimini temin eder, gerektiğinde de camide, mescidde mihraba geçerdi.

Şimdi sırf imam olmak için okuyanlar var!

Bunlar profesyonel imam! Geçimlerini mihrabda namaz kıldırarak sağlıyorlar. Bu onlar için bir “mesai” meselesi. Nicesinden dinledim: “Biz de memuruz! Neden 9-17.30 mesaisi yapmıyoruz?”

Sabah namazı kesinlikle, yatsı namazı ekseriya mesai harici. Gel de çık işin içinden!

Beş vakti mesaiye sığdırsanız, memnuniyetlerine payan olmayacak!

Komşu mahalleye yeni imam tayin edilmiş. Adam lojmana yerleşmiş, ama ramazan boyunca camiye yol uğratmamış. Hatta bayram namazını müezzin kıldırmak zorunda kalmış...

Bu dinî profesyonellik size ürkütücü gelmiyor mu? Bu profesyonelliği rahiplikle karıştırmamak lâzım. Rahipler ki onlara “ruhanî” de denir, dünyadan el etek çekerler. Bizim profesyoneller, aksine dinden el etek çekiyorlar; dünyaya teveccüh ediyorlar ve kadro icabı, yani 657’ye göre “dindar” oluyorlar.

Bununla geniş bir kitleyi ilzam etmek istemiyorum. Fakat 50-60 yıllık imam-hoca profilinin nasıl bir dönüşüm geçirdiğini de görebiliyorum. Bizim profesyonelliği sindirememiş hocalarımız, vaızlarımız olurdu. Doğru bildiklerini her vasatta dile getirirlerdi. Kürsüde konuşurken sözlerini esirgemezlerdi.

Şimdi var mı böyle imamlar, vaızlar, hatibler?

Devir diplomalı müslümanlık devri.

Binlerce Kur’an kursu açılıyor...

Keza binlerce İmam hatip.

İlahiyat veya İslamî ilimler...

Her yıl on binlerce, yüzbinlerce diploma veya sertifika...

Buna sevinmeli miyiz?

Bizim şiarımız “elhamdülillah müslümanım”dır.

Önümüzdeki yıllarda “Kur’an kursu mezunuyum, imam hatipliyim, ilahiyatçıyım...” beyanları bu şiarı geride bırakacağa benziyor.

Dinin tören tarafı siyasete parelel güçleniyor, dinin esasından ise uzaklaşılıyor.

Yani namaz kılanlar, oruç tutanlar, hacca gidenler...her yerde kendini gösteriyor. Fakat dinin emrettiği ahlâk, adalet, hakkaniyet, nısfet, rahmetle muamele... lâfzen dahi hayatımızda yerini koruyamıyor.

Bir kez gönül yıktın ise...Bir kez adaletten saptın ise...Bir kez hak ketmettin ise...

Namaz ne ki, oruç ne ki, hacc ne ki!

 
Bu yazı toplam 172 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim