• İstanbul 24 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 27 °C
  • Konya 20 °C
  • Sakarya 26 °C
  • Şanlıurfa 28 °C
  • Trabzon 19 °C
  • Gaziantep 24 °C
  • Bolu 21 °C
  • Bursa 25 °C

Ali Haydar Haksal İle Okumak ve Okumak

Ali Haydar Haksal İle Okumak ve Okumak
(Not: Bu söyleşi vefatından önce gerçekleştirilmiştir)

Söyleşi: Hayrettin Taylan

Hayrettin Taylan: Kitap okumanın sosyal ve algısal kazanımları hakkında neler düşünürsünüz?

Ali Haydar Haksal: Hangi açıdan baksak acaba? İnsan, varlık olarak bilgi ile kendini geliştirir. Bilgi edinmek; farkında olmak, keşfetmek, sezmek, düşünmek, anlatmak ve anlaşılmak demektir. Kendini bilmek her şeyden önce gelir. Biliyoruz ki biz insan olarak gizler dünyasına sahibiz. Kendimizi tanımalıyız önce. Kendimizi tanımadan bir sonuca varmamız öyle kolay olmuyor. Bu da bizi başka sonuçlara götürüyor.

Sezgi, kavrama, bilme ve anlama birbirini bütünleyen unsurlardır. Bunları oluşturan güç nedir? İnsan hiçbir eylemde bulunmadan, hiçbir çaba göstermeden bu edimlere sahip olabilir mi? O zaman insandan değil, insanüstü bir varlıktan söz etmemiz gerekir.

Dünyaya, eşyaya, olay ve durumlara bu bakış açısı anlam kazandırır, yön verir. İnsan okudukça ve kavramaya başladıkça aslında hiçbir şey bilmediğinin farkına varır. Bilgi, insanı bilinmezliklere götürür. Bildikçe, bilgi sahibi olmadığını anlar kişi. Cahil kimseler çok şey bilirler, her şeyi bilirler ama hiçbir şey bilmediklerinin farkında değildirler. Onlar cehaletlerinin kibrini yaşarlar. Öğrendikleri birkaç şeyi her şey sanırlar.

Kitap okyanusuna dalanlar, yüzdükçe kendilerini o sonsuzlukta sudan birazını bilen insanlar olarak görürler. Her kulaç atışında biraz daha, biraz daha öğrenirler. Bilgi okyanusu sonsuzdur. Kâinatın sonsuzluğu karşısında insan yalnızca bir zerredir.

Asırlar, tarihler ve yıllar art arda eklemlendikçe insanlığın kitabı da büyür. İnsan, bu büyük kitabın içinde kendisini ve dünyayı okumaya çalışır. Okumak biraz da insanın kendi varlığını anlamlandırma çabasıdır.

Hayrettin Taylan: Okuma alışkanlığını artırmak için sizce hangi sosyal projeler etkili olur?

Ali Haydar Haksal: Günümüzün en zor sorunlarından biri edebiyat bilinci ve sevgisi. Şiir sevgisi, öykü sevgisi... Bunların nasıl kazandırılacağı önemli. Okullarda, sınıflarda sesli okumaların bir yararı olur mu, bilmem. Öğretmenler bunu daha iyi bilirler. Bilirler de öğretmenlerin okuma bilinci, kitap sevgisi ne düzeyde? Sanırım önce öğretmenlerden başlanmalı. Bilge bir öğretmen, okuma sevgisini geliştirir.

Öğretmen sınıfa elinde bir şiir kitabı, bir öykü kitabıyla girince öğrenciler üzerinde nasıl bir etki uyandırır? Elindeki kitaptan öğrencilerden birine bir bölümünü okutunca nasıl olur?

Bir yazarı herhangi bir gösterişe dönüştürmeden, gayet doğal olarak bir sınıfa götürmek, öğrencilerin arasına oturtmak nasıl bir etki uyandırır? Bir şairin bir şiirini sınıfta okutturmak ya da bir öyküyü öğrencilerle birlikte değerlendirmek... Sıkmadan, yormadan.

Bir edebiyat öğretmenim yıllar önce bana şöyle bir öneride bulunmuştu: Okuduğum bir kitabın beğendiğim yerlerinin, satırlarının altını çizmemi ve o bölümleri bir deftere geçirmemi önermişti.

Jack London'ın Martin Eden romanını okumuştum. Kitabın büyük bölümünü büyük bir harita metot defterine geçirmiştim. Bunun üzerimde çok büyük etkisi oldu. O kitabı okuduktan sonra yazar olmaya karar verdim. Demek ki bazen bir kitabı yalnızca okumak yetmiyor; onunla bir ilişki kurmak gerekiyor. Satırın altını çizmek, bir cümleyi yeniden yazmak, üzerinde düşünmek... Bunların hepsi okurun kitapla kurduğu bağı güçlendiriyor.

Hayrettin Taylan: Okumanın önündeki sosyolojik engeller nelerdir? Bu engelleri nasıl aşmak gerekir?

Ali Haydar Haksal: Engellerden biri eğitim politikalarıdır. Özellikle üniversiteye hazırlamak için testlere zorlanma anlayışı, gençleri okumadan uzaklaştırıyor. Teknik kalıpları, kuralları, kimi oyunları öğrenmeye bakıyorlar.

Öğrencilerin önünde yer alan insanların ellerinde mutlaka bir roman, bir öykü, bir şiir kitabının bulunması çok etkili olur. Öğrenci, hocasının elindeki kitabın ne olduğunu merak etmez mi? Eğilip bakmaz mı? "Hocamız hangi yazarın, hangi kitabını okuyor?" diye merak etmez mi?

Bu, tabii ki çok zor görünüyor. Özellikle günümüzde bilgisayarlar, cep telefonları, iPod'lar ve sosyal medya oldukça etkili ve içine çekici. Bu, okumanın önündeki en büyük engellerden biri. Gençler daha çok sosyal medyada kısacık metinlerle, birkaç sözcükle yaşıyor.

Artık sözcüklerin de bir karşılığı yok. Türkçe konuşulmuyor bir kere. "Evet" ya da "tamam" demiyor, "ok" diyor. Kestirmeden konuşuyor. Sesli harfleri atıyor, sessiz harflerle sembolik konuşuyor. "Mrb", "ok", "by" gibi semboller ya da görsel ikonlarla iletişim kuruyor.

Konuşma dilini yitiriyor.

Oysa dil, düşüncenin evidir. Dil zayıflarsa düşünce de zayıflar. Uzun cümle kuramayan, uzun bir metni takip edemeyen insanın düşünce dünyasının da giderek daralacağını düşünüyorum.

Hayrettin Taylan: Yazar, düşünür, öykücü ve yayın yönetmeni olarak okumaya nasıl başladınız? Beslenişlerinizle ilgili bilgi verir misiniz?

Ali Haydar Haksal: Bizim dönemimiz, koşullarımız çok farklıydı. Köyden kente gelmiştik. Okuma hevesimiz, heyecanımız vardı. Okulun kütüphanesi bizim ikinci yuvamızdı. Yatılı öğrenci olduğumuzdan, o zaman bugünkü gibi teknik araçlar olmadığından derslerimiz ve spor yapmamız dışında çok zamanımız vardı. Gerçi insan isterse mutlaka kitap okumaya zaman ayırır. Zamanı öylesine israf ediyoruz ki... Elazığ, benim yapı taşımı kuran şehir. Okuma gücümü orada yakaladım.

Sanıyorum millet olarak en az okuyan toplumlardan biriyiz. Toplu taşıma araçlarına bindiğimizde kitap okuyan bir toplum olduğumuzu orada gözlemleyebiliyoruz.

Yıllardır edebiyat dergisi çıkarıyoruz. Gözlemimiz şu: Bir kere edebiyat bilimi yapanların bile önemli bir kısmı kitap ve dergi okumuyor. Sadece onlar titiz okurlar olsalar Türkiye'nin yapısı çok farklı olur. Seksen altı milyon nüfuslu bir ülkede bir edebiyat dergisi sadece iki bin adet satıyor olabilir mi? Şiir kitapları ancak beş yüz adet basılıyor olabilir mi? Gerçeğimiz bu, ne yazık ki!

Yetimdik. Fitre ve zekât paralarıyla geçimimizi sağlıyorduk. Annemin bana gönderdiği harçlığı yemez, içmez, kitap alırdım. Alamadığımda okulun kütüphanesine gider, kitap okurdum. Elime ne geçerse okurdum.

Şimdi, 50 bin ciltten oluşan özel bir kütüphaneye sahibim. Sürekli olarak okuyorum. Öğrencilik yıllarımda da okurdum, şimdi de okuyorum. Şiir, roman, öykü; edebî, teknik, felsefî, tarihî, estetik ve düşünceye ait eserler okuyorum. Okunmadan bilgi sahibi olunamıyor. Ufkumuz olmuyor, sezgimiz olmuyor. Okunmadan iyi bir bilim insanı olunamıyor; okunmadan yazar ve şair olunamıyor.

Şu ana kadar yayımlanmış 40'a yakın eserim var. Yayımlanacak olanlarla birlikte bu sayı 50 cildi bulacak. Bunu okumaya borçluyum.

Hayrettin Taylan: Bir yazarın yetişmesinde okunan kitapların yanında okuma biçiminin de önemli olduğunu düşünüyor musunuz? İyi bir okur olmakla iyi bir yazar olmak arasında nasıl bir ilişki vardır?

Ali Haydar Haksal: Elbette çok büyük bir ilişki vardır. Yazar önce okurdur. Okumayan bir insanın yazarlık iddiası bana göre eksik kalır. Yazar yalnızca kitap okumaz; insanı okur, hayatı okur, tarihi okur, zamanı okur, yaşadığı çevreyi okur. Bir bakıştan, bir sesten, bir susuş biçiminden bile anlam çıkarmaya çalışır.

Kitap okumak, insanın zihninde bir birikim oluşturur. Ama bu birikim yalnızca bilgi değildir. Üslup oluşur, bakış oluşur, sezgi oluşur. Başka yazarların dünyalarından geçerken insan kendi dünyasını da kurmaya başlar. Yazarın kendi sesini bulabilmesi için önce birçok sesi duyması gerekir. Çok okuyan insan zamanla neyi sevdiğini, neyi benimsemediğini, hangi cümleye yaklaştığını, hangi düşünceden uzaklaştığını fark eder. Böylece kendi edebiyatının sınırlarını çizmeye başlar.

Hayrettin Taylan: Okuma ile düşünme arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Kitap okumak insanın düşünce biçimini gerçekten değiştirir mi?

Ali Haydar Haksal: Kitap, düşüncenin kapısını açar. Okumakla insanın zihni hareketlenir. Önceden doğru kabul ettiği şeyleri sorgulamaya başlar. Bir kitap insanın bütün hayatını değiştirebilir. Bir cümle, bir paragraf, bazen tek bir kelime insanın zihninde yıllarca kalabilir.

Düşünmek, insanın kendi içine yaptığı yolculuktur. Okumak ise bu yolculukta önüne yeni yollar çıkarır. Her kitap başka bir kapıdır. Her yazar başka bir penceredir. Fakat burada önemli olan yalnızca çok kitap okumak değildir. Okuduğunu düşünmek, üzerinde durmak, sorgulamak gerekir. Kitapla konuşmak gerekir. Ben kitabı kapattıktan sonra da onun zihnimde devam etmesini önemserim.

Okuduğumuz kitap bizim içimizde yaşamaya devam ediyorsa, o zaman gerçek bir okuma gerçekleşmiş demektir.

Hayrettin Taylan: Günümüzde dijital dünya, özellikle gençlerin kitapla kurduğu ilişkiyi değiştirdi. Sizce teknoloji ile kitap arasında bir karşıtlık kurmak doğru mudur?

Ali Haydar Haksal: Teknolojiyi bütünüyle karşıya almak doğru değil. Teknoloji bir araçtır. Araçları nasıl kullandığımız önemlidir. Bugün gençlerin elinde çok büyük imkânlar var. Eskiden ulaşamadığımız kitaplara bugün birkaç dakika içinde ulaşabiliyoruz. Dünyanın herhangi bir yerindeki kütüphaneye, dergiye, makaleye ulaşmak mümkün. Fakat mesele şu: Teknoloji bizi kendisine mi bağlıyor, yoksa biz teknolojiyi bilgiye ulaşmak için mi kullanıyoruz?

Eğer telefon bizi sürekli kısa, parçalı ve yüzeysel metinlere mahkûm ediyorsa burada ciddi bir sorun vardır. Çünkü insanın zihni de okuduğu şeylerin biçiminden etkilenir.

Uzun metin okumayı, bir kitabın dünyasında saatlerce kalmayı, bir düşünceyi sabırla takip etmeyi kaybetmemeliyiz.

Teknoloji kullanılmalı; fakat kitap ve dergi okuma kültürünün yerini almamalı. Dijital dünya ile kitap dünyası arasında bir denge kurulmalı.

Hayrettin Taylan: Çocuklara ve gençlere kitap sevgisi kazandırmak için ailelere ve öğretmenlere ne gibi sorumluluklar düşüyor?

Ali Haydar Haksal: Çocuk, söylenenden çok gördüğünü öğrenir. Evde hiç kitap okunmuyorsa çocuğa "Kitap oku." demenin etkisi sınırlı olur. Anne ve baba okuyacak. Öğretmen okuyacak. Çocuk, büyüklerinin elinde kitap görecek. Bir insanın kitapla ilişkisi doğal hâle gelmeli.

Öğretmen sınıfa yalnızca ders kitabıyla girmemeli. Bazen elinde bir şiir kitabı olmalı. Bir hikâye anlatmalı. Bir yazardan söz etmeli. Öğrenci, öğretmeninin ne okuduğunu merak etmeli.

Aile de çocuğun eline yalnızca sınav kitapları vermemeli. Çocuk şiir okuyacak, masal okuyacak, hikâye okuyacak, roman okuyacak. Dünyayı tanıyacak.

Okuma bir ödev hâline getirilirse çocuk bundan kaçabilir. Oysa okuma bir keşif hâline getirilirse çocuk kitabın peşinden gider.

Bence en büyük eğitim, örnek olmaktır.

Hayrettin Taylan: Son olarak, "okumak" sizin için yalnızca kitap okumak mıdır? Okumak kavramını nasıl tanımlarsınız?

Ali Haydar Haksal: Hayır. Okumak, yalnızca kitabın sayfalarını çevirmek değildir. Okumak, insanın dünyayı ve varlığı anlamlandırma biçimidir.

İnsan kitabı okur, şiiri okur, tarihi okur; ama aynı zamanda insanı, hayatı, tabiatı, zamanı ve yaşadığı çağın ruhunu da okur. Bazen bir insanın yüzünü okumak, onun söylediği sözlerden daha fazla şey anlatır. Bazen bir susuş, uzun bir cümleden daha çok şey söyler. Bazen tabiatın sessizliği, insanın kendisine dair büyük bir hakikati gösterir. Bu nedenle okumak, yalnızca gözle yapılan bir eylem değildir; akılla, kalple, sezgiyle ve tecrübeyle yapılan bir idrak eylemidir.

Ben okumayı, insanın dünyayı anlamlandırma çabası olarak görüyorum. Kitap bize insanı anlatır. İnsan bize hayatı anlatır. Hayat bizi kâinata götürür. Kâinat ise insanı kendi varlığının, yaratılışının ve anlamının üzerine düşündürür. Bir anlamda her şey okunabilir. Söz okunur, sessizlik okunur; yüz okunur, hâl okunur; tarih okunur, zaman okunur; tabiat okunur, insan okunur. Çünkü varlık, insana sürekli bir şeyler söylemektedir. Mesele, insanın bu dili fark edebilmesidir.

Onun için okumak biten bir eylem değildir. İnsan yaşadığı sürece okur. Yaşadıkça yeni şeyler görür, gördükçe yeniden düşünür, düşündükçe daha önce bildiklerinin anlamını değiştirir. Her yaş, insana yeni bir okuma biçimi kazandırır. Belki de insanın en büyük kitabı kendi hayatıdır. İnsan önce başkalarını okur, sonra hayatı okumaya başlar; en sonunda da kendini okumaya yönelir.

Benim için okumak, biraz da yaşamaktır.

Hatta daha ileri söyleyeyim:

Okumak, yaşadıklarının mânâsını fark etmektir.

Hayrettin Taylan: Bu güzel ve ufuk açıcı cevaplar için teşekkür ederim.

Ali Haydar Haksal: Ben de teşekkür ediyorum. Selam ve dua ile.

https://www.kitaphaber.com.tr/ali-haydar-haksal-ile-okumak-ve-okumak-k8378.html

Bu haber toplam 389 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim