• İstanbul 28 °C
  • Ankara 32 °C

Atatürk Dönemi Tekstil Sanayiinin Gelişimi

Atatürk Dönemi Tekstil Sanayiinin Gelişimi
Beytullah Kaya & Saliha Şenyiğit yazdı.

Anadolu’nun en eski sanayi dalları arasında yer alan tekstil sektörünün geçmişi Hitit ve Asur dönemlerine kadar uzanmaktadır (Esi, 2017:644). Anadolu topraklarının verimliği, ticaret yolları üzerinde bulunması dokuma sanayinin gelişmesinde önemli faktörlerden olmuştur. Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle gelişme gösteren tekstil sektörü Selçuklu ve Osmanlı Devleti’nin de başta gelen ekonomik uğraşları arasında yer almıştır (Dölen, 1992:373). İpek, pamuk, yün, kenevir ve ketenden üretilen dokumalar çeşitli kentlerde birer sanayi dalına dönüşmüştür. Pamuklu kumaş dokumacılığında Kastamonu, Amasya, Tokat, Çorum, Burdur, Isparta, Konya, Karaman, Kayseri, Tire, Bergama, Denizli, Menemen, Akhisar ve Nazilli önde gelen kentler arasında yer almıştır. Ege ve Akdeniz bölgelerinde üretilen halı ve kilimler Avrupa ve Arap ülkeleri tarafından talep görmüştür. Bursa’da üretilen ipekli kumaşlar İtalyan dokumacılar tarafından talep edilmiş (Esi, 2017), yün dokumacılığı Anadolu’da başta Ankara tiftiğinden dokunan kumaşlar olmak üzere ülke dışında da tanınmıştır (Dölen, 1992). Üretilen ürünlerin ihracatı yapılmış, böylece tekstil, tarım ve hayvancılıkla birlikte birçok insanın geçim kaynağı olmuştur (Esi, 2017).

Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde de tekstil ürünlerine dış ülkelerden gelen talep devam etmiştir. 16. yüzyılda Osmanlı Devleti’nden Avrupa devletlerine olan pamuk ihracatı arttığından dolayı yerli dokumacıların pamuk ihtiyacı karşılanamamış ve yerli üreticiler zor duruma düşmüşlerdir. Bunun üzerine devlet pamuk ve pamuk ipliğinin ihracatını yasaklamıştır. Yine iç pazardaki yapağı sıkıntısı oluşmaması için yapağı ihracatına da sınırlamalar getirilmiştir. Buna göre iç pazar ihtiyacı karşılanmadan dışarıya yapağı satılması yasaklanmıştır (Dölen, 1992).

18. yüzyılda sanayi devriminden sonra batıda tekstil sektöründe yeni üretim teknikleri geliştirilmiştir. Böylece Osmanlı Devleti tekstil ürünleri ihraç eden bir ülkeyken bu ürünleri ithal eden bir ülke haline dönüşmeye başlamıştır. Önceleri Osmanlıda zengin kesim tarafından tercih edilen İngiliz pamukluları, Fransız yünlüleri daha sonra fiyatların düşmesiyle halk arasında yaygınlaşmıştır. Bunun sonucu olarak Türkiye’deki zanaatkârların el dokuma tezgâhlarının kapanmasıyla tekstil sektörü gerilemeye başlamıştır (Esi, 2017). 19. yüzyılda Osmanlıda tekstil imalatı büyük oranda çökmüş, sadece yerel ihtiyaçların karşılandığı küçük tezgâhlar kalmıştır (Esi, 2017). Bu dönemde devlet eliyle kurulmuş Feshane–Defterdar Fabrikası, Hereke Fabrikası, Bakırköy Basmahane ve İzmit Çuha Fabrikası üretime devam etmiştir.

Osmanlı Devleti yıkılıp yerine Türkiye Cumhuriyet’inin kurulmasıyla ülkeyi kalkındırmak, ekonominin önünü açmak, sanayiyi geliştirmek, özel sektörü canlandırmak amacıyla bir dizi atılımlar yapılmıştır. Mustafa Kemal 1 Mart 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin üçüncü yasama yılı açılışında yaptığı konuşmasında hükümetin ekonomik alanda yapacağı planlardan bahsetmiştir. Buna göre ülke olarak tam bağımsızlığın sağlanabilmesi için mali bağımsızlığın kazanılması gerekmektedir. Ekonomik bağımsızlığın korunması, ülkeyi dışa bağımlı olmadan yönetmek, gelir kaynaklarıyla yönetmek ve ekonomik sorunlara çözüm yolları bulmak gereklidir. Bu amaçla tarımsal sanayi geliştirilecek ve modern araçlarla donatılacaktır. Memlekete pek çok anlamda faydası dokunan ormanlar modern önlemlerle iyi duruma getirilecek ve en yüksek faydayı sağlar hale getirilecektir. Genel yarar sağlayacak kurumların ve iktisadi girişimlerin devletin gücü ve teknolojisinin yeterliliği nispetinde devletleştirilecektir. Toprak altında duran madenler işletilerek milletin yararına sunulacaktır. Madenler, ekonomik konular ve bayındırlık hizmetlerinde çalışmak isteyen özel girişimcilere kanunlar çerçevesinde her türlü kolaylık sağlanacaktır. Tarım ve tarımsal sanayinin yanında ülkede öteden beri var olan dokuma sanayi gibi kurumların geliştirilmesi ve canlandırılması gerçekleştirilecektir (MMTD, D.1, C.18, S.2). Bu planlar daha sonra İzmir’de toplanacak olan iktisat kongresinde ele alınarak uygulanması yönünde karara varılmıştır.

Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı önünde bir engel olan kapitülasyonlar Osmanlı Devleti’nin çökmesindeki en önemli etkenler arsında yer almıştır. Kapitülasyonlar klasik dönemde Osmanlı Devleti açısından bir sorun teşkil etmezken özellikle gerileme döneminden sonra devletin ekonomisinin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olmuştur. Ülkenin ekonomik durumu sarsılmasına, yerli sanayi çökmesine, bütçe açıklarının oluşmasına ve devletin borçlanmaya başlamasına yol açmıştır (Gül, 2010: Tezel, 1982). Bu durumdan kurtulmak isteyen Türkiye Lozan’da kapitülasyonların kaldırılmasını şart koşmuştur. Mustafa Kemal Türk Heyetini Lozan’a gönderirken taviz verilmemesi istediği konulardan biri de kapitülasyonlar meselesi olmuştur (Zürcher, 2018).  Müzakereler hararetli ve tartışmalı devam etmiş, içerisinde kapitülasyonlar meselesinin gibi konularında yer aldığı bazı alanlarda çözüme ulaşılamadığı için konferans bir sonuca ulaşamadan sona ermiştir (Atatürk, 2018: 572). Böylece konferans 4 Şubat 1923 günü kapatılmıştır. Daha sonra kapitülasyonlar ve diğer konularda Türkiye’nin kararlı tutumunu gören batılı devletler müzakerelerin yeniden başlatılmasına karar vererek Türk tarafını tekrar konferansa davet etmişlerdir. 23 Nisan 1923’te yeniden başlatılan konferansta uzun müzakereler sonucunda nihayet kapitülasyonlar kaldırılmıştır (Armaoğlu, 2011). Uzun yıllar uygulanan, ülkenin ekonomik faaliyetlerine mani olan, kapitülasyonlar artık engel teşkil etmeyecektir.

Lozan Konferansı’nın kesintiye uğradığı dönemde, 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de bir iktisat kongresi toplanmıştır. Bu kongrede Türkiye’nin ekonomik sorunları tartışılmış ve özel sanayi kuruluşlarının geliştirilip kalkınması yönünde bazı kararlar alınmıştır (Gül, 1992). 1922’deki Atatürk’ün meclis açılışında yaptığı konuşmada bahsettiği planların uygulanması yönünde ilk adımlar atılmıştır. Kongrede, demiryollarının devlet tarafından yapılmasına ve işletilmesine, Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesine, özel girişimlere kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulmasına, özel sektör tarafından kurulamayan işletmelerin devlet tarafından kurulmasına yönelik kararlar alınmıştır. Ayrıca, mühendislerin yurtdışında mesleki eğitim almasının sağlanması, çıraklık okullarının açılması ve okullarda iktisat eğitimine önem verilmesine karar verilmiştir (Aytemur, 2010).

İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar kapsamında 1925 yılında Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuş, Osmanlıdan kalan dört tekstil fabrikası bu bankaya devredilmiştir. Bu fabrikalar Feshane Mensucat Fabrikası, Bakırköy Bez Fabrikası, Hereke Mensucat Fabrikası ve Beykoz Deri ve Kundura Fabrikasıdır (Dölen, 1992). 1927 yılında sanayinin gelişmesi ve kalkınması için sanayi işletmelerine ayrıcalık ve teşvikler sağlayan Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkartılmıştır (Aytemur, 2010; Zürcher, 2018). Meslek okulları açılmış ve devlet işletmelerin de görev alacak kişiler yurtdışına eğitime gönderilmiştir (Aytemur, 2010).

1920’lerin sonlarına gelindiğinde alınan tüm önlemlere rağmen özel sanayinin yeterince gelişemediği görülmüş, yapılan yatırımların yeterli olmadığı fark edilmiştir. Bunda gerekli girişimcilik bilgi ve tecrübesi ile yeterli sermayenin olmamasının da etkisi olmuştur. Buna ek olarak 1929’da tüm dünyayı sarsan ekonomik kriz Türkiye’yi de etkilemiştir. Dünyadaki diğer ülkeler gibi Türkiye de bu durumdan kurtulmak için çözüm arayışına gitmiştir. Bu durumda alınabilecek önlemlerin başında hızla sanayileşmek gelmektedir. 17 Mayıs 1931 de toplanan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın III. Kurultayında liberalizm yerine devletçilik ilkesi benimsenmiş ve hükümetin yeni ekonomik siyaseti bu yönde olmuştur (Dölen, 1992; Aytemur, 2010; Zürcher, 2018). Sanayileşmenin devlet eliyle planlı ve programlı bir şekilde yapılması kararlaştırılmıştır. Bu anlayışın kabulünde, Sovyetler Birliği’nin planlı ekonomi denemelerindeki başarısı ve kapitalist devletlerin devlet müdahalesini planlı bir şekilde uygulamaya başlaması etkili olmuştur. Bu dönemde başında İsmet İnönü’nün bulunduğu bir heyet inceleme yapması amacıyla Sovyetler Birliğine gönderilmiştir. Sovyet yetkililerle görüşen İnönü, Türkiye’de kurulacak olan tekstil sanayisinde kullanılacak makinelerin Rusya’dan temin edilmesine karar vermiştir. Makinelerin alımı için gerekli olan kredi de yine Rusya’dan sağlanmıştır. Kurulacak olan devlet teşekkülünün nasıl yönetileceği ve özel sektör yatırımlarına hangi koşullarda nasıl destek olunacağı gibi konulara çözüm olarak 3 Temmuz 1932 tarihinde çıkartılan kanun ile Devlet Sanayi Ofisi ve Sanayi Kredi Bankası kurulmuştur. Bu kuruluşlar Sanayi ve Maadin Bankası’nın yerine geçerek, onun elindeki işletmeleri ve bankacılık görevlerini devralmıştır (Aytemur, 2010; Yücel, 2015).

Kurulacak olan sanayi kuruluşlarının fizibilite çalışmaları için Türkiye’ye Rusya’dan bir heyet gelmiştir. Buna göre Türkiye’de ağırlık tekstil sanayinde olmak üzere çalışmalar yapılmıştır. Rus heyeti, Türk uzmanlar eşliğinde mevcut pamuk tekstil kuruluşlarını, halkın tekstil tüketimini ve pamuk cinslerini saptamıştır. Ayrıca fabrika kurulacak yerlerdeki koşullar da incelenmiştir (Aytemur, 2010; Yücel, 2015). Daha sonra Devlet Sanayi Bankası ve Türkiye Sanayi ve Kredi Bankası kapatılarak 3 Haziran 1933’te Sümerbank kurulmuştur. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planını uygulama görevi Sümerbank’a verilmiştir (Dölen,1998). 3 Haziran 1933’te kurulan Sümerbank, Devlet Sanayi Ofisi’nden devraldığı fabrikaları işletmek, devletin ortak olduğu işletmeleri yönetmek, devlet sermayesi ile kurulacak olan sanayi kuruluşlarını kurmak ve yönetmek, ülke için verimli olacak sanayi işlerine katılmak, işlettiği fabrikalara gerekli olan usta ve işçiler için okullar açmak, bu işçileri yurtdışına eğitim alması için göndermek, sanayi kuruluşlarına kredi temin etmek ve bankacılık faaliyetlerini yürütmek gibi görevleri üstlenmiştir (Dölen,1992).

Sümerbank, Devlet Sanayi Ofisi ve Sanayi Kredi Bankası’ndan devraldığı dört fabrika (Bakırköy Pamuklu Dokuma, Feshane Yünlü Dokuma, Hereke İpekli ve Yünlü Dokuma ve Beykoz Deri ve Kundura Fabrikaları), sermaye ve mali haklar ile çalışmaya başlamıştır (Dölen, 1992). Sümerbank devraldığı fabrikaları geliştirip modernleştirmiş ve ağırlık tekstil sanayi olmak üzere yeni fabrikalar açmıştır. 1935’te Kayseri Bez Fabrikası, 1937’de Nazilli Basma Fabrikası ve Ereğli Bez Fabrikası, 1938’de Bursa Merinos Fabrikası ve 1939’da Malatya Bez ve İplik Fabrikaları açılmıştır (Dölen,1992). Türkiye’de tekstil sektörünün geliştirilip büyümesinde Sümerbank önemli bir yere sahiptir. Türkiye bugün tekstil sektöründe ulaştığı yere Sümerbank öncülüğünde gelmiştir (Çetiner, 2007).

Bu araştırmada, Atatürk Dönemi tekstil sanayisi alanında yapılan çalışmaların incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu dönemde kurulan fabrikaların nasıl kurulduğu, fabrikaların kaynaklarının nasıl oluşturulduğu, bu fabrikaların ekonomik ve toplumsal katkıları irdelenmeye çalışılmıştır. Çalışma hazırlanırken, literatürde yer alan bilgilerden, arşiv belgelerinden ve dönemin gazete haberlerinden faydalanılmış, elde edilen belgeler doküman incelemesi yöntemiyle değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Sümerbank Fabrikalarının Kuruluşu

Kayseri Bez Fabrikası

İsmet İnönü’nün Sovyetler Birliği gezisinde tekstil sanayi incelenmiş, Kayseri ve Nazilli fabrikalarının kurulmasına burada karar verilmiştir. Türkiye’de kurulacak olan dokuma fabrikalarının kurulumunda görev yapacak ortak kuruluş olan Turkstroy kurulmuş ve 160 kişilik personeliyle çalışmalarına başlamıştır. Türk heyetinin Türkiye’ye dönüşünün hemen ardından 50 kişilik bir grup eğitim almak üzere Turkstroy’a gönderilmiştir. Gönderilen bu stajyerler, kurulacak fabrikalarda nitelikli eleman olarak çalıştırılmıştır (Keskin, 2013).

Türkiye ve Sovyetler Birliği’nin işbirliğiyle kurulan Kayseri Bez Fabrikası’nın yer seçimi yapılırken Türk ve Rus uzmanlar birlikte çalışmışlardır. Yer seçiminde yapılacak fabrikanın enerji kaynaklarına yakınlığı, ulaşım imkânı, hammadde temin edilecek bölgelere yakınlığı, nitelikli işgücü ve fabrikanın yapımında kullanılacak malzemenin tedariki gibi konular göz önünde bulundurulmuştur. O dönemde Kayseri, pamuk üretimi yapılan bir şehirdir ve 1927’de yapılan demiryolu ile Adana’daki pamuğa da ulaşım imkânı sağlamıştır. Kayseri’deki Elektrik santralinin ve Bünyan’daki akarsuyun, fabrikanın enerji ihtiyacını karşılaması düşünülmüştür. Kayseri’de çok sayıda geleneksel dokumacının olması ve bu dokumacılardan nitelikli işgücü olarak yararlanılabileceğinin düşünülmesi Kayseri’nin fabrika kurulacak yer olarak seçilmesindeki önemli faktörlerdendir. İnşaat malzemesi tedarikinde ise geleneksel Kayseri evlerinde de kullanılan çok sağlam bir malzeme olan Kayseri taşının kullanılması planlanmıştır (Keskin, 2013). Tüm bu şartlara bakıldığında Kayserinin tekstil fabrikası kurmak için uygun şartlara sahip olduğu gözlenmiş ve fabrikanın buraya kurulmasına karar verilmiştir.

Kayseri Bez Fabrikasının temeli 20 Mayıs 1934 yılında Başbakan İsmet İnönü’nün katılımıyla atılmıştır. İsmet İnönü temel atma törenindeki konuşmasında:

“…Şimdi bugün temelini atmakla sevindiğimiz eser elde bulunan büyük bir endüstri programının bir parçasıdır. Programın muhtelif mevzularından biri olarak dokumacılığı ele aldık. Ümit ediyoruz ki dokuma sanayiimiz için tasavvur ettiğimiz tedbirleri tahakkuk ettirince memlekette dokuma ihtiyacı esasından tamamıyla halledilmiş olacaktır… Burada, Kayseri’de bir sene sonra hepimizin memnuniyetini bir kat daha arttıracak ve hariçten gelip bunu seyredecek olanların gözlerini kamaştıracak büyük eser hem Türk-Sovyet dostluğunun bir abidesi, hem de yeni kurulan ve bütün dünyanın hayretini celbeden büyük Sovyet sanayinin en parlak bir misali olacaktır” demiştir (Cumhuriyet, 1934).

Kurulacak fabrikanın beş milyon liraya mal olacağı tahmin edilmiş, fabrikada 33 bin iğ ve bin küsur tezgâhın bulundurulması kararlaştırılmıştır. Fabrika 25 bin balya pamuk kullanabilecek ve kendi elektriğini üretebilecek şekilde tasarlanmıştır.  Burada 1500 işçinin çalıştırılması (Cumhuriyet, 1934), kaput bezi, Japon dimisi, şerting, dril ve karamandol gibi ürünlerin imal edilmesi planlanmıştır (Eren, 2019). Fabrika tek bir üretim alanı olarak değil, üretim, yönetim, sosyal ve hizmet alanlarının bir arada olduğu bir yapı olarak planlanmış ve inşa edilmiştir (Keskin, 2013).

Kayseri Bez Fabrikası 16 Eylül 1935 tarihinde ekonomi bakanı Celal Bayar’ın katılımıyla açılmıştır. Bayar yaptığı açılış konuşmasında “endüstrileşmenin önemine değinmiş, bununla ülkenin refahının ve iş hacminin artacağı, tarım sahasında da hammaddelerin değer kazanacağını anlatmıştır. Sadece hammadde üretmenin doğru olmadığını bu hammaddeleri işleyerek ülkenin dışa bağımlılıktan kurtulacağını ve böylece ekonomiye katkı sağlanacağını belirtmiştir” (Cumhuriyet, 1935).

Fabrika kurulduktan bir yıl sonra 1936 yılında fabrikada 1.998 erkek ve 169 kadın işçi çalışmaya başlamıştır. Fabrika kurulduğu ilk yıllarda işçi sıkıntısı çekilmiş, gerekli işçi sayısına ulaşabilmek için zaman zaman yakın illerden işçi alacağını duyurmuştur. Ayrıca kadın mahkûmlarda fabrikada çalıştırılmıştır (Eren, 2019).  1940 yılında ise işçi sayısının 2723’e ulaştığı görülmektedir Fabrika 1936 yılında 2.716,4 ton pamuk ipliği ve 18.364.000 metre pamuklu dokuma üretimi yapmıştır. Daha sonraki yıllar da ise üretim miktarının arttığı görülmektedir. 1940 yılına gelindiğinde 3.938,1 ton pamuk ipliği ve 21.198.000 metre pamuklu dokuma üretildiği görülmüştür (Tuna, 2002).

Fabrika sadece üretim yapan bir yapı olarak değil, çalışanlarının pek çok ihtiyacını karşılayacak şekilde inşa edilmiştir. Buna göre kurulan bu müessesede memur ve ustalar için konutlar, revir, kreş, sinema solunu, voleybol, tenis, futbol sahaları ve yüzme havuzu gibi alanlara yer verilmiştir (Asiliskender, 2002). Fabrika, başlangıçta beş milyon liraya mal olacağı hesaplanırken, yapımı bittiğinde 8 buçuk milyon liraya mal olmuştur (Göçer, 2004).

Bu dönemde kurulan fabrikanın nitelikli eleman ihtiyacını karşılamak amacıyla Kayseri’de Sümerbank bünyesinde “Dokumacılık İhtisas Mektebi” açılmıştır. Bu mektepte fabrikada çalışmak isteyenlere eğitim verilmiş, Sümerbank’ın diğer şehirlerdeki dokuma fabrikalarının ihtiyacı olan kalifiye eleman ihtiyacının bir kısmı buradan karşılanmıştır. Ayrıca işçilerin eğitimlerine, önem verilerek, mesleki eğitimin yanında, okuma yazma öğrenmek isteyenlere okuma yazma öğretilmiştir. Kadın işçiler çocuklarını fabrika yerleşkesinde bulunan ilkokul ve kreşe bırakarak çalışmışlardır. Buradan kadın istihdamına önem verildiği anlaşılmaktadır. Buna göre burası Türkiye’de en çok kadın istihdamı sağlayan fabrikalardan olmuştur. Ayrıca fabrikada 20 yataklı bir hastane açılmış, buradan işçiler olduğu gibi aileleri ve Kayseri halkı da faydalanmıştır. Hastanede diş, röntgen, laboratuvar, göz, kulak- burun- boğaz, ameliyathane, doğumhane, eczane gibi bölümler yer almıştır.   Ayrıca bu hastane sıtma ve tüberküloz gibi hastalıkların da tedavi edilip yayılımının önlenmesi içinde kullanılmıştır. Eğitim ve sağlığa verilen önemin yanında spora da önem verilmiş fabrika bünyesinde bir spor kulübü açılmıştır. Kayseri Sümerbank Spor kulübünde bisiklet, atletizm, futbol, yüzme, tenis, voleybol, basketbol gibi birçok alanda spor yapabilme imkânı mevcuttur (Akpınar, 2013).  

Ereğli Bez Fabrikası

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı kapsamında kurulacak bir diğer fabrikanın da Ereğli’de kurulmasına karar verilmiştir. Bu fabrikanın Ereğli’de kurulmasında, Ereğli’nin su kaynaklarına ve ulaşım ağlarına yakın olması, nispeten potansiyel iş gücüne sahip olması etkili olmuştur. Ereğli’den akan İvriz Çayı’nın fabrikanın ihtiyacı olan enerjiyi sağlamak için hidroelektrik santrali kurma kapasitesine sahip olması, burada bir tren istasyonunun bulunması, iş gücü açısından Ereğli’nin belli bir potansiyele sahip olması gibi nedenlerde Ereğli’ye bu yatırımın yapılmasında etkili olmuştur (Eren, 2019).

Ereğli Bez Fabrikası’nın temeli 20 Kasım 1934 tarihinde Başbakan İsmet İnönü’nün katılımıyla atılmıştır. İsmet İnönü temel atma töreninde yaptığı konuşmada fabrikayla ilgili şu bilgileri vermiştir: Fabrikada saten, ince astarlık, mermerşahi, beyaz ve renkli patiska dokunacaktır. 15 bin iğ ve 250 tezgâhla üretim yapacak olan fabrika yedi bin balya pamuk kullanacaktır. Fabrika için elektrik santrali ve işletme sermayesi ile birlikte üç buçuk milyon lira harcanacaktır. Fabrikada tahminen 1250 işçi çalışacak, 4 milyon metre kumaş ve 500 bin kilo ince iplik imal edilecektir (Cumhuriyet, 1934). Fabrikada çalışacak olan işçilerin bir kısmı Rusya’ya bir kısmı da İstanbul’a gönderilerek mesleki eğitimden geçirilmişlerdir (Öztürk, 2012). Fabrikanın yapımı ve kurulumu bitince 4 Nisan 1937’de yine Başbakan İsmet İnönü’nün katılımıyla açılışı yapılmıştır. Fabrikanın projelendirmesi Almanlar tarafından yapılmış (Dölen, 1992), inşaatında ve kurulumunda kullanılacak montaj aletleri Almanya ve İsviçre’den getirilmiştir (B.C.A., 1936; B.C.A., 1936).

Sümerbank Ereğli Bez Fabrikası 4 Nisan 1937 tarihinde Başbakan İsmet İnönü’nün katılımıyla açılmıştır. Anadolu Ajansı muhabirinin sorduğu soru üzerine Başbakan İnönü fabrikayla ilgili şu bilgileri vermiştir:

…Sümerbank dokuma kurumlarının orta çapta örneğidir. 16.500 iğ ve 300 dokuma tezgâhı vardır. Diğer fabrikalardan daha ince kumaş dokuyacaktır… Fabrikanın boyahaneleri, laboratuvarları ve diğer kısımları vardır ve ileride büyütülmesi imkânı göz önüne alınmıştır. Bu kıymetli eser için üç buçuk milyon lira sarf edilmiştir. Ereğli bez Fabrikası az zamanda her aileye kendini çok önemli bir millet fabrikası olduğunu emniyetle söyleyebilirim” (Cumhuriyet, 1937).

Ereğli Fabrikası’nda üretim bölümlerinin dışında hastane, yemekhane, kantin ve sinema da bulunmaktadır. Burada bir de fabrikanın kolahanelerinde ihtiyaç duyulan nişastanın üretimi için kola fabrikası kurulmuş, bu fabrikada Ereğli’de yetiştirilen patatesler kullanılarak çiftçiye destek sağlanmıştır (Öztürk, 2012). Ancak bu fabrikanın işlemeye başlaması İkinci Dünya Savaşı’nın neden olduğu mali sıkıntılardan dolayı 1943 yılını bulmuştur. Fabrikada çalışan işçi ve memurlar için konutlar, misafirhane, demiryolu bağlantı hattı, enerji ihtiyacını karşılamak için bir termik ve bir de hidroelektrik santralleri yapılmıştır. Diğer fabrikalarda olduğu gibi buradaki santralden de ilçeye elektrik sağlanmıştır (Eren, 2019).

Ereğli Bez Fabrikası 1937 yılında 395,6 ton pamuk ipliği ve 778.000 metre pamuklu dokuma üretmiştir. Daha sonraki yıllarda üretim miktarının arttığı görülmüş, 1940 yılında ise 1.378,5 ton pamuk ipliği ve 4.112.000 metre pamuklu dokuma üretilmiştir. Fabrika açılış yaptığı 1937 yılında bin işçi çalıştırırken daha sonraki yıllarda bu sayı artış göstermiş ve 1940 yılında 1.760 kişi istihdam edilmiştir (Tuna, 2002).

Fabrika kurulurken çalışanların sosyal ve kültürel gereksinimleri de düşünülmüştür. Buna göre fabrika 15 yataklı donanımlı bir hastaneye, küçük bir eczaneye, sinema salonlarına, futbol sahalarına sahip olacak şekilde yapılmıştır. Fabrikanın futbol sahasında işçiler takımlar kurup, karşılaşmalar yaparak sosyalleşmişlerdir. Fabrikanın açılışından sonra da tenis sahasının yapımına başlanmıştır (Eren, 2019: 194).

Nazilli Basma Fabrikası

Sümerbank’ın yine Türk-Sovyet işbirliğiyle kurduğu fabrikalardan biri de Nazilli Basma Fabrikası’dır. Bu fabrikanın kurulacağı yer belirlenirken Türk ve Rus uzmanlar beraber çalışıp karar vermişlerdir. Buna göre fabrikanın yer seçiminde, Nazilli’nin önemli pamuk üretiminin yapıldığı bir bölgede olması ve pamuk yetiştirmek için uygun iklim koşullarına sahip olması, su ve enerji kaynaklarına yakın bir bölgede yer alması, ulaşım imkânlarının gelişmiş olması öne çıkan faktörlerden olmuştur. Burada üretilecek tekstil ürünlerinin taşınmasında ve hammaddeye erişimde Aydın – İzmir demiryolu hattının kullanılması planlanmıştır (Biğat, 2017). Tüm bu sebepler göz önünde bulundurulduğunda Nazilli pamuklu mensucat fabrikası için gerekli şartları taşıdığı görülmektedir.

Ege Bölgesi’nde pamuk üretiminin bir düzene sokulması ve mevcut pamuk cinsinin üretimi yapılacak kumaşların üretimi için uygun olmaması Nazilli’de pamuk ıslah istasyonunun kurulmasını gerekli kılmıştı. Bunun için 1933 yılında Pamuk Islahı İstasyonu ve Üretme Çiftliği kurulmuştur. 1934’te faaliyete başlayan istasyonun başına Celal Ş. İğriboz getirilmiştir. Dokumada kullanılacak en uygun pamuk cinsinin akala cinci pamuk olduğuna karar verilerek bu cins pamuğun tohumları 1936 yılında çiftçiye dağıtılmaya başlanmıştır. Bu arada istasyon müdürü Celal Bey, Rusya’daki pamuk yetiştirme usullerini ve pamukçuluk sahasını görmek üzere Rusya’ya gönderilmiştir (B.C.A., 09.08.1935). Pamuk üretimi ve işlenmesi için İstasyonun ihtiyacı olan ziraat aletleri ve el çırçırı Amerika ve İngiltere’den satın alınmıştır (B.C.A., 28.04.1935; B.C.A., 07.04.1935). 

Nazilli Basma Fabrikası Türkiye’nin devlet tarafından kurulan ilk basma fabrikasıdır. Fabrikanın temeli 23 Ağustos 1935’te dönemin ekonomi bakanı Celal Bayar’ın katılımıyla atılmıştır. Bayar, temel atma törenindeki konuşmasında “fabrikanın Türkiye’nin açacağı ilk basma fabrikası olacağını, Avrupa’yla karşılaştırıldığında küçük sayılamayacak bir eser olduğunu hatta dünya ile boy ölçüşecek mahiyette olduğunu belirtmiştir. Nazillileri böyle bir eseri sinelerine çektikleri için tebrik etmiştir” (Cumhuriyet, 25.08.1935).

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı kapsamında yapılan Nazilli Basma Fabrikası’nın açılışı 9 Ekim 1937’de Cumhurbaşkanı Atatürk, Başbakan İsmet İnönü, Ekonomi Bakanı Celal Bayar’ın katılımlarıyla yapılmıştır. Celal Bayar yaptığı açılış konuşmasında fabrikayla ilgili şu bilgileri vermiştir: “Buna göre fabrikanın makinelerinin ve teçhizatının büyük kısmının Sovyetler Birliği’nden alınmıştır. Fabrika on sekiz ayda kurulmuş olup, inşası ve makineleriyle birlikte altı milyon liraya mal olmuştur. 28 bin iğ ve 800 otomatik tezgaha sahip olan fabrika her yıl Ege pamuk havzasından üç milyon liralık pamuk alarak işleyecektir. İşlediği bu pamuklarla iki milyon 400 bin kilo iplik üretilecek ve bununla yirmi milyon metre basma imal edilecektir’’. Bayar’ın konuşmasından sonra Atatürk altın bir anahtarla fabrikanın açılışını yapmıştır (Yeni Asır, 10.10. 1937). Fabrika, yirmi yataklı hastanesi, eczanesi, 300’er kişilik iki adet işçi binası, memur ve ustalar için apartmanları, sahneli ve sinemalı bin kişilik kantini ve spor sahasıyla çalışanlarının ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde inşa edilmiştir (Cumhuriyet, 10. 10. 1937).

Nazilli Basma Fabrikası’nda 1937 yılında 132,9 ton iplik ve 198.000 metre pamuklu dokuma üretilmiştir. İlerleyen yıllarda fabrikanın üretiminde artış görülmüş, 1940 yılındaki üretimi 2.624,7 ton pamuklu iplik ve 13.631.000 metre pamuklu dokumaya ulaşmıştır (Tuna, 2002). Nazilli Fabrikasında kaput bezi, patiska, poplin, basma, pazen, divitin, ince çamaşırlık, flanel, gecelik, çocuk giyimi, Nazilli emprime, siyah astar, merserize basma, haki yazlık astar, haki kışlık astar, döşemelik, şemsiyelik, poplin emprime gibi ürünler üretilmiştir (Çetiner, 2007: 19).  Fabrikanın kurulmasıyla Nazilli önemli bir istihdam sağlamış her yıl artan işçi sayısıyla 1945 yılında işçi sayısı 4500’e ulaşmıştır. İşçi sayısının kısa sürede artmasındaki neden işçilere sağlanan olanaklardır. İşçilere geçimlerini devam ettirebilecek ücretler verilmiş, işle ev arası servis imkanının olması, evlilik, çocuk, giyim yardımları işçileri buraya çeken nedenlerden olmuştur. Ayrıca fabrikada kreş ve ilkokul bulunması işçilerin hayatlarını kolaylaştırmıştır (Biğat, 2017: 186).

Nazilli Basma Fabrikası’nın 40 yataklı bir hastanesi bulunmaktaydı. Hastanenin laboratuvar, eczane, dahiliye, hariciye, diş, kadın doğum, bulaşıcı hastalıklar ve ameliyathane gibi bölümleri vardı. Burada fabrikada çalışan işçi ve ailelerine ücretsiz hizmet verilmekteydi. Fabrikanın yemekhanesinde işçilere ücretsiz veya düşük ücretli olarak yemek verilmiş, 1946 yılında da fabrikaya bir de ekmek fırını yapılmıştır. Ayrıca ilerleyen dönemlerde fabrikada kasap, bakkal, berber gibi alanlarda da hizmetler sunulmuştur. 1944 yılında fabrikaya kreş inşa edilmiş, böylelikle kadınların çalışma hayatına katılmaları kolaylaşmıştır. İşçilerin çocuklarının ihtiyacı doğrultusunda fabrika yerleşkesine bir de ilkokul yapılmış, bunun inşaatı da 1946 yılında tamamlanarak eğitime hazır hale getirilmiştir. Bu okulda yalnızca işçi çocukları değil Nazilli halkının çocukları da eğitim görmüştür (Eren, 2019).

1937 yılında kurulan Sümer Spor, Nazilli şubesinde de basketbol, futbol, voleybol, atletizm, boks, güreş, bisiklet gibi spor dallarında faaliyet göstermiştir. Fabrikadaki sosyal ve kültürel gelişimleri takip edebilmek için Sümer Halk Evi kurulmuş, çoğunluğu fabrikada çalışan işçilerden oluşan halk evinin üyeleri tiyatro ve müzik grupları oluşturup, gösteriler düzenlemişler, şehir dışında konserler vermişlerdir (Dilek, 2006).

Bursa Merinos Fabrikası

Sümerbank tarafından Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı kapsamında kurulan bir diğer fabrika da Bursa Merinos Fabrikasıdır. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planına göre kamgarn iplik üretimi yapacak bir fabrikanın kurulması planlanmıştır. Bunun için en uygun yerin Bursa olduğuna karar verilmiştir.  Çünkü kamgarn iplik üretimine en uygun yapağı merinos cinsi koyunlardan elde edilmektedir. Kamgarn iplik üretimi gündeme gelince Bursa’da merinos koyunlarının üretimine başlanmıştır (Sarıgöz, 2018: 62).  Bunun için Almanya ve Macaristan’dan merinoslar getirilerek Bursa, Balıkesir ve Çanakkale gibi iklim şartları merinos yetiştiriciliğine uygun yerlerdeki çiftliklerde tohumlama çalışmaları yapılmıştır. Böylece elde edilen Türk tipi merinoslarının sayıları zamanla artış göstermiş ve hammadde sorunu büyük oranda çözülmüştür. Bu çalışma, kamgarn iplik üretimine hammadde sağlamasının yanında hayvancılığın gelişmesine ve ekonomiye ek kaynak sağlanmasına da yardımcı olmuştur (Polatoğlu, 2011: 590). Hammadde sorunu büyük oranda çözülmekle beraber yeterli olmamış ve fabrikanın kullanacağı hammaddenin yarısı Avustralya ve İngiltere’den karşılanmıştır. Fabrikanın Bursa’da kurulmasında diğer fabrikalar kurulurken aranan özelliklere Bursa’nın sahip olması etkili olmuştur.

Bursa Merinos Fabrikası’nın temeli 28 Kasım 1935 tarihinde Başbakan İsmet İnönü’nün katılımıyla atılmış olup, 2 Şubat 1938 tarihinde de Atatürk tarafından işletmeye açılmıştır. Bu fabrika yün ipliği ve yünlü dokuma üretimi yapmak için kurulmuş ve Türkiye’de kamgarn iplik üreten ilk fabrika olmuştur. 4 milyon liraya mal olan fabrika 16 bin eğirme iği ve 6700 katlama iğine sahiptir (Cumhuriyet, 3.2.1938). Açıldığında iki vardiya şeklinde 1000 işçi çalıştıran fabrika, daha sonra üç vardiyaya geçmiş ve 1650 işçi çalıştırabilecek duruma getirilmiştir. Fabrikanın açıldığı alanda üretimin yapıldığı yerin dışında tamirhane, marangozhane, ambar, revir, kantin, yemekhane, sinema salonu gibi bölümler de yer almıştır. Ayrıca fabrikanın su ihtiyacını karşılamak su kuyusu açılmış ve elektrik üretimi için iki türbinli termik santral kurulmuştur. Ayrıca buradan sağlanan elektrik ile daha sonraki yıllarda şehrin elektrik ihtiyacı da karşılanmaya çalışılmıştır.

Bursa Merinos Fabrikası işçi bulma konusunda diğer fabrikalara göre daha iyi durumdadır. Bursa’ya diğer illerden gelenler ve Bursa’da ikamet eden Balkan göçmenleri işçi mevcudunun çoğunluğunu oluşturmuştur. 1940 yılında üç vardiyada toplamda 2.200-2.400 işçi çalışmıştır. Bu da fabrikanın şehrin iktisadi hayatına büyük katkı yapmıştır. Merinos Fabrikası’nda 1938 yılında 550 ton yün ipliği üretilirken, bu miktar 1940 yılında artarak 1.530 tona ulaşmıştır. 1944 yılında fabrikaya dokuma bölümü de eklenerek ince yünlü kumaş üretimine geçmiştir. 37 dokuma tezgahıyla üretime başlayan bu kısım 1955 yılında 87 adet tezgaha ulaşmıştır. 1944 yılında 21.400 metre yünlü kumaş üretilirken, tezgah sayılarının artmasıyla bu miktar 1955 yılında 974.700 metreye ulaşmıştır (Sarıgöz, 2018: 74-82).

Bursa Fabrikası diğer fabrikalardaki gibi ayrı bir hastaneye sahip değildir. Fabrikanın kuruluşunda bir revir binası vardır ve 8 yatak kapasitesine sahip bu binada poliklinik hizmeti verilmiştir. Ayrıca burada röntgen cihazı, eczane, ameliyathane ve laboratuvar bulunmaktadır. 1948 yılında buraya ayrı bir hastane yapma fikri gündeme gelmiş fakat daha sonra bundan vazgeçilmiştir. Şehirdeki hastaneye destek olarak buradan yararlanılmasının hem ekonomik hem de koordinasyon bakımından daha uygun olacağı kararına varılmıştır. Diğer fabrikalarda görülen konut, kreş ve ilkokul gibi yapılar Bursa Fabrikası’nda görülmemiştir. Bunun nedeni fabrikanın işçi sıkıntısı çekmeyip, çalışan işçilerin çoğunluğunun şehirdeki kendi evlerinde yaşayıp, şehrin imkanlarından yararlanıyor olmalarıdır. Yine de 1948 yılına gelindiğinde fabrikaya 32 lojman inşaatı yapılarak bu alandaki ihtiyaç giderilmeye çalışılmıştır.

 Daha önce Kayseri Fabrikası’nda kurulan mesleki eğitim veren kursların bir benzeri 1943 yılında Bursa Fabrikası’nda da kurulmuştur. Fabrikanın üst düzey yöneticileri burada eğitimcilik yapmışlardır. İşçiler teknik ve muhasebe dersleri görerek mesleki yeterlilik kazanmaya çalışmışlardır. Fabrikada bulunan sinema salonu şehrin en büyük sinemasıdır ve hafta içi ve hafta sonu ikişer gün film gösterimi yapılmış, ayrıca Cumhuriyet baloları ve diğer toplantılara ev sahipliği yapmıştır. Bursa Fabrikasında tiyatro çalışmaları da yapılmış, Bursa Halk Evi’nin sanat ve gösteri koluyla işbirliği yaparak ortak gösteriler sunmuşlardır. Bursa fabrikasında Merinosspor adıyla faaliyet gösteren bir spor kulübü kurulmuş, bu kulüp daha fabrikanın açılışı yapılmadan faaliyetlerine başlamıştır. Merinosspor futbol takımı şehir içinde ve dışında karşılaşmalara katılmıştır. Futbol dışında atletizm, güreş, dağcılık, izcilik, av, atıcılık ve tenis gibi sporlarda da gelişme kaydedilmiştir (Eren, 2019).

Malatya Bez ve İplik Fabrikası

Sümerbank’ın Birinci Beş yıllık Sanayi Planı kapsamında kurduğu son dokuma fabrikası ise Malatya Bez Fabrikasıdır. Bu fabrikanın yer seçimi yapılırken daha önceki fabrikalarda olduğu gibi burada da aynı şekilde enerji, hammadde ve ulaşım gibi gereklilikler üzerinde durulmuştur. Bölgede bir elektrik santralinin kurulması için gerekli araştırma ve çalışmalar yapılmıştır. Bunun için bir elektrik mühendisi görevlendirilmiş ve rapor hazırlanmıştır. Diğer önemli unsur olan hammaddeye ulaşım imkanının olması için ise bölgeye daha önceden ekilen pamuklar incelenmiş ve bunların yüksek kalite de olduğu ve kullanımının uygun olduğu kanaatine varılmıştır. Ayrıca pamuk üretiminin artırılması gerektiğinin üzerinde de durulmuştur. Buna karşılık fabrika üretime geçtiğinde ihtiyacı olan pamuğu büyük oranda Ege, Çukurova, Elazığ ve Iğdır’dan karşılamıştır. Hammaddenin taşınması için gerekli olan ulaşım ihtiyacı için ise Sivas-Erzurum demiryolu hattı yapılmıştır.

Malatya Bez ve İplik Fabrikası Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı kapsamında Sümerbank, Ziraat Bankası ve İş Bankası ortaklığıyla kurulmuştur. Almanların projelendirdiği fabrikanın inşaatı, Alman Türk işbirliğiyle yapılmış ve yaklaşık olarak 5.000.000 liraya mal olmuştur. Fabrikanın temeli 1936’da atılmış, 1939 yılında da açılışı yapılmıştır. Kuruluşunda 438 tezgah ve 10 bin iğ sayısıyla faaliyete başlayan fabrika daha sonra kapasite artışıyla 752 tezgah ve 28 bin iğ ile üretime devam etmiştir. Pamuklu dokuma ve iplik üretimi olarak kurulan fabrika, jakarlı perdelik, goblen döşemelik, sofra/yatak örtüsü ve yollu kutil gibi ürünlerin üretimini yapmıştır. Ortalama 1.600-1800 işçi ve 100 memur çalıştıran fabrika, en aktif olduğu dönemde 2.556 işçi ve 114 memur çalıştırmıştır (Arıtan, 2004). Fabrikanın 1940 yılında üretim miktarı 1.962 ton iplik ve 4.914.000 metre pamuklu dokuma olmuştur (Tuna, 2002). Sümerbank, Ziraat Bankası ve İş Bankası’nın ortaklığıyla kurulan fabrika, 1946 yılında tüm hisseleri alan Sümerbank’a devrolunmuştur.

Malatya Bez Fabrikası sadece üretim alanından ibaret olmayıp çalışanların farklı ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde inşa edilmiştir. Ambar, dökümhane ve marangoz atölyeleri, güç santrali, arıtma tesisi, su kulesi, idari bina gibi bölümlerinin dışında yemekhane, kantin, misafirhane, kreş, hastane, işçi ve memur lojmanları, bekâr apartmanı, yüzme havuzu, futbol, basketbol ve hentbol sahaları gibi alanlardan oluşan fabrikaya, 1946 yılında bir de ilkokul yapılmıştır (Arıtan, 2004).

Malatya Fabrikası’nda da diğer fabrikalarda olduğu gibi 20 yataklı bir hastane ve bir eczane yapılmıştır. Dahiliye, röntgen gibi bölümleri olan hastanede işçiler düzenli muayeneden geçirilmiş, işçiler ve ailelerine ücretsiz olarak hizmet verilmiştir. Fabrika çalışanlarının barınmaları için 105 ev, bekâr yurdu ve işçi lojmanları inşa edilmiş daha sonra bekar yurdu ihtiyaca göre genişletilmiştir. Malatya fabrikasında da kadınların iş hayatına katmak için ve çalışan kadınlara kolaylık sağlamak amaçlı kreş yapılmıştır.  Malatya fabrikasında bir tanesi memurlara bir tanesi de işçilere olmak üzere iki tane sinemaya yer verilmiştir Fabrikada bir de tiyatro kolu oluşturulmuş, fabrika müdürünün de desteğiyle birçok tiyatro gösterisi sahnelemişlerdir. Malatya Fabrikasında da diğer fabrikalarda olduğu gibi Mekikspor adında bir de kulüp kurulmuş, 1946 yılında Sümerbank’ın tüm hisseleri almasıyla kulübün adı Sümerspor olmuştur. Bu kulüpte futbol başta olmak üzere güreş, cirit, avcılık, voleybol, atletizm, boks gibi spor dallarında faaliyet göstermiş ve birçok karşılaşmada derece elde edilmiştir (Eren, 2019).

Kurulan Fabrikaların Ekonomik ve Sosyal Etkileri

Cumhuriyetin kurulmasından sonra ülkeyi kalkındırmak, dışa bağımlılıktan kurtarmak, kendi kendine yetebilen, tam bağımsız hale getirebilmek için dizi atılımlar yapılmıştır. Bu atılımlar sonucunda çıkartılan kanunlar çerçevesinde özel girişiciler desteklenmiş, sanayinin gelişmesi yönünde adımlar atılmıştır. Devletçilik ilkesi gereği devlet bu işleri kendisi yaparak özel sektöre örnek ve öncü olmayı planlamıştır. Devletin bu faaliyetlerini desteklemek amaçlı Sümerbank kurulmuş, hammaddesi ülke içinde olan sanayi dalları çalışma kapsamına alınmıştır. Sümerbank’ın en fazla ağırlık verdiği sanayi dalı dokumacılık olmuş ve Birinci Beş yıllık Sanayi Planı kapsamında yeni tekstil fabrikaları kurulması sağlanmıştır. Bu kapsamda Kayseri’de, Ereğli’de, Nazilli’de, Malatya’da pamuklu iplik ve dokuma ve Bursa’da da yünlü iplik ve dokuma fabrikaları kurulmuştur. Bu fabrikalar kurulurken Sovyet Rusya ve Almanya’nın tecrübelerinden yararlanılmıştır. Bu ülkelerden kredi sağlanması, çalışanların eğitilmesi, makinaların yapımı ve kurulumu, fabrikaların projelendirilmesi ve inşası aşamalarında yardım alınmıştır.

Kurulan bu fabrikalar sayesinde, ülke ekonomisine önemli oranda katkı sağlanmış, ekonomide tekstil konusunda dışa bağımlılık azaltılmış ve yerli üretim geliştirilmiştir. Aşağıdaki tabloda, 1923-1938 yılları arasında yünlü dokuma ithalat ve ihracat durumu incelendiğinde bu durum daha açık şekilde görülmektedir. Türkiye 1923’te 1.340 ton yünlü dokuma ithalatı yaparken hiç ihracat yapamamıştır. Atatürk döneminde uygulanan tekstil politikasıyla 1927’den itibaren ithalat düşmeye başlamış ve ihracat her yıl kademeli olarak artmıştır. 1938 yılına gelindiğinde Türkiye 640 ton ithalat yaparken, 3.028 ton ihracat gerçekleştirmiştir. Böylece bu alanda dışa bağımlılığa son verilirken yapılan ihracat ile ülke ekonomisine katkı sağlanmıştır.

Tablo 1. Türkiye’de 1923-1938 Yılları Arası Yünlü Dokuma İthalat ve İhracat

YIL

İTHALAT (TON)

İHRACAT (TON)

1923

1.340

 

1924

1.310

 

1925

2.214

 

1926

2.420

 

1927

1.840

563

1928

1.600

596

1929

1.840

763

1930

1.080

928

1931

916

1.224

1932

542

1.694

1933

521

2.281

1934

460

2.480

1935

356

2.535

1936

373

2.600

1937

368

2.700

1938

640

3.028

 

Kaynak: BCA,Fon No:4900.0.0-Kutu No: 1015-Dosya No: 916-Sıra No:2.

Sümerbank’ın kurduğu dokuma fabrikaları tekstil sanayinin gelişmesinde öncü rol oynamış, daha sonra kurulan özel sektör girişimlerine de örnek teşkil etmiştir. Fabrika kurulan bölgelerde ve çevresinde birçok kişiye iş imkânı sağlamış, ürettiği ürünlerle de ülke ekonomisine katkı sağlamıştır. İşçi devamlılığı sağlamak amacıyla çalışanlara barınma, yemek, sağlık ve eğitim imkânları sunmuştur. Bu amaçla fabrika yerleşkelerine hastane, lojman, yemekhane kreş ve ilkokul gibi yapılar inşa edilmiştir. Sümerbank fabrikalarında sadece üretim ve ekonomik alanda faaliyet gösterilmemiş aynı zamanda toplumun sosyal ve kültürel olarak değişimi amaçlanmıştır. Buna göre fabrikalar kuruluşundan itibaren sinema, spor sahaları, yüzme havuzu gibi bölümlerin yerleşkelere yapılması ihmal edilmemiştir. İşçilere sinema filmleri aracılığıyla modern insan olma yönünde mesaj verilmek istenmiştir. Çalışanların sanatsal faaliyetlere katılması desteklenerek tiyatro, müzik gibi dallarda gösteriler sunmaları sağlanmıştır. Aynı şekilde çalışanların spor dallarında aktif olarak rol almaları da desteklenmiş, çalışanlar birçok dalda faaliyet göstererek dereceler kazanmıştır. Bu şekilde fabrika çalışanları oluşturulmak istenen modern yaşam standartlarına alıştırılarak, topluma örnek olmaları sağlanmıştır.

Sonuç

Osmanlı Devleti’nin yerine kurulan Türkiye Cumhuriyet’i siyasal alanda tam bağımsızlığı sağlamanın yolunun ekonomik alanda tam bağımsızlığın sağlanmasından geçtiğini anlayarak, henüz kuruluş aşamasında bu ilkeye yönelik hareket etmiştir. Devletin kurulduğu ilk yıllarda ekonomik alandaki yüklerden kurtulmaya çalışılmış ve ülke ekonomisi yeniden inşa edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda özel sektör desteklenmiş ama istenilen sonucun alınamaması üzerine devlet destekli büyük yatırılmalara girişilmiştir. Atatürk döneminde ekonomik bağımsızlığı sağlamak amacıyla ülkenin pek çok yerinde iplik, bez ve tekstil fabrikaları açılmıştır. Fabrikalar açılırken fizibil olması için gerekli alt yapı incelemeleri yapılmış, fabrikaların açılacakları bölgelerin seçiminde dikkatli davranılmıştır. Açılan bu fabrikalar sayesinde ülke ekonomisine önemli katkı sağlanmış, özellikle tekstil alanında ithalat gerilerken ihracat sürekli artış göstermiştir. Ayrıca bu fabrikaları ülkenin bir tarım ülkesinden sanayi ülkesi ülkesine dönüşmesinin ilk kıvılcımları olmuşlardır. Öte yandan açılan bu fabrikalarla halkın sosyal, sağlık, sportif ve toplumsal yönde desteklenmesi amaçlanmıştır. Buna yönelik olarak fabrikalar hem üretim yapılacak yer hem de halkın sosyal, eğitimsel, sağlık ve sportif alanlarda desteklenmesini sağlayacak yerler olarak inşa edilmişlerdir. Bu yüzden kurulan bu fabrikalar genç cumhuriyetin sosyal devlet anlayışının birer tezahürü olarak ortaya çıkmışlardır.

Kaynakça

Armaoğlu, F. (2011). 20. yy Siyasi Tarihi (1914-1995). II. Basım. Alkım. İstanbul.

Akpınar, D. (2013). Cumhuriyet Dönemi (1923-1950)’nde Kayserinin İdari ve İktisadi Gelişimi (Yayınlanmamış yüksek lisans tezi) Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum.

 Arıtan, Ö. (2004) Kapitalist/Sosyalist Modernleşme Modellerinin Erken Cumhuriyet Dönemi   Mimarlığının Biçimlenişine Etkileri – Sümerbank Kit Yerleşkeleri Üzerinden Yeni Bir Anlamlandırma Denemesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Doktora Tezi, İzmir.

Atatürk, M. K. (2018).  Nutuk, Alfa. İstanbul.

Asiliskender, B. (2002). Cumhuriyetin ilk yıllarında Mimaride Modern Kimlik Anlayışı: Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, İstanbul.

Aytemur, J. Ö. (2010). Türkiye’de Yönetim Düşüncesinin Erken Dönemleri Sümerbank, Libra Yayıncılık. İstanbul.

Bigat, B. (2017). Kuruluşu ve İlk Yıllarında Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aydın.

Bostancı, N. (1990). Kadrocular ve Sosyo Ekonomik Görüşleri, Kültür Bakanlığı. Ankara

Cumhuriyet (21 Mayıs 1934). İktisat savaşında yeni bir zafer.

Cumhuriyet (21 Kasım 1934). İsmet Paşa dün merasimle fabrikanın temelini attı.

Cumhuriyet (25 Ağustos). Nazilli Fabrikasının yapısına hemen başlandı.

Cumhuriyet (17 Eylül 1935). Kayseri Fabrikası dün büyük törenle açıldı.

Cumhuriyet (6 Nisan 1937). Ereğli Bez Fabrikası bir millet fabrikasıdır.

Çetiner, L. (2007). Türk Tekstil Sanayiinde Sümerbank Nazilli Basmalarının Teknik Desen Özellikleri, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. 

Dilek, A. (2006). Türkiye’de Özelleştirme ve Özelleştirme Çalışmaları Sonucu Nazilli Sümerbank İşletmesinin durumu ile karlılık ve Verimlilik Analizi, (Yüksek Lisans Tezi), Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Aydın.

Dölen, E. (1992). Tekstil Tarihi, Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Yayınları. İstanbul.

Eren, Ali A. (2019). Birinci Sanayi Planı Kapsamında Kurulan Sümerbank Dokuma Fabrikalarında Sosyal ve Kültürel Hayat, (Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi sosyal Bilimler Enstitüsü. İstanbul.

Esi, B. (2017). Turkısh Textıle Industry And Its Development. Journal of Awareness 2, 643.

Göçer, N. (2004). Cumhuriyet Döneminin İktisadi Kalkınma Politikasına Bir Model: Kayseri Bez Fabrikası. (Yüksek Lisans Tezi), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Kayseri.

Gül, M. (2010). Kapitülasyonlar: Kaldırma Teşebbüsleri ve Lozan’da Kaldırılışı, Sosyal Bilimler Dergisi, 12, 71-99

Kesgin, B. (2013). Erken Cumhuriyet Dönemi Kalkınma Arayışları Ve Sovyet Deneyimi: Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi. İstanbul.

Millet Meclisi Tutanak Dergisi D. 1, C. 18, S. 2.

Öztürk, R. H. (2012). 1923-1938 Yılları Arasında Yerel Basında Konya Ekonomisi, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Konya.

Polatoğlu, M. (2011). Cumhuriyet Dönemi’nde Hayvancılığın Sanayiye Tatbikine Bir Örnek: Merinos Yetiştiriciliği. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 35, 585-620.

Sarıgöz, A. (2018). Erken Cumhuriyet Dönemi Endüstri Yapılarından Sümerbank Bursa Merinos Yerleşkesi, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi. İstanbul.

Tuna, S. (2002). Türkiye’de Devlet İşletmeleri (1930-1940), (Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. İstanbul.

Tezel, S.Y. (1986) Cumhuriyet Dönemi’nin İktisat Tarihi (1923-1950). Kültür Yayınları. Ankara. 

Yeni Asır Gazetesi (10 Ekim1937). Atatürk Nazilli’de coşkun tezahüratla karşılandı.

Yücel, F. (2015). Cumhuriyet Türkiye’sinin Sanayileşme Öyküsü, TTGV. Ankara.

Zürcher, E. J.  (2018). Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayıncılık. İstanbul.

B.C.A., 30-18-1-2, 68, 72, 20, 31.08.1936

B.C.A., 30-18-1-2, 60, 35, 11, 05.05.1936

B.C.A., 30-18-1-2, 57,67,9, 09.08.1935

B.C.A., 30-18-1-2, 54, 32,3, 28.04.1935

B.C.A., 30-18-1-2,53, 24, 15, 07.04.1935

BCA, Fon No:4900.0.0-Kutu No: 1015-Dosya No: 916-Sıra No:2.

 

TYB Akademi 34 - Çocuk Edebiyatı, Ocak 2022

 
 
Bu haber toplam 143 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim