Ne Yapacağımızı Bilsek…

Elif SÖNMEZIŞIK

Kültür sanat alanındaki gelişim/atılım/tasavvur noktasında, gayriihtiyari aynı cümleler etrafında problemin ne olduğu ve çözümün ne olabileceği konuşuluyor bir zamandır. Aynı dünya görüşünü taşıyan insanların “sözügeçer” konumda olduğu bugünlerde bu alanda neden kalıcı çözümler üretemediğimiz tartışılıyor.

Konuşuluyor ve tartışılıyor diyorum; çünkü muhtelif kültür mahfillerinde, kimi zaman bir kültür organizasyonun hemen öncesi veya sonrasında, kimi zaman muhtelif köşe yazılarında sıkça dile gelen, hatta unutmaktan imtina edilerek hakkında birkaç cümle sarf edilen konuların başında geliyor. Ve Sayın Cumhurbaşkanı'mızın da meselenin farkında olduğunu ayan eden cümleleri alıntılanıyor sık sık. Bunu devletin bizzat kendisinin dile getirmiş olması kısmen bir rahatlama sağladıysa da tartışmayı daha farklı bir noktaya endekslediği ortada.

Peki bunca konuşma ve tartışmalardan sonra, Sayın Cumhurbaşkanımızın da duruma hassasiyetini belirtmesiyle şimdi hangi noktaya geldik?

Bu sorunun cevabı için birçok cümle hazırda bekliyor. Ama duruma en net izahı getirdiğine inandığım iki cümleyi buraya alıntılamak istedim:

“Bazen düşünüyorum; kültür konusunda ne yapacağımızı bilsek bununla ilgili adımlar da atacağız. Bunu bilmiyoruz.” (D. Mehmet Doğan)

Aklı başında, gün görmüş, memleketin türlü debdebesinin ortasında ömür sürmüş birkaç büyüğümden duyduğum önemli bir tespit var: Bizde kimse “bilmiyorum” demeyi sevmez. Bu tespit zaman zaman mizah konusu olacak kadar yüzleşebildiğimiz bir meselemiz sanıyorum. Zira bugün “aydın kesim” için yapılan eleştirilerde de sık sık gündeme geliyor. Bu ülkede “bilmiyorum” kelimesi pek sevilmiyor.

D.Mehmet Doğan'ın yukarıdaki cümlelerini, “bilmiyorum” düşmanlığına muhalefet eden, belki de çözüm arayışlarının rotasını etkileyecek önemli bir tespit. Doğan, bu iki cümleyi İstanbul ve Ankara'nın kültür ortamlarını yakından tanıyan, kurucusu olduğu Türkiye Yazarlar Birliği bünyesindeki cereyanların birinci derecede tanığı olarak söylüyor. Zira sözün devamında kültür sanattaki çözümsüzlüğü kırmak amacı taşıyan çeşitli organizasyonlardan, Kültür Şurası'ndan elde ettiği izlenimlerden ve gidişata dair çıkarımlardan bu sonuca vardığını da ekliyor. Uluslararası ve geniş çaplı birçok etkinliğe evsahipliği yapmış bir kuruluşun bizzat başında bulunarak kültür çalışmalarında ülkenin bütün şartlarına rağmen ses getiren adımlar atmayı yıllarca sürdürmüş olan bir münevver bakışı sunuyor bize. Ve yeni sorularla baş başa bırakıyor.

Asıl çözüm faaliyet üretmekle beraber, bunların geri dönüşümlerini tahlil etmek diye düşünürken, bundan en iyi ihtimalle beş yıl sonra karşımızda bulacağımız dünyaya ne söyleyeceğimizi aramak olmalı, fikrine geliyoruz. Çünkü ne söyleyeceğimizi bilmiyoruz. Hatta bugünkü dünyaya, gidişatı iyileştirmeye yönelik etkin mesajlar içeren geniş çaplı kültürel etkiyi nasıl sağlayacağımızı bilmiyoruz. 

Bütün bunları bilmenin bir yolu var mı?

Çözümsüzlük nasıl çözüme kavuşur?

Hakikaten ne yapacağımızı bilmediğimizi kabul ediyor muyuz?

Ya da bilen birileri olduğu ihtimalinden yola çıkarak ezberlenmiş tepeden bakan tespit arayışlarını bir kenara bırakıp hayatın tam ortasından dünyanın nasıl göründüğünü anlamak için “tebdili mekân” yöntemler geliştirebilir; yeni cevherler keşfedebilir miyiz?

Elimizde yoğrulmayı bekleyen yeni nesilleri kendi hâline terk etmemek için fikir ve fiil disiplinini aktüel bir biçimlendirmeyle ulaştırabilir miyiz?

Aktüel yaklaşımlar neyi içermeli, neyi dışarıda bırakmalıdır?

Bugünün insanını tekâmül mecburiyetini hatırlatacak, hevesi kışkırtan etkinlikler neler olabilir?

Aydın camiasını fikir ayrılıklarına sürükleyen bir soruya geliyoruz bu sefer:

İdealleri taşıyan kültürel yönelimleri ve üretilmiş eserleri, hangi yolla genele yansıtabilir, onlarla tanıştırabilir ve tercih edilebilir hâle getirebiliriz?

Ne yapacağımızı bildiğimiz ezberinden gidersek bu soruların hiçbirini sormamız gerekmez; şayet bilmediğimizi kabul etmişsek bunun gibi yüzlerce soru bizi bekliyor demektir.

Bu vesileyle;

Mehmet Doğan'ın yukarıdaki cümleleri, TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı'nın hazırladığı Kültüre Adanmış Bir Ömür kitabından alıntılandı. Mezkûr belgeselin galası, Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi ve İBB Kültür Daire Başkanlığının birlikte düzenlediği 10. İstanbul Edebiyat Festivali'nin açılış günü (10 Aralık Pazartesi) saat 19.30'da Fatih Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi'nde halka açık olarak yapılacak ve aynı gün ziyaretçileri kitap sürprizi ile karşılayacak. 

Bu yazı toplam 43 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim