• İstanbul 24 °C
  • Ankara 19 °C

“Necip Fazıl, dinî muhtevalı bir millet ve milliyetçilik anlayışına sahiptir”

“Necip Fazıl, dinî muhtevalı bir millet ve milliyetçilik anlayışına sahiptir”
Türk edebiyat tarihinde Baki’den sonra ikinci “Sultanü’ş-Şuara” unvanına sahip Üstat Necip Fazıl Kısakürek, düşünce hayatında da fikirleri ve eserleriyle derin izler bıraktı.

Fikirleri ve duruşuyla Türkiye’nin karanlık yıllarında düşünce dünyasını bir meşale gibi aydınlatan üstat, topluma ve değer verdiği gençliğe yeni bir kapı açmış, yeni bir istikamet göstermiştir. Bu istikameti de “Büyük Doğu Hareketi” ile tayin etmiştir. Üstadın vefatının 36. yıl dönümünde kendisini anarken konuyla ilgili olarak da TYB Kurucu Genel Başkanı D. Mehmet DOĞAN ile bir röportaj gerçekleştirdik. Doğan, Necip Fazıl’ın hayatı, fikirleri ve “Büyük Doğu Hareketi” hakkında dergimize samimi açıklamalarda bulundu.

Doğduğu ve büyüdüğü çevre itibarıyla Necip Fazıl'ın mu-hafazakâr değerlere evrilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Muhafazakâr değerler" kavramı yeterince açıklayıcı değil. Necip Fazıl İstanbul'da, Maraşlı, köklü bir aile içinde doğmuş-tur. Dedesinden uzun uzun söz eder, babası ile ilgili kanaatleri pek müspet değildir. O zamanın şartlarında^ iyi bir tahsil gördüğü söylenebilir. Düşünce dünyası konusunda 1930'lara kadar dikkat çekici olan, kendisine ilk şöhret sağlayan şiirlerini yayınladığı Anadolu Mecmuası'dır. Bir yıl kadar yayınlanabilen bu dergi, Türkiye’de milliyetçilik düşüncesi açısından farklı bir noktada bulunmaktadır. Dönemin milliyetçiliğinin Turancı ve Batıcı karakterine karşı daha toprağa basan, yerli ve memleketçi bir milliyetçilik ve bunu besleyen tarih görüşü bu mecmuada dile getirilmiştir. Derginin yayınını destekleyenler arasında Birinci Meclis'in ünlü hatibi, 2. grubun önde gelen isimlerinden Hüseyin Avni Ulaş'ın bulunması hatırdan çıkarılmamalıdır. Necip Fazıl'ın bu dergide yayınlanan şiirlerinde mistik temayülleri de dikkati çeker. Necip Fazıl, Fransa’dan tahsilini tamamlayama- . dan döndükten sonra bohem hayatına dalmış, yaşayış itibarıyla düşünce alanından uzak kalmıştır. 1933'te Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra bir değişim geçirdiği biliniyor. Fakat bunun tedricî bir değişme olduğu görülmektedir. Necip Fazıl, 1940'larda daha net tavır ve fikirlerle kamuoyunun karşısına çıkar. Nitekim 1943'te, Büyük Doğu mecmuasını çıkarması gerçek bir dönüm noktasıdır. Böylece Necip Fazıl, 1940’tan sonra hem dinî muhteva itibarıyla hem de tarih görüşü olarak sisteme karşı güçlü bir tavır ortaya koymuştur.

Yaşadığı dönem açısından, hapislerde ve sıkıntıyla geçen bir mücadelenin bayraklaşmış ismi olan Necip Fazılın asıl amacı neydi? Nasıl bir Türkiye özlüyordu?

Necip Fazıl'ın Türkiye'de dışlanmış, merkezden taşraya itilmiş dinin hayata dönüşü konusunda bir mücadele başlattığını söyleyebiliriz.

Bu dönemde resmen benimsenen Batıcılık ideolojisi çerçevesinde nasyonalizm (sentetik milliyetçilik) ve pozitivizmin gelişmesine izin verilmiştir, hatta teşvik edilmiştir. Yan ürün olarak ateizm, materyalizm güçlenmiş; bütün ilk Cumhuriyet dönemi bu çerçevede iyice basitleştirilmiş, fikirlerin kutsandığı bir devir olmuştur. Daha sonraki yıllarda bu zemin üzerinde yetişen aydınlar arasında "sosyalizm" moda hâline gelmiştir. Pozitivizm ve materyalizmin düşünceden uygulamaya dönüştürülemediği zamanlarda pragmatizm (faydacılık) tercih edilmiştir.

Türkiye'de tek parti dönemi mantığı içinde sosyalizmin veya komünizmin de bir meşruiyet zemini vardır, fakat dinî düşünce tamamen dışlanmıştır. İçe, ruha, deruniliğe yönelmeye şiddetli bir resmî tepki oluşturulmuştur. Matbuat Umum Müdürlüğü, "dinden bahseden" veya "dinî çağrışım uyandıran" yayınların sona erdirilmesini buyuran genelgeler yayınlamıştır.

Cumhuriyet laikliğinin din karşıtı tavrına karşı mücadele, Necip Fazıl'ın başlıca meselesi olmuştur. Bunun bir fikir mücadelesinden öte, siyasi bir mücadele olarak da yapılması gerektiği fikrindedir. O yüzden fikir mücadelesinde siyasi hedefler de vardır.

Aynı zamanda bir ideolog olarak da kabul edilen Necip Fazıl'ın fikir dünyasının genel çerçevesi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Necip Fazıl, Batı tarzı tahsil görmüş, hayat tarzı itibarıyla böyle çevrelerde bulunmuş olmakla beraber, Türkiye'nin bin yıllık hayat zemininde varlık bulan milletimizin değerlerini terennüm etmek istemiştir. Batı fikir ve edebiyat âleminden kaynaklanan görüşlerini, millî zeminde ifade ile bir düşünce çerçevesi meydana getirmiştir.

Necip Fazıl Kısakürek, Türkiye’deki sosyalist ve ayrılıkçı hareketleri nasıl değerlendiriyordu?

Necip Fazıl'ın kapitalizm, hatta liberalizm eleştirileri olmakla beraber antikomünist bir düşünür olduğunu da söyleyebiliriz. Türkiye'ye yönelik komünist tehditle mücadeleyi önemsemiş ve hayatının her safhasında bunu ortaya koymuştur.

Necip Fazıl'a göre Türk milliyetçiliği nedir?

Necip Fazıl, dinî muhtevalı bir millet ve milliyetçilik anlayışına sahiptir. Bu tarz milliyetçiliğin doğru zemininin Anadoluculuk olduğunu da ifade eder.

Necip Fazıl Kısakürek'in doğrudan kendisinin kurduğu düşünce sistemi olan Büyük Doğu Hareketi hakkında bilgi verir misiniz?

Necip Fazıl, "Büyük Doğu İdeolocyasını" kavramlaştırmış, fikirlerini bu çerçevede ifade etmek istemiştir. Bu fikirlerin sistematik şekli, İdeolocya Örgüsü kitabında görülebilir.

Necip Fazıl, bir fikir mücadelesi yürüttü. Mücadele tarzı, denilebilir ki düşüncesinin önüne geçti. Bunun en görünür olduğu alan ise, üstadın hitabeleri ve konferanslarıdır.

Üstat, böyle bir mücadeleye gireceğinin işaretlerini 1941'de Yedigün dergisinde yayınlanan bir mülakatta veriyor. "Yepyeni bir dünya görüşü ve cemiyet sistemi telakkisi'' (Adı: Büyük Doğu). Girilecek mücadelede gerekirse hayatını ortaya koyacağını belirtiyor.

Büyük Doğu 1943'te çıkıyor, mülakat ise 1941'de. Bu mülakatta şunları söylüyor Necip Fazıl:

"Bilhassa saf fikir ve ideolocya cephesiyle zayıf olan memleketimde beklenen büyük sanatkârın, bütün bu şubeleri dolduracak mikyasta heyulâ gibi bir insan olması lâzım geldiğini anladım. Bu iktidarı kendimde asla görmemekle beraber, memlekette 'büyük sanat - kâr’ın misyonunun bu olduğuna inandım. Ben de muhteris bir sanatkâr olmak itibarıyla bu misyonu kahramanca kabul etme-ye ve bu uğurda savaşmaya karar verdim. Bunun için her şeyden evvel yepyeni bir dünya görüşü ve cemiyet sistemi telakkisi lâzımdı. Günü geldiği zaman mücadelem görülecektir. Bu telakkinin ismini 'Büyük Doğu' koydum: Asyacı, Avrupa’ya yalnız müsbet ilimleriyle tarafdar, ruh kutuplarını Asya kaynaklarında aramak ve Avrupa'ya tatbik etmek dâvasında Allahlı, şahsiyetçi; faşizm, komünizm ve liberalizm düşmanı ve mülkiyette tahditli (fakat komünist değil) bir telakki... Zamanında, hayatımı dahi bu uğurda vererek, dâvamı örgütleştir- meye çalışacağım. Bunu bitirdikten sonra kendimi saf şiire vereceğim. Kendi ruhumun ve kafamın iklimini kurduktan sonra, yalnız onun duygularını temsil eden şiire çalışmaktan başka gayem yok." (Yedigün, 21.7.1941)

Üstadın, mücadele için zihni hazırlığının daha önceki yıllara gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Merhum Orhan Okay hocamızın Necip Fazıl'la ilgili kitabı Kendi Sesinin Yankısı'nda, 1 Mayıs 1939 tarihli "Ben buyum" başlıklı yazıda üstat, bu fikirlerini "Ben buyum" diyerek özetliyor:

Asyacı (Kopya Avrupacılığın zıddı)

Aşırı milliyetçi-Anadolucu (Milliyet dışı telakki sistemlerine zıt)

Ruhçu (Maddeciye zıt)

Maveracı (Softaya zıt, dinsize zıt)

Şahsiyetçi-keyfiyetçi (Başıboş fert haklarına zıt, standart ölçülere zıt)

Mülkiyette tahditci (Büyük ferdi sermayeciliğe zıt)

Sanat, fikir ve ilimde tecridci - safiyetçi (Köksüz ve kabataslak teşhis sistemlerine zıt)

Kafa ve ruh mümtaziyeti bakımından sınıfçı (Antidemokrat)

Tek görüş etrafında müdahaleci (Anti- liberal)

 

Necip Fazıl'ın 1939'da görüşlerini, o günün şartlarında daha çok zıtlarla anlatmayı seçtiğini görüyoruz. 1941'de "Allahçı" tabirini kullanan Necip Fazıl, 1963'te Erzurum'da, İman ve Aksiyon isimli konferansında ise, "İphamlarla gizlemelere lüzum yok, kelimenin tam mânasıyla İslâmiyet." demektedir.

Büyük Doğu, 1943'ten itibaren kesintili olarak çıkan bir dergi. Necip Fazıl bunu zaman zaman siyasi veya fikrî bir harekete dönüştürmeye çalışmıştır. Bunun için Büyük Doğu Cemiyeti'ni ve Kulübü'nü kurmuş, Anadolu'nun birçok şehrinde şubeler açmış olmasına rağmen etkili bir harekete dönüştürememiştir.

Necip Fazıl'ın hayatında tasavvufun da çok önemli bir yeri olduğunu biliyoruz? Bugün bir kısım kötü örnekleriyle birlikte tarikat ve cemaat yapılanmaları hakkında neler söylemek istersiniz?

Necip Fazıl'ın fikrî dönüşümünde tasavvufun, daha doğrusu döneminin önde gelen mutasavvıflarından Abdülhakîm Arvâsî'nin hâkim mühim rolü vardır. Arvâsî, Necip Fazıl'ı sadece dinî hususlarda değil, fikrî alanda, hatta bazen aktüel konularda da etkilemiştir. Bu konuyla ilgili görüşlerimiz ayrıntılı olarak "İki Yol Açıcı: Nureddin Topçu ve Necip Fazıl" kitabımızda yer almaktadır. Bu kitabın "Necip Fazıl'ın Üniversitesi: Abdülhakîm Arvâsî" bölümüne bakılabilir-

Bu güçlü kaynaktan beslenen Necip Fazıl, aynı zamanda bazı tasavvufi olmak iddiasındaki akım ve kişileri de şiddetle eleştirmiştir. Bunlar için "Ham yobaz, kaba softa." deyimlerini sıklıkla kullanmıştır. Ayrıca tasavvuf karşıtı dinî akımlara da sıcak bakmamış, bunların yaklaşımlarını şiddetle eleştirmiştir. "Kışır şeriatçısı" tabiri de onundur.

Türkiye'nin çok önemli bir beka sorunu olduğu aşikâr. Türkiye'ye yönelik özellikle Batı kaynaklı tehditlere karşı sizce nasıl bir yol takip edilmelidir?

Türkiye'nin, coğrafi mevkii ve dünyayı etkileme potansiyeli yüzünden ciddi baskılara maruz kalması kaçınılmazdır. Osmanlı sonrası Türkiye'nin varlığı, bu coğrafyada etkili olmamak şartına bağlanmıştır. En az iki asır dünya hâkimi konumunda bulunan Osmanlı Devleti'nin 20. asrın başında parçalanması, İslam dünyasını bitmez tükenmez çatışmalar içinde bırakmıştır. Osmanlı coğrafyasında emperyalizmin hesaplaşması hâlâ devam etmektedir. İslam dünyasının bağrına, Batı emperyalizminin bir terminal devleti olarak sokulmuş olan İsrail'in varlığı, Amerika'nın ve Avrupa'nın stratejik yönelişlerini belirlemektedir. Türkiye, Millî Mücadele'den sonra, en zayıf zamanında kendisine dayatılan statükoyu kabullenerek varlığını sürdüremez. Dünyada olup bitenlere seyirci kalamaz. Hele de kendi coğrafyasında. Bu yüzden Türkiye'nin güçlü bir yönetim yapısına, sağlam bir ekonomiye, kültürel ve sosyal bünyeye sahip olması gerekiyor. Siyaseten güçlü olmak, ancak bu sahalarda da gerçek anlamda güçlü olmayı gerektirir.

Necip Fazıl'ın fikirlerinin ve öngörülerinin hâlen güncelliğini korumasını neye bağlıyorsunuz?

Necip Fazıl, Türkiye'nin aktüel fakat müzmin konularına parmak bastı. Bunların çözümü için görüş ortaya koydu, kendine göre çıkış yolları gösterdi. Aradan geçen zaman içinde her şey değişmiş gibi görünmekle birlikte temel meseleler çözümlenmiş değil. Bu yüzden Necip Fazıl'ın fikirleri etkili olmaya devam ediyor.

Son olarak Necip Fazıl’ın yeterince anlaşıldığını ve doğru anlatıldığını düşünüyor musunuz?

Necip Fazıl gibi büyük tesir uyandıran şahsiyetlerin tam olarak anlaşılması güçtür. Büyük tesir, büyülü tesir demektir. Tesirin büyüsü, şahsiyetin gerçek anlamda anlaşılmasını engeller. Bunun çaresi, bir yazarın, fikir adamının temel metinlerini dikkatle okunmasını sağlamaktır.

Diğer önemli mesele de Necip Fazıl'ın fikir ve mücadele tarafının öne çıkarılması, böylece şair ve sanatkâr yönünün ihmal edilmesidir. Onun, şair ve sanatkâr olarak bilinmesi ve tanınması yönünde çalışmalar da yapılmalıdır.

Yerli Düşünce Dergisi / Mayıs 2019 / Sayı 53

Bu haber toplam 574 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim