II. Korsan Yayınla Mücadele Çalıştayı Başladı

II. Korsan Yayınla Mücadele Çalıştayı Başladı
II. Korsan Yayınla Mücadele Çalıştayı’nın Açılışı 19 Mayıs'ta Topkapı Sarayı'nda Yapıldı

Ankara ve İstanbul’dan ve Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden katılımcılar “Korsan Kitapla Mücadele” ana başlığı altında fikir alışverişinde bulunmak üzere İstanbul’da bir araya geldi.

TYB İstanbul Şubesi Başkanı Mahmut Bıyıklı’nın takdimiyle başlayan programda ilk olarak Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Küçükaşçı kısa bir konuşma yaptı. Topkapı Sarayı’nın sadece mimarî bir eser olmadığını, içinde çok sayıda matbu ve 22 bin yazma eser barındıran bir kütüphaneye de sahip olduğunu vurduladı. Müze arşivinin dijitalleştirildiğini, 20 ciltlik kataloğunun 17 cildinin basıldığını söyledi. Bu dijital birikimin verimli bir biçimde kullanılabilmesi yolunda daha tutarlı görüşlere ulaşılabilmesinde bu çalıştayın önemli olduğunu da sözlerine ekledi.

DEKMEB Başkanı Murat Köse, Ders ve Kültür Kitapları, Telif Hakları ve Meslek Birliğinin 2013 yılında fikri sanat eserlerinin korunması amacıyla kurulduğunu belirterek konuşmasına başladı. Ayrıca “Korsan kitapla mücadele konusunda birçok çalışma yaptık. Telif haklarının korunması konusunda uzmanlarla işbirliği yapıyoruz. Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanununda bazı değişiklikler yapıldı.” diyerek bu tasarının daha doğru kanunlaşması için çaba sarf ettiklerini söyledi.

Yayıncı ve İstanbul Milletvekili İsmet Uçma; çalıştayın verimli geçmesini diledi.  Fikir ve Sanat Eserleri Kanunundaki değişikliğin yakında TBMM’de görüşüleceğini söyledi. Telif haklarının değerini ifade eden Uçma, “Dünya müktesebatı Türkiye müktesebatına göre şekillensin diyorum. Emeğe saygı, zihin işçiliğine saygı olmalı. FSEK düzenlemelerini sağlarken arzumuz daha değerlinin daha iyi karşılık bulmasıdır. Kıymetli olanın öne geçmesini istiyoruz. Çalıştaydan bunu önceleyen katkılar çıkacağını umuyoruz. Bir başka önerimiz; yayıncılardan talep edilen müracaat formlarının düzenlenmesiydi. Yayıncıların ürünlerinin kapak fiyatlarıyla Kültür Bakanlığınca alınmasını da önerdik. Bu önerimiz olumlu karşılandı.”

“İnşallah medeniyet kodlarımızı ileriye taşıyacağız. Üç özelliğimiz dünya devletlerinin önündedir:

  1. İslâm coğrafyasıda dahil yeryüzünde birlikte yaşama kültürünü daha iyi temsil eden başka bir ülke, bir topluluk yoktur.
  2. Dünyanın en ileri demokrasisini temsil ediyoruz. Dünyanın en büyük sosyal devletiyiz.
  3. Medeniyet kodlarımız yeryüzünü güzelliklerle dolduracak güce sahiptir.” diyerek sözlerini noktaladı.

TYB Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan, FSEK’teki değişikliklerin bir an önce hayata geçirilmesini dileyerek konuşmasına başladı:

“Türkiye’de korsan yayın, intihal ve yayın hakları konusunda geniş bir literatüre sahip değiliz. İkinci çalıştaydan sonra DEKMEB ve diğer ilgili kuruluşlarla ortak çalışmalar yapılmalı.  Böyle bir toplantının 20 bin yazma kitabı olan Topkapı Sarayında yapılması da isabetli olmuştur” diyen Doğan konuşmasının başlığının “İntihalle kalpazanlık arasında korsanlık” olduğunu belirtti.

Divan şairi Sünbülzade Vehbi’nin kullandığı “Sirkat-i şi’r” kavramına dikkat çeken Doğan bu şairin şiir intihali yapanlara dil kesme cezası öngördüğünü belirtti. 

Ahterî-i Kebîr’de intihal mefhumunun başkalarının eserini kendine mal etmek şeklinde açıklandığını ve aslında intihalin yüzyıllardır var olduğunu vurgulayan Doğan dolayısıyla intihal alanında bir literatürün oluşmuş olduğunu da söyledi: Uyarlama anlamında intihalin “küçük günah” kavramıyla adlandırıldığını, değiştirerek almak, birbirinden habersiz birden fazla kişinin aynı şeyi söylemesi (tevarüd) vb. terimler bulunduğunu açıkladı.

Doğan, 1945 yılına kadar intihal kelimesinin “aşırma” kelimesiyle açıklandığını; o yıldan itibaren ise TDK Sözlüğünde kavramın “başkasının eserlerini kendine mal etme” anlamıyla karşılandığını belirtti. 7. baskının yapıldığı 1983’te intihal teriminin tekrar “aşırma” anlamıyla açıklanmaya başladığını da vurgulayarak ufak bir kelime tarihçesi sundu. 2011 baskısında da bu açıklama var.  Aşırma kelimesine dönülmesi sözlükte “korsan” kelimesine verilen anlamdan kaynaklanıyor. Korsanlığın bir açıklaması da “izinsiz çoğaltma”dır.

“İntihal, korsanlıkta olduğu gibi izinsiz yaymayı kapsar mı?”, “Yani korsan kitap, korsan kaset yerine intihal kitap, intihal kaset denebilir miydi?” sorularını gündeme getiren Doğan, intihal kelimesindeki vurgunun korsan kelimesindeki vurguya göre zayıf göründüğünü de sözlerine ekledi. 

Daha sonra korsan kavramına tarih metinlerinden yola çıkarak daha geniş açıklık getiren Doğan şunlar söyledi: “Katip Çelebi Tuhfetü’l-Kibar Fî Esfari’l-Bihâr adlı eserinde kaptanın kendisi korsan olmasa bile korsanlara danışması gerektiğini söylüyor. Burada korsan; tecrübeli denizci anlamındadır. Korsanlık bir nevi deniz akıncılığı demektir diyebilirim. Zaten Saray Korsanları dizisinden sonra korsan imajı da düzelmiştir. Denizcilik tarihimizde Çaka Bey ilk denizcimizdir. Onun için de, diğer denizcilerimiz için de kaynaklarımızda korsan adlandırılması kullanılıyor. Piri Reis de böyledir. Kitab-ı Bahriye ve dünya haritası gibi eserleri olan Piri Reis’e yaygın anlamıyla korsan diyebilir miyiz?”

Barbaros Hayreddin Paşa’nın hayatını ve ‘korsanlığa’ başlamasını anlatan Doğan korsan Hayreddin Paşa’nın bu sıfatla büyük iyilikler yaptığını örnekleriyle ortaya koydu.

Korsan kelimesinin köken olarak akıncı anlamına geldiğini; Kamus-ı Bahrî’deki korsan tanımının da bu yönde olduğunu belirten Doğan hırsızlık kavramı üzerinde de ayrıca durdu. Bu kavramı Şemseddin Sami’nin Kamus-ı Fransevi, Hasan Fehmi’nin Fransızcadan Türkçeye Lügat ve Mehmet Gülbahar’ın üç ciltlik İngilizceden Türkçeye Lügat adlı eserine dayalı olarak açıklayan Doğan hırsız kavramının Gülbahar sözlüğündeki anlamına da dikkat çekerek bu sözlükte hırsıza “telif haklarını kapan” şeklinde bir açıklama getirildiğini vurguladı.

Korsan kelimesini yanlış aktardığımızı, kelimenin tarihi geçmişini ihmal ettiğimizi, dijital yayıncılığın korsan yayınları kolaylaştırdığını bu yolla kitap çoğaltmanın basitleştiğini, Milli Eğitimin fotokopi ve benzeri yollarla kitap çoğaltma işini yaygınlaştırdığını bunun için de bir takım hayırhah sebepler ileri sürüldüğünü, yemek için lokantaları basıp öğrencilere nasıl yemek yedirmiyorsak kitapları da fotokopi ve benzeri yollarla çoğaltarak öğrencilere dağıtmamamız gerektiğini de sözlerine ekleyen Doğan şöyle bir teklif sundu:

“Korsanlık yerine kalpazanlık kelimesini kullanabiliriz: Kitap kalpazanlığı... Gerçi artık bu fırsatı kaçırmış olabiliriz. Fakat korsan yayınlara kalpazanlık cezası verilmelidir. Kalp para basanla kalp kitap veya fesli yayın basan, çoğaltan kişiler aynı şekilde cezalandırılırsa caydırıcı olabilir.”

D. Mehmet Doğan bu tekliften sonra konuşmasını sonlandırdı. Doğan’ın söyledikleri büyük ilgi doğurduğu için soru cevap kısmında katılımcılar görüş ve eleştirilerini dile getirerek konuya katkı sundular. Böylece Topkapı Sarayı toplantı salonundaki açılış programı sona ermiş oldu.

Çalıştay Oturumları

  1. Telif Hakları Yasası

19 Mayıs 2017 tarihinde öğleden sonra peşpeşe iki oturum gerçekleştirildi. İlk oturumun konusu “Telif hakları hukukunda sınırlama ve istisnalar” idi. Bu konuyu konunun uzmanlarından Prof. Dr. Hayri Bozgeyik geniş bir şekilde işledi.

Prof. Dr. Bozgeyik Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)’nun özellikle sınırlandırıcı maddeleri üzerinde durarak şunları söyledi:

“FSEK’te süreyle ilgili sınırlamalar on maddede toplanıyor. Diğer kanunlarda sınırlamalar bu kadar fazla değildir. Bu durum, telif eserleri ortaya koyarken bilimsel birikimden yararlanmak söz konusu olduğu için telif hakkı süresiz olmasın anlayışından kaynaklanmış olmalıdır.  Yetmiş yıllık koruma süresi konuyla ilgilenenler tarafından tartışılıyor. Buna karşılık sınırsız koruma süresi olmalı diyenler de vardır. Diğer sınırlama alanları şunlardır:

  • Kamu düzenlemesi açısından sınırlama
  • Fotoğrafların çoğaltılması açısından sınırlama
  • Kamu yararı açısından sınırlama: Kanun, tüzük vb. metinlerden yararlanmak, bunları çoğaltmak her halükarda serbesttir. (31. madde)
  • TBMM, kongre, mahkeme vb. yerlerde sarfedilen beyanat, nutuk, konuşma vb. metinlerin yayımı serbesttir. (32. madde)
  • Yayınlanmış eserlerin eğitim kurumlarında kazanç amacı gütmeden çoğaltılması serbesttir. Yalnız  burada eser sahibi, eser adı usulüne uygun bir biçimde mutlaka belirtilmelidir. (33. madde)
  • Musıkî, ilim ve edebiyat eserlerinden iktibas-seçme yoluyla ortaya konan çalışmalar serbesttir. Eğitim ve öğretim amacına yönelik olmak şartıyla. (34. madde)
  • Alenileşmiş güzel sanatlar eserlerinde eğitim gayesi dışında yayınlanacaksa izin alınması gerekmektedir.
  • Eserlerden yararlanmanın sınırı 35. maddede belirtiliyor: İktibasın sınırı “haklı alıntı” kuralları içinde olmalıdır. Yazarın “kısmende olsa iktibas edilemez” kaydı kanun önünde geçersizdir. Alenileşmiş bir eserin bazı cümle ve pasajları müstakil bir ilim ve edebiyat eserine alınabilir. İktibasın daha önce ortaya konan bir fikri açması gerekir; ‘hedef eser’in içeriğini aydınlatmalıdır. İktibas edildiği de mutlaka belli olacak şekilde görünür olmalıdır. İktibas belli olmuyorsa telif hukukunda “haksız iktibas” ortaya çıkar. Eserin, yazarın adı, eserin neresinden alındığı iktibaslarda mutlaka nereden alındığı belirtilmelidir.
  • Şu an süren kanun değişikliği çalışmalarında tartışılan en problemli husus 38. maddededir: Teknolojinin gelişmesiyle mesela bir müzik eserinin sınırsızca paylaşılması “şahsen kullanım” olarak adlandırılıyor. Fakat dijital aktarım konusu bütün dünyada halen tartışılmaktadır.
  • Kopya ve teşhir konusundaki sınırlandırma 40. madde ile belirlenmiştir. Heykeller, mimarî eserler umumî yerlere konulmuşsa resim, grafik vb. yollarla çoğaltılması, görüntüsünün yayınlanması caizdir.

Bu kanun maddeleri üzerinde değişiklikler de olmaktadır. Fakat Türkiye’de telif hukukunu aynı anda bütün yönleriyle ele alacak herhangi bir yapı yoktur.”

Prof. Dr. Bozgeyik’in kanun metnine dayalı bu açıklamalarından sonra soru cevap faslına geçildi. Katılımcılardan Yusuf Turan Günaydın FSEK’in koruma süresini 70 yıl olarak düzenleyen 27. maddesiyle mektup, hatırat vb. metinler için koruma süresini 10 yıla düşüren 85. maddenin birbiriyle uyuşan ve çelişen tarafları hakkındaki sorusunu ikinci grupta yer alan türden metinlerin bir edebiyat ve sanat değeri taşıyıp taşımadığına göre değerlendirmek gerektiği yönünde cevapladı.

Prof. Dr. Ali Birinci, FSEK’in gerektiği kadar bilinmediğini bundan doğan boşlukların korsan yayıncılığa ve intihale yol açtığını dile getirdi. Ayrıca resmî kurum arşivlerinin araştırmacılara kapatılması dolayısıyla biyografi yazımının sekteye uğratıldığını da vurguladı. Bu belgelere dayalı olarak bir takım yazarların varislerine de ulaşılamadığı için bu tür yazarların eserlerinin telif hakları ödenmeden rahatlıkla basılabilmesinin önünün açıldığını söyledi.

Konu yayıncılarında FSEK maddeleri hakkındaki değerlendirme ve sorularıyla geniş bir şekilde tartışıldı.

  1. Somut Çözüm Önerileri

Telif hakları sorunlarını bizzat yaşayan yayıncılar başta olmak üzere akademisyen ve yazarların katılımıyla süren çalıştayın bu oturumuyla bir takım somut çözüm önerileri ortaya konuldu.

Sabahaddin Zaim Üniversitesi Öğretim Üyesi Yusuf Dinç “fiyat, iade ve hacim ilişkileri” üzerinde durarak yayın sözleşmelerinin mevcut örneklerini değerlendirdi ve sözleşmelerin ahlâkî boyutunun bulunması gerektiğine dikkat çekti.

Pınar Yayınları editörü Asım Öz; korsan kitap meselesi üzerinde durarak yayıncıların korsan meselesini abarttıklarını çünkü Türkiye’de belli sayıda yazarın kitaplarının korsan olarak basıldığını dolayısıyla konunun asli bir mesele olmadığını dile getirdi.

Katılımcılardan Yusuf Turan Günaydın bir takım somut önerilerde bulundu: Bandrol konusunun artık tavsadığını bir eser için sözleşme imzalanmadan bandrol alabilmenin mümkün olduğunu; Osmanlı döneminde “maarif nezaret-i celilesinin ruhsatnamesi” kaydıyla her kitaba konulan ibareye göre sıkı bir kontrolden geçirilen kitapların günümüzde de benzer bir denetime tabi tutulmasının gerektiğini; telif eserlerde olduğu gibi her tercüme kitapta mütercim biyografilerinin mutlaka konulması gerektiğini bu hususun mütercimlerin tercüme yaptıkları dil konusunda okuyucuya yeterli bir izlenim vermek için gerekli olduğunu; yayın piyasamızda halen başta Mesnevî olmak üzere bir kısım çeviri eserlerin mütercimsiz olarak basılıp satılabildiğini piyasada hâlâ mütercimi değil “hazırlayanı” bulunan tercüme eserlerin bulunduğunu bazen elli altmış yıl önce basılan telif eserlerin bile farklı yazar adlarıyla intihale uğratıldığını resmî kurumların telif ve satış yönergelerinde FSEK ile uyumsuz hususların bulunduğunu dile getirerek bunların giderilmesi gerektiğini söyledi. Açılış oturumunda D. Mehmet Doğan’ın belirttiği şekilde bu tür suistimallere yol açanlara kalpazanlara verilen cezanın verilmesinin caydırıcı olabileceğini sözlerine ekledi.

Çıra Yayınlarından Fedakar Uzman yayıncıları mağdur eden korsan baskı ve çoğaltmaları önleyecek yasal kontrollerin yeterli olmadığını dile getirdi ve bu durumlara yayıncı ve yazar tarafından şikayet olmadan direkt yasal müdahale yolunun bulunabilmesini önerdi.

Ankaralı yayıncılardan İsmail Tekten ders kitapları yayınladığını bu çalıştayda dile getirilen sorunların FSEK üzerindeki düzenlemenin devam ettiği şu aşamada ilgililere mutlaka ulaştırılmasını istedi. Korsan yayıncılıkla telif hakları sorunlarının birbirinden bağımsız olarak ayrıca ele alınması gerektiğini dile getiren Tekten bandrollerle ilgili kimi zaman yayıncıdan değil de matbaacılardan kaynaklanan bir takım sorunların yaşandığını belirtti. Bandrol işinin şu an yayıncıların aleyhine işleyen bir araca dönüştüğünü söyleyen Tekten bu konularda bir standardın bulunmadığını vurguladı.

Yayıncı İsmail Derici özellikle biyografi araştırmalarında resmî kurum arşivlerinden alınamayan bilgi ve belgelerin YAYFED vb. bir kuruluş vasıtasıyla kontrollü bir biçimde araştırmacılara ulaştırılması gerektiğini dile getirdi. Bu çalıştay raporlarının ilgililere sadece yazılı olarak verilmesinin yeterli olmadığını, ilgililerin yayıncıları ve yazarları bir topluluk içinde sözlü olarak dinlemeleri gerektiğini savundu.

Yusuf Dinç, Avrupa Birliğinin çeviri uygulamasının incelenip örnek alınabileceğini bu uygulamada tercüme eserlerin özel bir teşvik gördüğünü ve mütercim biyografilerine özel bir önem verildiğini belirtti. Asım Öz tercüme işinin Türkiye’de yazarlık gibi bir tür zanaatkarlık kabul edilmediğini ve zaten Türkiye’de iyi mütercimin de çok az olduğunu dile getirdi. Dolayısıyla bu sorunların üzerine gidilmesi gerektiğini belirtti.

Bir katılımcı ise korsan yayıncılığın sadece matbu yayıncılıkta değil web ortamında da bulunduğunu; matbu olmayan bir tür korsan yayıncılık bulunduğunu söyledi. Çevirmenlerle yapılan sözleşmelerin net olmadığını ve dolayısıyla bunların netleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

biyikli-001.jpg

TYB İstanbul Şubesi Başkanı Mahmut Bıyıklı

 

mustafa-001.jpg

Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Küçükaşçı 

 

muratkose-001.jpg

DEKMEB Başkanı Murat Köse

 

vekil.jpg

İstanbul Milletvekili ve Yayıncı İsmet Uçma

 

dogan-001.jpg

TYB Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan

 

salontoplu-001.jpg

topkapitoplu-001.jpg

topkapitoplu2-001.jpg

topkapitoplu3-001.jpg

ziyaret0.jpg

Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Küçükaşçı'yı ziyaret.

ziyaret1-001.jpg

Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Küçükaşçı'yı ziyaret

Bu haber toplam 716 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim