• İstanbul 19 °C
  • Ankara 20 °C

D. Mehmet Doğan: Anadolu’da Türkçe Edebiyat ve Mevlâna

D. Mehmet Doğan: Anadolu’da Türkçe Edebiyat ve Mevlâna
Anadolu’daki varlığımız bin yıla yaklaşıyor… Celâleddin Rumî’nin, yaygın isimle Mevlâna’nın bu topraklara karıştığı günün, vuslatın 750. yılındayız…

Büyük ölüler toprağı gerçek vatan yapar. Mevlâna varlığı ile bu topraklara manevî bir güç kattığı gibi, vefatından sonra da dinî yaşayışımızın, kültürümüzün, edebiyatımızın, sanatımızın vazgeçilmez bir kaynağı oldu.

13. yüzyılda farsça yazılan Mesnevî, düşman istilası ile dağılan, parçalanan bir coğrafyada bir vahdet ifadesi idi. Mevlâna on binlerce beyitlik eserlerinde işte bu vahdet arayışını hikâye etti. Daha sonra gelen edebiyatçılar, şairler için Mesnevî vazgeçilmez bir kaynaktı. Anadolu’da teşekkül eden Oğuz türkçesi edebiyatın çıkış noktası da burasıdır. Anadolu’da türkçenin yazı dili, edebiyat dili olması macerasının başlangıcını 13. asrın başlarına götürebiliyoruz.

Selçuklularının Anadolu’daki ikinci asrı, yani 12. yüzyıl; birçok bakımdan mühimdir. Malazgirt zaferinden 25 sene sonra başlayan Haçlı seferleri yüz yıllık bir süre içinde Anadolu Selçuklularını meşgul etti. Anadolu’nun fatihleri başkentlerini asıl hedef olarak seçtikleri İstanbul’un burnunun dibindeki İznik’ten Konya’ya taşımak zorunda kaldılar. Dördüncü Haçlı seferi 1202-1204 arasında yapıldı ve Anadolu’ya geçmeden İstanbul’un Latinlerce işgali ile sona erdi. Vatan edinilen topraklarda medenî varlığımızı göstermek için şartlar böylece olgunlaştı.

1175’te Anadolu’da bir gaza beyliği olarak ortaya çıkan Danişmendliler, merkeze bağlandı. 1176’da Miryokefalon Savaşı sonucunda ağır bir mağlubiyete uğratılan Bizans, Anadolu Selçukluları için tehlike olmaktan çıktı. 2. Süleymanşah devrinde, 13. asrın başlarında, Anadolu birliği geniş ölçüde sağlandı. Erzurum merkezli Saltuklu beyliği Selçuklu’ya katıldı. Mücadelelerle geçen bu yüzyılı, Anadolu’ya yerleşme ve kökleşme asrı olarak görebiliriz. Böylece, Anadolu’nun bütünlüğü ve emniyeti sağlandığından istikrarlı bir idare ve ticaretin, ilimlerin ve sanatların gelişmesi için zemin teşekkül etmiş oldu.

13. asrın ilk yarısı, Anadolu Selçuklu Devleti’nin zirvesidir. Bu zirveyi Alaeddin Keykubat (Uluğ Keykubat) temsil eder. 1220–1237 arasında saltanat süren ve Mevlâna ailesine çok değer veren Alaeddin Keykubad devrinde Anadolu baştan başa umran eserleri ile donatıldı. Hanlar, kervansaraylar, köprüler, darüşşifalar, saraylar, tersaneler, camiler inşa edildi. Refah seviyesi yükseldi.

Alaeddin Keykubad’ın ölümünden birkaç yıl sonra ciddi sarsıntılara yol açan Babaî isyanı başladı (1240). Onun ardından, birkaç sene sonra meş’um Kösedağ Muharebesi cereyan etti (1243). Moğollara karşı kaybedilen bu muharebeden sonra Anadolu Selçuklu Devleti’nin zor günleri başladı, 1308’de son Selçuklu sultanı II. Gıyaseddin Mes’ud’un vefatı ile Anadolu Selçuklu Devleti tamamen ortadan kalktı…

İşte bu yükselişle başlayan ve çöküşle sona eren yüzyılda Anadolu’da türkçe edebiyatın yolu açıldı. Fuad Köprülü 1926’da Anadolu’da ilk türkçe edebî eserin Ahmed Fakih’in Çarhname mesnevisi olduğunu öne sürmüştür. Anadolu’da ilk yazılı eserlerin farsça ve arapça olduğu, türkçe eserlerin onlardan sonra geldiği biliniyor. İlk türkçe eserlerin edebî metinler olmadığı da anlaşılıyor. Danişmendoğlu Melik Ahmed Gazi’nin Bizans’la mücadelelerini destanî bir tarzda anlatan “Danişmendnâme”nin de 13. asır ortalarında Dânişmend ilinde, Tokat’da yazıya geçirildiği de hatırlanmalıdır.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin çöküş süreci, merkezî iktidarın tesirini kaybetmesi, böylece farsça yazışan bürokrasinin geri plana düşmesi, Anadolu’da türkçenin yolunu açmıştır. Diğer taraftan geniş kitleleri gözetmek ihtiyacını hisseden tekke/tasavvuf ehlinin türkçeye ilgisi türkçe çığırının açılmasında mühim rol oynamıştır. Böylece dilde bir geçiş devri gözlenmeye başlamış, farsça metinlerde türkçe kelimeler görülür olmuş, mülemma denilen türkçe ile karışık şiirler yazılmıştır. En başta farsçanın dört büyük şairinden biri (diğerleri: Firdevsî, Sadî, Hâfız) olarak sayılan Anadolu’nun merkezinde, Konya’da eserlerini farsça olarak söyleyen/yazan Mevlâna mülemma (karışık) bazı beyitler yanında sırf türkçe beyitler de söylemiştir.

Onun oğlu Sultan Veled, farsça yazmakla beraber, eserlerinde türkçe oranını hayli artırmıştır. Ve nihayet bütünüyle türkçe eser veren Ahmet Fakih, Şeyyad Hamza ve Hoca Dehhanî gibi şairlerin yetiştiği görülmektedir. Bu şairler arasında Yûnus Emre’nin müstesna bir yeri vardır. Bu dört şairin Mevlâna çağını idrak etmekle beraber, ondan genç oldukları ve 14. asrı gördükleri dikkate alınırsa, Anadolu’da türkçe edebiyatın bir zaman meselesi olduğu düşünülebilir. Farsçanın tesiri azalırken, türkçe kendini göstermeye başlamıştır.

Mevlâna’nın Divan-ı Kebir’indeki bu türkçe beyti de Yûnus Emre’den önce söylediğini tahmin edebiliriz:

Okçulardır gözleri hoş nişandır kaşları

Öldürür yüz süvari kimdir ol Alp Arslan

(O güzel, okçu gözleriyle, nişan almaya uygun kaşlarıyla, yüz süvari öldüren Alp Arslan gibidir…)

Bu beyit, Anadolu’da türkçe şiirin büyük başlangıcını Mevlâna’nın yapabileceğini bize gösteriyor. Başka bir şeye daha işaret ediyor: Anadolu’yu bize açan büyük Alparslan’ın hatırası yaşıyor ve Mevlâna onun ismini zikretme ihtiyacını hissediyor.

Bu güzel türkçe beytin sahibi Mevlâna, geçiş döneminin başında bulunması itibarıyla türkçe edebiyatın büyük başlatıcısı olamamıştır. O bir nesil erken gelmiştir. Buna rağmen, muazzam farsça külliyatı yanında türkçe mısralar, beyitler yazması da büyük ehemmiyet taşımaktadır. Ayrıca eserinin dil dışı tesiri edebiyatımızın gelişmesinde daha mühim bir rol oynamıştır. Anadolu’da ondan sonra ortaya çıkan muazzam türkçe edebiyatın temelinde Mevlâna’nın eserleri, bilhassa Mesnevî’si vardır. Yûnus Emre’nin beslendiği esaslı kaynak da onun eseridir.

Mevlâna vefatını, vuslat-kavuşma olarak nitelemiştir; Rabbine kavuşmasını “düğün” saymıştır. Madden ölmüştür, fakat manen ebedî bir hayata mazhar olmuştur.

Vefatının 750. senesi, “Mevlâna yılı” olarak ilan edilmiştir. Bu vesile ile, TYB Akademi’nin 39. sayısının Mevlâna ağırlıklı bir yayın olmasını değerli ilim adamımız, Mevlâna Araştırmaları Derneği Başkanı Adnan Karaismailoğlu teklif etti, biz de bu yerinde teklifi sevinerek kabul ettik. Hocamıza ve emek veren makale sahiplerine şükranlarımızı sunuyoruz.

TYB Akademi 39. Sayı sunuş yazısı, Eylül 2023

Bu haber toplam 655 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim