D. Mehmet Doğan: 100 Yıl Sonra Millî Mücadele’ye Bakmak

D. Mehmet Doğan: 100 Yıl Sonra Millî Mücadele’ye Bakmak
“Milli Mücadele”nin döneme ait en yaygın adlandırma olduğunu, İstiklâl Harbi dışında diğer isimlendirmelerin (kurtuluş savaşı, bağımsızlık savaşı gibi) daha sonra kullanıldığını ve bir muhteva değişikliğine işaret ettiğini söylemek durumundayız.

Millî Mücadele ile birlikte Mücahede-i Milliye (Millî Cihad), Cidâl-i Millî (Milli Cidâl) terkiplerinin de kullanıldığını belirtelim.

Millî Mücadele dönemi (1919-1923), Anadolu coğrafyasındaki 1000 yıllık varlığımızın en buhranlı dönemeçlerinden biri olarak nitelenebilir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti’nin elinde kalan ana toprak parçasının işgal edilmesi ve Sevr dayatması Anadolu üzerindeki 1000 yıllık varlığımızı ilk defa tartışmaya açmıştır. 5 asır önce Endülüs’te Müslümanların yok edilmesi örneği bu dönemde “dinin son yurdunu kurtarmak” hissiyatını hâkim kılmıştır.

Cihan Harbi’nin mağluplar tarafında bulunan Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi devletler kendilerine dayatılan ağır anlaşmaları imzalamak zorunda kalırken; Anadolu üzerinde uygulanmak istenen emperyalist bölüşüm planlarına karşı çıkılmıştır. 1918 yılının sonlarından itibaren İttihatçı kadroların etkili olduğu Müdafaa-i Hukuk cemiyetleriyle vücut bulan yerel direniş yapıları, 1919 yılında toplanan kongreler ve daha sonra 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi ile giderek daha teşkilatlı bir hal almış ve kurumlaşarak mücadelesine devam etmiştir.

Millî Mücadele sırasında bir taraftan Yunan kuvvetleriyle çarpışılırken, diğer yandan Anadolu’da bazı isyanlarla da karşı karşıya kalınmıştır. Mücadele, belli bir noktadan itibaren Mustafa Kemal’in (Atatürk) öncülüğünde yürütülse de 1919-1923 tarihleri arasında hem askerî kesimde hem de sivil kesimde birçok şahsiyetin Millî Mücadele’nin neticesine doğrudan tesiri olmuştur. Dolayısıyla cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan ve Türk siyasî tarihine damga vuran tartışmaların/çatışmaların temellerini Millî Mücadele döneminde aramak doğru olur.

Millî Mücadele’nin resmî anlatımında 1927’de CHP kongresinde okunan Büyük Nutuk’tan sonra katı bir tek seslilik benimsenmiştir. Aradan geçen senelerde bu ideolojik çerçevenin dışında kalan bir hayli bilgi ve belge dolaşıma girmişse de resmî anlatım bundan etkilenmemiş, darbe ve müdahale dönemlerinde pekiştirilerek günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir.

Konu ile ilgili temel açmazlardan ilki Millî Mücadele’nin fikir zemini ve mânevî arkaplanı ile Cumhuriyet’in, inkılapların düşünce zeminlerinin zıtlığıdır. Eğer Millî Mücadele’ye katılması istenen halkın karşısına Osmanlı devletinden vaz geçileceği, hilafetin kaldırılacağı, dinî değerlerin önemsizleştirileceği yönünde bir programla çıkılsa idi sonuç ne olurdu?

Millî Mücadele boyunca mücadelenin yürütücüleri bütün bunların olmayacağına âdeta yemin kasem ederek yollarını açmışlardır. Nasıl vatanın düşmandan temizlenmesi temel gaye olarak konulmuşsa, hilafet ve saltanatın kurtarılması hedefi de her fırsatta ifade edilmiştir. Bunu en keskin şekilde dillendiren kişilerin başında Mustafa Kemal Paşa gelir. Mustafa Kemal gerek kongrelerde yaptığı konuşmalarda gerekse Büyük Millet Meclisi’nin açılışında bu konuları net şekilde ifade etmiştir.

Millî Mücadele dinî bir zeminde, gerektiğinde camiler, hatta tekkeler harekat merkezi olarak kullanılarak sürdürülmüştür. Bu dinî muhteva olmaksızın Millî Mücadele’nin sürdürülemeyeceği ve başarıya ulaştırılamayacağını söylemekle sadece sonraki yıllarda üstü örtülmek istenen bir gerçeği dile getirmiş oluyoruz. “Kurtuluş”un temelindeki dinî muhtevanın Cumhuriyet’in “kuruluş” zemininde reddedilmesinin büyük bir çelişki olarak görülmemesi konunun anlaşılmasını imkânsız hâle getirmektedir.

Türkiye’nin Millî Mücadele sonrası durumu, “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” atasözü ile açıklanabilir. Sıtma nöbetli bir hastalıktır. Tarihimizdeki baskıcı, müdahaleci, darbeci depreşmeler bu nöbetlerin nüksetmesi olarak görülmelidir.

Siyasî tartışmaların yanı sıra Millî Mücadele’nin sosyolojik, askerî, iktisadî ve milletlerarası boyutları ciddi olarak yeniden ele alınmayı beklemektedir. Bu yüzden, TYB Akademi Dergisi’nin 27. sayısını Millî Mücadele’ye ayırmaya karar verdik. Amacımız, siyasî tartışmaların ötesinde bu kritik döneme damga vuran aktörlerin ve olayların 100 yıl sonra yeni bir bakış açısıyla ele alınmasına vesile olmaktır. Bu sayımızın editörlüğünü Prof. Dr. Caner Arabacı ve Dr. Nuri Salık yaptılar. Kendilerine ve dergimize makaleleri ile katkı sunanlara teşekkür ederiz.

TYB Akademi 27 / Millî Mücadele / Eylül 2019

Bu haber toplam 458 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim