• İstanbul 14 °C
  • Ankara 11 °C

Dr. Öğr. Üyesi Nuri Salık: Çözüm Arayışından Çıkmaza: AK Parti Döneminde Türkiye-Suriye İlişkilerinde Su Sorunu

Dr. Öğr. Üyesi Nuri Salık: Çözüm Arayışından Çıkmaza: AK Parti Döneminde Türkiye-Suriye İlişkilerinde Su Sorunu
Türkiye, en uzun kara sınırına sahip olduğu güney komşusu Suriye ile uzun yıllar boyunca karşılıklı güvene dayanan dostane ilişkiler tesis edememiştir.

İlişkilerde yaşanan dönemsel yumuşama ve yakınlaşmalar uzun soluklu olmamış ve tarihsel süreç içerisinde Türkiye-Suriye ilişkileri temel olarak üç sorunlu alan etrafında şekillenmiştir: Hatay meselesi, PKK terörü ve su sorunu. Fırat, Dicle ve Asi akarsularının paylaşılması meselesi, bu akarsulara kıyıdaş olan Türkiye, Suriye ve Irak arasında ciddi krizler yaşamasına yol açmış ve Türkiye-Suriye ilişkilerinin gidişatını uzun yıllar boyunca etkileyen en önemli konulardan biri olmuştur. Ülke nüfuslarının giderek artması, suyun bir tüketim ve enerji ürünü olarak stratejik önemini ve kıyıdaş ülkelerin su kaynaklarını kontrol etme isteklerini artırmıştır.

Su sorunu, 1960’lı yıllarda Türkiye ve Suriye’nin akarsular üzerinde baraj projelerine başlamaları nedeniyle ortaya çıkmıştır. Özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda kıyıdaş ülkeler arasında bir dizi krize yol açan su sorunu daha çok teknik düzeyde bir mesele olarak değerlendirilmiştir. Ancak Suriye’nin 1980’li yıllardan itibaren Türkiye’yi zayıflatmak maksadıyla PKK terör örgütünü desteklemeye başlaması su sorununa siyasi bir boyut kazandırmıştır. Şam yönetiminin PKK terörünü su meselesiyle ilişkilendirerek Türkiye’den birtakım taleplerde bulunması nedeniyle, su sorunu Ankara’nın en önemli dış politika gündemlerinden biri haline gelmiştir. Türkiye-Suriye ilişkileri 1990’lı yıllarda giderek çatışmacı bir nitelik kazanırken su ve terör sorunları birbirinden ayrı anılamaz hale gelmiştir. Türkiye ile Suriye’yi savaşın eşiğine kadar getiren 1998 Krizinin ardından imzalanan Adana Protokolü ikili ilişkilerin yumuşamasına kapı aralamıştır. Türkiye-Suriye ilişkilerinde asıl dönüm noktası AK Parti’nin Kasım 2002’de iktidara gelmesi olmuştur. AK Parti döneminde Türkiye-Suriye ilişkileri hızla normalleşmiş ve iş birliği zeminine oturmuştur. İkili ilişkilerde yaşanan olumlu hava su sorunun çözümü konusunda da önemli gelişmelerin yaşanmasını sağlamıştır. Ancak Mart 2011’de Arap Baharının Suriye’yi sarsması Türkiye-Suriye ilişkilerinin bozulmasına neden olmuştur. İç savaş nedeniyle Suriye rejiminin ülkede kontrolü kaybetmesi su kaynaklarının Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ve Yekiniyen Parastina Gel (YPG) gibi terör örgütlerinin tarafından kontrol edilmesine sebep olmuştur. Bu durum, su meselesinde devlet-dışı silahlı aktörlerin ön plana çıkmasını beraberinde getirmiştir.

Sınır aşan suların kıyıdaş devletler arasında iş birliği ya da çatışmayı tetiklemesi akademik literatürde üzerinde oldukça fazla durulan bir meseledir. Daha çok güç kapasiteleri ve hidro-hegemonya kavramları ekseninde irdelenen Türkiye-Suriye ilişkilerinde sınır aşan sular meselesi tarihi açıdan daha az analiz edilmiştir. Bu çerçevede, devlet dışı silahlı aktörlerin su kaynaklarını ele geçirdiği Suriye’de su meselesi devlet merkezli kuramsal analizlerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini açıkça göstermektedir. (Daoudy, 2005; Zeitun & Warner, 2006; Akıncı et al., 2020; Warner et al., 2017; Sakal, 2022).

Bu çalışma, AK Parti döneminde Türkiye-Suriye ilişkilerinde su sorununa çözüm arayışlarının nasıl çıkmaza girdiğini, bu sorunun birbirinden farklı özellikteki evrelerini dönemlere ayırarak tarihsel bir bakış açısından incelemektedir. Çalışmada öncelikle su sorununun tarihsel kökenlerine ve 1960’lı yıllarda ortaya çıkışına değinilmiştir. Bu kısımda, 1960’lardan 2000’lere kadar uzanan süreçte Türkiye ile Suriye arasında su sorunu nedeniyle yaşanan krizlere ve diplomatik süreçlere odaklanılmıştır. Makalenin ikinci bölümünde, AK Parti’nin iktidara gelişinin ardından Türkiye-Suriye yakınlaşmasına ve bu yakınlaşmanın su meselesine yansımalarına mercek tutulmuştur. Bu çerçevede, AK Parti’nin Türkiye-Suriye iş birliğini artırmak için su sorununu çözülmesi gereken en önemli meselelerden biri olarak gördüğü ortaya konulmuştur. Bu dönemde, Türkiye ile Suriye arasında gerçekleştirilen üst düzey temaslarda su sorununun halline dair birçok mutabakat muhtırası imzalanmıştır. Son kısımda, Arap Baharı sürecinde yaşanan gelişmelerin Türkiye-Suriye yakınlaşmasını ve iş birliğini sona erdirdiğine, Suriye’deki su kaynaklarının önce IŞİD, daha sonra YPG terör örgütünün kontrolüne girmesinin su sorununun nihai çözümünü çıkmaza soktuğuna değinilmiştir. Dolayısıyla, Arap Baharı dalgasının Suriye’de yol açtığı kaos ve çatışma ortamı, devlet dışı silahlı aktörlerin yükselişine zemin hazırlayarak AK Parti döneminde Türkiye-Suriye ilişkilerinde su sorununun çözümü için atılan adımları akim bırakmıştır.

Su Sorunun Tarihsel Kökenleri, Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

Türkiye ile Suriye arasında Fırat, Dicle ve Asi akarsularının nasıl paylaşılacağına dair yaşanan anlaşmazlık olarak tarif edilen su sorunu (Fırat & Kürkçüoğlu, 2009: 140), iki ülke ilişkilerinin normalleşmesinin önündeki en büyük engellerden birini teşkil etmiştir. Su sorunu; Soğuk Savaş rekabeti, Hatay meselesi ve PKK terörü gibi faktörlerle birlikte Türkiye ile Suriye arasındaki potansiyelin ortaya çıkmasını 2000’li yıllara kadar geciktirmiştir.

Tarihsel sürece bakıldığında, Türkiye ile Suriye arasındaki su ilişkilerini düzenleyen ilk antlaşmanın Millî Mücadele döneminde imzalanan 20 Ekim 1921 tarihli Ankara İtilâfnamesi olduğu görülmektedir. Ankara hükûmeti ile Suriye’nin mandater devleti Fransa arasında imzalanan antlaşmanın 12. maddesinde Kuveik suyunun iki ülke arasında nasıl paylaşılacağı şu sözlerle düzenlenmiştir: “Kuveik suyu Halep şehri ile şimalde Türk kalan mıntıka arasında her iki tarafı hakkaniyet perverane bir surette tatmin edecek veçhile tevzi olunacaktır. Halep şehri mıntıkanın ihtiyacına medar olmak üzere kendi masrafile Türk toprağında Fırattan dahi su alabilecektir.” (Düstur, 1929). Bu madde ile, Kuveik suyunun Halep ile kuzeyde kalan Türk toprakları arasında âdil bir biçimde paylaşılacağı ve Halep’in ihtiyaç olması durumunda, masrafını karşılamak suretiyle, Fırat suyundan alabileceği açıkça beyan edilmiştir (Chalabi & Majzoub, 1995: 193; Denk, 1997: 35).

Su meselesi, Lozan Anlaşmasına da konu olmuştur. İtilâf devletleriyle 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’nın 109. maddesinde Türkiye ile komşu devletler arasındaki su ilişkileri şu ifadelerle düzenlenmiştir:

“Tersine hükümler olmadıkça, eğer yeni bir sınırın çizilmesi yüzünden bir devletin sularının düzeni (kanallar açılması, su baskınları, sulama, drenaj, ya da vb.) öteki bir devletin toprağında yapılacak işlere bağlı bulunduğu, ya da bir devletin toprakları üzerinde savaştan önceki yapılan işler gereğince, öteki bir devletin topraklarından çıkan sular ya da hidrolik enerji kullanılıyorsa ilgili devletler arasında, her birinin çıkarlarını ve kazanılmış haklarını koruyacak nitelikte bir anlaşma yapmaları gerekir. Anlaşma olmazsa sorun hakem yoluyla çözümlenecektir” (Soysal, 1983: 129; Düstur, 1931).

Lozan Antlaşması’nda yer alan bu maddeyle Türkiye, Suriye ve Irak arasında sınırların yeniden belirlenmesi nedeniyle, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce var olan su rejiminin devamını sağlamak üzere antlaşmalar yapılması öngörülmüştür. 109. madde çerçevesinde, ilerleyen dönemlerde imzalanacak antlaşmalarda kıyıdaş devletlerin Birinci Dünya Savaşı’ndan önce kullandıkları su miktarının kazanılmış hak olarak saklı tutulması, bir devletin su rejiminin diğer bir devlet sınırları içindeki tesislere bağlı olması durumunda bunların değiştirilmemesi ve taraf devletlerin birbirlerinin menfaatlerini gözetmesi hedeflenmiştir (Kodaman, 2007: 61).

Türkiye ile Suriye adına mandater devlet Fransa arasında imzalanan 30 Mayıs 1926 tarihli Dostluk ve İyi Komşuluk İlişkileri Sözleşmesi’nin 13. maddesinde akarsuların kullanımında verimi artırmak için iki ülke arasında iş birliği yapılması öngörülmüştür (Fırat, 2009: 142). Yine Türkiye ile Fransa arasında 3 Mayıs 1930 tarihinde imzalanan Tahdid-i Hudud Nihai Protokolü ile daha önce akarsuların paylaşımı ve kullanımına değinen antlaşmalar bir kez daha teyit edilmiştir (Kodaman, 2007: 61; Chalabi & Majzoub, 1995: 193-194).

Türkiye ile bir diğer kıyıdaş devlet olan Irak arasında 29 Mart 1946 tarihinde imzalanan Dostluk ve İyi Komşuluk Antlaşması, akarsuların paylaşımını düzenleyen bir diğer sözleşmedir (Dohrmann & Hatem, 2014: 575). Bu antlaşmanın “Dicle, Fırat ve Kolları Sularının Düzene Konması Protokolü” başlıklı 1 numaralı ek protokolüyle Türkiye ile Irak arasındaki su ilişkilerinin nasıl yürütüleceği belirlenmiştir (Resmî Gazete, 1947). Türkiye ve Irak, bu belge ile Fırat ve Dicle nehirlerinden düzgün su akışının sağlanması, Irak’a zarar veren su baskınlarının önlenmesi, nehirlerin akımını kaydedecek daimî gözetleme istasyonlarının kurulması ve nehirler üzerinde iki ülkenin menfaatini gözeten tesislerin kurulması gibi konular üzerinde mutabık kalmışlardır (Denk, 1997: 35-36; Kodaman, 2007: 63-64; Chalabi & Majzoub, 1995:194).

Sınır aşan suların paylaşılması meselesi, Türkiye ile Suriye arasında bir sorun olarak 1960’lı yılların başında ortaya çıkmıştır. Bu dönemde, Türkiye ve Suriye’nin ekonomik kalkınma planlarında suya yer vermeye başlamaları ve her iki ülkenin nüfuslarının su ihtiyacını temin etmek için Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde hidroelektrik ve sulama projelerine başlamaları, sınır aşan suların paylaşılması meselesini gün yüzüne çıkarmıştır. Türkiye’nin Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde inşasına başladığı barajlar, başta Suriye olmak üzere Irak’ın da tepkisini çekmiştir. İki aşağı kıyıdaş ülke, Türkiye’nin bu dönemde hayata geçirmek istediği projelerin tarımsal üretimlerine büyük darbe vuracağını iddia etmişlerdir (Tür, 1999: 106).

Kıyıdaş ülkeler arasında akarsuların paylaşımına dair ilk ihtilaf, 1960’lı yıllarda Suriye’nin Tabka Barajı projesini, Türkiye’nin ise Keban Barajı projesini hayata geçirerek Fırat sularını kontrol etme arayışına girmeleriyle patlak vermiştir (Chalabi & Majzoub, 1995: 194). İki ülkenin Soğuk Savaş’ta karşıt kamplarda yer almaları su meselesinde karşılıklı güvensizliği pekiştiren en önemli faktörlerden biri olmuştur. Türkiye, Keban Barajının yapımı için ABD’den destek alırken; Suriye, Tabka Barajı için Sovyetler Birliği’nden yardım almıştır (Bayar & Bayar, 2017: 24). Türkiye, bu dönemde Fırat sularından elektrik ihtiyacı için faydalanmak isterken, Suriye daha çok tarımsal üretimini canlandırmak için istifade etmek istemekteydi (Şahin, 2004: 99-100). Aşağı kıyıdaş ülkeler, Keban Barajı’nın inşa sürecinin başlamasının ardından, Türkiye’den saniyede 350 metreküp su sağlamayı garanti etmesini talep etmişlerdir. Bunun üzerine, Türk ve Iraklı yetkililer, Haziran 1964’te bir araya gelerek su meselesini ele almışlardır. Türkiye, bu görüşmede kıyıdaş ülkelere gelecekteki projeleri için akarsulardan sağlanacak su miktarının belirlenmesi ve bu ülkelerin sulama ihtiyaçlarının hesaplanması gibi meselelerin müzakere edilmesi amacıyla Ortak Teknik Komite (OTK) kurulmasını teklif etmiştir (Kibaroğlu, 2006: 137).

Türkiye, Suriye ve Irak temsilcileri, Eylül 1965’te Bağdat’ta düzenlenen üçlü toplantıda Fırat sularının paylaşımı meselesini masaya yatırmışlardır. Ancak gerek taraflar arasında kurulması hedeflenen OTK’nın hukukî yetkileri hakkında ortaya çıkan uzlaşmazlık, gerek Suriye’nin Hatay üzerindeki egemenlik iddiaları nedeniyle Asi Nehri’ni kapsayan bir çözümü müzakere etmek istememesi, gerekse Irak’ın Suriye’nin Dicle suları ile Fırat sularını ilişkilendirmesine tepki göstermesi gibi nedenlerle bu ilk görüşmelerden herhangi bir sonuç alınamamıştır (Fırat & Kürkçüoğlu, 2009: 141; Kibaroğlu, 2006: 137).

1965 yılında yaşanan bir diğer gelişme, Suriye ve Irak’ın Türkiye’ye karşı harekete geçerek Ankara’nın Keban Barajı’nın inşası için Dünya Bankası ve Amerikan Uluslararası Kalkınma Ajansı’ndan (United States Agency for International Development-USAID) almayı planladığı kredileri engellemek için faaliyetlerde bulunmasıdır (Turan, 2011: 186). Şam ve Bağdat yönetimlerinin bu çabaları başarılı olmuş, USAID Türkiye’ye baraj inşası için kredi vermenin ön koşulu olarak aşağı kıyıdaş ülkelerle anlaşma yapılması çağrısında bulunmuştur. USAID’ın bu tutumu karşısında Türkiye, Suriye ve Irak’a saniyede 350 metreküp su bırakma taahhüdü vermesinin ardından, ancak 31 Ağustos 1966 tarihinde USAID ile Keban Barajı’nın inşası için 40 milyon dolarlık bir kredi anlaşması imzalayabilmiştir (Denk, 1997: 37).

1970’li yıllarda üç ülke arasındaki ilişkileri etkileyen en önemli faktörlerden biri haline gelen su sorunu, Keban Barajı’nın Mart 1974’te dolum işlemlerine başlanması üzerine yeni bir krize neden olmuştur. Türkiye’nin baraj dolum işleminin başlaması üzerine, kıyıdaş ülkelere 1966 yılından beri bıraktığı 350 metreküp/sn’lik suyu bir süre gönderemeyeceğini ve birkaç ay yalnızca saniyede 100 metreküp su sağlayabileceğini bildirmesi bu ülkeler tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Irak ve Suriye, su miktarında yapılması planlanan değişikliğin kendi baraj projelerine engel olacağı gerekçesiyle Türkiye’yi protesto etmişlerdir (Tür, 1999: 107). Suriye, Türkiye’den üç kıyıdaş ülke arasında su sorununa dair üçlü anlaşma imzalanmasını talep etmiş, ancak Türkiye bu talebi reddetmiştir. Türkiye’nin Fırat Nehri’nden bıraktığı su miktarını 300 metreküp/sn’ye çıkarması neticesinde gerginlik sona ermiştir (Fırat & Kürkçüoğlu, 2009: 142).

Su sorunu, sadece Türkiye ile aşağı kıyıdaş ülkeler arasında cereyan etmemiş, aynı zamanda aşağı kıyıdaş ülkelerin kendi aralarında da çeşitli sorunların yaşanmasına zemin hazırlamıştır. Örneğin, Suriye’nin 1973 yılından itibaren Tabka Barajı’nın dolum işlemlerine başlaması Irak’ı ciddi manada rahatsız etmiştir. Bağdat yönetimi, Nisan 1975’te Suriye’yi Fırat sularını kasıtlı olarak kısmakla ve 3 milyon Iraklının geçimini tehlikeye atmakla suçlamıştır. Şam yönetimi, Irak’ın iddialarının tamamen asılsız olduğunu ileri sürmüş ve Bağdat yönetimini Siyonizm’e ve emperyalizme hizmet etmekle suçlamıştır (The Washington Post, 1975: 25; Milliyet, 1975: 3; The Guardian, 1975: 5). Suriye Fırat Barajı Bakanı Subhi Kehhale, 7 Mayıs 1975’te düzenlediği basın toplantısında Irak’ın Suriye’ye yönelik suçlamalarını reddetmiş ve Bağdat yönetiminin iklim koşullarını dikkate almadığını ileri sürerek su sorununun aslî sorumlusu olarak Türkiye’yi göstermiştir (FBIS, 1975; The Guardian, 1975: 3).

Irak’ın karşılıklı suçlamalar devam ederken Mayıs 1975’te Suriye sınırına tank ve zırhlı birlik sevkiyatına başlamasıyla gerilim sıcak çatışmanın eşiğine kadar gelmiştir. Suudi Arabistan Petrol Bakanı Şeyh Ahmed Zeki el-Yemeni’nin Haziran 1975’te yürüttüğü mekik diplomasisi neticesinde Suriye’nin Irak’a ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde su sağlamayı kabul etmesi üzerine kriz savaşa dönüşmeden sona ermiştir (The Washington Post, 1975: 26; The Guardian, 1975: 3; The New York Times, 1975: 6). Bu arada Türkiye ve Irak, 10 Temmuz 1975’te Fırat sularının paylaşımını müzakere etmek üzere üçlü bir mekanizmanın tesis edilmesi hususunda mutabık kalmışlardır (The Times, 1975).

Türkiye’nin 1976 yılında Fırat Nehri üzerinde Karakaya Barajı’nın yapımına başlaması, Ankara ile Bağdat arasında su sorununun çözümü için oluşan ılımlı havanın kaybolmasına neden olmuştur. Türkiye’ye misillemede bulunmak isteyen Irak, 20 Kasım 1977 tarihinde Kerkük-Yumurtalık boru hattında petrol akışını askıya almıştır. Bağdat yönetimi, Türk ekonomisine büyük zarar veren petrol kararının Türkiye’nin ödemediği 300 milyon dolarlık petrol borcu nedeniyle alındığını iddia etse de kararın arkasında yatan asıl neden Fırat sularının paylaşımı konusunda yaşanan anlaşmazlıktı. Nitekim Irak, petrol borçlarının ödenmesine ilişkin görüşmelerin başlayabilmesi için Türkiye’nin Fırat Nehri’nden bıraktığı suyu normal seviyesine çıkarması şartını koşmuştur (Fırat & Kürkçüoğlu, 2009: 142).

1980’li yıllarda su sorunun çözümü için Ankara ile Şam arasında pek çok diplomatik temas gerçekleştirilmiştir. Bu temasların en önemli neticesi, 1980’lerin başında Türkiye, Suriye ve Irak arasında Ortak Teknik Komitenin (OTK) kurulması olmuştur (Sabitov, 2022: 487-488; Kut, 1994: 227). Bu dönemde su meselesini Türkiye-Suriye ilişkilerinin merkezine taşıyan en önemli gelişme Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) olmuştur. Suriye, Türkiye’nin GAP kapsamında Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde inşa etmeyi planladığı baraj ve hidroelektrik santralleri kabul edilemez bulmuştur (Sabitov, 2022: 488; Çarkoğlu & Eder, 2002: 310). GAP projesi, su sorunun çatışmacı bir evreye girmesine neden olurken, su ve terör, 1980’li yıllarda Türkiye-Suriye ilişkilerini şekillendiren iki temel sorun olarak karşımıza çıkmaktadır (Güner, 1997: 108-109).

SSCB’nin, Ortadoğu’daki stratejik müttefiki konumunda bulunan Suriye, bu dönemde NATO üyesi Türkiye’ye karşı PKK, ASALA ve Dev-Sol gibi terör örgütlerine eğitim desteği ve lojistik destek vermiştir (Tür, 1999: 109; Sabitov, 2022: 488). Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’ın kardeşi ve Suriye istihbaratının başı Rıfat Esad, 1980’li yılların başında PKK’nın eğitim faaliyetlerini Suriye’den yürütmesine doğrudan nezaret etmiştir (Fırat & Kürkçüoğlu, 2009: 132). Dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın su sorunu çözmek için ortaya attığı Barış Suyu Projesinden ve bir dizi diplomatik inisiyatiften ise herhangi bir netice alınamamıştır (Kodaman, 2007: 46).

Türkiye-Suriye ilişkilerine 1990’lı yıllarda artık iç içe geçen su ve terör sorunu damga vurmuştur. Bu dönemde üst düzey Türk ve Suriyeli yetkililer arasında yapılan toplantılarda su ve terör sorunu aynı parantez içinde ele alınmıştır. Türkiye, özellikle PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın Şam tarafından doğrudan himaye edilmesi nedeniyle su meselesinde bir çözüm olamayacağını muhataplarına kesin bir dille bildirmiştir (Maden, 2012: 91; Bayar & Bayar, 2017: 25; Tür, 1999: 120). 1998 Kriziyle zirve yapan Türkiye-Suriye gerginliği Adana Protokolünün imzalanmasıyla birlikte yumuşamaya başlamıştır. Su meselesinde 1998 yılından sonra karşılıklı güveni artıran birtakım adımlar atılsa da sorunun nihai çözümüne yönelik bir irade ortaya çıkmamıştır (Çarkoğlu & Eder, 2002: 319; Bayar & Bayar, 2017: 26).

AK Parti Döneminde Su Sorununa Çözüm Arayışları

Türkiye-Suriye ilişkileri AK Parti’nin 3 Kasım 2002 tarihinde iktidara gelmesiyle birlikte büyük bir dönüşüm yaşamıştır. Pro-aktif bir dış politika benimseyen AK Parti, Türkiye’nin komşu ülkelerle uzun yıllardır yaşadığı sorunları çözmek için inisiyatif almış ve bölgesel ekonomik entegrasyonu sorunların çözümü için etkin bir yöntem olarak görmüştür (Balcı, 2017: 288-289). Komşularla sıfır sorun politikası olarak adlandırılan bu stratejinin en önemli sac ayaklarından birini Türkiye-Suriye ilişkilerinin geliştirilmesi politikası oluşturmuştur. AK Parti’nin politikalarının yanı sıra, bölgesel ve küresel düzeyde yaşanan gelişmeler de Türkiye-Suriye yakınlaşmasına zemin hazırlamıştır. 2003 Irak işgali sırasında Amerikan kuvvetlerinin Türkiye topraklarını kullanmasına müsaade eden tezkerenin 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) reddedilmesi ve işgal sonrası süreçte Irak’ta Kürt unsurların güçlenmesi Türkiye-Suriye yakınlaşmasını sağlamıştır (Daoudy, 2013: 140-141). Türkiye, ABD’nin Irak işgali sonrasında Suriye’yi Ortadoğu’ya açılan bir kapı ve bölgesel dengeleri sağlayacak bir müttefik olarak görürken, Suriye tarafı Türkiye’yi Batı’ya açılan ve Şam’ı bölgesel izolasyondan kurtaracak bir imkân olarak değerlendirmekteydi (Balcı, 2017: 306).

Tüm bu faktörler Türkiye-Suriye ilişkilerinin zirveye ulaşmasını sağlayacak bir dizi üst ziyareti beraberinde getirmiş, bu diplomatik temaslar su meselesinin çözümüne de kapı aralamıştır. Bu çerçevede, Suriye Başbakanı Mustafa Miro’nun Temmuz 2003’te yaptığı Ankara ziyareti Türkiye-Suriye ilişkilerine ivme kazandıran önemli bir gelişme olarak zikredilmelidir. Miro’nun ziyareti sırasında, iki ülke arasında petrol ve doğalgaz alanında ortak projelerinin geliştirilmesi için bir dizi iş birliği anlaşması imzalanmıştır. Ayrıca, Mısır ve Suriye doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya pazarlanması hususunda çalışmalara başlanması konusunda mutabık kalınmıştır (Ayın Tarihi, 2003).

Miro, ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, TBMM Başkanı Bülent Arınç ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ikili görüşmeler gerçekleştirmiştir. Miro, 29 Temmuz’da Başbakan Erdoğan’la düzenlediği ortak basın toplantısında Suriye sınırlarının PKK’ya kapalı olduğunu ifade ederek Türkiye’nin terör hassasiyetini gözettikleri mesajını verirken; Başbakan Erdoğan da, “Su konusunda ciddi adımlar atacağız. Ortak mutabakata vardık. Rahatlıkla dayanışma içinde bunu çözebiliriz” (Milliyet, 2003: 15) sözleriyle konuk başbakana su sorununun çözümü için Türkiye’nin hazır olduğunu göstermiştir.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın 6 Ocak 2004’te Türkiye’ye düzenlediği ziyaret, Türkiye-Suriye ilişkilerinin 2000’li yıllarda kat ettiği mesafeyi göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Esad’ın ziyareti sırasında imzalanan “Yatırımların Karşılıklı Korunması ve Artırılması Anlaşması” ile “Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması” her iki ülkenin de ekonomik iş birliğine verdikleri önemi gösteren sözleşmelerdir. Bu anlaşmaların en kritik boyutu, Suriye’nin mevcut Türkiye sınırlarını kabul etmesi olmuştur (Kibaroğlu, 2006: 147). Türkiye, Suriye’nin uzun yıllar boyunca Hatay üzerinde sürdürdüğü egemenlik iddialarından vazgeçmesi anlamına gelen bu sözleşmeleri yeni bir dönemin başlangıcı olarak okumuştur (Milliyet, 2004: 14).

Başbakan Erdoğan’ın 120 Türk iş adamıyla birlikte 22 Aralık 2004’te Suriye’ye düzenlediği ziyaret, Ankara ile Şam arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da gelişmesini sağlamıştır. Erdoğan’ın ziyareti sırasında, 22 Aralık tarihli “Türkiye-Suriye Serbest Ticaret Anlaşması” imzalanmıştır (Maden, 2012: 91; Kibaroğlu, 2006: 147). Erdoğan’ın ziyareti, iki ülke ilişkilerini uzun yıllardır gölgeleyen su meselesinde önemli gelişmelerin yaşanmasına da vesile olmuştur. Başbakan Erdoğan, ziyareti sırasında Suriye’nin artan su ihtiyacını karşılamak için Dicle sularından daha fazla istifade edebileceğini ifade ederek Beşar Esad’a jest yapmıştır (Ayın Tarihi, 2004). Erdoğan’ın ziyaretiyle sınır aşan suların paylaşımı sorunu büyük ölçüde geride kalmış ve iki ülke meseleyi yeniden teknik bir sorun olarak algılamaya başlamışlardır. Başbakan Erdoğan, Şam’da düzenlediği basın toplantısında su sorunu hakkında sorulan soruya, bu problemi geride bıraktıklarını, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek istediklerini ve iki ülke arasında mazide yaşanan problemleri unuttuklarını belirterek cevap vermiştir (Tür, 2010: 169). Irak’ta ABD işgali sonrasında gerçekleşen rejim değişikliği sonrasında kıyıdaş ülkeler arasındaki diyalog artmış ve 2005 yılına gelindiğinde Fırat-Dicle İşbirliği İnisiyatifi kurulmuştur. Bu inisiyatif sayesinde artan diplomatik temaslar neticesinde, kıyıdaş ülkeler arasında sınır aşan sular konusunda diyalog zemini oluşmuş ve bilimsel iş birliği gelişmiştir (Kibaroğlu, 2021: 148).

Bu gelişmeler neticesinde, Türkiye, Suriye ve Irak arasında kıyıdaş ülke olarak sorunun müzakere edilmesi amacıyla 1980 yılında kurulan OTK, 2007 yılında faaliyetlerine yeniden başlamıştır. Bu çerçevede, tarafların katılımıyla Mayıs 2007’de Suriye’de, Şubat 2009’da Türkiye’de ve Eylül 2009’da Irak’ta OTK toplantıları gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde yaşanan bir diğer önemli gelişme, bölgesel su yönetimi çalışmalarını teşvik etmek amacıyla üç kıyıdaş ülkenin katılımıyla Mart 2008’de İstanbul’da Ortak Su Enstitüsü’nün kurulması olmuştur (Daoudy, 2013: 141-142). Hem OTK mekanizmasının giderek daha işlevsel hale gelmesi hem de Ortak Su Enstitüsü’nün kurulması, kıyıdaş ülkelerin su sorununun çözümü için ilk kez temaslarını bu denli yoğunlaştırmalarını sağlamıştır.

2000’li yıllarda su sorununun çözümü için mesafe kat edilmesini sağlayan en önemli mekanizma hem Türkiye ile Irak hem de Türkiye ile Suriye arasında kurulan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’dir (YDSK). Türkiye ile Irak arasında 2008 yılında kurulan YDSK’nın ilk toplantısı iki ülke kabinelerinin katılımıyla 2009 yılında İstanbul’da yapılmıştır. Ankara ile Bağdat arasında imzalanan “Stratejik İşbirliği Anlaşması” çerçevesinde, YDSK’nın iki ülke başbakanlarının katılımıyla yılda bir kez toplanması, bakanlar düzeyindeki toplantıların ise yılda en az üç kez yapılması kararlaştırılmıştır. Sınır aşan suların kullanımı ve yönetimi, ikili iş birliği çerçevesinin en önemli boyutlarından birini oluşturmuştur (Kibaroğlu & Gürsoy, 2015: 832). Türkiye ile Irak arasında 15 Ekim 2009 tarihinde düzenlenen YDSK toplantısında iki ülke arasında biri su sorunu hakkında olmak üzere toplam 48 mutabakat zaptı imzalanmıştır. “Su Alanında Mutabakat Zaptı” başlıklı belgede, su kaynaklarının değerlendirilmesi, mevcut hidrolojik ölçüm istasyonlarının kalibrasyon ve değerlendirmesi, mevcut sulama sistemlerinin modernizasyonu, yerel su kaynaklarından su kaybının önlenmesi, temiz su temin edilmesi, Türk şirketlerinin katılımıyla Irak’ta su sağlama ve su iyileştirme tesislerinin inşa edilmesi gibi konularda acil iş birliği yapılması kararlaştırılmıştır (Kibaroğlu, 2012: 78).

Türkiye ile Suriye arasındaki YDSK Anlaşması 16 Eylül 2009 tarihinde imzalanmıştır (Maden, 2011: 37). Türkiye-Suriye YDSK Birinci Bakanlar Kurulu Toplantısı, 12-13 Ekim tarihlerinde Halep ve Gaziantep’te toplanmıştır. Taraflar bu toplantıda 40 adet protokol ve iş birliği anlaşması imzalamışlardır. Toplantılarda su meselesinde de ilerleme sağlanmış, iki ülke temsilcileri Fırat sularının yönetiminde iş birliği yapılması ve Asi Nehri üzerinde Asi Dostluk Barajı’nın inşa edilmesi konusunda anlaşmışlardır (Altunışık, 2010: 152).


22-23 Aralık 2009 tarihlerinde Şam’da düzenlenen Türkiye-Suriye YDSK Başbakanlar Toplantısında dördü Fırat, Dicle ve Asi suları üzerinde iş birliğini öngören anlaşma olmak üzere toplam 50 protokol imzalanmıştır (Kibaroğlu, 2013: 154; Daoudy, 2013: 142; Maden, 2012: 91). 23 Aralık 2009 tarihinde iki ülke temsilcileri arasında su meselesine dair imzalanan protokoller şunlardır:

  • Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Asi Nehri Üzerinde “Dostluk Barajı” Adı Altında Ortak Baraj İnşa Edilmesi İçin Mutabakat Zaptı
  • Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dicle Nehrinden Su Çekilmesi İçin Suriye Topraklarında Pompa İstasyonu Kurulması Konusundaki Mutabakat Zaptı
  • Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Kalitesinin İyileştirilmesi Alanında Mutabakat Zaptı
  • Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Kaynaklarının Verimli Kullanımı ve Kuraklıkla Mücadele Alanında Mutabakat Zaptı (Kibaroğlu, 2012: 79-80; Maden, 2012: 91-92).

2009 yılında gerçekleştirilen YDSK toplantılarının ardından Türkiye-Suriye ilişkileri yeni bir evreye girmiştir. YDSK, dışişleri bakanları düzeyinde 2-3 Ekim 2010’da Lazkiye’de, başbakanlar düzeyinde 20-21 Aralık 2010’da Ankara’da toplanmıştır. Bu toplantılarda Türkiye ile Suriye arasında toplam 13 belge daha imzalanmıştır (Duran, 2011: 512). Başbakan Erdoğan, 20 Aralık’ta Suriye Başbakanı Naci Otri’yle birlikte düzenlediği basın toplantısında Türkiye ile Suriye arasında hayata geçirilmesi planlanan ortak projelere değinmiş ve Asi Nehri üzerinde yapılması planlanan dostluk barajının temelinin atılacağını duyurmuştur. Erdoğan, basın toplantısında şu açıklamalarda bulunmuştur:

“…toplantı sırasında taraflar yakın gelecekte su ortak işbirliği projelerinin uygulanmasını kararlaştırmışlardır: 26 Ocak 2011 tarihinde Nusaybin-Kamışlı Ortak Gümrük Kapısı inşaatının temel atma töreninin yapılması, 2010 yılı sonuna kadar Asi Nehri üzerindeki Dostluk Barajının temel atma töreninin gerçekleştirilmesi, İki ülke arasında ticaret ve yatırımların artırılmasını kolaylaştırmak üzere Türkiye-Suriye Ortak Bankası kurulması, 2011 yılı içinde Gaziantep ve Halep arasında hızlı tren servisi başlatılmasına ilişkin ortak bir proje geliştirilmesi, 2011 yılı içinde iki ülkenin doğal gaz boru hattı şebekelerinin birbirine bağlanmasının tamamlanması, Türk Eximbank tarafından Suriye Hükûmetine Türk şirketlerince üstlenilenecek spesifik projelerin finansmanında kullanılmak üzere 180 milyon Euro (250 milyon ABD doları) tutarında kredi açılması” (Erdoğan, 2019: 154).

Türkiye, Ocak 2011’de su sorunun tamamen gündemden çıkarmak için Irak, Suriye, İran, Gürcistan, Bulgaristan ve Yunanistan’la birlikte 18 baraj inşa edileceğini duyurmuştur. Bu barajlardan ilki olan Asi Dostluk Barajı’nın temeli Başbakan Erdoğan ile Suriye Başbakanı Naci Otri’nin katılımıyla 6 Şubat 2011’de atılmıştır (Maden, 2011: 38; Dohrmann & Hatem, 2014: 580). Başbakan Erdoğan temel atma konuşmasında Türkiye-Suriye ilişkilerine dair tarihi mesajlar vermiş ve “Bugünden itibaren Asi nehri, bizi birbirimizden ayıran, aramıza sınır çizen bir nehir olmaktan çıkıyor, bizi birbirimizle buluşturan, kucaklaştıran bir nehir haline dönüşüyor” ifadelerini kullanmıştır. Başbakan Erdoğan, Türkiye ile Suriye arasındaki kardeşlik ilişkisinden de şu sözlerle bahsetmiştir: “Suriye ne kadar huzurlu olursa Türkiye de o kadar huzurlu olur. Türkiye ne kadar refah içinde olursa Suriye de o kadar refah içinde olur. Çünkü bizler tarihin bizi birbirimize kardeş kıldığı, kardeş eylediği milletleriz. Tarih boyuna bizim kaderimiz hep ortak oldu, tarih boyunca yüreğimiz hep birlikte attı” (Çetin, 2011). Bu süreçte, Asi sularına dair imzalanan resmî protokol sadece su meselesinde değil Suriye’nin Hatay üzerindeki egemenlik iddialarını resmen terk etmesi bakımından da Türkiye-Suriye ilişkilerinde gerçek bir dönüm noktası olmuştur (Kibaroğlu, 2013: 155).

Su Sorununda Yeni Perde: Arap Baharı ve Devlet-Dışı Aktörlerin Sahneye Çıkışı

Asi Dostluk Barajı’nın temel atma töreninden kısa bir süre sonra Arap Baharı olarak adlandırılan halk ayaklanmalarının Mart 2011’de Suriye’ye sıçraması ve Baas rejimi ile muhalifler arasında kanlı bir iç savaşın patlak vermesi Türkiye-Suriye ilişkilerinin yeniden bozulmasına neden olmuştur. Türkiye, Beşar Esad yönetiminin sivil göstericilere uyguladığı şiddeti sert bir dille kınamış ve Baas rejimine karşı muhalif grupları aktif bir biçimde desteklemeye başlamıştır. Baas rejiminin sivil halka yönelik saldırılarına karşılık Türkiye’nin muhalifleri himaye etmeye başlaması üzerine iki ülke arasındaki ilişkiler kopmuş, dolayısıyla 2009 yılında imzalanan mutabakat protokolleri uygulanamamıştır. Arap Baharı sürecinde, Suriye ve Irak’ta devlet mekanizmalarının çökmesinden yararlanan IŞİD ve YPG gibi terör grupları barajlar başta olmak üzere bölgedeki su kaynaklarını ele geçirmiştir. Su kaynaklarının devlet dışı aktörler tarafından kontrol edilmeye başlanması, su sorununun tarihinde daha önce görülmemiş yeni aktörlerin sahneye çıkması anlamına gelmekteydi.

Özellikle IŞİD’in Irak ve Suriye’deki teritoryal kazanımları su sorununu daha çetrefilli bir hale getirmiştir. Suyun stratejik öneminin farkında olan IŞİD, başlangıçtan itibaren su kaynaklarını kontrol etmeyi askeri stratejisinin kilit taşı olarak belirlemiş ve suyu bir silah olarak kullanmıştır (Kibaroğlu, 2021: 152). IŞİD ayrıca, Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki barajların ele geçirilmesini yayılmacı stratejisinin merkezine oturtmuştur. Bu çerçevede, IŞİD 2012 yılının sonundan itibaren Suriye’deki Tişrin, Tabka ve Baas barajlarının kontrolünü birer birer ele geçirmiştir. IŞİD’in en büyük kazanımı, Suriye’nin en büyük barajı olan ve oldukça stratejik bir konumda bulunan Tabka’yı 2014 yılında ele geçirmesi olmuştur. IŞİD, böylece Esad rejiminin suya erişimini büyük oranda kısıtlamıştır. 2014-2016 yılları arasında Irak sınırları içindeki Fırat-Dicle havzasında kontrolünü artıran IŞİD, Musul Barajı başta olmak üzere Samarra, Ramadi ve Felluce barajlarını da bir süre kontrolü altında tutmayı başarmıştır. IŞİD ele geçirdiği barajları ve su kaynaklarını sahada mücadele ettiği unsurlara karşı bir silah olarak kullanmaktan da geri durmamıştır. Bu kapsamda IŞİD, şehirleri susuz bırakmaktan sele neden olmaya, su kaynaklarını kirletmekten şehirleri elektriksiz bırakmaya kadar pek çok yönteme başvurmuştur. Dolayısıyla IŞİD bir yandan suyun kontrolünü siyasi ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirmek için bir araç olarak görürken, öbür yandan su sistemlerini saldırı ve savunma amaçlı askeri stratejisinin bir parçası haline getirmiştir (Daoudy, 2020: 1357-1361; Mazlum, 2018: 113-114; Karakaya, 2019: 181).

IŞİD’in bölgesel yayılımı ve Irak-Suriye sınırını ortadan kaldırarak Sykes-Picot düzenine son verdiğini ilan etmesi uluslararası kamuoyunu IŞİD terörizmine karşı harekete geçirmiştir. Bu çerçevede, ABD liderliğinde Eylül 2014’te kurulan koalisyonun PKK’nın Suriye uzantısı olan YPG’yle başlattığı operasyonlar neticesinde IŞİD güçleri kazandığı toprakları kaybetmeye başlamıştır (Karakaya, 2020: 100-101). IŞİD’in toprak kayıpları, su kaynaklarını da doğrudan etkilemiştir. YPG, Aralık 2015’te IŞİD güçlerini yenerek Tişrin Barajını kontrol altına almıştır (Kajjo, 2016). IŞİD 2014 yılında ele geçirdiği Tabka Barajından Mayıs 2017’de çekilmek zorunda kalmıştır. Haziran 2017’de ABD destekli YPG kuvvetleri IŞİD’in kontrolündeki Baas Barajını da ele geçirmeyi başarmıştır (Sümer, 2017; Mazlum, 2018: 117).

YPG’nin bu kazanımları örgüte Suriye’nin su kaynaklarının kontrolü açısından önemli bir üstünlük sağlamıştır. Zira Tabka Barajı Suriye’nin total su rezervlerinin yüzde 70’ini oluşturmaktadır. Ayrıca YPG Dicle Nehri’nden elde edilen bütün su kaynaklarını da kontrolü altında bulundurmaktadır. YPG’nin totalde kontrol ettiği su 15,2 milyar metreküpe ulaşmakta, bu rakam Suriye’nin toplam yenilenebilir su kaynaklarının yüzde 97’sini teşkil etmektedir (Güler, 2019: 4).

Önce IŞİD’in daha sonra YPG’nin Suriye’nin önemli barajlarını ele geçirmesi, su sorununda merkezi Suriye hükümetini bir aktör olarak devre dışı bırakmış ve devlet-dışı silahlı aktörleri ön plana çıkarmıştır. Bu aktörlerin suyu hayatta kalma mücadeleleri açısından stratejik bir silah olarak değerlendirmesi su kaynaklarının hakimiyetine yönelik belirsizlikleri artırmıştır. Bu durum, ilerleyen dönemlerde sivil halkın su sorunu yaşamasına neden olacak en önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye ise, Arap Baharı sürecinde terörle mücadeleye öncelik vermiş ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan bir politika izlemiştir. Türkiye ayrıca, Suriye’de devlet yapısının çökmesi nedeniyle su meselesini merkezi Irak hükümetiyle diyalog kurmak suretiyle ele almaya başlamıştır. Bu çerçevede, Ankara ile Bağdat arasında sınır aşan su kaynakları konusunda bakanlık düzeyinde temaslar 2014 yılında başlamış, aynı yılın mayıs ayında su meselesinde iş birliği hususunda mutabakat anlaşması imzalanmıştır. Türkiye ve Irak, bölgedeki su meselelerini ele almak için 2019 yılında Bağdat’ta su kaynakları merkezi kurma konusunda anlaşmışlardır (Kibaroğlu, 2021: 151).

Türkiye ve Irak cephesinde bu gelişmeler yaşanırken, YPG ve Suriye rejimi su meselesinde iş birliği yapmaya başlamışlardır (Daoudy, 2020: 1362). YPG ve Şam yönetimi, Türkiye’yi suyu bir silah olarak kullanmakla suçlamışlardır. Özellikle YPG tarafından kontrol edilen Haseke ve Kobani’de yaşanan elektrik ve su kesintilerinin müsebbibi olarak Türkiye gösterilmiştir (Daoudy, 1362; Euronews, 2020; Yeranian, 2021). Ancak Türkiye, YPG ve rejimin kara propagandasını kesin bir dille reddetmiş, Türkiye’nin sivil halkı mağdur etmemek için su akışında herhangi bir kısıtlamaya gitmediği duyurulmuştur (T.C. Millî Savunma Bakanlığı, 2020). Nitekim Türkiye, Ağustos 2021’de Rusya ile Haseke bölgesinin elekrik ve su sorununu çözmek için anlaşmaya varmıştır. Bu çerçevede, Türk ve Rus heyetleri Barış Pınarı Harekât bölgesi içinde yer alan ve Haseke’nin su ihtiyacını karşılayan Allouk su tesislerini ziyaret ederek denetimlerde bulunmuşlardır. Taraflar Suriye halkının daha fazla su ve enerjiye ulaşabilmesi için ortak çalışma kararı almışlardır (Musa, 2021).

Sonuç

1960’lı yıllarda ortaya çıkan su sorunu, Türkiye-Suriye ilişkilerini on yıllar boyunca şekillendiren en önemli dinamiklerden biri olmuştur. Fırat, Dicle ve Asi sularının nasıl paylaşılacağı hususu 1960’lı ve 1970’li yıllar boyunca kıyıdaş ülkeler Türkiye, Suriye ve Irak arasında bir dizi krizin yaşanmasına neden olmuş, diplomatik temaslardan beklenen neticeler alınamamış, ancak sorun bu dönemde daha çok teknik bir mesele olarak telakki edilmiştir. Şam yönetiminin PKK terör örgütünü 1980’lerden itibaren himaye etmesi su sorununu siyasileştirmiştir. 1980’li yıllarda Turgut Özal’ın Barış Suyu Projesi ve su sorununu diplomatik temaslarla çözme çabaları başarısız olmuştur. 1990’lı yıllara gelindiğinde Türkiye ile Suriye arasındaki ihtilafın en önemli konuları su ve terör sorunları olmuştur. Öyle ki Türkiye ve Suriye 1998 yılında savaşın eşiğine kadar gelmiştir. 1998 Krizinin çözülmesinin ardından Ankara ile Şam arasında imzalanan Adana Protokolü iki başkent arasındaki ilişkileri kısmen de olsa yumuşatmıştır.

Türkiye-Suriye normalleşmesi ve yakınlaşması AK Parti’nin 3 Kasım 2002 tarihinde iktidara gelişiyle olmuştur. AK Parti, komşularla sıfır sorun politikası çerçevesinde Suriye ile yeni bir sayfa açmıştır. Bu dönemde ABD’nin Irak işgalinin Ortadoğu’da yol açtığı kırılma, AK Parti döneminde Türkiye-Suriye yakınlaşmasını sağlayan en önemli dinamiklerden biri olmuştur. Su sorunu, AK Parti’nin Suriye’ye yönelik yeni politikası çerçevesinde üzerinde önemle durduğu meselelerden biri olmuştur. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye ile süregiden su sorununun çözümü hususunda önemli mesajlar vermiştir. Ortak Teknik Komitenin 2007 yılında yeniden aktif hale gelmesi ve Türkiye, Suriye ve Irak’ın katılımıyla İstanbul’da kurulan Ortak Su Enstitüsü sorunun çözümü için atılan önemli adımlar olarak kayıtlara geçmiştir. AK Parti döneminde Türkiye-Suriye ilişkilerinde su sorununun çözümü konusunda en önemli gelişme 2009 yılında kurulan YDSK’dır. YDSK bünyesinde bakanlar ve başbakanlar düzeyinde 2009 yılında yapılan toplantılarda su meselesinin çözümü için iş birliği hususunda tam bir anlaşma sağlanmış ve bir dizi mutabakat muhtırası imzalanmıştır. Türkiye ile Suriye arasında su meselesinin çözümü için ortaya çıkan yeni anlayışın en somut göstergesi Asi Nehri üzerinde 2011 yılının başında temelleri atılan Dostluk Barajı olmuştur. Ancak Arap Baharının Mart 2011’de Suriye’ye sıçraması ve akabinde patlak veren iç savaş Türkiye-Suriye diplomatik ilişkilerini koparmıştır. Suriye iç savaşı sırasında IŞİD ve YPG’nin su kaynaklarını ele geçirmesi, su sorununu devletler arası bir mesele olmaktan çıkarmış devlet-dışı silahlı aktörleri sorunun tarafı haline getirerek meselenin çözümünü çıkmaza sokmuştur. Bu durum, Türkiye-Suriye ilişkileri bağlamında sınır aşan sular meselesinin devlet odaklı yaklaşımların dışında ele almasını elzem hale getirmiştir.

Kaynakça

Resmî Yayınlar

Düstur. (1929). Üçüncü Tertip, Cilt 2. Milliyet Matbaası.

Düstur. (1931). Üçüncü Tertip, Cilt 5, Necmi İstikbal Matbaası.

T.C. Resmî Gazete. (12 Eylül 1947). Sayı: 6705.

Ayın Tarihi. (29 Temmuz 2003).

Ayın Tarihi, (22 Aralık 2004).

Gazeteler ve Haber Kaynakları

Foreign Broadcast Information Service (FBIS). (7 Mayıs 1975). Near East and South Asia (NES), Damascus Domestic Service in Arabic.

Milliyet. (7 Ocak 2004), 14.

Milliyet. (21 Nisan 1975), 3.

Milliyet. (30 Temmuz 2003), 15.

The Guardian. (4 Haziran 1975), 3.

The Guardian. (29 Ocak 1965), 15.

The Guardian. (8 Nisan 1975), 5.

The New York Times. (4 Haziran 1975), 6.

The Times. (10 Temmuz 1975).

The Times. (29 Eylül 1964).

The Washington Post. (24 Nisan 1975), 25.

The Washington Post. (4 Haziran 1975), 26.

Araştırma Eserler

Akıncı, Z. S., Bilgen, A., Casellas, A., Jongerden, J. (2020). Development through design: Knowlegde, power, and absences of southeastern Turkey.Geoforum, 114, 181-188.

Altunışık, M. B. (2010). Turkey’s Changing Middle East Policy. UNISCI Discussion Papers, 23, 149-162.

Balcı, A. (2017). Türkiye Dış Politikası. Alfa Yayınları.

Bayar, M. & Bayar, T. (2017). “Arap Baharı” Sonrası Dönemde Fırat-Dicle Uyuşmazlığı. ÇOMÜ Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, 2 (4), 17-30.

Chalabi, H., & Majzoub, T. (1995). Turkey, The Waters of Euphrates and Public International Law. içinde J.A. Allan, Chibli Mallat (Ed.), Water in the Middle East: Legal, Political and Commercial Implications (189-359). I.B. Tauris.

Çarkoğlu, A. & Eder, M. (2002). Water Conflict: The Euphrates and Tigris Basin. içinde Barry Rubin ve Kemal Kirişçi (Ed.), Turkey in World Politics: An Emerging Multiregional Power (308-328). Boğaziçi University Press.

Daoudy, M. (2005). The Water Divide Between Syria, Turkey and Iraq, Negotiation, Security and Power Asymmetry. Paris: CNRS Editions.

Daoudy, M. (2013). Back to Conflict? The Securitization of Water in Turkish-Syrian Relations. içinde Raymond Hinnebusch ve Özlem Tür (Ed.), Turkey-Syria Relations: Between Enmity and Amity (133-143). Ashgate Publishing.

Daoudy, M. (2020). Water weaponization in the Syrian conflict: strategies of domination and cooperation.  International Affairs, 96 (5), 1347-1366.

Denk, B. E. (1997). Ortadoğu’da Su Sorunu Bağlamında Dicle ve Fırat. Serajans Stratejik Araştırma ve Kültür Yayınları.

Dohrmann, M. & Hatem, R. (2014). The Impact of Hydro-Politics on the Relations of Turkey, Iraq, and Syria.  Middle East Journal, 68 (4), 567-583.

Duran, H. (2011). Adana Protokolü Sonrası Türkiye-Suriye İlişkileri. Ortadoğu Yıllığı 2011, 504-518.

Erdoğan, R. T. (2019). Yeni Türkiye Vizyonu Ezberleri Bozarken – 4. Cumhurbaşkanlığı Yayınları.

Fırat, M. & Kürkçüoğlu, Ö. (2009). Orta Doğu’yla İlişkiler. içinde Baskın Oran (Ed.) Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler ve Yorumlar, Cilt 2: 1980-2001 (124-149). İletişim Yayınları.

Fırat, M., Türkiye ile Suriye ve Irak Arasında Akarsulara İlişkin İkili Antlaşmalar Kutusu.  içinde Baskın Oran (Ed.) Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler ve Yorumlar, Cilt 2: 1980-2001 (142). İletişim Yayınları.

Güler, M. Ç. (2019). The Geopolitical Importance of the YPG-Controlled Areas in Syria: Energy and Water Resources, and Agricultural Lands. SETA Perspective (52), 1-5.

Güner, S. (1997). The Turkish-Syrian War of Attrition: The Water Dispute. Studies in Conflict and Terrorism (20), 105-116.

Karakaya, İ. (2019). Küresel Terörizmin Dönüşümü: Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) Örneği. Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 38 (1), 149-198.

Karakaya, İ. (2020). Küresel Terörizmle Mücadele: Yerel Bölgesel ve Küresel Güçlerin IŞİD ile Mücadele Politikaları. Kırklareli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 9 (1), 92-108.

Kibaroğlu, A. (2006) Cooperation for Development: Emerging Frameworks for Sharing Benefits in the Euphrates-Tigris Basin. Boğaziçi Journal, 20 (1-2), 135-152.

Kibaroğlu, A. (2012). Fırat-Dicle Havzası Sınıraşan Su Politikalarının Evrimi: İşbirliği için Fırsatlar ve Tehditler. Ortadoğu Analiz, 4 (43), 70-83.

Kibaroğlu, A. (2013). Turkey-Syria Water Relations: Institutional Development and Political Confrontations in the Euphrates and Tigris Region. içinde Raymond Hinnebusch ve Özlem Tür (Ed.), Turkey-Syria Relations: Between Enmity and Amity (145-157). Ashgate Publishing.

Kibaroğlu, A. & Gürsoy, S. İ. (2015). Water–energy–food nexus in a transboundary context: the Euphrates–Tigris river basin as a case study. Water International 40 (5-6), 824-838.

Kibaroğlu, A. & Sayan, R. C. (2021). Water and ‘imperfect peace’ in the Euphrates-Tigris river basin. International Affairs, 97 (1), 139-155.

Kodaman, T. (2007). Fırat-Dicle Meselesi ve Türkiye-Suriye İlişkileri. Asil Yayıncılık.

Kut, G. (1994). Türk Dış Politikasında Su Sorunu. içinde Faruk Sönmezoğlu (Ed.), Türk Dış Politikasının Analizi (225-230). Der Yayınları.

Maden, T. E. (2011). Türkiye-Suriye İlişkilerinde Suyun Rolü. Ortadoğu Analiz, 3 (35), 33-40.

Maden, T. E. (2012). Kriz Dönemlerinde Su Politikaları: Türkiye-Suriye. Ortadoğu Analiz, 4 (44), 87-94.

Mazlum, I. (2018). ISIS as an Actor Controlling Water Resources in Syria and Iraq. içinde Özden Zeynep Oktav, Emel Parlar Dal ve Ali Murat Kurşun (Ed.), Violent Non-State Actors and the Syrian Civil War (109-125), Springer International Publishing.

Sabitov, F. (2022). 1970-2007 Arası Dönemde Türkiye-Suriye Su Politikaları: Fırat ve Dicle Nehirleri Örneği. International Social Sciences Studies Journal, 8 (94), 482-491.

Sakal, H. B. (2022). The Risks of Hydro-Hegemony: Turkey’s Environmental Policies and Shared Water Resources in the South Caucasus. Caucasus Survey, 10, 294-323.

Soysal, İ. (1983). Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları, Cilt I. Türk Tarih Kurumu Basımevi.

Şahin, M. (2004). Suriye’nin Su Sorunu. içinde Türel Yılmaz ve Mehmet Şahin (Ed.), Ortadoğu Siyasetinde Suriye (95-122). Platin Yayınları.

Turan, İ. (2011). The Water Dimension in Turkish Foreign Policy. içinde Ayşegül Kibaroğlu, Annika Kramer ve Waltina Scheumann (Ed.), Turkey’s Water Policy: National Frameworks and International Cooperation (179-195). Springer-Verlag.

Tür, Ö. (1999). Türkiye-Suriye İlişkileri: Su Sorunu. içinde Meliha Benli Altunışık (Ed.), Türkiye ve Ortadoğu: Tarih, Kimlik, Güvenlik (105-125). Boyut Yayınları.

Tür, Ö. (2010). Turkish-Syrian Relations-Where Are We Going?. UNISCI Discussion Papers, (23), 163-175.

Warner, J., Mirumachi, N, Farnum, R. L., Grandi, M., Menga, F., Zeitoun, M. (2017). Transboundary ‘hydro-hegemony’: 10 years later.WIREs Water, 4 (6), 1-13.

Zeitoun, M. and Warner, J. (2006). Hydro-hegemony – a framework for analysis of trans-boundary water conflicts. Water Policy, 8, (5), 435-60.

İnternet Kaynakları

Çetin, Ü. (7 Şubat 2011). 45 milyon liralık temel atıldı Asi Barajı ‘dostluk’la dolacak. Hürriyet: https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/45-milyon-liralik-temel-atildi-asi-baraji-dostluk-la-dolacak-16953457 [28.04.2023]

Euronews (25 Ağustos 2020). AFP: Türkiye, Suriye’nin kuzeydoğusunda baskı oluşturmak için su kesintisi uyguluyor: https://tr.euronews.com/2020/08/25/afp-turkiye-suriye-nin-kuzeydogusunda-bask-olusturmak-icin-su-kesintisi-uyguluyor [21.04.2023]

Kajjo, S. (7 Ocak 2016). Kurdish Forces Battle IS to Keep Control of Strategic Syrian Dam. Voa News: https://www.voanews.com/a/kurdish-forces-battle-islamic-state-control-tishrin-dam-syria/3135563.html  [28.04.2023]

Musa, E. (8 Ağustos 2021). Türkiye ile Rusya, Haseke’nin su ve elektrik sorununun çözülmesi konusunda anlaştı. Anadolu Ajansı: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/turkiye-ile-rusya-hasekenin-su-ve-elektrik-sorununun-cozulmesi-konusunda-anlasti/2328147 [21.04.2023]

Sümer, V. (12 Nisan 2017). Dikkatle Ele Alınız! Tabka Barajı Trajedisi. ORSAM: https://www.orsam.org.tr/tr/dikkatle-ele-aliniz-tabka-baraji-trajedisi/ [20.04.2023]

T.C. Millî Savunma Bakanlığı [@tcsavunma]. (6 Ağustos 2020).  Barış Pınarı bölgesinde bulunan ve Haseke bölgesinin su ihtiyacını da karşılayan Allouk su tesisinin düzenli periyotlarla bakımı sürüyor. Sürekli devam eden bakım ve onarım faaliyetleriyle Haseke bölgesine su verilmeye devam ediliyor [Fotoğraf Ekli] [Tweet]. https://twitter.com/tcsavunma/status/1291292943521845249. [21.04.2023]

Yeranian, E. (19 Mart 2021). Türkiye Suriye’nin Suyunu mu Kesiyor?. Voa Türkçe: https://www.voaturkce.com/a/turkiye-suriye-nin-suyunu-mu-kesiyor-/5821093.html [25.04.2023]

TYB Akademi 39 / Eylül 2023

 
Bu haber toplam 1573 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim