• İstanbul 26 °C
  • Ankara 23 °C

Caner Arabacı: Anadolu’da Konya Merkezli Olarak Örgütlenen İlk Kuva-yı Milliye Hareketi ve Mersinli Cemal Paşa

Caner Arabacı: Anadolu’da Konya Merkezli Olarak Örgütlenen İlk Kuva-yı Milliye Hareketi ve Mersinli Cemal Paşa
TYB Akademi 27 / Millî Mücadele / Eylül 2019

Asırlarca Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapan İstanbul’un, Mondros Mütarekesi üzerine, önce donanma ile ardından sokak sokak işgal altına alınması, vatanı kurtarma işinin İstanbul’dan doğrudan yönetilemeyeceğini göstermişti. Madem ki İstanbul, hareket serbestisi yönünden denetim altındadır, o zaman Anadolu’ya geçilmeli, milletle buluşulmalı ve vatanın kara günleri, milletle omuz omuza verilerek aydınlatılmalı idi. Subay, silah, gazeteci, asker dâhil, Anadolu’nun işine yarayacak her şeyin İstanbul’dan çok değişik yollarla gönderilmesi, bu bağlamda değerlendirilmelidir. Anadolu’ya çıkış tek değil, çoktur. İlk direnişlerin Mayıs 1919’dan aylarca önce başlaması gibi, çıkışlar ve organizasyonlar da önce başlamıştır.

Mondros Mütarekesi imzalandığı zaman Kâzım Karabekir mirliva (tümgeneral) olarak merkezi Tekirdağ’da olan On dördüncü Kolordu kumandanıdır. Filistin Cephesinin Yirminci Kolordu Kumandanı Ali Fuat (Cebesoy), merkezi Edirne’de olan Birinci Kolordu Kumandanı Cafer Tayyar (Eğilmez), Mütarekeyi imzalayan Hamidiye Kahramanı Hüseyin Rauf (Orbay) bir araya gelirler. Burada Rauf Bey onlara, “istilanın durmayacağı acı hakikatını” bildirir. Bunun üzerine Anadolu’nun bağrında son kavgayı verme kararını alırlar (Sükan, 1990, Ocak 1990, s. 23, s. 12). Vatansever insanlar, bulundukları yerlerde bir şeyler yapma gereğini duymuşlardır.

Yalnız Anadolu, İstanbul’suz yapamazdı. Çünkü yönetim, ilim, ticaret, sanayi, siyaset, ekonomi, kültür merkezi olarak bir dünya şehri olan İstanbul, her alanda yetişmiş insan unsurunun kümelendiği yerdir. Aynı durum, vatan müdafaasında kullanılacak silah ve cephane için de geçerlidir. İnsan unsuru, silah ve cephane Anadolu’ya geçirilirse, orada milletle beyin gücü buluşturulur, bağımsızlık harekâtı gerçekleştirilebilirdi. Birinci Dünya Harbi’nin bütün güçlüklerini, cephe cephe yaşamış vatansever insanlar genel olarak bu düşünceye sahipti. Dört yıl savaştıktan sonra İstanbul’a ayak basmadan, gemide iken Türk Bayrağı’nın gönderden indirilerek İngiliz bayrağının çekilişini seyreden Kâzım Karabekir, tek dağ başı kalana kadar savaşmak üzere ant içmiştir. Böylesine karar alanlar vardır. Bu doğrultuda İstanbul’dan Anadolu’ya, subay başta olmak üzere, alanında hizmet verebilecek olanlar geçirilmeye başlamıştır. Karabekir’in 19 Nisan’da Trabzon’a, M. Kemal’in 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkması, Bekir Sami ve arkadaşlarının Bandırma-Bursa hattına gelmeleri, Hüseyin Rauf Bey’in Anadolu’ya geçmesi gibi onlarca, yüzlerce Anadolu’ya çıkış hareketi vardır. Yalnız bunlardan birisi üzerinde, günümüze kadar bir kaç istisna[1] hariç durulmadı[2]. Aslında hakşinaslık gereği olarak, bu vatan için emek harcayanların, hatıralarının yâdı gerekirdi. Belki farklı düşünce veya endişelerle bunlardan bazıları unutuldu, unutturuldu. İşte onlardan en önemlisi Mersinli Cemal Paşa’nın, Mütareke döneminde Konya’ya atanarak Millî Mücadele hareketini, erkenden başlatma hamlesidir. Yaveri Cevat Rifat Atilhan’ın hatıralarında[3] dile getirdiği durumun yeniden değerlendirilmesi tarihimizin aydınlatılması açısından bir mecburiyet olarak önümüzde durmaktadır.

 

Konya, Millî Mücadele Çerağının Yakıldığı Yer

 

İstanbul, payitaht olarak, dünya Müslümanlarının hilafet merkezidir. Ama semalarında İngiliz, Fransız, İtalyan bayrakları dalgalanmaktadır. Esarete düşmüştür. Hatta işgalci devletlerin bayrakları yetmemiş, üzerinde yaşadıkları topraklara ihanet içinde olan azınlıklardan işbirlikçiler de kendi bayraklarını çeker olmuşlardır. “Yahudilerin ‘Siyon’ bayrakları, Fatih’in İstanbul’unda semalara yükselmiştir” (Cevat Rifat, 2015, 77). Bu duruma seyirci kalınmaması gerekmektedir. Yeniden örgütlenmek, güç toplamak gerekmektedir. Zira üç milyona yakın askeri bulunan koca Osmanlı ordusundan Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandığında silah altında 400.000 kişilik bir askeri kuvvet kalmıştır. Bunlar da yine Ateşkes Anlaşması’na göre, sınırların korunması ve iç güvenlik ihtiyacından fazla olan kısmın yılın ilk günlerinde yayımlanan bir kararnameyle terhis edilmesiyle onda bire düşürülmüştür. İngilizlerin istekleri üzerine Osmanlı ordusu, 40.878 tüfek, 256 top, 240 makineli tüfek ile sınırlandırılmıştır[4]. Genelkurmay’ın 29 Mayıs 1919 tarihli raporuna göre Osmanlı ordusunda toplam 61.223 er bırakılmıştır[5]. İçeride üretilen düşman ile işgalcilerin vatan, devlet bütünlüğüne karşı birleştiği bir dönemde, millî varlığın korunması için yeniden bir toparlanış sürecine girmek gerekiyordu.

1919 yılı başlarında, “Bir inzibat yüzbaşısı, Mersinli Cemal Paşa merhumun evine gelerek, Müşir İzzet Paşa’nın kendilerini çok acele olarak beklediğini” söyler. Bunun üzerine Cemal Paşa ve Yaveri Haydarpaşa’dan İstanbul’a inerler. İki önemli şahsiyetin görüşmelerinin sonucunda İzzet Paşa şöyle der: “Paşa hazretleri! Merkezi Konya’da bulunan Yıldırım Orduları Müfettişliğini deruhte buyuracaksınız. Konya cenup (güney) vilâyetlerimizle, garp (batı) vilâyetlerimizden gelecek büyük tehlikeye karşı mühim bir merkezdir. Yüksek himmetinizle, memuldür (umut edilir) ki yapılması mümkün her şey yapılacak ve sayenizde zararlarımız telâfi edilecektir. Böylece de Yıldırım Ordusu, kendisine lâyık kumandanını bularak mazinin hatasını tamir edecektir.”[6]

Mareşal İzzet Paşa ile Mersinli Cemal Paşa’nın 1919 yılı başlarındaki görüşmelerinin mahiyeti anlaşılmaktadır. Konya merkezli bir savunma hattı düşünülmektedir. Aynı günün gecesi, İzzet Paşa ile Cemal Paşa, “üç saat süren gizli bir konuşma” daha yaparlar. Yalnız bu görüşmede, “büyük vatanperver Kara Vasıf Bey” de yanlarındadır. Görüşmeler, “sır olarak” kalmıştır. Fakat görüşmelerden sonra yapılanlar, işin mahiyetini ifşa etmektedir. Soğuk bir günde, Mersinli Cemal Paşa, kendisi ve maiyetindeki karargah erkanına tahsis edilen özel bir vagonla yola çıkar. Maksat bellidir: “Konya, İstiklâl Savaşlarının tohumlarının atıldığı bir yer olmak üzere” hazırlanacaktır. “Anadolu’nun saf ve samimi sinesinde, yarının kurtuluş yollarını aramak ve oradan bu kurtuluşun zeminini ve sebeplerini hazırlamak” gerekmektedir (Cevat Rifat, 2015, 78). Görünen gelişme, Mersinli Cemal Paşa’nın[7], Mütareke döneminde Yıldırım Kıtaatı Müfettişliğine atanarak Konya’ya gönderilmesidir.

Cemal Paşa, Nihat Paşa’nın yerine Yıldırım Kıtaatı Müfettişi ve İkinci Ordu Komutanı olarak 22 Ocak 1919’da görevine başlamıştır (Gök, 2015, s. 35). Birinci Dünya Harbi’nin son zamanlarında IV. Ordu Komutanı Mersinli Cemal Paşa’nın yanında yaveri Yüzbaşı Cevat Rifat bulunmaktadır. Yaveri, diğer vazifeleri yanında ordu istihbarat işlerinde de görev almıştır. Cemal Paşa, Merkezi Konya’da bulunan Yıldırım Kıtaatı Müfettişliğine atanınca, birlikte yaveri de gelir. Yaverinin anlattığına göre Mersinli Cemal Paşa, “yüksek seciye ve asalet”ine, bir de “emsalsiz büyük ve müstesna tecrübeler” eklemiştir. “Büyük bir Türk kahramanı bütün dehâsını ve kudretini bu milletin kurtuluşuna ve başına çöken belalardan sıyrılışına sarf etmiş” birisidir.

Adına sonra “Millî Mücadele”, “İstiklâl Harbi” denilen “büyük millî kıyamı hazırlamak ve bunu yorgun olan Türk Milletine anlatmak” üzere Cemal Paşa, en uygun şahsiyet olarak yola koyulmuştur. Yıldırım Kıtaatı Müfettişliği görev alanı, “Sivas’tan Adana’ya çekilen hattın” batı tarafıdır. Vatanın en canlı ve önemli kısmı, müfettişlik bölgesindedir[8]. Yalnız Antalya İtalya, Adana çevresi (Kilikya) Fransız işgali altındadır. İzmir ve Ege Bölgesi, henüz Yunan işgalinde değildir. Konya’da, “küçük bir İngiliz müfrezesi ve bir İngiliz” subayı, temsilci olarak bulunmaktadır. Cemal Paşa’nın göreve başlamasından sonra, “mühim bir İtalyan müfrezesi” de gelir.

Cemal Paşa’nın Konya-Ereğli’den Harbiye Nezaretine, 28 Nisan 1919 tarihli şifre ile bildirdiğine göre Konya’ya gelen İtalyan askeri birlikleri, İstasyon yakınında çadırlı ordugâh tesis ederek yerleşmişlerdir. İtalyan birliği, karargâhını şehir içinde bir binaya yerleştirmiş, askeri birlik yanına bir de telsiz telgraf istasyonu kurmuştur[9]. Bu bilgi, Dışişleri Bakanlığına da bildirilmiştir[10]. İtalyanlar, o kadarla kalmazlar. “Yıldırım Kıtaatı Müfettişi Cemal” Paşa’nın 17 Mayıs 1919 tarihinde bildirdiğine göre, aynı gün (17 Mayıs) bir telsiz telgraf istasyonu daha kurmuşlardır[11].

Bunun anlamı; Konya da İtalyan işgali altındadır. Ama İtalyanlar, halka, askere nezaketli, yumuşak davranmakta, subaylara karşı gösterdikleri hürmetle, emellerine dostane yoldan, güven kazanarak ulaşmak istediklerini göstermektedirler (Cevat Rifat, 2015, 79, 105).

Cemal Paşa, mevcut güç, elde olan malzeme ile ilgili tespitler yapar. Bunlardan birisi Konya’daki hava gücüdür. Harbiye Nezaretine gönderdiği 5 Şubat 1919 tarihli şifreli telgrafta verdiği bilgi şöyledir:

 

“Elyevm Konya’da bulunan tayyare bölüklerinde sekiz harb ve beş keşif tayyaresiyle dört adet motorsuz tayyare ve bir hayli tayyare malzemesi mevcuttur. Bunlardan kolorduların muvakkat kadrolarında gösterilen birer bölüğe mukabil 12 ve 20. Kolordular içün birer bölük teşkiline tevessül edilecekse de müfettişlikçe tayyare istasyonları teşkilatı ve kolordu bölüklerinin de bu istasyonlarda bulunub bulunmayacağı malum olmamakla beraber Konya’da bulunan tayyare zabitanının bu son günlerde Erzincan’a ve Dersaâdet’e tahvil-i memuriyet ettirildikleri İzmir Tayyare İstasyonu Kumandanlığına tebliğ edilmekte olduğundan bir gûne karışıklığa ve mükerrer ve nâkıs icraata mahal kalmamak üzere bu babda izahât ve malumât-ı kâfiye itasına müsaade buyrulması ma’ruzdur. 5.2.35

Yıldırım Kıtaatı Müfettişi

Ferik Cemal”[12]

 

Cemal Paşa, ilk aylar ağırlıklı olarak mevcut kuvvetleri toplamaya; moral olarak yıkılmış, yolda, istasyonda saldırı ve hakarete uğramış askerlerimizin durumunu kontrol altına almaya çalışır. Harbiye Nezareti ile arasında yazışma konusu olan olaylardan birisi, Adana-Pozantı İstasyonunda gerçekleşmiştir. Artık, kendi demiryollarımız üzerinde subaylarımız bile güven içinde seyahat etme şansına sahip değildir. Üzerindeki parası, elbisesi gibi ne varsa alınıp çırılçıplak soyulup bir subayın dövülerek orta yerde bırakılması, işgalcilerin ve işgalciler emrindeki yerli işbirlikçilerinin Türk milletinden intikam alma çabaları olarak gözükmektedir. Cemal Paşa’nın imzası ile 1 Şubat 1919 tarihinde Harbiye Nezaretine şifreli telgrafla şu yazıyı gönderir:

“Takım Zabiti Mülazım-ı Evvel Osman Basri Efendi Altıncı Ordu’dan İstanbul’a giderken Pozantı ve Adana istasyonlarında İtilaf üniformasını lâbis Ermeni efradı tarafından soyulmuş ve darb edilmiştir. Bu işte Ermeni-İngiliz tercümanı Dikran zikr edilmektedir. Mumaileyhin üzerinde bulunan iki yüz yetmiş lira kadar altun ve evrak-ı nakdiyesiyle bütün eşyaları alınarak çırçıplak bırakılmıştır. Bu vukuatın taaddüt ettiği işitilmektedir. Böyle müessif hallere nihayet verilmesi içün makam-ı devletlerinden teşebbüsât-ı lâzimede bulunulmasını istirham ederim. Bu hususun takibini ve münasib surette İtilaf zabitanına beyanı Adana’daki ordu irtibat zabitine emr ettim. Böyle diğer ordulardan gelirken bu akıbete duçâr olarak çırçıplak kalmış olan zabitân müfettişlikten muavenet-i nakdiye taleb etmektedir. Bu hususta müfettişliğe salahiyet ve hatt-ı hareket i’tâsını rica ederim. Yıldırım Kıtaatı Müfettişi Ferik Cemal”[13].

 

        Cemal Paşa’nın üst makamdan talepleri yerine gelmemiştir. İşgalcilere dayanarak, subay ve askerlerimize hakaret devam etmektedir. Cemal Paşa’nın 23 Şubat 1919 tarihli şifresi bu konuya dairdir:

 

“Cenubdan bugün Konya’ya gelen trendeki zabitân ve efradımızdan bir çoğunun yine Pozantı’daki Ermeni efradı tarafından duçâr-ı tecavüz ve tahkir olundukları ve üzerlerindeki paralarının kâmilen gasb edilerek bir parasız bırakıldıkları vuku bulan şikâyetlerinden ve Yiğirminci Kolordu mihmandanlığının iş’ârından anlaşılmakdadır. Altıncı Ordu zabitân ve efradından müteşekkil terhis kafilelerinin sevkiyatına başlandığı şu sırada bu fâciaların tekerrür ve temadisi teessürât-ı umumiyeyi mucib olmaktadır. Ermeni efradının hukuk-ı düvele ve hususiyle üzerlerinde taşıdıkları Fransız üniformasının şerefine külliyen mugayir olan bu tecavüzâtına bir an evvel nihayet verilmesi içün teşebbüsât-ı müessire-i devletlerinin ta’cîli müsterhamdır. 23 Şubat sene 35. Yıldırım Kıtaatı Müfettişi Cemal”[14].

 

Bu telgraf metni üzerindeki yazılardan, Cemal Paşa’nın telgrafının “Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’ye” 25 Şubat’ta sunulduğu, bir gün sonra da yazışma yapılması için işleme konulduğu anlaşılmaktadır. Fakat asıl anlaşılması gereken, Latin atasözündeki durumdur: “Kurtlukta düşeni yemek kanundur”. “Medeniyet” iddiaları propagandadan öteye geçmeyen Batılı işgalciler, Mehmetçiğin hem terhis edilmesini, silah bırakmasını istemekte hem de terhis edilen, dört yıl boyunca cepheden cepheye savaşmış askere olmayacak hakaretlerin yapılmasına müsamaha etmektedirler. Bu tür muameleler, aslında yorgun asker ve millet üzerinde yeniden dirilişin, tekrar mücadeleye sarılmanın şevkini uyandıracaktır. “Düşman, en iyi öğretmen” olmaya devam etmektedir.

 

Avrupa karşısında düşme ve güçsüzlük, her türlü olumsuzluğun habercisi demektir. İşgalciler, Moğol ordularından farksız istekler peşindedir. Cemal Paşa’nın 19 Şubat 1919 tarihli şifresine göre; Adana’da istasyonun bir kilometre kadar doğusunda ve şehir dışında iki-üç sene önce askeriye için inşasına başlanan bir bina bulunmaktadır. Bir alaylık müştemilatın bir kısmı bitmiş geri kalanı tamamlanamamıştır. Kısmen bitmiş kısmı, şehir içinde bulunan menzil hastane ve nekahethanelerine tahsis edilmiştir. Fransız işgal gücü geldiğinde, bu binaların en işe yarayan kısmı olarak nekahethaneyi elimizden alır. Bu yetmezmiş gibi Adana’da bulunan Fransız mutasarrıfı, Adana’daki irtibat subayımıza yazılı olarak, geri kalan kısımların yakında Adana’ya gelecek olan İngiliz askeri tarafından işgal edileceğini, bunların tamamlanmamış olan tavan, pencere ve kiremitlerinin sekiz gün zarfında tamamlanarak İngiliz askerinin yerleşmesine uygun hale getirilmesi için her şeyin yapılmasını bildirir. Mütareke şartlarına göre zaten işgal kuvvetlerinin ikamet yerlerini temin etmeye Osmanlı hükümetinin mecbur olduğunu ifade eder. Paşa, bu talebe karşı, öncelikle inşaatın tamamlanıp, eksik cam, kiremit gibi maddelerin temin edilip harp boyunca tahrip edilen binaların yerleşilecek hale getirilmesinin sekiz günde madden mümkün olmayacağını belirtir. İkincisi ise, Mütareke şartnamesinde işgal kuvvetlerinin ikamet yerlerinin temini mecburiyetine dair bir kayıt yoktur. Masrafları da kendilerine bırakılmalıdır[15].

 

Herkes, tarafını belirlemek durumunda idi. Konya geceleri, büyük gelişmelerin doğumunu hazırlamaya çalışıyordu. “Konya, Millî Mücadele’nin ilk adımlarını hiç aksatmadan atmış, uhdesine düşen fedakârlığı çekinmeden yapmış, fakat her nedense iftiraya, talihsizliğe ve bedbahtlığa uğramaktan kendini kurtaramamıştır.” O dönem için “Türkler, gizli ve isimsiz bir Türk kumandanının dehası sayesinde ağır ağır” toparlanıyordu. Yıldırım Orduları Müfettişinin geceli gündüzlü faaliyetlerinin bazıları Konya’nın mesire yeri olan Meram’da yapılır. Şehrin ileri gelenleri ile bir araya gelinir. Müfettişlik bölgesindeki kumandanlar, birer birer merkeze gelerek kumandanla baş başa görüşürler. Mersinli Cemal Paşa, asker, sivil şahsiyetlerle görüşüp, yarının planlarını hazırlamaktadır. “Isparta’dan, Afyonkarahisar’dan tanıdığı, sözü geçen ve teşkilat yapmağa, vatan için seve seve ölmeğe amade bazı mühim şahsiyetleri de karargâhına çağırarak, hemen ve durmadan milis teşkilatı meydana getirmelerini, silah tedarik etmelerini ve dağlarda hazırlıklar yapmalarını” tavsiye eder (Cevat Rifat, 2015, 80, 86, 105).

 

Silah temini konusunda Cemal Paşa, müfettişlik bölgesinde, halkın Antalya’ya çıkartma yapan İtalyan askerlerinden silah satın almalarını teşvik eder. Zira İtalyan askerlerinin elli silah sattığını haber almıştır. Çünkü içlerinde Bolşevik fikirde olanlar vardır. “Her tarafta İtalyalılardan silah mubayaasına gayret olunmalı. Parası Müfettişlikçe karşılanacaktır.” diye tamim yayınlar. 1311-1316 (1895-1900) doğumluları silah altına alarak Kuva-yı Milliyeyi kuvvetlendirmeye çaba harcar. İşgale karşı her tarafta mitingler, protestolar yapılmasını teşvik eder (Gök, 2015, 40-41). Bu çalışmalar, fedakarlık yanında oyun kuruculuğu da gerektirmektedir.

 

Bir gece sabaha karşı Yıldırım Orduları Müfettişi, karargâhtaki yatak odasına yorgun olarak gelir. Yaveri Yüzbaşı Cevat Rifat’a, “Sen, oğlum, şu İngiliz yüzbaşısıyla meşgul ol! Dostluk tesis et! Arkadaşlarımız silâh depolarını boşaltacaklar!” der. Bu emir üzerine Cevat Rifat, mükemmel Fransızca konuşan İngiliz askerî temsilcisi ile dostluğu artırır. İngiliz yüzbaşının binicilik merakı vardır. Bu merak, ilişkilerin sıkılaşmasını sağlar. İngiliz yüzbaşı, Cevat Rifat, Ordu Şifre Müdürü Süvari Yüzbaşısı Hasan (Güner) her gün bir araya gelerek Konya Ovasında at yarışları yaparlar[16]. İngiliz’den Cevat Rifat, her seferde “bir altın lira” kazanır. Bu durum, adamın “hırsını ve gururunu tahrik” eder. Onun için günlük, “mahir bir süvari olan Hasan Bey’le, menejdeki atını idmana” çeker. Bu fırsattan istifade ederek, bizimkiler “bütün karargâhların ve yakın kıtaların zabitleriyle, Müfettişlik Karargâhının bodrum katında, makineli tüfek mütehassısı Binbaşı Hakkı Sultan’dan (sonra General) makineli tüfek ateşi talimi” alırlar. Bu arada ordu bölgesindeki depolarda bulunan mevcut silâh ve cephane, İngiliz nöbetçiler atlatılarak birer birer aşırılır. Bu işlem o kadar ustaca yapılır ki, eyleme dahil olmayan subaylar bile fark etmezler. Dış görünüşte at yarışları, Meram safaları devam etmektedir. Fakat geride yüksek sorumluluk gerektiren tehlikeli teşebbüsler, böylece perdelenmektedir (Cevat Rifat, 2015, 80-81). Konya civarındaki askeri depolarda bulunan “silah ve cephane İngiliz zabitinin görmez gözü önünde boşaltılıp Afyonkarahisar ve Akşehir’e sevk” edilir (Cevat Rifat, 2015, 86).

 

Bu arada Cemal Paşa, yaveri Cevat Rifat’ı, Akşehir’deki fırka kumandanı Ömer Lütfi Bey ve Akşehir Kaymakamı Semih Fethi Bey’le görüşmeye gönderir. Ömer Lütfi, “müstesna kahramanlığı cephelerde” görülen birisi, kaymakam da müstear adıyla tanınan “muharrir M. Turhan Tan”dır. Ömer Lütfi Bey, komutanlık bölgesinde, “milis ve gönüllü teşkilatı” meydana getirmeyi, bu oluşumlara gerekli “bütün silah ve cephaneyi” vermeyi kararlaştırmıştır. Kaza kaymakamı da her türlü sorumluluğu üstlenerek bu kıtaların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışacaktır. Aziz vatanın işgalini önlemek için ne lazımsa eksiksiz yapılacaktır. Aynı zamanda Isparta ve Afyonkarahisar’da görülen “millî hareketler takviye edilecek ve fırka mıntıkasında mevcut bütün imkân ve vasıtalardan istifade etmelerine gayret edilecektir.” Yaver, Akşehir’den kumandana böylece iyi bilgi ve haberler getirmiştir. Karargâha girdiği vakit, şifre müdürünü, uykusuzluktan memleketin her yanından gelen rapor ve şifreler içinde bunalmış ve yorgun vaziyette görür. Onun yardımına koşar. En çok şifre doğudan, Onbeşinci Kolordu Kumandanı Kazım Karabekir Paşa’dan gelmiştir. Karabekir, Mersinli Cemal Paşa’ya “ne suretle olursa olsun takviyeye ve hizmete” hazır olduğunu bildirmekte “muvaffakıyetler” dilemektedir. Zaten Cemal Paşa, Karabekir’in “öteden beri” tanışıp sevdiği birisidir (Cevat Rifat, 2015, 87).

 

Konya’da Millî Mücadele için zemin hazırlama çalışmaları devam ederken 13 Mayıs 1919’da İngiliz Amirali Galtrop’un, Mondros Mütarekesi’nin yedinci maddesine dayanarak İzmir müstahkem mevkilerinin Müttefik kuvvetleri tarafından işgal edileceğini İzmir Valisine bildirdiği haberi gelir. Mersinli Cemal Paşa, durumu öğrenince, On Yedinci Kolordu Kumandanı Ali Nadir Paşa’ya, acele olarak ve “geciktirilmesi idamı muciptir” kaydıyla şifre emrini gönderir. Buna göre, İzmir’in müstahkem bütün mevkilerinin işgali, “yarın için hazırlanmakta olan diğer emr-i vâkilere bir başlangıç ve işarettir. Nerelere kadar ve ne derece ileri gidileceği kestirilemez. Dört harp senesi içinde medeniyet âleminin gözü önünde tarihte misli görülmemiş kahramanlıklar ve harikalar vücuda getirmiş olan ordumuz, talih-i harbin makûs neticesine boyun eğmişse de bu kayıtsız şartsız bütün vatan-ı mukaddesin istilâsına göz yummaklığımızı icap ettirmez.” Cemal Paşa, emrindeki kolordu kumandanına durumu net izah etmektedir. İzmir ve çevresinin tamamen askerî işgal altına alınması mümkündür. Bu durumda “Kolordu kıtaatının, başta zat-ı devletleri olmak üzere, mevcudumuz ne olursa olsun, son nefere kadar vatanımızın şerefini müdafaa etmenizi kat’iyetle emrederim.” Bu kesin emir ardından, bütün askerin müdafaa için mevzilenmesini, alınacak tedbirlerin de günü gününe karargâha bildirilmesini ister (Cevat Rifat, 2015, 81-82).

 

Fakat “Yıldırım Orduları Müfettişi Ferik Cemal”, daha emrinin uygulaması ile ilgili bilgiyi almadan, Yunanlıların; İngiltere, ABD, Fransa, İtalya gemileri eşliğinde yüzkarası işgali başlattığı, katliam ve yağmalar yaptığı haberleri gelir[17].

 

Cemal Paşa, işgalin hemen öncesindeki tutum ile işgalle birlikte beliren gelişmeyi, “Gayet müstaceldir” kaydıyla işgal günü çektiği şifreyle Harbiye Nezaretine bildirir. Bu telgrafta iki önemli noktaya dikkat çekmiştir. Birincisi, İzmir ve çevresi Yunanistan’a katılmak üzere işgal edilmektedir. Diğeri, son dakikalarını yaşamakta olan İzmir ve halkının şehirlerini son ana kadar müdafaa maksadıyla “bir millî ordu” oluşturup, diğer vilayet, sancak ve kazaların kendilerine yardım etmelerini istemiş olmalarıdır. Bu organizasyonun başında “İlhak Komisyonu” bulunmaktadır. Paşanın dikkat çekici telgrafı şöyledir:

 

“Gayet müstaceldir.

Konya’dan

Harbiye Nezaret-i Celilesine mevrud şifredir.

İzmir ve havalisinin Yunanistan’a ilhak edilerek el-yevm işgal ameliyesinin başladığı müstahberdir. Hatta İlhak Komisyonu Reisi imzasıyla umum belediye riyasetlerine keşide edilen bir tamimde bu husus zikredilerek İzmir’in son dakikalarını yaşamakta olduğu ve ahalisinin son dakikaya kadar müdafaa maksadıyla bir millî ordu teşkil ettiği diğer vilayet, liva ve kazaların kendilerine müzaheret etmesi talep olunmuştur. Bu bapta malumat ve talimat-ı kafiye i’ta buyurulmasını istirham ederim.

15 Mayıs 335

Yıldırım Kıtaatı Müfettişi

Ferik Cemal”[18].

 

Cemal Paşa’nın bu telgrafı, içerik olarak Mütareke’nin vahşice uygulanmasından dolayı İstanbul Hükümeti üzerinde farklı bir endişenin de kaynağı olmuş olmalıdır. Zira telgraf, Sadrazamlık makamına 17 Mayıs 1919’da, “İzmir’in keyfiyet-i işgaline dair Konya’daki Yıldırım Kıtaatı Müfettişliğinden mevrud şayan-ı dikkat şifre sureti” diye takdim edilmiştir[19].

 

Fakat, Yunan işgali sırasında Cemal Paşa’nın planladığı, telgrafında dolaylı olarak bildirilen direniş gerçekleşmemiştir. Çünkü On yedinci Kolordu Kumandanı Ali Nadir Paşa, kendisine verilen kesin emri yerine getirememiştir[20]. Ayvalık civarında bulunan Elli Altıncı Fırka Kumandanı Hürrem Bey de aynı durumdadır. Onlar, “kendilerinden beklenilen vatan ve namus vazifelerini yapmamışlar, aldıkları emre rağmen vaktiyle lazım gelen tertibatı alamamışlar, cesaret gösterip millî teşkilat vücuda getirerek işgalin genişlemesini önleyememişler, kendileri de dağılıp kıtalarını başıboş bırakmışlar”dır. Eğer mümkün olsa, ordu müfettişi, “bu kumandanları divan-ı harbe verip, mesuliyetini yüklenerek kurşuna dizdirecekti. Ani çöküntü hiçbir şey yapılmasına imkan bırakmamıştır.” Fakat Mersinli Cemal Paşa, İzmir çevresindeki diğer kuvvetleri toparlamaya çalışır. Aydın’daki Elli yedinci Fırka, Afyonkarahisar’daki Yirmi üçüncü Fırka ile Balıkesir’deki Altmış beşinci Fırka Kumandanları ile irtibat kurar. Onlara işgalcilerin; bütün hak, adalet kurallarını, devletler hukuku hükümlerini çiğneyerek “güzel İzmir”i işgal ettiklerini, utanç verici zulüm ve vahşetleri gerçekleştirdiklerini belirtir. Bu kan dökücü düşmanın, nereye kadar uzanacağı belli değildir. Millet, Mondros’un hükümlerine, siyaset adamlarının kötü yönetimine rağmen, “tarihten bütün bütün silinip ölüm fermanının imzalanmasına müsaade” etmemiştir. Kesin emir şudur: “Terhis dolayısıyla son derece azalan kadrolarınızı gönüllü efrat ile takviye ederek vatan-ı azizimizi karış karış müdafaa etmek cümlemiz için son ve kat’i bir namus ve vatan borcudur. İşgal mıntıkasındaki büyük küçük bütün kıtaatın, mesleğimizin en şerefli bir vazifesi olan bütün mesuliyetleri yüklenerek ve ne yapılması lazımsa hiçbir fedakârlıktan çekinmeyerek bütün gayret ve mevcudiyetinizle memleketin emrettiği şekilde teşkilatlanmalarını, işgal mıntıkasındaki bütün kumandanların ve silah arkadaşlarımın müsellem olan hamiyet-i vataniyelerinden bekler, cümlenizin gözlerinden öperek muvaffkiyetler dilerim.” Aynı emir içinde terhislerin durdurulmasını da isteyen Cemal Paşa, ordu müfettişliğinin elinde bulunan imkânlarla eksiklerini tamamlayacağını, merkezi hükümetin, ordu müfettişliğinin aldığı tedbirleri uygun gördüğünü, bu emrin bütün işgal bölgesi kumandanlarına tebliğ edildiğini de bildirir. İşgal bölgesi kumandanlarını, İstiklal Harbine davet eden bu emir, “19 Mayıs 1335 (1919)” tarihlidir (Cevat Rifat, 2015, 84-85).

 

Cemal Paşa, askeri birliklere vatan müdafaası ile ilgili kesin emir vermekle yetinmez. Redd-i İlhak, Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetlerine, İzmir, Ödemiş civarında oluşturulan millî kumandanlara gerekli tebliğlerde bulunur (Cevat Rifat, 2015, 85-86).

 

Böylece Mersinli Cemal Paşa, “Yunanlıların İzmir’e girişinden yarım saat sonra faaliyete geçmiş ve bütün Türk Milletini ayaklandırarak fiilen vatan müdafaası işine” başlamıştır. Ayvalık civarındaki kumandan Kaymakam Ali Bey’e, “düşmana silahla karşı koyma emrini” veren de kendisidir (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 39).

 

Mersinli Cemal Paşa, işgal karşısında vatan müdafaasını sağlamak için sadece emir, silah göndermez. “Binbaşı Fahri Bey isminde bir süvari zabitiyle Yarbay Tahsin Bey isminde bir arkadaşını, bin bir zorlukla temin ettiği biner altınla Aydın havalisine” yollar. Fahri Bey, zaten o “mıntıkanın çocuğu olduğu için, sivil elbise giyerek hemen yola” çıkmıştır. Bu subaylara aynı zamanda “geniş selahiyet ve talimat” da verilmiştir. “Gerilerde millî ordu kuruluncaya kadar, zaman kazanmak için çeteler teşkil etmek ve düşmanların ilerlemesini geciktirip zorlaştırmak” gerekmektedir (Cevat Rifat, 2015, 88).

 

İzmir’in işgali sırasında On yedinci Kolordu Kumandanı Ali Nadir Paşa ile Ayvalık’taki Elli altıncı Fırka Kumandanı Hürrem Bey, kendilerinden bekleneni yerine getirememişlerdi. Fakat 28 Mayıs 1919 tarihinde Ayvalık’taki 172. Alay Komutanı Ali Bey’den (Çetinkaya) arzulanan telgraf gelir. Ayvalık Mıntıka Kumandanı Ali Bey, emrindeki alayla, Ayvalık’a asker çıkarmaya başlayan Yunanlılara, şehrin bir-iki kilometre doğusundaki tepelerden ateş açtığını ve mevcut askeri birliğini gönüllülerle takviye etmekte olduğunu bildirmiştir. Mersinli Cemal Paşa ile Ali Bey arasında “kadim bir dostluk” olduğu söylenmektedir. Gelişmeler, o dostane ilişkiyi vatan savunmasında ortaya koymuştur. Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın, “ne pahasına olursa olsun vatan-ı azizin karış karış müdafaa edilmesini” bildiren telgrafına; “kim bilir hangi siyasi rüzgardır” diyerek güvenmediği için önem vermeyen Mersinli Cemal Paşa, “Ayvalık Mıntıka Kumandanı Kaymakam Ali Bey’e”, 29 Mayıs 1919 tarihli şifre ile cevap verir. Ali Bey’in ehliyet ve fedakârlığını, “düşmanlara karşı kahramanca mücadele” ve mübarek vatanı müdafaada bir teminat gören Ordu Müfettişi, onun cesaret ve kahramanlığını takdir ettiğini, itimadının büyük olduğunu bildirir. Ayvalık’taki çatışma ile “Yıldırım Orduları Müfettişlik mıntıkasında bu suretle bilfiil bir halas (kurtuluş) ve namus mücadelesi başlamış demektir. Elimizdeki mevcut bütün imkanlarla noksanlarınızı itmama (tamamlamaya) amadeyim” der. Ayrıca gelişmeleri günü gününe haber vermesini, “Ispartalı hemşehrilerimden, bütün mevcudiyetleriyle sizi takviye etmelerini istedim” demeyi de ihmal etmez (Cevat Rifat, 2015, 89).

 

Cemal Paşa’nın faaliyet alanı sadece Batı Anadolu değildir. Müfettişlik karargâhıyla birlikte Konya Ereğlisi ve Niğde’ye de bir seyahat yapar. Yanında “millî davaya ilk katılanlardan”, Yirminci Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa (Cebesoy) da bulunmaktadır[21].

 

Mevcut askeri güçlerin korunması için, eldeki silah ve cephanenin tutulması, büyük harbin ardından önemli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Osmanlı Devleti’nin Seferberlik uygulamaları ile işgalcilerin Mütareke hükümlerinin aynı anda uygulanması, askeri yapıyı karmakarışık hale getirmiştir. Harbiye Nezareti, 22 Şubat 1919 tarihli emriyle, mevcut asker kadrosundan fazla olan eldeki silahların sürgü kollarının sandıklara konarak Gelibolu’ya gönderilmesini ister[22]. Bu emre göre, depolardaki silahlar, mevcut asker miktarınca tutulacak, fazlasının sürgüleri çıkartılıp sandıklara konarak Çanakkale’ye, en yakın limandan gönderilecektir. Mütareke’ye göre, Osmanlı ordusunun iyice adı var kendisi yok hale getirilmesi gerekmektedir. Cemal Paşa, Konya’dan Harbiye Nezaretine yazdığı şifreli telgrafında, emrin uygulaması ile ilgili detaylar hakkında bilgi ister[23].

 

Ereğli merkezinde, harp sırasında getirilip büyük bir depoya konmuş otuz-kırk vagon barut ve değişik malzemenin olduğu anlaşılmıştır[24]. Bunların bir kaza sonucu patlaması büyük felaket olacaktır. Sonra silahlar, patlayıcı malzeme durumunda olan askeri gereçlerin ekserisi kasabalarda cami, han, hane gibi yerlerdedir. Bunlar kasabalar ve halk için büyük tehlike durumundadır. O sebeple askeri malzemenin hangi merkezlerde bulundurulacağına bir an önce karar verilmesi, nizami cephaneliklerin inşa edilmesi gerekmektedir. Cemal Paşa, Yıldırım Kıtaatı Müfettişi olarak bir yandan bu durumu bildirirken[25], diğer taraftan işgalci güçlerin çıkardıkları engelleri aşmak üzere yetkisi dâhilinde tedbirler alır. 4 Mart 1919 tarihli uzun şifre telgrafında müfettişlik bölgesindeki jandarmaların silahlarının eldeki son model tüfeklerle değiştirilmesini teklif eder[26].

 

Cemal Paşa, geniş müfettişlik bölgesinde yığınla dertle boğuşmak durumundadır. Buna işgalcileri “ağırlama” görevi de eklenir. Konya’dan Harbiye Nezaretine gönderdiği şifre, Paşa’nın zihin dünyası ve kabiliyetine uygundur. Dönemin nezaketi bilinmektedir. İşgalcilerin etkisi altındaki hükümete, “hayır” demez, ama ağırlama ile ilgili bir bütçe oluşturulması talebinde bulunur. 10 Mart 1919 (1335) tarihli şifresi şöyledir:

 

“Gerek bu havalideki İngiliz zabitânını ve gerek Amerika heyetlerini i’zâz ve ikram etmek ve ziyafetler tertip ederek hususi temaslar hasıl eylemek ve mumaileyhim ile mütemadi temas ve muaşeretde bulunmağa memur edileceklerin masarıf-ı zâideleri tesviye kılınmak üzere münasib miktar masârıf-ı fevkalâdenin kabulünü ve icabına göre kolordulara ve fırkalara da tevziat icra edilmek üzere müfettişliğe tesviye ve irsalini veyahut buraca tahsisâta ilave olunmak üzere münasib görülen miktarın inbâsını rica ederim. Yıldırım Kıtaatı Müfettişi Ferik Cemal”[27].

 

İşgal kuvvetleri, bu vatanda düşman olarak yeterince rahatsız edici olduklarını bildikleri halde, bir de karşılaştıkları subaylarımızdan kendilerine selam verilmesini ısrarla istemişlerdir. Hükümeti zorlayarak bu doğrultuda aldırdıkları kararlar da bulunmaktadır. Harbiye Nazırı Vekili Müsteşar Behzat imzasıyla, 29 Mayıs 1920 tarihli emir yayınlanır. Buna göre:

 

“Tebligat-ı mükerrereye rağmen zabitanımızın Kuva-yı İtilâfiye zabitanına karşı resmi selam ifasında mübalâtsızlıkları görülmekte ve hüviyet varakası ibraz etmemekte oldukları beyanıyla bu kabil zabitânın diğerlerine daha şedîd olarak tecziyeleri lüzumu İngiliz İrtibat Zabitliğinden bildirildiğinden Kuva-yı İtilâfiye zabitanına karşı resmi selam ifası hakkındaki tebliğât-ı mükerrere ahkâmına tamamen riayet edilerek bu yüzden uygunsuz bir hale meydan verilmemesini katıyyen taleb ederim.”[28]

 

Bu emirin askeri nezaket ve saygı gereği yapılması gerektiği 22 Eylül 1920 tarihli tebliğle tekrarlanır[29]. İşgalciler, anlaşılıyor ki, Osmanlı yönetimini zorla aracı yapıp subaylardan selam alarak, kendilerini daha güvende hissetmek istemektedirler.

 

İngilizler, her fırsatta askeri gücü azaltmak, eldeki silah ve cephaneye el koymak konusunda gayretlidirler. Ereğli’den Ankara’ya demiryolu ile gönderilen piyade tüfeklerinin sürgüleri çıkarılıp, makineli tüfek mekanizmaları, topların kamaları sökülmüştür. Silahsız asker, ne yapacaktır? Onun için Cemal Paşa, İngiliz engeline karşı, Ulukışla depolarındaki malzemeden eksiğin tamamlanması yolunu tercih eder[30]. Bu arada bir subayımız İngiliz komutanla görüşerek el konulan malzemeyi kurtarmak ister. Fakat İngiliz, kendi karargâhından “emir alıncaya kadar top ve cephanelerin Eskişehir’de kalacağı” cevabını verir[31]. Durum elbette İstanbul’a intikal etmiştir. Harbiye Nazırı, 27 Mart 1919’da hükümetin taahhüdü altındaki depolarda bulunan tüfekler ve diğer silahların, merkezden özel emir verilmedikçe depolardan çıkarılmaması genel emrini ordu ve kolordulara bildirir[32]. Aynı emiri, jandarma silah değişimiyle sınırlı esnetme ise, iş işten geçtikten sonra alınan bir tedbir çabası gibidir.

 

Cemal Paşa, 27 Nisan 1919’da, Harbiye Nezaretine telgrafla 28 Nisan sabahı, 20 Kolordunun Ereğli’den çıkışını ve sevkiyatını görmek üzere gideceğini bildirir. Ereğli’den sonra Niğde’deki 11. Fırka’yı teftiş edip Konya’ya dönecektir[33]. Bu işin görünen yüzüdür. Paşa, eldeki malzemeler için farklı düzenlemeler düşünmektedir.

Ereğli’de bir gece, subaylarla toplantı yapılarak görünüşte eğlence düzenlenir. Kolordu karargâhında yapılan “eğlence”, ertesi gün büyük bir at yarışı ile devam ettirilir. At yarışına, Ereğli’de bulunan İngiliz yüzbaşısını da davet ederler. Bu görünürdeki eğlence aleminin gerisinde, Mersinli Cemal Paşa, “bütün Ulukışla ve sair askeri depolarda mevcut silahları ve cephaneyi” naklettirir. Ertesi gün ordu ve kolordu kumandanları, birlikte Niğde’ye giderler. Niğde’de milletvekili Muhiddin Bey’e misafir olurlar. “Eşrafa, lüzumlu her şeyi göze alarak, bütün mesuliyetleri yüklenerek, fırka mevcudunun tamamlanmasını” emreder. Niğde’de de İstiklal Harbi’nin “tohumları atılır”. Bu sıra Akşehir’deki Fırka Kumandanı Ömer Lütfi Bey, eksik kadroların doldurulmakta olduğunu bir şifre ile bildirir. Konya’ya dönüldüğünde müfettişlik bölgesinde “iki milis alayının tarih sahnesine çıktığı” görülmüştür. Bunlardan biri, Afyonkarahisar’da eski milletvekili “Şükrü Hoca’nın Çelik Alayı”, diğeri de Isparta’da eski milletvekili Hoca İbrahim Bey’in “Demir Alayı”dır. İki milis alayı da kabarık mevcutları ile, “mühim birer kuvvet teşkil” ederler. İki alay da iyi subaylarla takviye edilir, talim ve terbiyeleri sağlanabilirse “düşmana karşı fevkalade vazife” göreceklerdir (Cevat Rifat, 2015, 88-89).

 

Bunun üzerine Mersinli Cemal Paşa, İstiklâl Harbi’nin “açılış beyannamesi” mahiyetinde olan bildirisini yayınlar. Artık muhatap, doğrudan halktır. “Muhterem halkımıza” hitabıyla yayınladığı beyannamede, İzmir’in işgalinin Mondros Ateşkes Anlaşmasına uymadığını, “İzmir rıhtımlarına apansızın ve hiçbir sebep ve hakka dayanmaksızın” çıkartma yapıldığını, birçok fecaatin işlendiğini, bunların nerede ve ne zaman duracaklarının belli olmadığını açıklar. Yapılması gereken iş açıktır: Silaha sarılarak vatanın, millet namusunun korunması… Bu arada misafir ile işgalci düşmanın ayırt edilmesi gerektiğini belirtmeyi de ihmal etmez: “Vatan-ı azizimizin şeref ve haysiyetini ve tamamiyetini muhafaza ve pay-i â‘dada (düşman ayakları altında) çiğnenmesine mani olmak için bütün milletin silâha sarılarak son nefesine kadar namus-ı millîmizi müdafaa etmesi için halkı silâh altına davet ediyorum. Bütün milletçe elimizden gelen her şeyi yapmak üzere verilecek talimatı beklemelerini ve misafirlerimizle yabancılara karşı Türklere mahsus bir misafirperverlik göstermeğe devam etmelerini muhterem halkımızdan ister ve ordumuza güvenmelerini kendilerinden rica ederim.” “Yıldırım Orduları Müfettişi Ferik Cemal”in bu beyannamesi, İstanbul’da, Müttefikler tarafında ve Anadolu’da “top gibi” patlamıştır. Açıklama, İstiklal Harbinin fiilen başladığını ilan anlamına gelmektedir (Cevat Rifat, 2015, 82-83).

 

Beyanname ile birlikte Konya bölgesinde de beklenen işlemlerin yapılması gerekmektedir. Cemal Paşa, On ikinci Kolordu Kumandanı Albay Fahrettin’i (Altay) yanına çağırarak ona, “bir saat süren gizli” talimatını verir. Konya başta olmak üzere halkın tavrı ne olacaktır? Artık iş başa düşmüştür. Her ne kadar, ordumuza güvenilmesini istese de anlaşma ile felçli hale getirilen resmi yapıdan ziyade, asıl güvenç kaynağının, doğrudan milletin kendisi olduğu açıktır. Halkın tavrını, Cemal Paşa’nın yaveri, tarihe not düşecek şekilde şöyle açıklar: “Konya, Selçuk saltanatının, Osmanlı Türklerine devrinden beri bu kadar şerefli, heyecanlı ve tarihi bir günü ilk defa yaşıyordu. Tarih namına söylenmesi bir borçtur ki, Konyalılar bu yeni hareketi, beklediğimizden ve istediğimizden daha âlicenabane ve daha vatanperverane bir şekilde karşılamış, halkın mümessilleri vilâyet, kaza ve nahiyelerden fevç fevç karargâha gelerek, millî dava uğruna kanlarının son damlasına ve servetlerinin son kuruşuna kadar sarfa ve fedaya amade olduklarını bildirmişlerdir. İşte Millî Mücadele böyle bir dekor ve bu şartlar içinde başlamış oldu. Bundan sonra meçhul askerler, isimsiz kahramanlar ve Çanakkale yiğitlerinin ruhunu taşıyan aslanların, tarihimizin bu eşsiz sahifelerine nasıl hamaset destanları kaydettiklerini bütün teferruatı ve iç yüzleriyle takip edeceğiz.” (Cevat Rifat, 2015, 83).

Mersinli Cemal Paşa’nın faaliyetleri, İstanbul’da takip edilmektedir. Müşir İzzet Paşa, doğrudan Cemal Paşa tarafından okunup çözülmek üzere şifreli bir telgraf gönderir. Düşmanın ani, beklenmeyen saldırıları karşısında merkezi hükümetin alacağı tedbirler, işgalci devlet temsilcileri ile yapacağı görüşmelere bağlı kalmış, Anadolu’da yapılan müdahaleler isabetli ve aziz vatan için faydalı olmuştur. Anadolu’dan gelenler, alınan tedbir ve gösterilen süratten ümitle bahsetmektedirler. Bu faaliyetlere, merkezi hükümetle dengeli olarak devam edilmelidir. “Müşir Ferik İzzet Cevat” imzası ile gelen şifrenin son cümlesi, faaliyetin devamını istemektedir: “Hükümet-i merkeziyenin yapacağı teşebbüsata muvazi olarak ve bu teşebbüsleri akamete ve müşkülata uğratmamak şartıyla bütün hareketlerinizde Cenab-ı Hakkın muin ve zahiriniz (yardım ve destek) olmasını niyaz eder, muvaffakiyetinize dua eder, gözlerinizden öperiz efendim.” (Cevat Rifat, 2015, 86).

 

Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa’nın 22 Mayıs 1919 tarihli emriyle, Yıldırım Kıtaatı Müfettişliğinin yetki alanı hakkında bilgi verilir. Buna göre Yirminci Kolordu’nun Ankara’ya nakli dolayısıyla “Bolu ve İzmit sancakları hariç olmak üzere Birinci Kolordu Ahz-ı Asker Daireleri asayiş mıntıkası olarak Yıldırım Kıtaatı mıntıkasına verilmiştir.”[34]

 

Bu durum Cemal Paşa’nın asayişle ilgili görev alanını genişletmiştir. Onun için yeni duruma göre kolordular arasında görev bölgesi üzerine alan sınırlandırması yapar. 25 Mayıs 1919 tarihli “Yıldırım Kıtaatı Müfettişi Cemal” imzasıyla Konya’dan gönderdiği şifrenin ilk maddesi şöyledir:

 

“Tevessü’ edilen Müfettişlik asayiş mıntıkasının birinci Konya Ahz-ı Asker Kalemi ile on beşinci Kayseri Ahz-ı Asker Kaleminin Kayseri ve Yozgat Sancakları dahilindeki şu’abâtını ihtiva eden kısmı (ahz-ı asker) On ikinci ve Kastamonu kalemleriyle Kayseri kalemâtının Çorum Sancağı dahilindeki şu’abâtını ihtiva eden kısmı Yiğirminci Kolordunun asayiş mıntıkalarında olarak taksim edilmiştir.”[35]

 

Buna göre her kolordu kendi bölgesinde gerekli tedbiri alacaktır. Yalnız Kastamonu kaleminin, sahilde ve sahile yakın bulunan şubeleri efradı, başka bir birliğe bağlı ise buralara müdahale edilmeyecektir.

 

Cemal Paşa, 8 Haziran 1919 tarihinde şifre ile Harbiye Nezaretine, 9 Haziran sabahı Akşehir, Afyonkarahisar mıntıkalarını teftişe çıkacağını, teftiş süresince gönderecekleri emirleri, Konya Telgraf Müdürü aracılığı ile iletilmesini bildirir[36]. Zira bulunacağı yeri telgraf müdüriyetine haber vermiş olacaktır. Teftiş süresi belli değildir. Teftişle ilgili ayrıntı bulunmamaktadır. Ama genel tavır düşünülürse, millî kuvvetlerin organizesi ile ilgili olduğu bellidir.

 

Yetki Kargaşası

 

Cemal Paşa, bütün gayreti ile Millî Mücadele’yi geliştirmek için çabalarken, 19 Mayıs 1919’da Dokuzuncu Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun’a gelen Mustafa Kemal Paşa’dan vazifeye başladığına dair bir telgraf alır. Kendisine iyi karşılık verir. Fakat yetkilendirmede bir gariplik vardır. Kendisi önce görevlendirildiği ve kıdemli olduğu halde, görev alanını da kapsayacak şekilde Dokuzuncu Ordu Müfettişliğine “fevkalâde yetkiler” verilmiştir. Bu durumu Harbiye Nezareti’ne “zata mahsus” kaydıyla bir şifre ile sorar. Harekât mıntıkasının sorumlu kumandanı olarak, yetkileri ve imkânları dahilinde istilacı düşmanı durdurmak üzere, istila hareketine karşı milletçe tedbir almaya çalışırken, “Dokuzuncu Ordu Müfettişliği’ne fevkalade salahiyetler verilmesindeki mana ve lüzumu bir türlü” anlayamadığını bildirir. “Şahsen esaslı bir hareket tayin ve bir karara varabilmek için” bu yetkilendirme sebeplerinin kendisine bildirilmesini ister. “Asıl harekât sahasının” sorumlusu ve “dünya çapında bir kumandan” olarak Cemal Paşa'nın “eli kolu bağlı, salahiyetleri mahdut” iken, daha sakin ve hareketsiz bir alandaki kumandana geniş, fevkalade yetkiler niçin verilmiştir? Cevabı, Müşir İzzet Paşa sır gibi bir şifre ile verir. İlk cümlede Filistin bozgununu hatırlatarak, “Paşam, efendiyi siz bizden daha iyi bilirsiniz” tarzındadır. Gerisinde ise, “Zat-ı şahane ile olan hususi dostluk ve münasebetlerinin ve ahvalin aldığı vahametin icbariyle ve mahza bir ümit ve tecrübe mahiyetinde olarak”, “Padişahın şahsi nükudu (serveti) ve kat’i arzusu ile sizi haklı olarak teessüre sevk eden bu vaziyet tahassül etmiş (ortaya çıkmış) bulunmaktadır” açıklaması vardır. Cemal Paşa’nın tayinini sağlayan İzzet Paşa, durumu “müsamaha ile” karşılamasını ve eskisi gibi vatan için gayretle çalışmaya devam etmesini ister. İttihatçılarla M. Kemal Paşa’nın arasının açık olması da Sultanın bu önemli kararı almasında etkili olmuş olmalıdır (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 37-38). Vaziyetin işgalcilerle bir irtibatı var mıdır, bilgi verilmez.

 

Yaklaşık beş aylık bir dönemde müfettişlik bölgesinde askeri güç bir hayli toparlanmıştır. 11. Fırka (Tümen), mevcudunu sekiz bine, 23. Fırka sekiz bin beş yüze, 12. Kolordunun diğer birlikleri beş bine, 20. Kolordunun müteferrik birlikleri altı bine, milis kıtaları henüz kuruluş aşamasında oldukları halde beş bine ulaşmıştır. Şu hale göre otuz iki bini aşkın bir kuvvet, Haziran 1919 başında meydana getirilmiş bulunmaktadır. Mümkün olduğunca eksikleri tamamlanmış olan bu kuvvetin harbe hazır, “milletin namusu ve vatanın istikbali için ölmeğe amade” hale getirilmesi önemlidir. Bu sıralar, “Fahri Yaveran-ı Hazreti Padişahî” klişesini çok kullanan (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 45) Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal, Mersinli Cemal Paşa’ya 3 Haziran 1919 tarihli bir telgraf gönderir. Çalışmalarını sevinç ve iftiharla takip ettiğini, mukaddes maksadın gerçekleşmesi için gerekli çalışmalara katılmaya ve hizmete bütün varlığı ile hazır olduğunu bildirir. Yalnız Mustafa Kemal’in, bir endişe ve isteği bulunmaktadır. Endişe, “İstanbul’ca” çalışmalara bir engel çıkartılıp kuvvetlerin zaafa uğraması veya orduda ikilik çıkarılmasıdır. Bunun için şimdiden tedbir alınmalıdır. Tedbir ve teklifi ise şudur: “Ordunun en büyük rütbeli ve şayan-ı hürmet bir şahsiyet olmaları hasebiyle zat-ı devletinizin bizzat Nezd-i Şahanede (Padişah huzurunda) teşebbüsat-ı mukteziyede (gerekli girişimde) bulunmalarını ve Zat-ı Şahanenin bu harekât-ı vataniyeye müzahir (yardımcı) olmalarının teminini muvafık görmekteyim. Keyfiyet tensib-i devletinize iktiran ederse (uygun görürseniz) haberdar etmelerini hürmetle istirham ederim.” Yazıyı okuyan Cemal Paşa, 5 Haziran sabahı yaverini eline verdiği mektuplarla İstanbul’a gönderir. Anadolu, bütün gayret ve samimiyetiyle Millî Mücadele’ye hazırlanırken, İstanbul’da işgalcilere dalkavukluk eden, onların “içki artıklarıyla geçinen ve Millî Mücadele’nin bir sergüzeşt ve çıkmaz bir yol olduğunu iddia eden insanlar” vardır. İlk iş olarak Cevat Rifat, işgal kuvvetleri temsilcilerine, “Anadolu’nun gönderdiği beyannameleri bizzat götürüp” eli ile teslim eder.

 

Mersinli Cemal Paşa’nın muhtemelen Fahrettin (Altay) ile birlikte hazırladığı beyanname, “İstanbul’da Kuva-yı İtilâfiye Mümessilleri Cenaplarına” hitabıyla başlamaktadır. Önce, devletimiz için çok ağır şartlar taşıdığı halde, Mondros Ateşkes Anlaşmasının hükümlerine harfiyen uyduğumuzun kendileri tarafından bilindiği hatırlatılır. Milletimizin, vatanın içine düştüğü muazzam felâketten duyduğu elem ve üzüntü sonsuzdur. Yaralarını sarmak, geleceğini düşünmekle meşgul olan millet, Yunanlıların her türlü medeniyet ve devletler hukuku kurallarını çiğneyerek aziz vatanımızın en kıymetli parçalarını işgal edip, birçok zulüm, feci işler yapmasını, temsilcilerin de hoş karşılamayacaklarından emin olmak isterim. İzmir’de başlayan ve nerede duracağı meçhul olan bu faciayı, İtilâf Devletleri önleyinceye kadar, “haklarımız ve şereflerimizi ve vatan-ı azizimizi milletçe müdafaa etmek ve buna muktezi tedbirleri almakta âcil zaruretler hissettik. Memleketimizde meskûn (yerleşik) ekalliyetlerin (azınlık) bütün hukuku mahfuz ve müemmen (güvenilir) olmak şartıyla, emrimdeki ordu mıntıkasında cereyan etmekte olan fecayii durdurmağa ve vatan-ı azizimizi karış karış müdafaaya karar verdik. Zat-ı devletlerinin, çok meşru olan bu hakkı tanıyacaklarına ve icap eden tedabiri ittihaz buyuracaklarına dair olan ümitlerimiz bâkidir.” “Yıldırım Orduları Müfettişi Ferik Cemal” imzasıyla gönderilen bu millî kıyamın ilan beyannamesi, İstanbul’daki temsilciliklere ayrı ayrı teslim edilir. Bu hareketinin tehlikeli olduğunu söyleyenlere, yirmi dört yaşındaki yaver; kendisini tutuklama veya “imha etmelerinin, bu kadar ulvî ve muazzam bir vazife karşısında” bir öneminin olmadığını belirtir. Resmi elbisesi ile Amerikan temsilcisine uğradığında amiral, “bir kovboy cesareti gibi telakki” ederek memnun kalıp çay ikram eder[37]. İngiliz temsilciliğinde kendisini karşılayan İngiliz istihbarat yüzbaşısı, “Millî Hareketin bir Türk hareketi mi, yoksa İttihat ve Terakki Cemiyetinin yaptığı gibi arkasında türlü türlü entrikalar ve niyetler bulunan yeni bir sergüzeşt mi olduğunu” sorar. Cevap, kısa ve nettir: “Kumandanımın emrini yerine getiriyorum. Hiçbir mütalaa yürütmek salâhiyetinde değilim. Beyannamede kâfi derecede ve sarih malûmat vardır.” Ardından görüştüğü İngiliz generali de “hoş” karşılar; “Peki yüzbaşı.. Millî kıyamdır bu.. İyi hesap etmek.. İyi düşünmek lâzımdır..” der. “İyi Türkçe bilen yüzbaşı: Başa çıkabilirseniz, diyecek yok..” demiştir. İtalyan ve Fransız temsilcilikleri ise, beyannameyi, “lâkayt” karşılamışlardır. Yabancılar bitirilince, beyannamenin bir suretini, özel bir mektubun eşliğinde, Nişantaşı’nda bir evde oturan Cevat Paşa’ya[38] takdim eder. Mersinli Cemal’in yaverini çok iyi karşılayan Cevat Paşa, Padişah ile görüşmeyi, “şimdilik lüzumsuz ve tehlikeli” bulmuştur. Yalnız hemen uyarılmak kaydıyla, “Kendilerine arz edilecek zamana kadar Konya’dan bir adım ayrılmamalarını ve İstanbul’a gelmeğe kat’iyen teşebbüs etmemesini” ister. Sebebini, sonra kendisi ayrıntılı olarak bildirecektir. Tuhaf bir durumdur. Cevat Paşa, Mustafa Kemal’in yönlendirme ve talebinin tam tersini istemektedir. Millî Mücadele ile ilgili nasıl bir hesap, ne gibi bir gelişme vardır ki, biri “İstanbul’a git”, derken diğeri; “Tehlikeli gelme” demektedir? Yaver, acilen Konya’ya, Çamlıca Telgrafhanesi vasıtasıyla iki günlük rapor ve bir şifre gönderir. Telgraf müdürü, “bütün istikbalini ayaklar altına alarak ve ağır mesuliyetleri yüklenerek, şifreleri Konya’ya ulaştırmanın yolunu” bulmuştur. Cevat Rifat, adını vermediği bu telgraf müdürü için, “bu insanların içten gelen hizmet arzuları ve fedakârlık hisleri ve bunun gibi yüz binlerce Anadolu çocuğunun himmetleri sayesindedir ki bu çetin ve dikenli yollardan vatan selâmete kavuştu. Yapanlar, çalışanlar, vazifelerini bitirmiş insanlara mahsus bir huzur ve sükûnetle köşelerine çekildi ve meydan, Millî Mücadele’nin bütün şan ve şeref hisselerini de yağma edip, kahramanlık taslayan bazı asker kaçaklarına kaldı. Şimdi hep onların sesini işitiyoruz” notunu düşer (Cevat Rifat, 2015, 90-96). Ama, kimdir o “kahramanlık taslayan bazı asker kaçakları”, açıklamaz veya açıklayamaz.

 

İtilâf Devletleri temsilcilerine verilen beyannamelerden sonra sıra, Padişaha yazılan, “arkası kırmızı balmumu ile mühürlü” özel mektubu vermeye gelmiştir. Kendisine verilen talimata uyarak, önce Veliaht Abdülmecid Efendi’nin huzuruna çıkmak ve mümkünse mektubu onun aracılığı ile vermek gerekmektedir. Dolmabahçe Sarayı’nın veliahtlara mahsus dairesinde Abdülmecid Efendi ile görüşmesi, yaveri Yümni Bey’den dolayı kolay olur. Önce Veliaht’a yazılan mektubu, ardından Padişah için yazılanı verir. Kendi mektubunu okuyan Abdülmecid Efendi, Padişaha mektubun, bizzat takdiminin münasip olduğunu söyler. Çırağan Sarayı’nda Ömer Faruk Efendi, huzura çıkaracak imkânları hazırlayacaktır. Kumandan Paşa’ya selam ve dualarını, başarı dileklerini bildiren, “tepeden tırnağa kadar asalet akan ve insan güzelliğinin bir numunesi olan” Veliahtla görüşmeden sonra, ertesi gün Şehzade Ömer Faruk Efendi’nin ziyaretine gider. Kendisini önceden tanıyan “samimi bir arkadaş” gibi karşılayan Ömer Faruk Efendi, “Gazanız mübarek olsun. Paşa Efendi’nin (Mersinli Cemal demek istiyor) hareketlerinden ziyadesiyle ümitvârız. Yarından sonra sizi akşam yemeğine bekleyeceğim. O zaman nasıl hareket edeceğimizi kararlaştırırız.” der. Görüşme sonunda, yüzbaşı üniforması giyen Ömer Faruk Efendi, neticeyi nasıl tahmin ettiğini sormuştur. “Nusret ve muvaffakıyet, efendim..” cevabını alır. Kararlaştırdıkları akşam yemeğini beraber yerler. Yalnız yemekte Müşir Fuat Paşa da vardır. Yemekte hizmet eden, bir Almandır. Görüşmeyi Şehzade ayarlamıştır. Bir faytona binerek Yıldız Sarayı’na çıkarlar. Cevat Rifat, ömründe ilk olarak, “bir Türk hükümdarının huzurunda” bulunur. Önceki telkin ve duygularına göre, “ihtiyar, zayıf, iradesi gevşek, dünya ahvalinden bihaber” birisiyle görüşeceğini düşünürken, duyguları altüst olmuştur. “Her şeyi inceden inceye anlamak isteyen, çok hassas ve kavrayışlı ve belki de mütecessis (meraklı) bir insanın karşısında”dır. Gizli ve resmi olmayan görevinin gereği olarak, mektubu sunar. Mektubu okuyan Padişahın Türkçesi, “güzel ve ahenklidir”. Yaver, “ömrümde Türkçeyi bu kadar güzel ve ahenkli konuşan insana tesadüf etmemiştim” kaydını düştüğüne göre, çok etkilenmiştir. Sultan Vahdettin, “dalgın ve düşüncelidir. “Çok mevzun ve muntazam bir ifade ve şive ile”: “Mevzubahs olan şey saltanat değil, vatan-ı muazzezimizdir.. Her şeyden evvel bu vatanın istihlâsı (kurtuluşu) lâzımdır. Ecdad-ı izamımızdan bize miras kalan vâsi bir vatan tarümar olmuş ve elimizde bırakılan kısm-ı cüzî de â‘da (düşman) tarafından pâyimal edilmiştir (çiğnenmiştir). Paşaya söyleyiniz, her şeyden evvel vatan-ı azizimizin daha ziyade duçar-ı felâket (felakete uğrama) ve hakaret olmamasına muktazi hizmetlerini tezyit etsinler (artırsınlar). Şahsî nukutumdan (servet), elimde bulunan miktarını bilâteemmül (düşünmeden) bu uğurda sarf ettim (Kime ne miktar bilmiyorum). Bana yazılan hususatın tahakkuk etmesini ve cereyan edecek hâdiselerin arzularımıza muvafık düşmesini ümit ederim. Elimden gelen yardımlar diriğ edilmeyecektir (esirgenmeyecektir). Ben icap ettikçe Paşa’ya lüzumu olan malûmatı gönderirim.” der. Padişah, sözü bitince ayağa kalkmıştır. Yaver de askerce selam verip çıkar. Artık durumu şifre ile Konya’daki Cemal Paşa’ya bildirmek gerekmektedir. Bilgi verir ve şifrenin alındığı bilgisine de sahip olur (Cevat Rifat, 2015, 97-100).

 

İstanbul’daki temaslar üzerine farklı gelişmeler olmuştur. Ordu Müfettişi, acilen yaverini Konya’ya çağırır. Geliş sebebinin, Mustafa Kemal’in Mersinli Cemal Paşa’ya gönderdiği önemli şifre olduğunu öğrenir. Mustafa Kemal Paşa, yüzbaşı rütbesinde genç, tecrübesiz bir subayın; Başkumandanlık makamına ve Padişaha gönderilmesinin ordu içinde iyi karşılanmadığını, bunun ordu anane ve disiplinine aykırı olduğunu bildirmiştir. İsteği, “ordunun en kıdemli ve sevilmiş bir kumandanı ağabeyimiz” dediği Cemal Paşa’nın, bizzat Padişah ve devlet büyükleri ile görüşerek onların millî dava için iknasını sağlamasıdır. Bu tekrarlanan teklif üzerine Cemal Paşa, yaverini hemen geri İstanbul’a gönderir. Mustafa Kemal’in ısrarını Cevat Paşa’ya anlatacak, fikrinin ne olduğunu öğrenerek Konya’ya bildirecektir. Cevat Paşa’nın cevabı kesin bir anlam ifade etmiyorsa, Mevlânzade Rifat Bey’i görecek, kendisine gönderdiği mahrem yazıya cevap beklediğini hatırlatacaktır. Bu arada kendisine güvendiği, vatansever bir adam bildiği Kara Vasıf Bey’i sık sık görecek, ayrıca “İstanbul’da mukaddes davaya taraftar, büyük ve küçük rütbeli kimler varsa hakikatten uzak olmamak ve mübalâğaya kaçmamak üzere” kumandanına bildirecektir. Cevat Rifat, verilen görevi İstanbul’a dönerek yerine getirir. Cevat Paşa’nın, Konya’dan ayrılarak İstanbul’a gelip görüşmeler yapmak konusundaki görüşü; “Kat’iyen, kat’iyen.. Paşanın bir dakika bile yerinden ayrılması asla münasip değildir. Hemen, hemen, hemen telgrafla kendilerine arz et” olmuştur. Bu görevi yaptıktan sonra, ertesi akşam yemeğe davet eden Cevat Paşa ile görüşecektir. Çamlıca Telgrafhanesinden, sabahın erken saatlerinde, Konya’dan ayrılmaması için Ordu Müfettişine telgrafı çeker. Akşam yanına gittiğinde Cevat Paşa’dan aldığı cevap şaşırtıcıdır: “Şifreyi verdin mi oğlum? Bak, paşa yola çıkmış..” Bu defa yol güzergâhında bulup uyarmak üzere harekete geçer.

 

Mersinli Cemal Paşa, “Vatanın sürüklendiği büyük maceranın” yönünü tayin edip rotasını düzenlemek üzere büyüklerle temas etmek için gerçekten yola çıkmıştır. Bu davranışında Kolordu Kumandanı Fahrettin Bey de etkili olmuştur. Paşayı, Bilecik Tünelinde, bir arıza üzerine durduğu kısa süre içinde yakalar. İstanbul’a gelmemesi gerektiği yolundaki mesajı iletir. Fakat yanındaki Fahrettin (Altay); “Bir yüzbaşının görüşüyle yoldan dönmeyi” uygun görmediğini, buraya kadar gelmişken İstanbul’da bizzat Padişah ve hükümetle temas kurmasının yerinde olacağını söyleyince, devam eder. Mersinli Cemal Paşa, kendisine ulaştırılan Müşir İzzet ve Cevat Paşalar ile Kara Vasıf’tan bilgiler ve “Aman Paşam, sakın İstanbul’a gelmeyiniz” mesajlarına rağmen İstanbul’a gelmiştir (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 49).

Haydarpaşa’da trenden inmeden karşıladığı Paşa’ya yaveri, rütbe ve teşrifata aldırış etmeden durumu hatırlatır. “Aman Paşam geri dönelim” der (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 56). Cevabı; “Haklısın oğlum. Fahrettin Bey’le bu karara vardık. Yarın Müşir İzzet Paşa ile Rifat Bey’i göreyim; beraber döneriz” olur. Ama dönemez. Yaverin sezgileri, ihtiyatlı olmasını gerektirmiştir. Paşanın “kıymetli atlarını ve kendi hayvanlarını beş altı kadar cesur askerle Çamlıca’daki” kardeşinin köşküne yerleştirir. “İcap ederse gece karadan dahi kaçmağa” karar vermiştir (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 56).

 

Geri dönme de, Anadolu’ya “kaçma” da mümkün olmamıştır. Çünkü Mustafa Kemal Paşa, bir taraftan Cemal Paşa’nın, “Huzur-ı şahaneye kadar giderek vatanın yüksek mukadderatı hakkında maruzatta bulunmasını”, “rütbece üstün ve sözü herkesten muteber birisi olarak” görevin kendisine düştüğünü telkin ederken; diğer taraftan İstanbul’da bulunan “Binbaşı Japon Rıza’ya (Rıza Kurtkaya), “yılana zehir veren genç yüzbaşı İstanbul’dadır. Harekâtının daimi tarassut altında bulundurularak icabında tevkifi suretiyle şerrinin bertaraf edilmesi”ni bildirmiştir[39].

 

İngiliz Rahatsızlığı

 

Cemal Paşa’nın Ocak 1919’dan itibaren yaptığı çalışmalar, işgalcilerin beyni durumunda olan İngilizleri rahatsız etmiştir. Amiral Caltrhrope, Cemal Paşa’nın Anadolu’dan çekilmesini ister. Osmanlı Harbiye Nezareti’ne gösterdiği gerekçe şöyledir: “Sivas ve Konya vilayetlerinde silahlı eşkıyalar teşkili ve müttefiklerin menfaatlerine aykırı hareketlerde bulunmak gayesi ile ciddi bir faaliyet mevcut bulunmaktadır”. Amiral durumu raporlardan öğrenmiştir. Bu gelişmenin sorumlusu olarak gördüğü iki müfettişin çekilmesi gerekmektedir. Bunlar, Konya’da Cemal Paşa ile Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa’dır[40].

 

Cemal Paşa, başta İngiltere olmak üzere işgalcilerin kendisinden rahatsız olduğunun farkındadır. Konya’dan Burdur’a çektiği 23 Haziran 1919 tarih ve 1779/100 numaralı telgrafta şu emri vermiştir: “Vatansever hareketlerinizden dolayı zat-ı alilerine ve memleketim halkına teşekkür, selamlar ederim. Teşkilata hacet yoktur. Burdur’da 12. Kalem Riyaseti ile temas ediniz.”[41] Telgraf, haberleşmeyi takip altına almış bulunan İngiliz istihbaratı için bir atlatma tavrıdır. Celal Bayar, onun için Cemal Paşa’nın emrini şöyle değerlendirir: “Bu cevaptaki ‘teşkilata hacet yoktur’ sözüne aldırış eden olmamış, ordudan her vesile ile faydalanmak yolu aranmakla beraber, milletin ruhundan gelen müdafaa duygusuyla Millî Mücadele’nin kökleşmesine önem verilmiş, Ispartalılar da zamanla sayısı bin kişiyi bulan Demiralay adında bir kuvvetle Aydın Cephesine iştirak etmiştir.” (Bayar, 1997, VII/42, 232).

 

Cemal Paşa İstanbul’da iken, Konya’daki kolordu kumandanlığına, değerli, “mücadeleci ve vatanperver” birisi olan Selâhattin Bey atanır. Bütün ordu işleri de bu şahsın omuzlarına yüklenir. Bu arada Cevat Rifat, İstanbul’dan Anadolu’ya gönderilebilecek insanlar aramaktadır. Ama temas ettiği birçok insanda, davanın serserilik, bu yola çıkanların da maceracı, hırslı insanlar olduğunu işitir. Bu tür sözleri duyduğu, millî hareketin “saltanat ve vatana hıyanet teşkil ettiğini” çok işittiği için manen sıkılmıştır. “İstanbul kazan ben kepçe” dediği bir şekilde dolaşırken, Erenköy’de bir genç teğmeni evinde ziyaret eder. Genç, Halil Nuri Bey’dir (Yurdakul). Hasta yatmakta olan annesinin başucundadır. Durumu konuşunca genç, “Mâder-i vatan (vatanın anası) da hastadır. Evvelâ onun kurtulması lâzımdır. İcap ederse annem değil, hepimiz feda-yı can (canımızı feda) edelim, yeter ki o kurtulsun” der. Duydukları moralini düzeltmiş, “hakiki bir yıldız” keşfetmiş, “ciddi bir kahramana tesadüf” etmiştir. Bu “cevval, yakışıklı kahraman, müstesna Anadolu yavrusu”, vatan müdafaasından sonra albay, daha sonra da Niğde milletvekili olacaktır. Bir diğer bulduğu vatanperver, Kaymakam Atıf Bey’dir. Atıf Bey, “Geyve Boğazı’nda talihi yenerek milletimizi zafere ve Dumlupınar’a götüren Yirmi dördüncü Fırka Kumandanı”dır (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 51). Sonra Atıf Bey’le Filistin’den tanıdıkları Binbaşı Fuat Bey’i (Bulca), Kadıköy İskelesi’nde bulurlar. Kendisine, “Anadolu’ya gitmek ve vatan kurtuluşuna iştirak etmek sırası gelmiştir” dediklerinde; “Aman birader, nasıl mümkün olur bu? Harbi gaip ettik, topumuzu, tüfeğimizi elimizden aldılar. Şu İngiliz donanmasını, şu işgal ordularını görmüyor musun? Beni bu işte mazur görünüz” der. Atıf’ın, “Demek biz öldük ha, hiç ümit yok ha!” tepkisi ile Cevat Rifat’ın, “Öyle olsa dahi, tarih bu muazzam milletin miskinane bir teslimiyetle değil, hiç değilse kahramanca öldüğünü yazsın” sözüne; “Bu bir edebiyattır, serseriliktir. Bir milletin mukadderatı edebiyata terk edilemez” demiştir. Konuşma uzayınca da evinde soba ve kömür ile yiyeceğinin olduğunu, var olanları bırakıp “meçhuller diyarına” gidemeyeceğini söyler. “Hem benim öyle  uzun seyahata çıkacak param da yok” der. Atıf’ın “Atlarımı sattım. Dört yüz liram var. Üç yüzünü memnuniyetle verebilirim”, teklifine, “Ben üç yüz lira ile Kadıköy’üne bile gitmem. Siz Mustafa Kemal’e bizden selam söyleyiniz. Sırası gelince biz de geliriz” deyivermiştir[42]. Mücadele tek alanda yapılmamaktadır. Morali bozuk, değerlerini yitirmiş olanlarda mücadele azmini uyandırmak, düşmanla savaşmaktan daha zor gözükmektedir. Ama İstanbul’daki millî çalışma ve gayretler boşa gitmemiş, “Türk Zabitan Grubu” adında bir teşekkül meydana getirilmiştir. Harplerde, görev başında “ferağat ve fedakârlıkla hizmet” vermiş “mümtaz Türk zabitleri” bu ad altında toplanmıştır (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 69).

 

Bir de işgalci ile doğrudan paralel çalışanlar vardır. İşte o ortamda, önceden alt yapısı hazırlandığı şekilde Posta ve Telgraf Umum Müdürü Refik Halit (Karay)’in İçişleri Bakanlığına yazısı üzerine Cevat Rifat, 11 Eylül 1919 tarihinde tutuklanarak Bekirağa Bölüğüne kimseyle görüştürülmemek kaydıyla hapsedilir. Refik Halit’in gerekçesi, Çamlıca Telgrafhanesi aracılığıyla Konya ile görüşmeler yapması, çektiği telgrafların millî hareketle ilgili olduğunun anlaşılmasıdır. Tabii yaveri hapishanenin bir odasına tıkılan Mersinli Cemal Paşa’nın da evinin etrafı hafiyeler tarafından kuşatılmıştır. Böylece yaveri mahkûm, kumandanı evinde bir çeşit mahsur halde tutulur[43]. Konya merkezli önemli oluşumla ilgili acı sonucu yaver şöyle açıklar: “Yıldırım Orduları Müfettişliği mıntıkasında vücuda getirilen kırk bin kişilik bir kuvvet kasten dağıtıldı ve Millî Mücadele’nin birinci safhası böylece kapandı.” (Cevat Rifat, 2015, 101-104, 107).

Mersinli Cemal Paşa ve yaverinin, o sıra bir daha Anadolu’ya dönmesinin nasip olmaması kimin işine yarayacaktır? “İkiyüzlü rol oynayanlar, riyakârlığın en ince ve ustalıklı silahını kullananlar olanca kuvvetlerini” niçin sarf etmişlerdir? Cevat Rifat, örtülü cevabını şöyle verir: “Bize bir daha Anadolu’ya dönmek nasip olmadı ve Mustafa Kemal Paşa rakipsiz kaldı.” (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 57).

 

SONUÇ

 

Cemal Paşa’nın 1922-1939 yılları arasındaki suskunluğuna rağmen bir hatıratının olduğu bilinmektedir[44]. Yaverinin hatıraları, Mütareke Dönemi hakkında bilinenleri değiştirecek mahiyette bilgiler ortaya koymaktadır. Atatürk’ün Nutuk’unda Cemal Paşa ve ilişkileri hakkında geniş bilgi yer almıştır[45]. Bu nevi hatıratlar yoluyla eksikliklerin giderilmesi ve tek yönlü bakışın ortaya çıkardığı nakısaları izale etmek mümkün olacaktır.

 

Ocak 1919’dan itibaren Anadolu’da Konya merkezli olarak görev yapan Yıldırım Kıtaatı Müfettişi Cemal Paşa’nın İstanbul’a çekilmesi, dönem itibarıyla bütün makamların Mustafa Kemal liderliği altında toplanmasını sağlamıştır. Ocak-Temmuz 1919 döneminde vatan için cansiperane çalışan Cemal Paşa’nın, Kuva-yı Milliyenin örgütlenmesindeki harcının anlaşılması, yakın dönem tarihimizin eksik bırakılan kısımlarını tamamlayacaktır. Bu görev, aynı zamanda araştırmacılarımız için bir hakşinaslık vazifesi durumundadır.

 

KAYNAKÇA

ATASE Arşivi (Faydalanılan belgeler ilgili yerlerde gösterilmiştir).

ATATÜRK, Kemal, 1972, Nutuk Cilt: I 1919-1920, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü yayını, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul.

ATİLHAN, Cevat Rifat, 2015, Bartın ve Havalisi Komutanı Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’in Milli Mücadele Hatıraları, Hazırlayan: Celil Bozkurt, Gündoğan Yayınları, İstanbul.

ATİLHAN, Cevat Rifat, 2015, Mersinli Cemal Paşa’nın Yaveri Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’in Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke Dönemi Anıları, Hazırlayan: Celil Bozkurt, Gündoğan Yayınları, İstanbul.

AVANAS Ahmet, 1998, Millî Mücadele'de Konya, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi yayını, Ankara.

BALCIOĞLU, Mustafa, “Mersinli Cemal Paşa Biyografisi Üzerine Değerlendirme”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi (ATAM), C. XIII, Kasım 1997, S. 39, s. 813-816.

BAYAR, Celal, 1997, Ben de Yazdım Millî Mücadeleye Giriş, c. VII-VIII, Sabah Kitapçılık San. Tic. A.Ş. yayını, İstanbul.

GÖK, Dursun, “Mersinli Cemal Paşa”, ATAM Dergisi, C. XII, Mart 1996, S. 34, s. 125-145.

GÖK, Dursun, 2015, Mersinli Cemal Paşa İkinci Ordu Müfettişliği ve Harbiye Nazırlığı, Gençlik Kitabevi Yayınları, Konya.

KESKİN, Nuray E.,  “1919: İşgal Yönetimi ve Kurtuluş Örgütlenmesi”,  Açıklamalı Yönetim Zamandizini 1919-1928, c. I, editör: Nuray Ertürk Keskin, Ankara Üniversitesi yayını, Ankara 2012, s. 15-194.

SÜKAN, Faruk, 1990, “Karamanoğullarından M. Emin Paşa’nın Oğlu Kâzım Karabekir Paşa ve Türklük Şuuru”, Konya Ticaret Odası Dergisi, KTO yayını, Ocak 1990, S. 23, s. 12-14.

TURAN, Mustafa, “İstiklâl Harbinde “Müttefikler Arası Tahkik Heyeti” Çalışmaları, Raporu ve Tahkikat Neticesi”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, C.II, S. 8, Ankara, 1991, s. 695-722.

 

EKLER

EK 1. 5 Şubat 1919’da Konya’da uçak durumu (ATASE, 5.2.1335, A. 1/1, D. 143, F. 23 (29-22):

ca1.jpg

 

EK 2. Bazı subayların İtilaf üniformalı Ermeniler tarafından soyulup darp edilmesi ile ilgili Cemal Paşa’nın telgrafı (ATASE, A. 1/2, D. 73, F. 35/5).

ca2.jpg

EK 3. Osmanlı subaylarının işgal ordusu subaylarına selam vermesini talep eden Harbiye Nezareti emri. Acı bir realite olarak hatırlanması gereken bir belge (ATASE, A.1/1, D. 46, F. 24-1).

ca3.jpg

EK 4. Eskişehir’de İngilizlerin el koyduğu tüfek, makineli ve toplar yerine Ulukışla’dan ikmal ile ilgili Cemal Paşa’nın telgrafı (ATASE, A.1/1, D.41, F. 18).

ca4.jpg

EK 5. Cemal Paşa’nın, İzmir’in işgal günü Harbiye Nezaretine çektiği telgraf (ATASE, A. ½, D. 120, F. 15-1).

ca5.jpg

 

[1] Bk., “Mersinli Cemal Paşa”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi (ATAM), C. XII, Mart 1996, S. 34, s. 125-145; Dursun Gök, 2015, Mersinli Cemal Paşa İkinci Ordu Müfettişliği ve Harbiye Nazırlığı, Gençlik Kitabevi Yayınları, Konya; Mustafa Balcıoğlu, “Mersinli Cemal Paşa Biyografisi Üzerine Değerlendirme”, ATAM, C. XIII, Kasım 1997, S. 39, s. 813-816.

[2] Üniversite adına hazırlanan yayınlarda da Cemal Paşa’nın görmezden gelinmesi, yakın tarihimiz açısından önemli bir nakısa durumundadır. Bir örnek için bk. Nuray E. Keskin,  “1919: İşgal Yönetimi ve Kurtuluş Örgütlenmesi”,  Açıklamalı Yönetim Zamandizini 1919-1928, c. I, editör: Nuray Ertürk Keskin, Ankara Üniversitesi yayını, Ankara 2012, s. 15-194.

[3] Cevat Rifat’ın Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke dönemi hatıraları; kitap haline getirilmeden önce tefrika edilmiştir. 26 bölüm halindeki tefrika; Cevat Rifat Atilhan, “Görünmeyen İnkılap”, Büyük Doğu, Yıl 6, S. 27 (1950)- Yıl 7, S. 52 1951 künyesini taşımaktadır. Millî Mücadele Dönemi hatıraları ise, “Bütün Çıplaklığıyla Millî Mücadele” başlığıyla Büyük Cihad gazetesinde, s. 16, 29 Haziran 1951-S. 47, 01 Şubat 1952’de yayımlanmıştır. Bu tefrikalar kitap haline getirilmiştir: Cevat Rifat Atilhan, 2015, Mersinli Cemal Paşa’nın Yaveri Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’in Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke Dönemi Anıları, Hazırlayan: Celil Bozkurt, Gündoğan Yayınları, İstanbul ile Cevat Rifat Atilhan, 2015, Bartın ve Havalisi Komutanı Yüzbaşı Cevat Rifat Bey’in Milli Mücadele Hatıraları, Hazırlayan: Celil Bozkurt, Gündoğan Yayınları, İstanbul. Makalede kimlik bilgileri verilen bu eserlerden yararlanılmıştır. Cemal Paşa’nın yaverinin hatıraları, bilinen Millî Mücadele tarihine yenilikler getirecek mahiyettedir.

[4] İngilizler, Osmanlı ordu ve donanmasını her fırsatta kuşa çevirirken kendi güçlerini dünya çapında büyütmeye gayret etmişlerdir. Cemal Paşa’ya verilen bir gazete bilgisine göre İngiltere’nin sadece deniz kuvvetleri (subayları ve sahil muhafızları, bahriye efradı) mevcudu 280 bin kişidir. Bunların masrafı için bütçeden üç milyon İngiliz Lirası tahsis edilmiştir (Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt ve Denetleme Başkanlığı Arşivi (ATASE), İSH-3, K. 75, B. 103-15).

[5] Nuray E. Keskin, 2012, “1919: İşgal Yönetimi ve Kurtuluş Örgütlenmesi”,  Açıklamalı Yönetim Zamandizini 1919-1928, c. I, editör: Nuray Ertürk Keskin, Ankara Üniversitesi yayını, Ankara, s. 25.

[6] Mersinli Cemal Paşa’nın yaveri, bu önemli görüşmenin “bir şubat sabahı” yapıldığını hatırlamaktadır (Cevat Rifat, 2015, 78).

[7] Künyesi “Mersinli” olmasına rağmen Cemal Paşa, aslında köken olarak Ispartalı bir aileye mensuptur. 1872 yılında Mersin’de doğmuştur. Yaveri Atilhan, Isparta’da doğup Mersin’de büyüdüğünü belirtmektedir (Cevat Rifat, 2015, 86, 105). 1892’de Harbiye Mektebi’ne girmiş 1895’te mezun olmuştur. Aynı yıl Harbiye’den Erkan-ı Harbiye Mektebi’ne ayrılan Cemal Paşa, 24 Ocak 1898’de Erkan-ı Harp Yüzbaşısı olur. Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi Üçüncü Şubesi, ardından 2 Nisan 1898’de İkinci Ordu Erkan-ı Harbiyesinde görevlendirilir, 2 Mart 1316’da (1900) Kolağası veya Kıdemli Yüzbaşılığa getirilir. 6 Ağustos 1903’te Binbaşı rütbesine yükselir. Türbedere ile Cisri Mustafa Paşa istasyonları arasındaki hattın teftişine memur edilir. 26 Eylül 1903’te Kaymakam (Yarbay) olarak, 27 Ocak 1904’te Edirne ve havalisinde yeniden inşa olunacak istihkamların keşfi için teşkil edilen komisyonda, 5 Şubat 1905’te 4. Ordu’da görevlendirilir. Ardından Dersim eşkıyasının tedip ve tenkilinde hizmetleri görüldüğü için Miralay (Albay) rütbesi verilir. 18 Ekim 1908’de Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi’nde istihdam edilmek şartıyla Erkan-ı Harbiye Mektebi’nde Tabiye Tatbikatı öğretmenliğine getirilir. 19 Mayıs 1909’da II. Ordu Erkan-ı Harbiyesinde, 8 Haziran l909’da Yanya civarında icra olunacak kurmay seyahatlerinde, 10 Mart 1910’da Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Dairesinde, 5 Ekim 1910’da II. Ordu Erkan-ı Harbiye Riyasetinde, 8 Şubat 1911 teşkilatında İkinci Müfettişlik Erkan-ı Harbiye Riyasetinde, 18 Şubat 1912’de Bulgarlar tarafından şehit edilen Mülazım Ziya Bey Vakasını tahkik komisyonunda, 11 Haziran 1912’de Üsküp Köprülü bölgesindeki geçici tahkimat karma komisyonunda, 29 Eylül 1912’de seferberlik esnasında Garp Ordusu Erkan-ı Harbiye Riyasetinde (Kurmay Başkanlığında) görevlendirilir. Haziran 1913’te İstanbul’a gelerek 2 Ağustos 1913’te 42. Fırka Komutanlığına, 6 Kasım 1913’te 10. Nizamiye Fırkası Komutanlığı’na, 30 Kasım 1913’te Birinci Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanlığı’na tayin edilir. 8 Ocak l914’te yapılan yeniden teşkilatlanmada görevinde bırakılır. 3 Şubat l914’te Fırka Komutanı yetkisiyle Edirne Müstahkem mevki Komutan Muavinliğine, 12 Nisan 1914’te 8. Kolordu Komutanlığına tayin edilir. 29 Kasım l9l4’te Mirlivalığa getirilir. Birinci Dünya Harbi döneminde Suriye Grubu, Arabistan Umum Komutanlığı 4. Orduya dönüştürüldüğü sıra 17 Ocak l9l8’de bu ordunun başına getirilir. 28 Temmuz 1918’de Ferikliğe yükseltilir. 22 Ocak l919’da Yıldırım Kıtaatı Müfettişi-II. Ordu Komutanlığı’na tayin edilir. Cemal Paşa, 24 Temmuz 1919’da Mekatib-i Askeriye Müfettiş-i Umumiliğine tayin olunur. 12 Eylül 1919’da açığa alınan Cemal Paşa; Ali Rıza Paşa Hükümetinde Harbiye Nazırı ve son Meclis-i Mebusan’da Isparta mebusu olarak görev yapar. 16 Mart 1920’de İstanbul fiilen işgal edildiği gün, sabah erken evi kuşatılarak İngilizler tarafından “giyinmesine bile müsaade edilmeden gecelikle” tutuklanarak götürülür. 22 Mart 1920’de emekliliğini ister ve kabul edilir. Aynı tarihte (22 Mart 1920), “Harbiye Nazırlığı sırasında Mütareke hükümlerinin çiğnenmesine ön ayak olması ve göz yumması” suçlamasıyla Malta’ya sürülür. Yirmi ay “harp esiri” olarak tutulur. 25 Ekim 1921’de diğer sürgünlerle birlikte serbest bırakılır. İstanbul’dan İnebolu’ya, oradan Ankara’ya geçer. Isparta Milletvekili olarak Meclis’e katılır. 29 Aralık 1921 tarihli meclis konuşmasında, “zayıfa karşı zalim, kuvvetliye karşı mülayim” Avrupa siyasetinin kendilerini; “mübarek milletin kuvveti ve  milletin Büyük Millet Meclisinin himmeti” sonucu bıraktığını belirtir. Paşa, Meclis çalışmalarına katılır ama muhalif gruba dahil olmaz. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, 16 Mart 1920’den sonra yapılan emeklilik uygulamasını onaylamadığı için 26 Mart 1924’ten itibaren emekliliği tensib edilir. İzmir Suikastı ile ilgili olarak Kazım Karabekir ve arkadaşları ile birlikte, İstiklal Mahkemesinde yargılanır. 12 Temmuz 1926’da suçsuz bulunarak berat eder. Yeterli uyarıyı almış bulunan Mersinli Cemal Paşa, 1926-1939 arasında köşesine çekilerek, siyasetten uzak bir hayat yaşar. Mustafa Kemal’in vefatından sonra 20 Mart 1939’da CHP’den İçel (Mersin) milletvekili seçilir. 1934’ten sonra Cemal Mersinli adını alır. Meclis çalışmalarına devam ederken vefatı üzerine 9 Birinci Teşrin (Ekim) 1941 tarihinde Ankara’da askeri törenle cenazesi kaldırılır. Cemal Paşa, katıldığı savaşlarda Osmanlı Devleti, Almanya, Avusturya Macaristan devletleri tarafından çeşitli nişan ve madalyalarla ödüllendirilen, başarıları ve hizmeti örtülen bir değer olarak tarihe geçmiştir (Dursun Gök, “Mersinli Cemal Paşa”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi (ATAM), C. XII, Mart 1996, S. 34, s. 125-145; Dursun Gök, 2015, Mersinli Cemal Paşa İkinci Ordu Müfettişliği ve Harbiye Nazırlığı, Gençlik Kitabevi Yayınları, Konya, s. 33-129; Mustafa Balcıoğlu, “Mersinli Cemal Paşa Biyografisi Üzerine Değerlendirme”, ATAM, C. XIII, Kasım 1997, S. 39, s. 813-816).

[8] 5 Haziran 1919’da Hükümet, ülke topraklarını dokuz kolordu ve üç müfettişlik bölgesine ayırır. Bu kararı aynı gün (5 Haziran) Genelkurmay, kolordulara bildirilir. Birinci Ordu Müfettişliği İstanbul'da, İkinci Ordu Müfettişliği (öncesinde Yıldırım Birlikleri) Konya'da, Üçüncü Ordu Müfettişliği (öncesinde 9. Ordu Birlikleri) de Erzurum'da  bulunmaktadır. İşin Millî Mücadele süreci açısından önemli tarafı, bu kararla, ordu müfettişleriyle kolordu kumandanları, mülkiye memurlarına da talimat vermeye yetkili kılınmıştır (Keskin, aynı yer, s. 26).

[9] ATASE, A. 1/2, D. 120, F. 1-1.

[10] ATASE, A. 1/2, D. 120, F. 1.

[11] ATASE, A. 1/2, D. 120, F. 13.

[12] ATASE, 5.2.1335, A. 1/1, D. 143, F. 23 (Bk. EK 1).

[13] ATASE, A. 1/2, D. 73, F. 35/4, 5 (Bk. EK 2).

[14] ATASE, A. 1/1, D. 73, F. 36-12.

[15] ATASE, A. 1/2, D. 73, F. 36-3.

[16] Cevat Rifat, bir başka eserinde İngiliz yüzbaşısını oyalamak için at yarışı hikayesinin ayrıntısını verir. Konya Ereğli’sinde Yirminci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’nın karargâhında yapılan toplantı sırasında, İngiliz kontrol subayının telaşlı bir tavırla ayağa kalktığını görünce kendisine sorar: “Yüzbaşım, siz hangi sınıftasınız?” Cevap, “Süvariyim”dir. “Ben de piyadeyim. Bir İngiliz süvari yüzbaşısının bir Türk piyade yüzbaşısıyla bir at yarışına girmesini ister misiniz?” Soru İngiliz’in gururuna dokunmuştur. “Evet” der. “Fakat boşuna olmasın bu zahmet. Bir İngiliz lirası mükâfat koyalım.” İngiliz bu teklife de “Peki” demiştir. Paraları, şifre müdürü Yüzbaşı Hasan Bey’e (Güneri) verirler. İngiliz, mükemmel bir İngiliz atına binmiştir. Cevat Rifat da Cemal Paşa’ya Arap Şeyhi Miskal Paşa’nın hediye ettiği halis kan Arap kısrağına atlar. Binlerce insanın gözleri önünde Ereğli meydanında atları koştururlar. Büyük bir mesafe farkıyla Cevat Rifat yarışı kazanır. Geri dönünce Hasan Bey’den İngiliz lirasını da alır. “Şaşkına dönen İngiliz’le,” bilinçli bir münakaşaya girer. Bu zaman içinde “silah deposu tam takır kuru bakır boşaltılmış”tır (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 41-42).

[17] Konya, Millî Mücadele döneminde haberleşmede de önemli bir yerdir. İzmir işgal edildiğinde Denizli Mutasarrıfı Faik Bey (Öztrak, 1882-1951), işgal haberini Konya üzerinden İstanbul’daki Dahiliye Nazırına bildirir (Payaslı, 2018, 11/36, s. 610).

[18] ATASE, A. ½, D. 120, F. 15-1 (EK 5).

[19] ATASE, A. ½, D. 120, F. 15.

[20] Aslında Ali Nadir Paşa, İzmir’in işgal edileceğini bilmektedir. Bir gün önce İngilizler tarafından Sadrazam Damat Ferit Paşa’ya bir nota verilerek Paris Konferansı kararlarına göre İzmir istihkâmlarının İtilâf kuvvetleri tarafından işgal edileceği bildirilir. Müttefik filonun başkumandanı durumundaki Amiral Calthrope tarafından da  14 Mayıs 1919’da Ali Nadir Paşa ve Aydın Valisi İzzet Bey’e (Kambur İzzet) bildirilmiştir. Aynı amiral, 15 Mayıs 1919 günü ise Ali Nadir Paşa’ya ikinci bir nota vererek İzmir’in Müttefik Devletler adına Yunan kuvvetleri tarafından işgal edileceğini, şehirde gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasını istemiştir. Aynı notada, Yunanlıları İzmir’e çıkartacak “Düvel-i muazzama donanmasının” göz önünde tutulması, Yunan komutanının arzusuna göre hareket edileceği de buyurulmuştur. Tehdit, sahtecilik, işgal birlikte yürümektedir. Böyle durumlarda herkes, inisiyatif sahibi, vatanperver bir şahsiyet olamamakta, varlık sebebini unutabilmektedir. Kolordu Kumandanı Ali Nadir de o tiplerdendir. Cemal Paşa’nın değil, İngiliz amiralinin verdiği nota doğrultusunda, emri altındaki birliklere sükunetin muhafaza edilmesini, esef verici olaylara sebebiyet verilmemesini emreder. Vali Kambur İzzet, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edileceğini halktan gizleyen birisidir. Halkın telaşa kapılmaması gerektiğini açıklayarak işgali kolaylaştırıcı bir rol benimsemiştir (Mustafa Turan, 1991, “İstiklâl Harbinde “Müttefikler Arası Tahkik Heyeti” Çalışmaları, Raporu ve Tahkikat Neticesi”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, C. II, S. 8, Ankara, 1991, s. 696-697). Bu gelişmeler öncesinde, işgale direnecek yapıdaki Nurettin Paşa’nın, müttefikler tarafından görevden aldırılması, direnişe karşı hazırlığın önceden planlandığını göstermektedir.

[21] Cevat Rifat’a göre, “Millî Mücadele’nin temelleri atıldığı ve hamleye hazırlanıldığı bu ilk adımlarda iki mühim şahsiyetin vaziyetlerinde kararsızlık” gözükmektedir. Bunlar, Fahrettin Altay ile Ali Fuat Cebesoy’dur. Ali Fuat Paşa, başlangıçta Mersinli Cemal Paşa’nın komutası altında ve onunla “şahsi dostlukları ve hukuku” bulunan biridir. Fakat, “Mustafa Kemal Paşa ile de bir yakınlık tesisine gayret ettiği” görülür. “Konya Ereğli’sinde bulunan karargâhını Ankara’ya naklettirerek”, iki paşa arasında tercihini ortaya koymuş olur (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 55).

[22] ATASE, A.1/1, D.41, F. 19-15.

[23] ATASE, A.1/1, D.41, F. 19-12.

[24] ATASE, A.1/1, D.41, F. 21.

[25] ATASE, A.1/1, D.41, F. 19-3.

[26] ATASE, A.1/1, D.41, F. 19-7.

[27] ATASE, A.1-2, D. 68, F. 36-2.

[28] ATASE, A.1/1, D. 46, F. 24-1. Bk. EK 3.

[29] ATASE, A.1/1, D. 46, F. 24-2.

[30] Cemal Paşa’nın, “Yıldırım Kıtaatı Müfettişi Ferik Cemal” imzasıyla gönderdiği 23 Mart 1335 (1919) tarihli şifreli telgraf, bu konuda fikir vermektedir: “5.3.35 tarih ve  47 numrolu şifreye zeyldir. Ankara’ya sevk edilmek üzere Yirminci Kolorduca Ereğli’den şimendüferle gönderilen Eskişehir’de İngiliz şimendüfer zabiti tarafından tevkif edilen piyade eslihasıyla mitralyöz ve obüs toplarının Ankara’ya devam-ı sevkiyatı için Eskişehir’deki İngiliz zabiti nezdinde dahi suver-i muhtelife ile teşebbüsâtta bulunmuş ise de bir netice hasıl etmeyerek piyade tüfenklerinin sürgülerinin çıkarılarak depolara konması ve mitralyözlerin sandıklanması ve topların da kamalarının çıkarılması tarzında mukarrerat-ı umumiyeye müstenid cevab-ı menfi alınmıştır. Piyade ve mitralyöz tüfenkleri hakkında evvelce de muamele ifası ve bu suretle Eskişehir’de sürgü kolları çıkarılacak piyade tüfenklerine mukabil Ulukışla’daki umum depoda fazla bulunan aynı tüfenklerden ol miktarının Ereğli’ye Kolordu deposuna celbi suretiyle noksan-ı vâki’ın izalesi Yirminci Kolorduya tebliğ kılınmıştır. ..” ATASE, A.1/1, D.41, F. 18. Bk. EK 4.

[31] ATASE, A.1/1, D.41, F. 18-4.

[32] ATASE, A.1/1, D.41, F. 19-1; 19-2.

[33] ATASE, A.1/1, D. 26, F. 15.

[34] ATASE, A.1/1, D. 31, F. 60-3.

[35] ATASE, A.1/1, D. 31, F. 60-2.

[36] ATASE, A.1/1, D. 26, F. 18.

[37] Cevat Rifat, Millî Mücadele Hatıraları’nda Amerika temsilcisinin, tek başına beyannameyi vermesi üzerine “bu cesarete hayran” kaldığını ve kendisi ile “seneler süren dostluk peyda” ettiğini açıklar. O kadar ki amiral, “millet fedakârlarından Konya Maarif Müdürü Ferit Bey’in oğlu Ferit Rifat’ı isim benzerliğinden dolayı benim namıma Amerika’ya tahsile gönderecek kadar aramızda samimiyet mevcuttur” der (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 54).

[38] İstanbul’da Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Cevat Paşa ile Müşir Ahmet İzzet Paşa, Mersinli Cemal Paşa’nın “en güvendiği” insanlardır. Yaverine göre, “Her ikisi de vatanperver büyük insanlardı ve Cemal Paşa’ya son derece itimat ve hürmet besliyorlardı”. Yalnız Cevat Paşa’nın bir önemli özelliği de Filistin’de çekiliş sırasında Sekizinci Ordu Kumandanı olmasıdır. “Kendi solunda bulunan Mustafa Kemal Paşa kumandasındaki Yedinci Ordunun kimseye haber vermeden birdenbire Nablus-Bisau istikametinde geri çekilmesinden dolayı İngiliz ordusunun gerisine düşmesi bütün bu ordunun esaretini mucip olmuş ve ordu kumandanı Cevat Paşa da bin müşkilatla ancak kendisini kurtarabilmişti. O kadar ki bu asil Anadolu çocuğu başlığını bile almağa vakit ve fırsat bulamamıştır.” Yolda kendisine kalpaklarından birisini hediye eden Mersinli Cemal’in yaveri olmuştur (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 46-47).

[39] Aynı zamanda istihbarat subayı olan Cevat Rifat’ın verdiği bilgiye göre; aslında Japon Rıza, Cemal Paşa’nın “arkadaşı olup onun büyük lütfunu görmüş ve itimadını kazanmış bir zattır. Selanik yaranındandır. Daima Mustafa Kemal Paşa ile Mersinli Cemal Paşa arasında ikiyüzlü bir rol oynamıştır. Vazifesini sinsi bir ustalıkla yapmıştır (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 50). Tatar asıllı olduğu belirtilen Rıza Kurtkaya, Soyadı Kanunu’ndan sonra, önceden Kurt Kayası denilen mevkide Bulgar çeteleri esir ettiği için bu soyadı almıştır (https://kulzos.com/35541/japon-riza-bey/, erişim: 8 Eylül 2019).

[40] Bayar, 1997, VIII/136, 251. Bayar, hatıratındaki bu bilgiyi, Documents on British Foreign Policy 1919-1935’ten aldığını belirtmiştir (Bayar, 1997, VIII/251).

[41] O dönem kendisi de Kuva-yı Milliye içinde bölgede faaliyet gösteren Bayar, bu telgrafı Hafız İbrahim Bey’in notlarından almıştır (Bk. Bayar, 1997, VII/42, 232).

[42] “Mustafa Kemal Paşa’nın hemşehrisi aziz arkadaşı” Fuat Bulca, daha sonra Ankara Kumandanı, Tayyare Cemiyeti Reisi ve İş Bankası idare Meclisi Reisi” yapılmış, meşhur biridir. Cevat Rifat, bu ve benzeri durumları; “Mustafa Kemal Paşa’nın kendisini evci ikbale (talihe) götüren ve başına zafer tacı giydiren, silahsız düşmanla harp eden halis vatan evlatlarına iltifat etmeyip onlara hiçbir hak tanınmaması ve cephe gerileri firarilerine iltifat etmesi tarihin daima münakaşa ve muhafaza edeceği bir mevzudur”, şeklinde değerlendirir (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 52-53).

[43] Cevat Rifat, İstanbul’daki hapis ve paşanın evinde kuşatılmasının sebebinin, son anda Mersinli Cemal’in İstanbul’daki görüşmeleri keserek, Konya’ya dönmeye karar vermesi olduğunu belirtir. Bu durum, vaziyeti bilen “Japon Rıza gibi dost gözüken ajanlar tarafından lazım gelen yerlere bildirildi ve esasen hazırlanmış olan tertibat yıldırım süratiyle harekete” geçirilmiştir. Cevat Rifat, Bekirağa Bölüğü’ndeki hücrede, “ele geçen ilk Kuva-yı Milliyeci” olarak sabahlara kadar sorgulanır. Kendisinden istenilen, Çamlıca Telgrafhanesinden, Konya’ya çektiği şifrelerin açıklanmasıdır. İstenileni vermeyince, “ortalığa bir gözdağı vermek” amacıyla, Harbiye Nazırı Süleyman Şefik ve Sadrazam Damat Ferit Paşalar, “tez elden idam” edilmesini isterler. Sultan Vahidettin, idamı istenilen yüzbaşıyı gördüğünü, vatana hizmetler edip yaralar, nişanlar almış birisi olduğunu belirterek, “keyfiyetin tedkikini” istemiştir. Bu arada Mersinli Cemal Paşa ve güvendiği Müşir İzzet Paşa, Cevat Paşalar boş durmayarak bir yol aramışlardır. Konya-Beyşehir Süvari Alayı Kumandanı bulunan Binbaşı Nazım Bey (İnönü Muharebesinde Dördüncü Fırka Kumandanı Şehit Nazım) tarafından, “içten içe bir ihtilal hazırlanır”. Nazım Bey, süvari alayı ile Konya’ya yürüyünce, Vali Cemal firar eder. Ardından birinci Damat Ferit Paşa kabinesi düşer. Müşir Ali Rıza Paşa Sadrazam, “büyük vatanperver Mersinli Cemal Paşa da Harbiye Nazırı” olur. Cevat Rifat’a hapisten kurtuluşu, duygulu anlar yaşatmıştır. Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa, bütün nezaret erkanı ile yaverini karşılar. Onu, “Geçmiş olsun kahraman evladım, Cevat oğlum” diyerek alnından öper. Paşanın iki damla gözyaşı, yaverinin yanaklarını ıslatmıştır. Ali Rıza Paşa ve Mersinli Cemal, vatansever insanlardır. Cemal Paşa, ilk iş olarak, “İstanbul ve Boğazlarda asker depolarında bulunan bütün silah, cephane ve teçhizatı  büyük bir cesaretle ve kısa zamanda Anadolu’ya geçirmekle işe” başlar. Subaylar arasında ilerisi için düşünülen harekete yarayacak, liyakatli olanları Anadolu’ya gönderir. İngilizler, durumun farkındadır. Bu tür faaliyetlerinden dolayı Mersinli Cemal Paşa’nın bakanlıktan çekilmesini isterler. Yerine, Ferik Fevzi Paşa (Çakmak) getirilir (Cevat Rifat, Millî Mücadele, 58-70).

[44] Yayımlanmamış hatırat, Dursun Gök’ün belirttiğine göre Prof. Dr. Ali Birinci’de bulunmaktadır (Gök, 2015, s. 8). İlmi titizliği ile bilinen önemli tarihçimiz Birinci’nin hatıratı yayınlaması, son dönem tarihimiz açısından büyük kazanç olacaktır.

[45] Kemal Atatürk, Nutuk Cilt: I 1919-1920, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü yayını, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul 1972, s. 48-50, 198-375.

Bu haber toplam 1132 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim