• İstanbul 19 °C
  • Ankara 15 °C

Kendi sanatçımıza değer vermiyoruz

Fatma Gülşen KOÇAK

Aynı anda hem Atatürk’ü hem de Marx’ı seven bir sanat güruhuna yaranmadıkları için yıllarca üvey evlat muamelesi gördüklerini anlatan Usta Sanatçı Esat Kabaklı, “Şimdi de bir kompleks var.

Karşı tarafa yaranmak için, araya Nazım Hikmet sıkıştırıyor, onlardan adamlar koyuyor sağ kesim. Kendi cevherlerimizin isimlerini doğru düzgün anamıyoruz” diyor.

Fatma Gülşen Koçak / Pazartesi Sohbetleri

15 Temmuz’da meydanları gürül gürül sesiyle inleten ve hayatının bütün zamanlarında içinden çıktığı toplumun değerleriyle barışık olan bir isim Esat Kabaklı... Sol sanatçılar el üstünde tutulurken maalesef bu toprağın türküsünü söyleyenler hep garip muamelesi görmüş. Önleri kesilmiş, yolları tıkanmış. Gezi olaylarında memleket düşmanı sanatçıların kirli yüzlerini, oyunlarını gördük. Millet düşmanlıklarına devlet düşmanlıklarına şahit olduk. Ne acıdır ki bu adamlar her dönemde el üstünde tutuldu. Oysa dinine, devletine gönülden bağlı sanatçılar hep ötelendi. Artık bu kompleksten kurtulmalı, yerli değerlere sadık isimleri öne çıkarmalıyız. Gençlerimize model olarak inançsız tipleri sunmaktan vazgeçmeliyiz. Bunun için de kendi değerlerimizin farkına varmalı, onlara hakettiği kıymeti vermeliyiz. Biz de bu vesileyle 50. sanat yılını kutlayan usta sanatçı Esat Kabaklı ile hayatının dönüm noktalarını konuştuk...

Menderes asılırken annem ağladı

-Darbe dönemleri içinde geçen çocukluk, öğrencilik yıllarınızdan bahseder misiniz?

Sallantılı günlerdi 60 ihtilali. Hep hatırlıyorum, çift atlı askerler gezerdi sokaklarda. İki-üç kişi yan yana gezemezdi, provokasyon ihtimalinden dolayı. Biz de ailece çıktığımız için babama güvenirdik. Babam askeriyede çalıştığı için “korkmayın” derdi. Biz gezerdik. Muhtar’ın evine, alt kata kiracı olduk. Zengin insanlardı. Onların evinde radyo vardı. O zaman radyo, lüks bir şeydi. Akşam ajansları olurdu, onu dinlemeye giderdik. Bir gün Menderes’in asıldığını haber yaptılar. Annem çok ağlamıştı. Demek ki halktaki yeri ne kadar önemliymiş.

-Sanat ve edebiyatla ilişkiniz nasıl başladı, nasıl oldu?

1968’de bağlama öğrendim. O zamanlar besteleri, türküleri öğrenmeye başladım. Amcam bana bilmediğim türküleri öğretirdi. Bir gün “yeşil yaprak arasında gül goncası” türküsünü bilip bilmediğimi sordu. Bilmediğimi duyunca o okudu önce, ondan öğrendim. Şiir akşamları yapardık. Babam, amcam edebiyata ilgiliydi.

Lisedeyken Ülkü Ocakları’na gittik. Kayserili Mustafa Öztürk Hoca’yaBaşbuğ demiş, “git Elazığ’a teşkilat kur” diye. Onun başkanlığında ocakta şiirler okurduk. Arif Nihat Asya, Serdengeçti şiirleri okurduk.

-Okul yıllarında sanat cevherinizi keşfeden oldu mu?

Bir Türkçe öğretmenimiz vardı Ali Özat. Kabaklı soyadımla dalga geçerdi. Bana zor bir şeyler sorardı, bilemeyince rencide ederdi, derste de bıraktı zaten. Biraz da faydası oldu. O zaman Kabaklı soyadından dolayı biraz tepki görüyorduk. Çünkü amcam Tercüman Gazetesi yazarıydı. Dersten kaldığım yılın ertesinde abim ve bir akrabam bağlama kursuna başladılar. Ben de gizliden gizliye abimden habersiz çaldım. Benim hiç hocam olmadı. Ortaokul son sınıfta, liselilerin mezuniyet gecesinde bağlama çaldım. İlk orada sahne aldım.

Sazımı öpüp yatardım

-O ilk sahneden sonra neler değişti hayatınızda?

Kendime güvenim arttı, sosyalitem arttı. Kapalı kutumdan çıktım. Sazı tam başımın üstüne asmıştım. Kalkıp gece öpüp geri yatardım. Çok severdim, elimden hiç düşürmedim. Bazen kendime aşıklık süsü verdiğim oldu, irticalen söyleyebilir miyim diye. Sonra baktım olmuyor, devam etmedim. Uzak dağlara bakarak -bizim bağdan o uzak dağlar görünürdü- yeni öğrendiğim uzun havayı okurdum. Uzun hava dinlediğimde ağlardım. Müzik artık hayatımın bir parçası olmuştu. Abimle birlikte orta okulu bitirdik. Amcam Ahmet Kabaklı Hoca, Kuleli Askeri Lisesi’ne gitmemizi istedi. Babam askeriyede çalıştığı için pek de sıcak bakmadı.

-Liseyi nerede okudunuz?

Abim liseye gitti, ben sanat okuluna gittim. Motor bölümüne yazıldım. Hayatımın en güzel yıllarıydı. Dünyanın en güzel okulunu okudum.

-Lisedeyken de sanatla irtibatınız kuvvetli miydi?

Köylerde türküler söylerdim, hikayeler anlatırdım. Düğünlere giderdim. Saatlerce halk dinlerdi beni. O yıllarda halk oyunları da öğrendim.

Liseyi bitirdik. O zamanlar üniversiteye gitmek zorunda hissetmiyorduk. Çünkü üniversiteye gidenler otel katibi olur diye bir algı vardı. Ben konservatuara gitmek istedim. Ama göndermediler.

-Harput Kültürü size neler kazandırdı?

Harput bize çok şey kazandırdı. Ailem hala Harput kültürüyle yaşar. Yazları Harput’ta bağdaydık, okul dönemi Elazığ’a dönerdik. Çocukluğumun, hayatımın en güzel anılarını Harput’ta yaşadım...

-Ahmet Kabaklı amcanız, hayatınıza dokunan isimlerden birisi. Kendisinden bahsedebilir misiniz?

Kabaklı Hoca derdik, yılda 1-2 kez Elazığ’a gelirdi. Bir kez ekspress trenle gelmişti, ailecek karşılamaya gitmiştik. Bir keresinde bana ağaç bir uçak getirdiğini hatırlıyorum. O zamandan hatırladığım, havaalanına karşılamaya gittik. Amcam bize kola ısmarlamıştı, o zaman kolalar çok büyük şişelerdeydi.

Geldiğinde, Ömer amcamla anneleri bir olduğu için en çok onlarda kalırdı. Ama bize de gelirdi. Bağda bizim ev yüksekte olduğu için bizde kalırdı. Hatta Göllü Bağ’a Güllü Bağ derdi. Şiirini de yazmıştım:

“Ne güzeldi geceleri Göllü Bağ

Emmim derdi Göllü değil Güllü Bağ

Emmi oğlu Servet bize gelirdi

Dilinde şiirler dize gelirdi

Sazında türküler söze gelirdi

Biz söylerdik Sarı Kaya dinlerdi

Eğlenceler sabaha dek sürerdi.”

Amcam geldiğinde bütün sülale sevinirdi. İstanbul’da, okumuş, Avrupa’ya gitmiş, Tercüman’da yazıyor, hatta gazeteyi sattıran adamdı. Kıymetliydi herkes için. Geldiğinde odaya kapanır yazısını bitirirdi. “Ulan ne yazıymış derdik.” Onun yüzünü görmek isterdik. O zaman elde yazıyor, Diyarbakır bölgeye gidiyor, oradan bir şekilde İstanbul’a gidiyordu. Şimdiki gibi link göndermek yoktu yani.

-Kabaklı Hoca’nın sizin eğitim hayatınıza katkısı nedir?

Kabaklı Hocanın dolaylı katkısı çok olmuştur. Kaybettirdikleri de vardır. Katkısı, onun soy ismine leke gelmesin diye çok uğraştık, iyi bir öğrenci olmaya çalıştık. Bize 3-5 yılda bir kitaplarından yollardı, getirirdi. Çok kitapları vardı. Türk Edebiyatı dergisi bize her ay gelirdi. Dergiyi ilk açtığımda Niyazı Yıldırım Gençosmanoğlu’yu, Arif Nihat Asya’yı, Osman Yüksel Serdengeçti’yi arardım. Amcamın faydası budur ama soyadından dolayı 80 öncesinde çok baskılara maruz kaldık. Sınıfta kalmıştım. İki yıl kaybettiysem sırf bu yüzden. Amcam bazı olaylarda çok içeri alındı. Amcamın oğlu içeri alındı. Benim vurdulu, kırdılı işlerde gözüm yoktu. Sosyal işlerde daha çok aktiftim.

Cevherlerimize sahip çıkalım

-Sol, sanatta hep hakim vaziyette olmuş maalesef. Vatansever bir kimlikle sanat yapmaya çalışıyorsunuz. Bu camiada kimliğinizden dolayı ne zorluklar yaşadınız?

Hayatımda daima soyadımdan, görüşümden dolayı engeller gördüm. Sağ görüşlü insanlar hep bunu görmüşlerdir. Çünkü yerli ve milliliği onlara göre yaşamanız gerekiyordu. Aynı adamlar Atatürk ve Marx zıt insanlar olmasına rağmen ikisini de sevebiliyorlardı. Onların anlayışına göre milli olmanız gerekiyordu. Onlar gibi değil de kendin gibi yerli ve milli olunca sanatta da engeller görüyorsun.

Bizde devletçi bir yan vardır. Devletin bekası bizim için her şeyin önündedir. Tabi devlet de sana adaletiyle kol-kanat gerecek. Demokrasi diye bir şey uydurmuşlar, gizli bir komünizm. Dünyada kendi kendine yeten tek ülkeydik, bak ne hale geldik. Bir zamanlar “kendi kendine yeten çiftçi ol” diyen adamlar şimdi “iğne bile yapamıyoruz” diye hayıflanıyor. Biz de denedik uçak, araba yapmayı, yaptırtmadılar. Bize hep tarım ülkesi ol demişler. Şimdi de kesiyorlar önümüzü. Hollanda’yı görüyoruz. 7 milyonluk ülke. İstese araba yapamaz mı, yapar. Ama onların rolü tarım ve tarım aletleri. Almanya daha geçen yıl savaş borcunu ödeyebildi Amerika’ya.

1982’de 8 tane sanatçı aldılar TRT’ye. Bütün ballı, kaymaklı programlara onlar çıktı. Böyle bir sistemde direndik.

Şimdi bir kompleks var. Karşı tarafa yaranmak için araya Nazım Hikmetsıkıştırıyor, onlardan adamlar koyuyor sağ kesim. Kendi cevherlerimizin isimlerini doğru düzgün anamıyoruz.

Şimdi bütün kaynaklar onların elinde olunca, sol da öğretiyor “bu adam yetenekli” diye. Medyada, sinemada en kilit noktalar Yahudilerin, Ermenilerin, Süryanilerin elinde. Onlar birini popüler etmek isteyince yapıyorlar. Bizden yetenek çıkmamasının bir sebebi de budur.

Biz, kendi kitlemizi oluşturamıyoruz. Sanatçı yetiştiremiyoruz. Kendi sanatçımıza değer vermiyoruz.

Cumhurbaşkanı’nın okuduğu türküyü söyleyen adamı merak etmiyorlar. Kimsede merak eden, bahsetmek isteyen yok. A Haber benim müziğimi çalıyor haftalardır, zeminde benim müzik, görsellerde Erdoğan. Kenarda köşede ne ismim, ne resmim. Aradım bunları. “Gardaş sizden para pul istemiyorum, hiç değilse isim yazın, bir teşekkür, çalıp okuduğum bir video koyun” dedim. Klibi yayından üç dört gün çektiler, sonra baktım en son kareye benim ismimi yazmış “Esat Kabaklı’ya teşekkürler.” Bu mudur yani? İşte bu yüzden bizden adam çıkmaz. Cumhurbaşkanı’nın sayın diye hitap ettiği bir insanı merak edip araştırmıyorlar, kolaya kaçıyorlar.

Yeni Akit

Bu yazı toplam 157 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim