“Her Cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir”

Ahmet Doğan İLBEY

Bâzı tecrübelere bakıldığında Cumhuriyet, cumhurun hâkim olduğu rey ve esaslara göre idarecilerinin belirlendiği, istibdat ve oligarşinin en az hükümferma olabileceği bir rejimdir. Âmenna.

Fakat “Cumhuriyet” nâmı altında ilân edilen Cumhuriyetin millet değerlerine karşı yapılan lâdinî-pozitivist inkılâpçı istibdat ve “Tek Adam” ideolojisinden oluştuğunu uzak en iyi necip Türk milleti bilir. İçinde yaşadığımız Cumhuriyet’in cumhurun dininden neşet eden kültür ve medeniyet değerlerine sımsıkı bağlı bir Cumhuriyet vasfını taşıdığını söylemek mümkün mü?

Cumhuriyet’in 1925’den sonra millî hâkimiyeti muhtevî olmadığını, M. Kemal ve kadrosunun Avrupa’nın lâdinî ve pozitivist anlayışından mülhem altı ok ilkeleri üstüne inşa edildiğini devrin paşaları da söylüyor.

29 Ekim 1923 tarihinde TBMM’de Cumhuriyetin ilânı karar altına alınırken Millî Mücadele’nin öncü paşalarından Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele Meclis’te yoktu. İstiklâl Savaşı’ndan çıkan bir devletin yeni rejiminin ilânı sırasında M. Kemal’in Millî Mücadele’nin lider paşalarına haber vermemesinin sebebi, adı geçen paşaların ve onlar gibi düşünen hayli kanaat önderlerinin düşündükleri sistem millî hâkimiyetin temsil edildiği ve İslâmî değerlerin büyük nisbette korunduğu bir Cumhuriyet devleti olmasıydı.                                                                                                                                          

Bu paşaların M. Kemal’den ayrı, millet değerlerine istinat eden Cumhuriyet düşüncesi, ilk Meclis feshedilip seçime kararı alındığında ortaya çıkar. M. Kemal’in Meclis’in üstünde devletin tek otoritesi hâline gelmesinden ve böylece Cumhuriyet adı altında bir Batılı bir Cumhuriyet rejimi kurma ihtimalinden rahatsızlardı. (Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş / D. Mehmet Doğan).                             

ÖNCÜ PAŞALARIN HABERİ OLMAYAN CUMHURİYET

Adı geçen kitaba göre, Meclis çoğunluğunun reyine müracaat etmeden ve Millî Mücadele’nin öncü paşalarının görüşü sorulmadan ilân edilen ve lâdinî Tek Parti istibdadına dönüşecek olan Cumhuriyet’e ilk karşı görüş Kazım Karabekir’den gelir:

“Müstebid idare mahv sebebidir. Ferdî veya zümrevî tahakkümler bir milleti mahv için kâfi sebeplerdir. Buna misal isterseniz biz ve bütün Müslüman hükümetlerdir. Hepsi birer müstebit idarede uyuşmuş kalmışlardır. Milletin kuvveti, halkın kuvvetidir. Bunun da mânası cumhuriyeti ifade eder, diyecek ve Türkiye’nin millî hâkimiyet esasından şahıs hâkimiyetine doğru gitme ihtimalinin gün geçtikçe artacak.”                                              

29 Ekim günü Rauf Orbay İstanbul’dadır. Cumhuriyet’in ilânını ve atılan top atışlarının sebebini gazetecilerden öğrenir ve aynı gün Tasviri Efkâr gazetesi muhabirinin sorusuna verdiği cevapta millî hâkimiyetin esas olduğunu söyler: 

“Bence Cumhuriyet  kelimesi üzerinde mütalaa münakaşa değildir. Millet esasen bu idare şeklini hak edip zaferiyle temin eylemiştir. Elverir ki meseleler milletimizce muhakeme edilerek, malûm olsun. Bu esaslar bâki kaldıkça, isim değişikliği, hedef ve gayeyi ihlâl de tebdil de edemez” 

Millî Mücadele’nin diğer bir öncü ismi Ali Fuat Cebesoy da Rauf Orbay gibi düşünüyordu: “Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ile kurulmuş olan Büyük Millet Meclisi idaresi şüphesiz millî hâkimiyet ve idareye göre kurulmuş bir müessese idi. Bu cumhuriyet demek değildir. Çünkü Cenubî Amerikan devletleriyle Bolşevik devletleri de birer cumhuriyetti. Bunlar tam mânasıyla birer diktatörlüktür. Biz asla diktatörlüğü getirmeyecek esaslara dayanan cumhuriyet istemiştik. Önemli olanın milletin hâkimiyetidir…”

HÂKİMİYET-İ MİLLÎYE’SİZ CUMHURİYET…

“Vatan-ı İslâmiyye” üzere yapılan Millî Mücadele’nin öncü paşalarının bu ifadeleri M. Kemal olmak ve yandaşlarını rahatsız eder. Rauf Orbay, Cumhuriyet düşmanı olmakla itham edilmeye başlanır. Bu itham üzerine, Halk Fırkası (Chp) Meclis Grubu’nda, “Kayıtsız şartsız Hâkimiyet-i Millîye’nin Cumhuriyet olduğunu, ancak her Cumhuriyetin Hâkimiyet-i Millîye”olmadığını cesurca beyan ederek Cumhuriyetle ilgili fikirlerini bir kez daha savunur. (Geçmişiniz İtinayla Temizlenir / Prof. Dr. Cemil Koçak).

Erzurum Kongresinde yazılan “Kayıtsız şartsız millî hâkimiyet ilkesi” maddesinden hareketle “hâkimiyet-i millîye’nin” mânasını hatırlamayanlar için mevzuun sıcaklığı içinde açıklayalım. 

Milletin kendi geleceğini ve idaresini tayin etme gücü ve hakkı demektir. Millî, millete ait, millete has olan mânasındadır. Millî kavramı milletten, yâni İslâm üzere yol tutan topluluk mânasına geldiğine göre, millî hâkimiyet de İslâmlaşmış bir topluluğun hâkimiyeti demektir. Cumhuriyet sistemi de cumhurun yâni halkın idaresi demek olduğuna göre millî hâkimiyeti mutlaka temsil etmesi gerek.

Gerçek târif böyle. Fakat M. Kemal ve yandaşlarının ilân ettirdiği Cumhuriyete, kağıt üstünde farklı görünse de ikinci yılından itibaren fiiliyatta bu târife uymadığı için hâkimiyet-i millîye’yi haiz bir Cumhuriyet diyemeyiz.

DİNE HÜRMETKÂR CUMHURİYET İSTEYENLER TASFİYE EDİLİYOR

Millî Mücadele’nin liderleri arasında Cumhuriyetin ilânı ile başlayan görüş ayrılığı bir yıl sonra daha da hızlanır. Devletin Tek Şef M. Kemal “önderliğinde” lâdinî bir istibdat dönemine girmeye başladığını gören paşalar, millî hâkimiyeti temsil edeceğini söyledikleri ve kuruluş beyannamesinde “Bu parti dine hürmetkârdır” yazılı olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurarlar. (Erik Jan Zürcher, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası).

Netice itibariyle “Her Cumhuriyet, hâkimiyet-i millîye değildir” demek, Tek Şef Cumhuriyetine karşı işlenmiş bir cürüm sayılır ve 1926 İzmir Suikastı bahane edilerek, önce Kazım Karabekir ve Rauf Orbay olmak üzere bu anlayışta olan birçok zevat siyasî hayattan tasfiye edilir.

------------------------------------

Ey azizan!

Bir önceki yazımız olan “CUMHURİYET BAYRAMI”NI KİMLER NİÇİN KUTLAR? adlı yazıda bir başka yazının notlarıyla karışan bilgi ve ifade hatâlarının olduğunu fark ettik. Sizi yorup sıkacak ama, adı geçen yazının düzeltilmiş hâlini aşağıda tekrar takdim etmek ihtiyacı hissettik ve düzeltilen kısımları siyah puntolarla belirttik: 

                                                                                                                                    

Üdeba’dan bir dost bu fakire mesaj yollamış ve demiş ki:

“29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilân edildiğinde anayasamızda ‘devletin dini dinî İslâm’dır ibaresi bulunuyordu. Binaenaleyh bir İslâm Cumhuriyetimiz olmuştur. Kemalist inkılâplar İslâm Cumhuriyeti’ni elimizden aldı. Biz Kemalizm’e karşı çıkarken Cumhuriyetimize ve devletimize düşmanlık edenlerden olmayacağız. Bu bağlamda Cumhuriyet Bayramı’nızı tebrik ederim.”

Hayli uzun ve çatallı bir mevzu olan içinde yaşadığımız Cumhuriyet yahut bir devlet şekli olarak Cumhuriyet sistemi, asırlardır İslâm medeniyetinin temsilcisi ve mazlumların hâdimi nice devletlerin kurucusu necip Türk milletinin derûnunda pek önem arz etmez.

TÜRK MİLLETİ “BİR CUMHURİYETİMİZ VAR” DİYE SEVİNMEZ

Devlet umuru görmüş ve devlet inşası cihetiyle zarftan çok mazrufa, yâni muhtevaya değer veren tecrübeli Türk milleti “Bir Cumhuriyetimiz var” diye sevinmez. Kurduğu devletlerin şeklinden çok Müslümanca bünyesine uyup uymadığına bakan bu asil millet asâletini kaybetmedikçe Cumhuriyet Bayramı kutlama görgüsüzlüğü yapmayacağı gibi, basit ve sun’i bir törenden coşku duymaz.

Resmî telkin ve mecburiyetten “Cumhuriyet coşkusuna” katılan kalabalıklar, bürokratik ve siyasî zümreler sizi aldatmasın. Bu bir muvazaa oyunu… Yenisi gelene kadar sürer.                                                                        

Muhtevasında saltanatın olmadığı, Müslümanca hak ve hürriyetin, adalet ve eşitliğin, rey ve seçimin bulunduğu her devlet şeklinin tecrübe edileceği gibi, Cumhuriyet sistemi de İslâm esaslarına bağlı olarak denenebilir. Nihayetinde bir sistem olarak ârızası çıkınca yenisi ikâme edilebilir dünyevî bir idare vasıtasıdır Cumhuriyet… Sadede geliyor, asıl mevzua geçiyorum.

“Cumhuriyet Bayramı” ifadesi yanlış ve “bayram” sıfatını haiz değildir.

“Bayram”, ıstılahî mânada İslâmî bir kelimedir. Âyetlerde emredildiği üzere Ramazan ve Kurban Bayramları’na bayram denir ve ancak Müslüman milletçe kutlanır.

Türkiye’de dinî bayramların yanında, “din-i İslâm” ve “Vatan-ı İslâmiyye” üzere yapıldığı için İstiklâl Harbi bayram ilân edilebilir. Çünkü Cumhuriyet gibi değişebilir, değiştirilebilir ârızî bir sistem değil, bir iman ve ruhun tezahürü olduğu için…

CUMHURİYET İLK KEZ KURDUĞUMUZ BİR DEVLET MİDİR Kİ BAYRAM YAPALIM?

Bin küsur yıllık devlet geleneğimizin küçük bir denemesi olan Cumhuriyet ilk kez kurduğumuz bir devlet midir ki kuruluşunu bayram ilân edelim. Muhtevası yanlışlarla dolu bir rejim. İlânihaye devam edecek ideal bir sistem değil. Derûnumuza ve tabiatımıza uygun bir Cumhuriyet olsa elbette korumaya alınır, bakım gösterilir…

Lâ-dinî Kemalist Cumhuriyetçiler cehaletlerinden ve idrâklerinin İslâm medeniyet değerlerine kapalı olmasından dolayı bu törenlere “millî bayram” diyorlar. Millî kavramı milletten, millet kavramı İslâm’dan neşet eder.  Dolayısıyla İslâmî anâne, usul ve değerleri taşıyan özel günler ancak bayram sayılabilir.

Cumhuriyet zorba askerî bürokrasi ve Batıcı aydınlar tarafından Avrupaî tarzda, İslâm’ın belirleyiciliğinden uzak seküler bir devlet olarak plânlandığı için “Cumhuriyet Bayramı”na “Cumhuriyet Törenleri” demek münasiptir. Çünkü Cumhuriyet kutlamaları despot rejimlerin törenlerini esas alan, Batılı gibi olmayı telkin eden, Kemalist ilke ve inkılâplarını “kutsayan” törenlerdir.

Cumhuriyet, Mehmed Âkif’in hayâlini kurduğu İslâm eksenli millî bir Cumhuriyet olsaydı önce Hacı Bayram-ı Veli Câmii’ne gidilirdi. Namazdan sonra İstiklâl Harbi’ni yapan ceddimiz ve askerimiz hakkında sohbet edilir ve sonra da duâ edilirdi.                                                                                        

Cumhuriyet, “Vatan-ı İslâmiyye” ruhuyla yapılan Millî Mücadele’nin devamı olan bir Cumhuriyet rejimi olsaydı şayet, Cumhurbaşkanlığı resmî kabul günlerinde Frenkler gibi ayakta içecekler içilip, (yakın yıllara kadar kadehler kaldırılırdı) laik Cumhuriyet ilkeleri üstüne konuşulmazdı.

Fakat böyle midir yapılan Cumhuriyet kutlamaları? Yakın yıllara kadar “haydi balolara, dansa ve modern yaşama” çılgınlıklarıyla kutlanıyordu. CHP’nin hususen Cumhuriyet baloları düzenlemesi rejimin Altı Ok’la ideolojik ortaklığındandır. Kutlamalara milletin kanaat önderleri, âlim ve fâzıl zâtları değil, Cumhuriyet’in bürokratik seçkinleri, artistler, mankenler, sanatçılar ve Roteryanlar gibi necip milletin değerlerine yabancı olan zümreler dâvet edilirdi.

Bu kusurlar bugün kısmen azalsa da “Cumhuriyet Bayramı” na yüklenen mânanın ve kutlamaların millet değerleriyle hâlen ahenkli olduğunu söylemek zor.                                  

CUMHURİYETİ KUTLAYANLARIN FİKR Ü ZİHNİYETİ

Protestan seküler ve pozitivist zemine istinat eden Atatürkçülük ilke ve inkılâplarının kutsanması anlayışını hâlâ taşıyan Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, muazzez İslâm medeniyetinin hâmisi olan Türk milletinin ve din-i mübin-i İslâm üzere yapılan İstiklâl Harbinin değerlerinden kopmak mânasına gelmez mi? Batılılaşmanın bir veçhesi olmaktan, Avrupa’nın kültür ve zihniyetine benzemekten başka bir şey olmayan Cumhuriyet bayramları CHP ve benzeri zihniyetteki Kemalist zümreler tarafından kutlanır.

Cumhuriyet Bayramı’nı bu mânada kutlayanlar, 1920 Meclisi’nin, yâni “vatan-ı İslâmiyye” dâvasıyla başlatılan Millî Mücadele’nin ruhuna ihanet eden yahut bu ruhu sonradan terk eden ve Türk milletinin İslâm kimliğini tasfiye ederek Batılı “uluslara” benzetmek isteyen laikçi-pozitivist askerî sınıf ve yandaşı bürokrasidir.

Cumhuriyeti kutlayanlar, İslâm medeniyetinin potasında bin yılda meydana gelen Türklüğü “ilga” ederek yerine İslâmî ruh köklerinden koparılmış Atatürkçü lâ-dinî Türklüğü cebren ikâme etmek isteyenlerdir. Dahası, İslâm’ı “kamusal alanda” belirleyici olmaktan çıkarıp sekülerleştirerek ferdî vicdana mahkûm edenlerdir.

Yeri gelmişken belirtelim; ferdî vicdan lâdinî Batı’nın icad ettiği sözde hür ve şahsî, yâni dinin esaslarıyla beslenmeyen bir namussuzluktur…

Bu yazı toplam 50 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim