Metal Yorgunluktan Mental Yorgunluğa Üniversiteler

Namık Açıkgöz

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, aynı zamanda Ak Parti Genel Başkanı olarak Türk siyasetinin en güçlü bir figürüdür. Zihniyet dünyasında esen fırtınaları “Yeni Türkiye” tavsifi ile gündeme sokmuştur. 15 yıldan beri gerçekleştirilen başarıların verdiği heyecanın toplumsallaşması ve Türkiye’nin yeni bir faza geçmesi konusunda sarf ettiği gayretin bir sonucu olarak parti teşkilatlarında sezdiği veya gördüğü yorgunluğu, “metal yorgunluk” olarak izah etmiş ve bu tespit çerçevesinde değişikliklere gideceğini açıkça beyan etmiştir. Bu, Türk siyasetinde kan değişimi demektir ve görülen o ki bundan sonra kan damarlarda daha hızlı akacak.

ÜNİVERSİTELER VE YORGUNLUK

Partideki kan değişimi konusunda diyebileceğim pek bir şey yok ama özellikle üniversitelerdeki kan değişiminin şart olduğunu belirtiyorum. Tabii, bürokrasideki “metal yorgunluk” bahsi, ayrı bir konu fakat üniversitelerde hem bürokratik olarak hem de akademik olarak şiddetli bir “metal yorgunluk” var. Hatta zihnî açıdan hissedilen yorgunluk, sadece “metal yorgunluk” değil, yoğun bir “mental yorgunluk”tur. Çünkü üniversite daha çok beyin ve zihinle iş gören birimdir; dolayısıyla, üniversitelerde olan yorgunluk mental bir yorgunluktur.

Üniversitelerdeki mental yorgunluğun sebebi, 1960-70’lerdeki ideolojik çekişme ve çarpışmalarla başladı ve 1982’de YÖK ile yeni bir aşamada yaşanan yoğunluk, maalesef üniversiteleri gereğinden fazla yordu. Ayrıca 1992’de getirilen seçimli rektörlük sistemi üniversiteleri paramparça ederek boşa enerji harcanmasına yol açtı ve bunun faturası da mental yorgunluk şeklinde tezahür etti. Bereket 2016 yaz aylarında uyduruk ve göstermelik seçimlerden vaz geçildi de üniversiteler bir “Oh!...” dedi.

Tamam!... Üniversitelerde enerji kaybına yol açan uyduruk seçim sistemi yok edildi ama atamayla gelen rektörler ile üniversitelerin “mental yorgunluğu” aşılabilecek mi?

ÇÖZÜM?...

Hedefler net belirlenir ve tespitler de gerçekçi bir şekilde yapılırsa, başarı gelir.

Gerçekçi olalım ve Ak Parti’nin ciddi bir üniversite politikası olmadığını belirtelim. Her ile üniversite açmak, pratik ve pragmatik bir tavırdır ama felsefî arka plandan mahrumdur. Her ile açılan üniversite, yerel, ulusal ve evrensel skaladaki yerini belirlemezse, her biri “bilgi aktarma kurumu” olmaktan öte gidemez.

Yeni Türkiye’deki üniversitelerin durması gereken yer, bugüne kadar durdukları yer olmamalıdır. Üniversitelere yeni misyonlar yüklenilmeli ve toplumsal değişimin dinamiği, başta üniversiteler olmak üzere eğitim sektörü ile sağlanmalıdır. Bunun gerçekleşmesi için de dinamik, aktif, üretken, sosyalleşmeyi sağlamış bir üniversite üst düzey yönetimi oluşturulmalıdır. Her an öğrencisiyle, personeliyle ve yöre halkıyla içi içe, sadece protokolde olduğu için değil, aydın sorumluluğunun gereği olarak yerel, ulusal ve uluslararası zeminlerde aktif ve personel ve öğrencisini motive edecek rektörler ve üst düzey yöneticiler olması lazım ki, Yeni Türkiye heyecanının toplumsallaşması sağlanabilsin. Amacı sadece koltuğunu korumak olan “tedirgin rektörler”le bu iş olmaz. Ne yazık ki Ak Parti, derinlikli ve felsefî bir zemine dayanan bir üniversite politikası üretip hayata geçiremeden, eskiyi kopye ederek  üniversite sayısını arttırmanın sorunları çözeceğini zannetti. Tabii, eskiyi kopye etmek, eski kötü alışkanlıkları ve yorgunluğu da aktardı.

GENÇLİK, DÜŞLER VE HİKÂYELER

Bugün üniversitelerde okuyan binlerce genç, sadece akademik tahsil ile tatmin olacak bir kitle değildir. Bunların büyük çoğunluğunun gelecek ile ilgili rüyası yoktur ve neredeyse tamamı, kendisine şahsiyet kazandıracak bireysel hikâyelerden mahrumdur. Hiç birisine düş ve hikâye endişesiyle yaklaşılmıyor. İlkokuldan başlayan, sonuç odaklı yarış, gençlerin şahsiyeti olunca, düşleri ve hikâyeleri başarıya endeksli ve çok basit birer düş ve hikâye oluyor.

Yeni Türkiye’de, üniversiteler mental yorgunluklarını atmış ve başta YÖK ve rektörler olmak üzere, gençlere düş gördürebilecek, hikâyelerini oluşturabilecekleri imkanlar sağlanmalıdır.  “Koltuk tereddütü” yaşayan yöneticilerle bu iş olmaz. Bu düş ve bu hikâye, yukarıda dediğim gibi, dinamik, aktif, motive edici ve sosyalleşmiş yöneticilerle görülür ve yazılır.

Bu düş ve hikâye ortamı için ümitsiz mi olalım?

Hayır!...

Bu imkânsız mı?

Hayır!...

Bu tür üst yönetici örneği biliyorum. Personeli ve öğrencisiyle can cana; onları motive etmek için değil de tabii halinin gereği onlarla insanî ilişki kuran birini tanıyorum meselâ… (Şimdi isim verdirmeyin bana!...) Bütün üniversitelerin üst yöneticileri benzer heyecanı yaşasa, bu görüşlerim 5-10 senede hayata geçer.

Uzun lafın kısası: Sadece partideki metal yorgunluk değil, bürokrasideki ve üniversitelerdeki metal yorgunluğu aşan “mental yorgunluk”u da fark ederek tedbirler almak şart.

Bu yazı toplam 250 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim