Bir bilim insanını, bir hocayı, bir âlimi ebedî âleme uğurlamanın en makbul yollarından biri, onu geride bıraktığı fikirlerle, eserlerle ve zihinlerde açtığı ufuklarla anmaktır. Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları dönemin değil, kendilerinden sonrasının da yolunu aydınlatırlar. Son çeyrek asırdır geniş kitlelerin tarihe ilgi duymasına vesile olan İlber Ortaylı'nın vefatı da beni, bundan tam yirmi beş yıl öncesine; genç bir gazeteci olarak yaptığım o unutulmaz röportaja götürdü.
Röportaj, Ahmet Kabaklı'nın kurucusu olduğu Türk Edebiyatı Vakfı'nın çıkardığı Türk Edebiyatı Dergisi için yapılmıştı. Mekân ise Ankara'da, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin o kendine has ağırbaşlı koridorlarından birinde yer alan mütevazı bir çalışma odasıydı.
Hocayı ilk kez yüz yüze görüyordum. Kitaplardan, televizyon ekranlarından tanıdığımız o gür sesli tarihçi, masanın başında sayfalarla ve notlarla çevriliydi. Konuşacağımız konu belliydi: Osmanlı tarihi, o büyük medeniyetin kültürü ve bütün bunların bugünün Türkiye'sine bıraktığı izler...
Yazının devamı için: https://www.aksam.com.tr/yazarlar/bedir-acar/ilber-ortaylidan-miras-kalan/haber-1651388































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.