Gazilik meselesi…

D. Mehmet DOĞAN

Bazen parlak görülen fikirler sanıldığı kadar parlak olmayabilir…

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan gazilik unvanını hak etmiş midir?

Osmanlı padişahlarının birçoğu, savaşa katılmasa da gaza için askerleri donattığı ve manevî olarak ordunun başında sayıldığı için “gazi” olarak anılmıştır. Sultan Abdülhamid de bunlardan biridir. Tarihimizde son gazilik unvanı Mustafa Kemal Paşa’ya verilmiştir. Paşa, o sırada hem Meclis’in başkanı hem de ordunun başkumandanı idi; fiilen savaşın içinde idi. Bu yüzden müşir (mareşal) rütbesi ve gazilik unvanı tevcih edilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, bu unvanı aldıktan sonra kısaca “Gazi” olarak anılmıştır. Gazi unvanının sadece Türkiye’de değil, bütün İslâm dünyasında kabul gören şerefli bir unvan olduğundan şüphe yoktur. Bütün İslâm dünyası da Mustafa Kemal Paşa’ya “Gazi” demiştir, zaferden sonra bu unvanı ile onu anmıştır.

Gazi, bir Müslüman yöneticinin alabileceği en büyük unvandır. Mustafa Kemal Paşa bu unvanı almış, benimsemiş, fakat sonra kullanmaktan vazgeçmiştir. Bu dinî kavram bir noktadan sonra ona ağır gelmeye başlamıştır. Din sahasında reform yapma iddiasında olan, ezanı türkçeleştiren, türkçe ibadetin yolunu açmak isteyen bir önder olması yanında, 1930’larda dinî hissiyatı rencide edecek beyanlarda bulunmuştur. İşte bu dönemde gazilik unvanı terk edilerek “Atatürk” soyadında karar kılınmıştır. “Atatürk” soyadı kabul edildikten sonra, “Gazi” kullanımdan düşürülmüştür.

Mustafa Kemal Paşa, bir zaman gelecek de bu unvandan vazgeçmek zorunda kalacağını tahmin edebilseydi, hiç şüphe yok ki böyle bir unvan almayı istemezdi. Bir zamanlar parlak görünen unvanlar, dünya siyasetinin zorlamasıyla Türkiye’nin içine sokulduğu durumdan ötürü önemsizleşmiştir.

Cumhurbaşkanımızın bu unvanı hak ettiğinden şüphe yoktur. Fakat bu başkadır, böyle bir unvanı alay-ı vâlâ ile almak başkadır. Hıristiyan Avrupa, neredeyse iki asırdır dini mevzubahis etmeden bir din mücadelesi yürütmektedir. Avrupa’nın, Amerika’nın din adına savaşa girmesi, o meş’um haçlı seferlerini hatıra getirir. Onlar başka gerekçeler uydurarak (demokrasi, insaniyet vb.) savaşmaktadır. Sözün doğrusu bazan ağızdan kaçmakta/kaçırılmakta, İslâm dünyasının tepkisi sonucu, yanlışlık olduğu beyan edilerek savuşturulmaya çalışılmaktadır. Sonuç değişmemekle beraber yapılan budur.

Türkiye doğrudan bir dinî mücadele yürüttüğünü söyleyerek hareket ederse, bunun güçlü bir psikolojik düşmanlık duvarına çarpacağından şüphe etmemelidir. İşin psikolojik yönü ihmal edilmemelidir. Cumhurbaşkanımız bu unvanı resmen alsa da almasa da onun mevkii belirlidir. Bu yüzden durup dururken düşman üretmemekte fayda vardır.

Osmanlı tarihinde “gazi” olarak andığımız isimler, Ertuğrul Gazi, Osman Gazi ve Orhan Gazi’dir. Bunlar devletin kuruluş dönemi “bey”leridir. Sonraki asırlarda sefere katılmayan padişahlar için gazilik unvanı önemsenirken, Fatih Sultan Mehmed gibi, Yavuz Sultan Selim gibi, Kanun’i gibi hayatı seferlerde geçmiş büyük padişahların bu unvanlarının hiçbir zaman ön plana çıkarılmadığını da hatırlamak gerekir.  

Bu yazı toplam 66 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim