D. Mehmet Doğan: Dil “memleket meselesi”!

D. Mehmet Doğan: Dil “memleket meselesi”!
-Türkçe Şûrası Sonuç bildirisi münasebetiyle-

Türkçe Şûrası 50’ye yakın ilim, fikir ve edebiyat adamının katılması ile 26-27 Kasım tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. Bugüne kadar yapılanlara bakarak “Yûnus Emre ve Türkçe Yılı”nın en mühim faaliyeti “Türkçe Şûrası”dır demek asla mübalağa olmaz. 

Son yıllarda manzara şudur: Dil alanı âdeta başıboşluğu terkedilmiştir. İsteyen istediği gibi tasarrufta bulunmakta, bir taraftan yabancı dillerden kelime girişi hızla artmakta, diğer taraftan her önüne gelen kelime uydurarak dilimizin yapısını, âhengini ve ruhunu ihlal etmekte; türkçe hızla keyfî ve şahsî bir dil haline gelmekte…

Türkiye Yazarlar Birliği tabiî olarak dil hassasiyeti hatta meselesi olan bir kuruluş. Dilciler için dil teknik bir konudur, halbuki yazarlar için, edebiyatçılar ve fikir işleri ile uğraşanlar için, tekniği aşan bir muhtevaya sahiptir. Onlar dili işleyerek derinleştirir, zenginleştirir, mânanın ete kemiğe bürünmesini sağlarlar. Türkçe Şûrası Türkiye Yazarlar Birliği’nin öncülüğünde Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ve Yunus Emre Enstitüsü’nün desteği ile yapıldı. Bu kuruluşların dil konusunda bir araya gelmesi tam mânasıyla “anlamlı bir birliktelik”tir!

Bugüne kadar birçok fikir, edebiyat ve kültür faaliyetinin yürütücüsü, katılanı, takipçisi oldum; diyebilirim ki, hiç birisi Türkçe Şûrası kadar heyecan uyandırmamıştı. Erken saatlerde başlayan ve geç saatlerde biten oturumlar büyük bir dikkatle takip edildi. Bildirilerin kalitesi, müzakerelerin olgunluğu ile bütünleşti.

Katılanların mutabakatı ile bir sonuç bildirisi hazırlandı. Dün TYB Genel Başkanı Musa Kâzım Arıcan sonuç bildirisini bir basın toplantısı ile açıkladı. Böylece Şûra’da dile getiren hususlar kamuoyuna mal edildi. Bundan sonra en kısa zamanda bir rapor hazırlanarak başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere ilgili makamlara ulaştırılacak.

İşte o bildirinin sonuç bölümü:

“Türkçe Şûrası, dil dikkatimizi yenilemek, farkındalığı güçlendirmek, terimler başta olmak üzere dille ilgili diğer konularda toplantılar tertip etmek ve kurumların işbirliği içerisinde çalışması gerektiğini göstermek bakımından bilhassa etkili olmuştur. Bir memleket meselesi olan dilde herkes ve her kurum elini taşın altına koymalıdır.”

Dilimizin bugünkü manzarası Sonuç Bildirisi’nde şöyle tasvir ediliyor: Pek çok kesim Türkçeye hâkimiyet zaafı içinde, üniversite çağına gelen öğrenciler ifade ve beyanda güçlük çekiyor, üniversite mezunları ise dil zevkinden mahrum durumda.

Önümüzdeki yıl, “Dil devrimi”nin 90. Yılı…

Bu zaman içinde nereden nereye geldik?

Şûra’da dil devrimi tezleri ile ilgili ifadeler dikkat çekici: “Dil milletindir, milletin tarihinden çıkar. Türkiye’de uzunca bir dönem bu vakıa, göz ardı edilerek, Türkçenin tarihî müktesebatı yok sayılarak, tarihsiz ve köksüz bir dil yapılmak istenmiştir. Dillerin farklı kültür ve medeniyetlerle temas sebebiyle birbiriyle kelime alışverişi olağandır, bütün yabancı kelimeleri atarak saf bir dil meydana getirmek ise mümkün değildir nitekim dünyada saf bir edebiyat dili de yoktur. Türkçe de Türklerin tarihî serencamına uygun bir şekilde temas hâlinde olduğu kavimlerin dillerinden edindiği kelimeleri bünyesinde eriterek bunları kendinden bir parçaya dönüştürmüştür. Nitekim Arapça ve Farsçadan Türkçeye giren pek çok kelime, lafız ve mana açısından Türkçeye uyum sağlamıştır.”

Sonuç bildirisinde saplantılı kelime ırkçılığı ve tasfiyeciliği de şöyle izah ediliyor: “Dil sırf kelimelerden ibaret değildir. Kelimelerin cümle içindeki yerini ve mânayı görmezden gelerek dilimizin miyarının bozulması telafisi güç hasarlara yol açmıştır. Bunun başında, dil vasıtasıyla dünyayı anlamlandırmada nesiller arasında oluşan uçurum gelmektedir. Zira dili arıtmak adına onun ruhuna aykırı, dil zevkini zedeleyen kelimeler ya ders kitaplarına konularak ya da bunlara resmî metinlerde (kanun, tüzük, yönetmelik vs.) yer verilerek kullanıma sokulmuştur. Yabancı dillerden kelime girişi de ekseriya aynı yolla olmaktadır.”

Dil konusunda bugünkü sonucun ortaya çıkışında, Devlet’in rolü açıkça ortaya konuluyor: Hem yabancı dilden kelime girişinin hem de Türkçenin yapısına aykırı uydurma kelimelerin devlet eliyle yaygınlaştırıldığı net olarak ifade ediliyor. Bu ne anlama gelir? Devletin dili bozma iradesinin yerine artık dili düzeltme iradesinin hâkim kılınması gerekiyor!  

Dil devrimi yapılırken bizim köklü edebiyatımızdan kopmamız istenmişti. Ağır bir Osmanlı ve divan edebiyatı aleyhdarlığı yapılmıştı. Bugün öyle bir zamana geldik ki, gençler cumhuriyet dönemi edebiyatını da anlayamaz oldular: “Dilin bu şekilde değişmesi öyle bir noktaya gelmiştir ki gençlerimiz değil geçmiş yüzyıllardaki klasik metinleri, Cumhuriyet Dönemi’nin büyük yazarlarının eserlerini bile anlamada güçlük çeker hale gelmiştir. Daha bir asrını yeni doldurmuş İstiklâl Marşı’nı anlamayan, Millî Şairini okuyamayan bir gençlik tasavvur edilebilir mi?”

Bazı safderunlar dil devriminin diğer Türk lehçeleri ile yakınlaşmak için yapıldığını sanıyorlar. Sonuç Bildirisi’nde bu konuyla ilgili cümle de dönüp dönüp okunmalı:

“Türkiye’de dilde yaşanan değişme, diğer Türk lehçeleri ile müşterek kelimelerin tedavülden kalmasına sebebiyet vermektedir. Bu sonuç, Türkiye ile Türk dünyası arasında kültürel bütünleşmeyi güçleştirmektedir. Daha bir asır öncesine kadar cihanşümul bir mahiyet arz eden Türkçe, Türkiye dışı bir kenara dursun kendi sınırları içinde bile anlaşılmaz hâle gelmektedir.” 

Türkçe Şûrası bir dönüm noktası olmalı. Eğer daha fazla geç kalınırsa, sonuçların daha vahim olacağı görülmeli. Bir dil ufkuna, hatta şûruna sahip olmak zorundayız. Bu işi dille olan herkesin sorumluluğudur, hatta boynunun borcudur!

Teoman Duralı’ya rahmet!

Bu yazı tamamlandığında değerli felsefecimiz Teoman Duralı hocanın vefat haberini aldım. Onunla son konuşmamız Türkçe Şûrası üzerine olmuştu. Şûra fikri onu heyecanlandırmıştı, sağlığı yerinde olursa, mutlaka katılmak istiyordu. Maalesef katılamadı. Sadece bir felsefe hocasını değil, bir mütefekkiri değil dil dikkati olan bir düşünce adamını kaybettik. Mekânı cennet olsun. 

 

*

 

Türkçe Şûrası sonuç bildirisinin tam metni:

2021, Anadolu’da Türkçenin büyük edebî başlangıcını yapan Yûnus Emre’nin vefatının 700. senesi dolayısıyla “Yûnus Emre ve Türkçe Yılı” olarak ilan edilmişti.

“Türkçe yılı”nda dilimizin bugün içinde bulunduğu durumu tespit, değerlendirme ve dil meselelerinin çözümleri üzerinde düşünmek için geniş katılımlı istişareye ihtiyaç olduğu dikkate alınarak bir dil şûrası toplanmasına karar verildi.

Türkçe Şûrası Türkiye Yazarlar Birliği, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ve Yunus Emre Enstitüsü’nün müşterek faaliyeti olarak düzenlendi.

Daha önce düzenlenen “kurultay”ların danışma, istişare, müşavere değil, belli görüşlerin kabul ettirilmesine yönelik olduğu dikkate alınarak, faaliyet “Türkçe Şûrası” olarak adlandırıldı.

Türkçe Şûrası’nda konuyla ilgili kişiler, kurum temsilcileri bir araya getirilmekle kalınmadı; dilciler, edebiyatçılar, felsefeciler, hukukçular, eğitimciler ve şûrada ele alınan konularla ilgili ilim ve fikir adamlarının katılmasıyla kapsamlı bir danışma toplantısı yapıldı.

Türkçe Şûrası böylelikle dilimizin gücünü, imkânlarını anlama ve dil varlığımızın geliştirilerek sürdürülmesi üzerinde düşünmeye vesile oldu.   

Şûrada şu başlıklar altında 14 oturum düzenlendi: Dil Felsefesi-Felsefe Dili; Konuşma Dili; Dil ve Devlet, Devlet Dili, Resmî Dil; Edebiyat Dili; Türk Dünyasında Ortak Türkçe; Dil Bilgisi; Eğitim-Öğretim Dili; Akademik Dil-Akademinin Dili-İlim Dili; Din/İlahiyat Dili; Tıp Dili; Batı Kaynaklı Kelimeler ve Tercüme Dili; Hukuk Dili-Kanunların Dili; Haberleşme-Medya Dili.

Bu oturumlarda dilimizin geçmişi ve bugünü değerlendirildi, geleceğe yönelik teklif ve tavsiyeler dile getirildi. Oturum sonlarındaki müzakere fasıllarında oturum konusuna dair fikir alışverişinde bulunuldu. İlgililerin ortak kanaati, hâlihazırda, pek çok kesimin Türkçeye hâkimiyette gözle görülür bir şekilde zaaf içinde olduğudur. Üniversite çağına gelen öğrenciler ana dilde ifade ve beyanda güçlük çekmekte üniversite mezunları ise dil zevkinden mahrum bulunmaktadır.

Dil milletindir, milletin tarihinden çıkar. Türkiye’de uzunca bir dönem bu vakıa, göz ardı edilerek, Türkçenin tarihî müktesebatı yok sayılarak, tarihsiz ve köksüz bir dil yapılmak istenmiştir. Dillerin farklı kültür ve medeniyetlerle temas sebebiyle birbiriyle kelime alışverişi olağandır, bütün yabancı kelimeleri atarak saf bir dil meydana getirmek ise mümkün değildir nitekim dünyada saf bir edebiyat dili de yoktur. Türkçe de Türklerin tarihî serencamına uygun bir şekilde temas hâlinde olduğu kavimlerin dillerinden edindiği kelimeleri bünyesinde eriterek bunları kendinden bir parçaya dönüştürmüştür. Nitekim Arapça ve Farsçadan Türkçeye giren pek çok kelime, lafız ve mana açısından Türkçeye uyum sağlamıştır.

Ayrıca dil sırf kelimelerden ibaret değildir. Kelimelerin cümle içindeki yerini ve manayı görmezden gelerek dilimizin miyarının bozulması telafisi güç hasarlara yol açmıştır. Bunun başında, dil vasıtasıyla dünyayı anlamlandırmada nesiller arasında oluşan uçurum gelmektedir. Zira dili arıtmak adına onun ruhuna aykırı, dil zevkini zedeleyen kelimeler ya ders kitaplarına konularak ya da bunlara resmî metinlerde (kanun, tüzük, yönetmelik vs.) yer verilerek kullanıma sokulmuştur. Yabancı dillerden kelime girişi de ekseriya aynı yolla olmaktadır.

Dilin bu şekilde değişmesi öyle bir noktaya gelmiştir ki gençlerimiz değil geçmiş yüzyıllardaki klasik metinleri, Cumhuriyet Dönemi’nin büyük yazarlarının eserlerini bile anlamada güçlük çeker hale gelmiştir. Daha bir asrını yeni doldurmuş İstiklâl Marşı’nı anlamayan, Millî Şairini okuyamayan bir gençlik tasavvur edilebilir mi?

Yeni bir icat veya yeni bir keşif varsa, yeni bir kavram ortaya atılmışsa, bunlara karşılık gelecek kelimeler yapılmalıdır. Dilin zenginliği ve rengi olan kelimeleri dilden çıkarmak mana zenginliğine, başka bir deyişle dilin hafızasına karşı bir savaştır. Bunun yanı sıra kelime yapılırken dikkat edilecek hususlardan biri de âhenktir. Geçmiş asırlarda yabancılar Türkçenin âhengini övmüşlerdir. Bugün birçok üretilmiş kelime âhenkten yoksundur.

Dil, işaretler (göstergeler) sistemidir. Her kelime bir veya daha fazla manaya işaret eder. İşaret kavramla sesi birleştirir. Kavram ve sese ilişkin dil kullanıcıları arasında gizli bir mutabakat vardır. Konuşurken nesnenin ses tahayyülü zihinde belirir, bu tahayyül hareketlenme sonucu sese dönüşür ve zihinde o kavramı çağırır. Kişilerin konuşarak anlaşması, işaretteki ses tahayyülünün insan zihninde ortak kavramları çağrıştırmasıyla gerçekleşir.

Türkçenin tabiî seyrinden çıkarılarak başıboşluğa varacak bir şekilde yapılandırılmaya çalışılması, günümüzde dilimizin en önemli meselesidir. Günlük dilde bu çok fazla hissedilmemektedir. Buna mukabil edebiyat, fikir ve ilim alanında tabiî dilden uzaklaşma temayülü gittikçe daha belirgin hâle gelmektedir. Bugün herhangi bir akademik dergiyi meraklı okuyucu kitlesinin takip etmesi, her şeyden önce “dil meselesi” hâline gelmiştir. Akademi kaynaklı olduğu havası verilen sentetik dili bilmeden bu metinleri anlamak mümkün değildir. Anlaşılmazlık tedricen akademi dilinin bir keyfiyetine dönüşmektedir.

Dil herkesindir, hassasiyet göstermek de herkesin meselesi hatta sorumluluğudur. Elbette günlük dille edebî dil, fikir dili, ilim dili aynı olamaz. Fakat bütün bu alanlara geçiş sağlayacak bir şekilde konuşmak ve yazmak gerekmektedir.

Türkçenin bugün iki önemli meselesi bulunmaktadır. İlki, çoğu sözlüklere girmemiş, bazıları tek kullanımlık, uydurma kelimelerdir. Kimileri masa başında kendi kafasına göre kelime uydurmayı ve kullanmayı yetki alanında görmektedir. Halbuki dilin niteliklerinden biri, tarihî sürecin bir mahsulü olmasıdır. Bugüne mahsus bir dil söz konusu olamaz. İkincisi, Batı dillerinden -Türkçe karşılıkları varken- hassasiyet göstermeden, gerekli gereksiz aktarılan kelimelerdir. Arapça ve Farsça kökenli olmasına rağmen manası herkesçe malum kelimeler dilden kovulurken manası tam bilinmemesine rağmen Batı menşeli kelimelerin ikamesine sessiz kalınması, manidar bir durumdur.

Bu iki hususta da aşırılıktan kaçınmak, anlaşılırlığı, bilinirliği esas almak gerekmektedir. Akademik yayınlarda neredeyse “Kimsenin anlamasına gerek yok”, “Bu bize mahsus bir dil”, denebilecek bir tutum hızla yaygınlaşmaktadır.

Son salgın hadisesiyle medyada kendine yer bulan mütehassısların demeçleri, akademinin dilinin ortalama bir vatandaşın dilinden ne kadar uzak olduğunun açık bir numunesidir. Salgınla bir kez daha anlaşılmıştır ki ilgili kurumlar, yabancı kökenli kelimelere karşılık türetmede ve bunları çevrim içi güncel sözlüklere almada toplumun gerisinde kalmıştır. Salgın süreci, genel sözlüklerin dijital ortamlara taşınmasının ne denli önemli olduğunu göstermiştir.

Türkiye’de dilde yaşanan değişme, diğer Türk lehçeleri ile müşterek kelimelerin tedavülden kalmasına sebebiyet vermektedir. Bu sonuç, Türkiye ile Türk dünyası arasında kültürel bütünleşmeyi güçleştirmektedir. Daha bir asır öncesine kadar cihanşümul bir mahiyet arz eden Türkçe, Türkiye dışı bir kenara dursun kendi sınırları içinde bile anlaşılmaz hâle gelmektedir. 

Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Türkçe Şûrası, dil dikkatimizi yenilemek, farkındalığı güçlendirmek, terimler başta olmak üzere dille ilgili diğer konularda toplantılar tertip etmek ve kurumların işbirliği içerisinde çalışması gerektiğini göstermek bakımından bilhassa etkili olmuştur. Bir memleket meselesi olan dilde herkes ve her kurum elini taşın altına koymalıdır.

Şûrada ele alınan konularla ilgili dile getirilen görüşler, teklifler, tavsiyeler ve çözüm yolları ile ilgili bir rapor en kısa sürede hazırlanarak, başta Cumhurbaşkanlığı olmak üzere ilgili kurumlara sunulacak ve kamuoyuyla paylaşılacaktır.

 

Bu haber toplam 649 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim