• İstanbul 27 °C
  • Ankara 26 °C

Cumhuriyet Dönemi Türkçe Hutbe Tartışmaları ve Ali Vahid Üryanizade’nin “Türkçe Hutbeler” Adlı Kitabı Üzerine Bazı Değerlendirme

Cumhuriyet Dönemi Türkçe Hutbe Tartışmaları ve Ali Vahid Üryanizade’nin “Türkçe Hutbeler” Adlı Kitabı Üzerine Bazı Değerlendirme
Dr. Öğr. Üyesi Şeref Göküş, Doç. Dr. Mehmet Şahin ve Zahide Yılmaz yazdı.

Bir topluluk huzurunda gerçekleştirilen etkileyici konuşmalar anlamına gelen hutbe, dinî literatürde bayram ve cuma namazları başta olmak üzere bazı ibadetler esnasında okunan vaaz ve nasihatleri içeren[1], hatibin minberde yaptığı, Türkçe ve Arapça olmak üzere iki bölümden oluşan dinî konuşmadır. Hutbe, İslam âlimleri tarafından Cuma namazının sıhhatinin bir şartı olarak da görülmekte;[2] onu îrâd eden kişiye ise hatip ismi verilmektedir. İslam dininde imamlık ve hatiplik görevini ilk olarak, Hz. Peygamberin bizzat kendisinin yaptığına dair kaynaklarda pek çok rivayet bulunmaktadır. Zamanla, Müslümanların sayısının artmasıyla birlikte, mescitler inşa edilerek buralarda toplanan cemaate dinin esaslarını öğretecek, imam ve hatiplik görevini uygulayacak donanımlı kimselere ihtiyaç duyulmuştur. Hz. Peygamber söz konusu ihtiyacı karşılamak üzere genellikle Mescid-i Nebevi’de yetişmiş olan “Suffa” ashabını tercih etmiştir. Dört Halife döneminde ise imam ve hatiplik görevini merkezde halifeler, büyük şehirlerde valiler ile tayin edilen kişiler, köy ve mahallelerde ise cemaatin itimat edip seçtiği ehliyetli kimseler yürütmüştür.[3]

Din ve devlet işlerini uhdesinde bulunduran Hz. Ebubekir’in imam ve halife olarak kıldırdığı namazlarda dinî konuların yanında siyasî konuları dile getirmesinin ardından Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin de aynı uygulamayı devam ettirmesiyle birlikte hutbeler, dinî fonksiyonu yanında siyasi bir hüviyet de kazanmıştır. Hz. Ali ve Muaviye b. Ebû Sufyan’ın arasında cereyan eden huzursuzluk zamanında, Basra valisi Abdullah b. Abbas hutbe sonunda Hz. Ali’yi zikredip ona dua ederek halife adına ilk hutbeyi okumuş, halkın sükût ederek dinlemesi de biat olarak kabul edilmiştir. Böylece bir gelenek başlamış, takip eden yıllarda hitabe bitimine hükümdar adlarının da eklenerek kendilerine dua edilmesi neticesinde hutbeler adeta bir egemenlik sembolüne dönüşmüştür.[4] Emevîler dönemiyle birlikte halifeler yalnızca siyasi otoriteyi üstlenirken, bu tarz dinî görevleri ise daha çok âlimlerin sorumluluğuna bırakmışlardır. Abbasilere gelindiğinde ise hutbeyi hatipler îrâd etmeye başlayarak sanatkârane bir üslup geliştirmişlerdir.[5] Abbasi hanedanlığının dağılmasından sonra birden fazla İslam hükümdarı ortaya çıkmış ve her biri kendi meşruluğunu ispat etmek için hutbelerin sonunda ucu Abbasi halifesine dayanan bir isim silsilesini zikretmeye başlamışlardır.[6]

Osman Bey’in ilk kez kendi adına para bastırması ve hutbe okutması, uç beyliğinden bağımsız bir beyliğe dönüşmesinin sembolleridir. Bu eylemler Osmanlı devletinin kuruluşu anlamına gelmiş, böylece hutbeler egemenlik sembolü olma işlevini burada da göstermiştir. 16.yy’da halifeliğin devralınmasıyla beraber bu sembolün kullanımı pekişmiş, sultanlar hanedan isimlerinin geçtiği hutbeleri bastırarak bunları okutmaya gayret etmişlerdir.[7] Bu noktada Abbasilerde ilk örneği görülen Arapça ve makamlı hutbe okuma geleneğini Osmanlılar da sürdürmüşlerdir.[8] Ancak devletin yayıldığı coğrafyaya bakıldığında Arapça bilmeyen ciddi bir kesimin olduğu da görülmektedir. Buna rağmen hutbelerde dil ayrımı yapılmamış, anlayan ve anlamayan herkese hazırlanan mevcut Arapça hutbe okunmuştur. Belâgatin büyüleyici havası huşu içinde dinlenmesine neden olsa da bu durum şeklin muhtevadan daha fazla öne çıktığına işaret etmektedir.[9] Bununla beraber kalabalık camilerde Cuma namazı sonrası cemaate okunan hutbelerin açıklanması için Kürsü Şeyhliği müessesesi kurulmuştur.[10] Fakat genele oranla az sayıda Müslümana hizmet veren Kürsü Şeyhliği müessesesi kapsayıcı bir uygulamaya dönüşememiştir.[11]

Osmanlı’nın son dönemlerinde, hutbelerin zaman içinde kullanıldığı gibi, bir devletin meşruluğunun sembolü olarak işlev görmesinin sağlayacağı avantaj fark edilmiştir. Buna bağlı olarak da “mahalli dilde” hutbeler yoluyla “halka gitme” hareketinin gerçekleşmesi için dil ve içerik bakımından yeniden şekillendirilebileceği üzerinde durulmaya başlanmıştır.[12] Böylece hutbelerin halk tarafından idrak edilmesi meselesi her geçen gün daha geniş bir gündem oluşturmaya başlamış, bu yüzden muhtevalar düzenlenirken, anlaşılır olmasının nasıl sağlanacağı yolunda değişik görüşler ileri sürülmüştür. Namazdan evvel ve Türkçe olarak izahının yapılması, Türkçelerinin namazdan sonra hatip tarafından tekrar edilmesi ya da Arapçasının ardından Türkçesinin de okunması gibi görüşler ileri sürülmüş, hatta bazı yayın organlarında Türkçelerinin yayımlanması dahi önerilmiştir. Konunun güncel oluşu ve getirdiği hararetli tartışmalar neticesinde, mesele dönemin neşriyatlarında ve süreli yayın organlarında ciddi yankı bulmuş, pek çok hutbe örneği yayımlanmıştır.  Üstelik ülkenin çeşitli yerlerinde ya da Osmanlı’dan kopan bazı eski vatan topraklarında, Kazan’da dahi Türkçe hutbe örnekleri okunmuştur.[13] Hatta Omsklu Niyaz Mehmed Süleymanof kendi okuduğu hutbeleri 1910 yılında iki cilt halinde “Türkçe Hutbeler” adıyla yayımlamıştır.[14]

Hutbeler yoluyla halka gitme hareketinin amacına ulaşması için hutbelerin halk tarafından anlaşılır olması ve muhtevasının İslam’a uygun bir biçimde genişletilerek, yapılmak istenene elverişli hale getirilmesi icap etmektedir. Bu süreçte, hutbelerin Türkçeleştirilmesi noktasında ilk olarak Ali Süavi’nin 29 Muharrem 1287 / 1 Mayıs 1870 tarihli Ulûm Gazetesi’ndeki makalesi yayımlanmıştır. Süavi, “Zemâne Hutbesi” adını verdiği makalesinde 1870’teki Osmanlı hutbelerini değerlendirmiş, şekil ve muhtevaya dikkat edilmemesini eleştirmiştir. Kısmen hitabenin diline de değinen Süavi’nin hutbelerin Arapça yerine Türkçe olarak îrâd edilmesini istediği ilgili makalesinde açıkça görülmektedir. Bu dönemde hutbelerin anlaşılmaması noktasına vurgu yapan bir diğer yazar da Muallim Naci’dir. Ancak 1908 inkılabı öncesi süreçte ileri sürülen hutbe ile ilgili görüşler o dönemin yazarlarının kendi fikir ve gayretlerinden başka bir şey değildir.[15]

İkinci Meşrutiyet’in ilanı 1700’lerde başlayan çağdaşlaşma bunalımının tüm problemlerinin gündeme gelmesine neden olmuş, 1908 ile 1918 yılları arasındaki dönem bu konuların yoğun tartışmalarıyla geçmiştir.[16] Bu noktada Türkçe hutbe meselesi de gündemdeki yerini almış; konuyla ilgili devrin gazete ve mecmualarında yoğun bir biçimde kalem münakaşaları yapılmıştır. Sırât-ı Müstakîm, daha ilk sayılarından itibaren Türkçe hutbe taleplerini dile getirmiş, bu durum diğer mecmualar arasında da gittikçe yaygınlaşmış, bir süre sonra onlar da mevzuyla ilgili isteklerini seslendirmeye başlamışlardır.[17] Bu konuda ilk makale Halim Sabit’in kendi kaleminden Sırât-ı Müstakîm mecmuasında yayımlanmıştır. Sabit, makalesinde, hutbeleri ve hatipleri çeşitli konularda eleştiriye tâbi tutmuş, bu eleştirilerin ana omurgası ise hutbelerin asıl amacından uzaklaşması ve anlaşılmadan okunup geçilen metinler olmasından teşekkül etmiştir. Genel olarak Sırât-ı Müstakîm Mecmuası ilk başlarda Türkçe hutbenin caiz olup olmadığı meselesi üzerine yayımlar yapmasına rağmen daha sonra siyasi muhtevalı Arapça hutbe örnekleriyle birlikte Türkçe hutbe örneklerine de yer vermeye başlamıştır.[18] Bunu hutbelerin asıl gayesinin halkın anlamayacağı sözleri tekrar edip durmak değil, cemaate nasihat edip onları zararlı şeylerden sakındırmak olduğu iddiasına dayandırmıştır. Hatta Arapça hutbe îrâd etmenin bidat, Türkçeleştirilmesi için yapılan girişimlerin de bidatle mücadele olduğunu savunmuştur. Bunun yanı sıra yayımladıkları hutbelerin diliyle beraber muhtevaları da değişmiş, îmân ve ahlâk konuları yerine dönemin siyasi, sosyal ve ekonomik problemlerine de değinmişlerdir.[19]

Devrin diğer mecmuaları; İslâm Dünyası, Medrese İtikadları, Hayru’l-Kelâm, İslâm Mecmuası ve Ceride-i Sûfiye de “hutbelerin Türkçeleştirilmesi, muhtevalarının ıslah edilmesi” hususunda çeşitli makaleler yayımlamışlardır. Ayrıca Meşihat’a ve Şeyhülislam’a yazılan açık mektuplara da yer vermeleri nedeniyle Türkçe hutbe meselesi hep gündemde kalmıştır. Bu girişimleri sayesinde de dönemin en iyi propaganda aracı olan dergileri aktif bir biçimde kullanmışlardır.[20] Yurdun çeşitli camilerinde Türkçe hutbe okuma teşebbüsünün yayılmaya başlamasının ardından,[21] 1914 yılında Gümüşhanelilerin cuma ve bayram namazı hutbelerinin Türkçe okunmasının caiz olup olmadığı hakkında fetva talep ettiği Bâb-ı Vâlâ-yı Fetva’dan “tahrimen mekruh” cevabını alması üzerine, İslâm mecmuası hadiseyi haber konusu yapmış ve eleştirmiştir. Zira insanın dinlediği hutbenin kendi dilinde okunması gayet mantıklıdır.[22] Ancak Meşihatın bu görüşünün talep edenleri tatmin etmemiş olması, Türkçe hutbe hakkında daha yoğun bir baskının oluşmasına sebebiyet vermiştir.[23]

Hutbelerin Türkçelerinin de verilmesini ya da tamamen Arapça îrâd edilmesini savunan grubun dayanağı ise; Arapçanın din dili, buna bağlı olarak da Müslümanların ortak dili olmasıdır. Bu görüşte olanlar mahalli dillerde hutbe okunmasının Türk camisi, Laz camisi, Çerkez camisi, Kürt camisi gibi bölünmelere neden olacağını ileri sürmüşlerdir.[24] Bir başka husus da diğer ibadetlerle bütünlük içerisinde yapılması açısından hutbelerin Kur’an dili olan Arapça ile îrâd edilmesi gerektiği iddiasıdır.[25] İlgili tartışmalar devam etse de Cumhuriyet’in ilanından evvel Türkçe hutbe okuma meselesi bireysel teşebbüslerle sınırlı kalmış, resmî bir kimlik kazanamamıştır.[26]

  1. Cumhuriyet Dönemi Türkçe Hutbe Tartışmaları

Eğitimin temel amaçlarından biri mevcut geleneğin yeni nesillere aktarılması ve böylece toplumun eski düzeninin devam ettirilmesidir. Fakat Osmanlı’nın son dönemlerinde “ilerleme” ve “devrim” kavramlarının gösterdiği gelişim devleti pek çok yönden değişime zorlamış, bundan din eğitimi de nasibini almıştır. Artık geleneği aktarmanın yanında, insanların değişime uyum sağlayabilecek nitelikte olması için çaba sarf etmek de eğitimde önemli bir amaç haline gelmiştir.[27] Zira yeni tutum ve davranışlar eğitim yoluyla kazandırılır, bu kazanım ise zihniyet değişiminin ilk basamağıdır. Aynı doğrultuda din de iyi özümsenmesi halinde kendisine inanan insanların ruhlarına işleyerek somut dünyada etkisini gösterir bir hale gelir. Bu yönüyle din, eğitim ön koşuluyla birlikte, zihniyet değiştirmede önemli bir role sahiptir.[28] Bunun yanı sıra din, sahip olduğu toplumsal denetim ve meşrulaştırma fonksiyonu ve sosyal yapılandırma ve düzenleme işlevi ile müntesiplerine karşılaştıkları olaylar karşısında gösterecekleri tavır ve davranış kalıpları sunar. İşte böyle bir ihtiyaç sonucu ülkemizde görevi din hizmetlerini düzenlemek olan Diyanet İşleri Reisliği kurulmuştur.[29] Öte yandan ilgili dönemde “dine tanınan yaşam hakkı” sınırlandırılmak istenmiş[30], devlet dine modernleştirilmesi icap eden bir vakıa olarak bakmış[31], uygulanan laiklik yorumuyla halkın din anlayışı yönlendirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda Diyanet’in eğitim fonksiyonu olan hutbelere dilinden içeriğine kadar devlet tarafından müdahale edilmiş, “Allah’a ve Cumhuriyet yönetimine itaate” davet eden hutbeler hazırlanmıştır.[32] Yani bir bakıma hutbelerin “yaygın eğitim” modeli olmasından faydalanılarak, devrimlerin ahaliye izah edildiği, bu yolla “seküler” bir modelin “dinsel” bir araç kullanılarak oluşturulmaya çalışıldığı söylemler üretilmiştir.[33]

Cumhuriyet’in ilan edilmesinin ardından ülkede yürürlüğe giren yeni hukuki düzenlemeler toplumun sosyal ve kültürel yapısına etki edecek biçimdedir.[34] Bu doğrultuda laiklik politikasına genel bir perspektiften bakıldığında, pek çok dinî sembol, söylem, uygulama ve kurumun etkilendiği dönüşümden dinde reform hareketinin bir parçası olarak hutbelerin de nasibini aldığı görülür. Latin alfabesinin kabul edilmesiyle beraber Türkçeleşme hareketi canlanmış, hutbeler de Türkçe ibadet projesinin bir alt basamağı durumuna gelmiştir.[35] Hatta bu hususta İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde uzmanlar heyeti toplanarak dinin yenileşmesi adına birtakım öneriler dile getirmişlerdir. Sunulan önerilerde, “hiçbir hutbe ve dua Arapça olmamalı, ulusal dilde okunmalıdır.” görüşü ısrarla vurgulanmıştır.[36]

Hutbelerin Türkçe okunması hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ilk önerge (1920) veren kişi, Dersim (Tunceli) Milletvekili Tevfik Bey’dir. Ancak bu önerge “bir kanun teklifi niteliğinde” olmadığından reddedilmiştir.[37] Sonraki zamanlarda hutbe meselesinin geleceği, Atatürk’ün, “halkın anlayabileceği lisanla” okunmalı yaklaşımı ile iyice şekillenmiştir.[38] Bu konudaki görüşlerini 1 Mart 1922’de Meclis’in üçüncü toplanma yılını açarken dile getiren Atatürk, hutbelerin muhtevasının halka yol gösterici olması ve bunu cemaatin anlayıp öğrenebilmesi hususunda Şer’iye Vekâletini çalışmaya davet etmiştir. Bundan yaklaşık bir yıl sonra, 7 Şubat 1923 Cuma günü, Balıkesir Zağnos Paşa Cami’inde halka hitap ederken hutbelerden de söz etmiştir.[39]  Konuşmasının sonunda hutbelerle ilgili gelen bir soruyu cevaplarken “halkın anlayamayacağı bir lisanla olması ve onların bugünkü icabât ve ihtiyaçlarımıza temas etmemesi” yönünden hutbeleri eleştirmiş, hatiplerin toplumsal olay ve gelişmeleri günlük takip etmeleri gerektiğine, bunları bilmedikleri takdirde halkı yanlış bilgilendireceklerine de değinmiştir. Neticede Atatürk hutbelerin Türkçe ve çağa uygun olması gerektiğini özellikle vurgulamıştır.[40]

3 Mart 1924’te Şer’iye ve Evkaf Vekâletinin ilga edilmesinden bir gün sonra Diyanet İşleri Reisliği kurulmuştur. 1925’in şubatında kurumun bütçe görüşmeleri vesilesiyle, hutbe meselesi Abdullah Azmi Efendi’nin verdiği takrir sonrasında Meclis’te tartışılmaya başlanmış,[41] Kangırı (Çankırı) Mebûsu Talat ve Ziya beylerin “Türkçe bir hutbe mecmuası tertip ve neşriyle Türkçe hutbe kıraatinin mecburi tutulması” konulu 4/162 nolu önergesinin karara bağlanıp Diyanet İşleri Riyâseti’ne bildirilmesiyle bu tartışma noktalanmıştır.[42] Buradan da anlaşılacağı üzere Diyanet İşleri Reisliği bütçesinin görüşüldüğü tarihe kadar hutbeler Arapça olarak okunmaya devam etmiş, Meclis’teki bütçe görüşmelerinden sonra değişikliğe gidilmiştir.[43]

Meclis’te ilgili tartışmalar devam ederken, görev yapan hatiplerin tamamının istenen seviyede olmamasından dolayı örnek bir hutbe kitabı hazırlamanın uygun olacağı fikri ön plana çıkmıştır. Zaten daha evvel çeşitli mecmua ve dergilerde Türkçe bölümler içeren hutbeler yayımlanmış, bu hususta müstakil eserler neşredilmiştir.[44] Bu bağlamda o ana kadar yapılan çalışmalar daha sonra yayımlanacak olan ilk resmî Türkçe hutbe kitabına da örnek teşkil etmiştir. TBMM’de hutbelerin dilinin ve içeriklerinin düzenlenmesi konusunun gündeme gelmesi sonucu, Diyanet İşleri Riyâseti, zamana ve zemine uygun, ayrıca hatiplere rehber olacak hutbeler hazırlama görevini Ahmed Hamdi Akseki’ye vermiştir.[45] Akseki tarafından 1927’de Arap harfleriyle tertip edilen ve yurdun dört bir yanındaki camilere gönderilen Türkçe Hutbe isimli bu kitap,  geliştirilerek 1936-37’de 2 cilt halinde Latin alfabesiyle neşredilerek Yeni Hutbelerim adını almıştır.[46] Ayrıca Diyanet İşleri Reisliği tarafından daha sonra farklı tarihlerde, bazıları benzer hutbelere yer vermiş olmakla birlikte, yaklaşık olarak 15 adet hutbe kitabı yayımlanmıştır.[47]

1925 ile 1926 yılları arasında Türkçe hutbe mecmualarının yaygınlaşmasına rağmen, hatiplerin çoğunluğu Arapça hutbe okumayı sürdürmüştür.[48] Bununla birlikte Türkçe hutbe ve Türkçe namaza yönelik bazı uygulama girişimleri de yaşanmıştır. 1926 yılında Göztepe Camii İmam-Hatibi Cemaleddin Efendi, Ramazan ayının ilk Cuma hutbesinde Kur’an ayetleri dahil bütün hutbeyi Türkçe okumuş,[49] ardından namazı tüm sure ve dualarıyla beraber Türkçe kıldırmış, hatta selamı dahi Türkçe olarak vermiştir. Tabi söz konusu imam-hatibin Cuma namazı ile hutbe konusundaki girişimi halkın büyük bir tepkisine neden olmuştur. Bu süreçte cemaatin bir kısmı hocayı Üsküdar Müftülüğü’ne şikâyet ederken diğer bir kısmı da ona tehditkâr mektuplar yazıp göndermiştir. Bunun üzerine Riyaset toplanarak durumu incelemiş; ardından Cemaleddin Efendi, 23 Mart 1926 tarihli ve 743 sayılı karar ile Diyanet İşleri Reisi Mehmet Rıfat Efendi tarafından görevden alınmıştır.[50]

Yaşanan bu gelişmeler neticesinde Diyanet İşleri Reisi Mehmet Rıfat Börekçi 1927 yılında hatiplere bir talimatname göndermiş, bu talimatname gereğince; hutbelerin sadece öğüt kısımlarının Türkçe okunmasına devam edilmiş ve bu uygulama günümüze kadar süregelmiştir.[51] Cumhuriyetin erken dönemlerinde alınan bu karar, hutbelerin dilsel değişimlerinin çok ötesinde, içeriklerinin “zamana ve zemine uygun hale getirilmesi”, böylece milli ve seküler bir hal almasıyla ilgilidir.[52] Zira bir tarafta yeni devletin meşruiyet basamağı olarak halka gitme amacıyla hutbelerin kullanılması, diğer yanda modernleşen devlet düzeninde dinin değişen yeri ve milli mücadele içerisinde dönüşüme tanıklık eden bir halk bulunmaktadır.[53] Buna Diyanet’in modern devletle uyumlu İslam anlayışını halka vaaz etme görevinin eklenmesiyle birlikte hutbelerin devam edegelen seyrinde esaslı bir farklılaşma meydana gelmiştir. İşte bu çalışmada, yukarıda verilen bilgiler ışığında Ali Vahid Üryanizade’nin eserini değerlendireceğiz.

  1. Ali Vahid Üryanizade’nin Hayatı

Ali Vahid Üryanizade, 1879 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Çocukluk yıllarında Haseki’de Evliya Mekteb-i İbtidaiyesi’nde eğitim görmüş ve Davutpaşa Rüşdiyesi’ni bitirmiştir. Beyazıd Camii dersiâmlarından Hâdîmî Hasan Efendi’nin derslerine devam etmiş ve 4 Eylül 1904’te icâzetnâme almıştır. 22 Ekim 1902’de Mekteb-i Nüvvab’dan mezun olan Üryanizade, bunun dışında hesap, hendese, tarih, coğrafya, jeoloji, Türk ve Acem Edebiyatı ile Fransızca gibi farklı alanlarda da kendisini geliştirmiştir.

23 Haziran 1895’te Meşihat Sicil-i Ahvâl Şubesi Kâtibi olarak görevine başlayan Ali Vahid, daha sonra sırasıyla; 28 Mayıs 1903’te Beyrut’a bağlı bulunan Sahyun’da, 07 Mart 1904’te Haleb’in Münbiç kentinde, 21 Ağustos 1906’da Hadim’de, 30 Haziran 1908’de Antakya’da, 25 Aralık 1908’de Halilurrahman naiblikliği görevlerinde bulunmuştur. 30 Mart 1910-25 Mart 1911 tarihleri arasında Eyüp Kadılığı vazifesini ifa etmiş olan Üryanizade, 14 Nisan 1911’de Canik, 14 Şubat 1913’te Cidde, 7 Ağustos 1913’te İzmit sancağı naibliklerine tayin edilmiştir. 4 Ocak 1914-9 Temmuz 1917’de Evkaf Kadılığı ikinci müşavirliği görevinde bulunan ve 1916-1919 yılları arasında “Medreset’ül-Huteba”da Türkçe Kitabet müderrisliğini yürüten Ali Vahid, 5 Kasım 1921’de Ankara Sultanisi’nde, 23 Şubat 1923’te ise Ankara Erkek Muallim Mektebi’nde din dersi muallimi olarak görev yapmıştır.

Ali Vahid Üryanizade, 24 Kasım 1925 tarihli Kararname ile Diyanet İşleri Reisliği Hey’et-i Müşavere Azalığına tayin edilmiş ve bu görevde iken 22 Aralık 1932 tarihinde emekliye ayrılmıştır. Fakat kendi isteği üzerine 18.01.1937 tarih ve 12788 sayılı kararname ile aynı vazifeye tekrar getirilmiş; bu görevde iken 21 Temmuz 1940 tarihinde Ankara Numune Hastanesi’nde vefat etmiştir.[54]

Üryanizade’nin bilinen ve yayımlanmış olan eserleri şunlardır: Asker İlmihali[55], Çanakkale Cephesinde Duyup Düşündüklerim,[56] Köy Hatibi[57], Köy Hocası Mecmuası[58], Köylü İlmihali[59], Türkçe Hutbeler[60], Terbiye Dersleri[61], Vücud Sağlığı[62], Vaaz.[63]

  1. Türkçe Hutbeler Adlı Kitabı

368 sayfalık hacimli ve oldukça sistematik bir eser olan Türkçe Hutbeler isimli kitap 40 ayrı hutbeden oluşmaktadır. Kitaptaki hutbelerin her birinde “hutbe”, rakam ve hutbenin adı yer almakta, ardından Arapça hutbe duası ile giriş yapılmakta, daha sonra Türkçe metine geçilmektedir. Eserin dipnotunda belirttiği üzere hatip 1. ve 2. hutbe arasında oturarak, kitabında yer verdiği duayı okumakta[64], sonra ayağa kalkıp ikinci hutbeyi îrâd etmekte ve Arapça dua ile bitirmektedir. Hutbelerin uzunluğu konuların içeriğine göre değişmekte, en az dört en fazla on iki sayfa arasında farklılık göstermektedir.

Hutbelerdeki hitap şekilleri incelendiğinde; tüm hutbeler “Ey Cemaati Müslimin” şeklinde başlamaktadır. Bununla birlikte on farklı hitap şeklinin de kullanıldığı görülmektedir. 63 yerde “Ey Cemaati Müslimin”, 26 yerde “Ey Müslümanlar” ifadeleri geçmekte, ara bölümler de ise “Ey Allah’ın Kulları”, “Ey Aziz Kardeşler”, “Ey İnsanlar” ve “Ey Gençler, Ey Evlatlar” gibi  hitaplar tercih edilmektedir. Ancak bu hitap şekilleri nadiren tercih edilmektedir. Ayrıca kitaptaki hutbelerde kullanılan hitap şekillerinin genel anlamda az olduğu ve belirli ifadelerin sıklıkla kullanıldığı dikkat çekmektedir.

Üryanizade’nin Arapça duanın ardından zikrettiği ayet ve hadislerin konuyla bağlantılı olarak seçildiği dikkat çekmektedir. Buradan anlaşıldığına göre yazar ilgili ayet-hadisleri hutbe içerisinde değil, Arapça hutbe metninin bitiminde vermektedir. Ancak Ali Vahid, bu ayetlerin Kur’an’da hangi surede olduğunu belirtmediği gibi, hadislerin kaynağı hakkında da bilgi vermemektedir. İlgili hususu incelememiz neticesinde, Üryanizade’nin hadis kaynağı kullanımında sadece Kütüb-i Sitte’den yararlanmadığı, geniş bir kaynak yelpazesinden faydalandığı görülmektedir.

Hutbelerin Türkçe metinlerinin içeriğine bakıldığında sadece iki tanesinde ayete yer verildiği görülmektedir. Halbuki, Hz. Peygamberin konuşmalarının çoğunda ayetlerden deliller getirdiği bilinmektedir. Hem bu nedenle hem de cemaatin dinini sahih kaynaklar vasıtasıyla öğrenmesi için hutbe ve vaazlarda ayet-hadisler yeterince kullanılmalıdır. Fakat bu eserde giriş duasının ardında iki hutbede ayete ve on dokuz hutbede hadise hiç yer verilmemiştir. Türkçe metinlerin içerisinde ise beş hadise yer verilirken, hutbe içerisinde Hz. Peygamberin hayatından kesitlere hiç değinilmemiştir. Oysa bu hususlar dinin doğru anlaşılmasında ve konunun sahih kaynaklarca delillendirilmesinde oldukça önemlidir.

  1. Hutbelerin Konu ve İçeriğinin Değerlendirilmesi

Hutbeler, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi internet sitesinden alınan temalara göre sınıflandırmaya tabi tuttulduğunda Îmân, İbadet, Dinî Gün ve Geceler, Ahlâk, Helaller-Haramlar, İçtimaiyat, İnsan ve Eğitim  olmak üzere sekiz ana başlığa ayrılabilmektedir.

Tablo 1. Hutbe Konuları

Sıra No

Hutbe Konusu

Hutbe Sayısı

Yüzdesi

1

İbadet

8

%20

2

İçtimaiyat

8

%20

3

Îmân

7

%17,5

4

İnsan

6

%15

5

Dinî Gün ve Geceler

3

%7,5

6

Ahlâk

3

%7,5

7

Eğitim

3

%7,5

8

Helaller ve Haramlar

2

%5

Konu dağılımı incelendiğinde ibadet, içtimaiyat ve îmân konusunun ağırlıklı olarak ele alındığı görülmektedir. Ancak burada dikkati çeken en önemli husus îmân konusunun, ibadet ve içtimaiyat konularından sonra 7 hutbe ile hutbelerin %17,5’lik bir bölümüne tekabül etmesi ve daha düşük bir yüzdeye sahip olmasıdır.

  1. İbadet

İbadetle ilgili bölümler incelendiğinde toplamda sekiz hutbeyle, içtimaiyatla birlikte, en fazla işlenen tema olduğu görülmektedir. Kendi içerisindeki konu dağılımına bakıldığında İslam’ın ana omurgasını oluşturan namaz, oruç, zekât ve hac gibi farz ibadetler temel alınmıştır. Bunun dışında zaman zaman nefsi terbiye etme, Kur’an-ı Kerim’i okuma ve onun hükümlerine göre yaşama ile tefekkürün ehemmiyetlerine ve cuma-cenaze namazlarının farziyetine de değinilmiştir.

Üryanizade, Kur’an-ı Kerim’in Allah’ın insanlara verdiği en büyük nimet olduğunu belirtirken, onun kadrini bilmemenin, onu okuyup anlamamanın ne büyük bir noksanlık olduğuna da dikkat çekmiştir. Ayrıca “Biz Kur’an-ı Kerimi yalnız okumakla kalmayacağız. Yalnız iyice anlamakla vazifemiz bitti sanmayacağız. Belki el alemden geri kalmamak için o kitap bize ne yol gösteriyorsa o yolu tutacağız. Böylelikle dünyada da ahirette de selameti bulacağız. Asıl Müslümanlığımız bu olacak!”[65] ifadelerine yer verdikten sonra Kur’an’ı Kerim’in öpüp başa koymak, duvara asmak, dolaplara kaldırmak ve sadece ölülere okumak için indirilmediğine; aksine onun ruhlara gıda ve gönüllere sefa olarak, doğru yolu göstermek için gönderildiğine değinmeyi de ihmal etmemiştir.

Ali Vahid Üryanizade, ibadetlerin en büyüklerinden birinin düşünmek olduğunu, bir saat tefekkür etmenin, düşünmeden anlamadan bin yıl ibadet etmekten daha hayırlı bir salih amel olarak kabul edildiğini, çünkü insanın ancak tefekkür sayesinde Allah’ı tanıyabileceğini beyan etmiştir. Bununla birlikte bütün kötülüklerin Allah’ı tanımamaktan kaynaklandığına dikkat çekerken, “İnsana Mevlasını unutturmayacak olan ibadetlerin en birincisi namazdır. Namaz kılmak dünya gailesini bir tarafa atarak, gelip “Allah” divanına durmak demektir.”[66]cümleleriyle de namazın önemine vurgu yapmıştır.

 Cuma namazı konusuna başlı başına bir hutbe ayıran Üryanizade, beş vakit namazın cemaatle kılınmasının sünnet olmasına rağmen; Cuma namazı ile Cuma hutbesinin cemaatle birlikte eda edilmesinin ve dinlenilmesinin ise farz olduğuna dikkat çekmiştir. Bununla ilgili olarak da İslam’ın halkın bir haftadan fazla nasihatsiz kalmasına razı olmadığı çıkarımında bulunmuştur. Ayrıca Cuma namazının önemine, usulüne, adabına ve faziletine değinirken; “İşte Müslümanlık böylece ayrı seçi etmeksizin fakirle zengini yan yana koyup bir safta onlara namaz kıldırıyor. Hem böylelikle din kardeşleri arasında aşinalık peyda olup yabancılığın kalkmasına sebep oluyor. Hem de Müslümanların birbiriyle konuşup görüşüp dünyaya ahirete yarar işler tutabilmelerine meydan veriyor. Cumanın cuma oluşunda daha böyle birçok hikmetler vardır.”[67] ifadelerine yer vererek Müslümanların birleşerek samimi bir topluluk haline gelmelerine ve beraber pek çok işin altından kalkabilmelerine işaret etmiştir.

Cenaze namazının ehemmiyetine müstakil bir hutbeyle değinen Üryanizade, “Ölüm oyuncak değildir, irkilinecek, durulup düşünülecek bir kıyamettir”[68] sözleriyle konuya dikkat çekmiş, insanın Müslüman kardeşine son vazifesi olan o namazdan madden-manen, aklen ve kalben ibret alması gerektiğini beyan etmiştir. Tıpkı kişinin kendisi gibi o mevtanın da bir zamanlar yiyen, içen, gezen, yapan, eden bir kimse olduğunu hatırlatan Ali Vahid, oysaki ölüm geldiğinde artık her şey bitmiş, arzular son bulmuş, eylemler nihayete ermiştir. Bu ise ibret alan bir insanın irkilmesine neden olacak bir şeydir. Ölüm herkesin başına geleceği için insan onu bir an olsun hatırından çıkarmamalı, vazifelerini zamanında yaparak yarına bırakmamalıdır, demiştir.

Zekât ve sadaka ile ilgili hutbesinde dünya malının geçici olduğunu, insan yığınlarca mal biriktirse bile hepsini dünyada koyup gideceğini belirten Üryanizade, Allah’ın mal verdiği kimseleri muhtaç olanlara bakmakla yükümlü tutuğuna vurgu yapmıştır. “Benim yarattığım nimetleri yine benim verdiğim kol ile kuvvet ile, akıl ile, fikir ile kazanıp zengin olunca fakirleri acizleri unutmasınlar. Milletin, memleketin muhtaç olduğu şeyleri asla hatırdan çıkarmasınlar.”[69] ifadesinde görüldüğü gibi sonucu memleketin ihtiyaçlarına getirdiği dikkat çekmektedir.  Bu kısımda da ibadetlerin ahiret kadar dünya için olan menfaatlerinin ön plana çıkarılması dolayısıyla dönemin etkisine bariz bir biçimde rastlanmaktadır.

Üryanizade, orucun insana birtakım meziyetler kazandırdığı üzerine değerlendirmelerde de bulunmuştur. Nefsine hâkim olmanın yanında, açların halinden anlayarak merhamet sahibi olmak, sabırlı olmakla beraber oto kontrol sağlayabilen bir birey haline gelmek saydığı meziyetler arasındadır. Ali Vahid bunların yanı sıra oruç ibadetinin insanı itaatkâr yapacağını, kişinin görev uğruna engel tanımayacağını özellikle vurgulamıştır. “Öylesine askerlikte bir vazife verilse de “şunun şurasında dur, nöbet bekle. Kimseyi geçirme!” denilse yahut muharebede “şu işi şöyle yapacaksın; bunun için her tehlikeyi göze alacaksın!” denilecek olsa o mübarek soğuk sıcak demeyip o denildiği yerde bekler, kuş uçurtmaz. O, verdikleri emiri yerine getirmek için güçtür kolaydır demez sabreder, tahammül eder. Ölerek, kalarak vazifesini yapmanın çaresine bakar”[70] diyerek konuyu bu cümleleriyle yine titizlikle vatanın müdafaasına getirmiştir. Üryanizade, örneklerde de görüldüğü gibi yalnızca uhrevi boyutlarını anlatmakla yetinmediği ibadetlerin hem birey hem de toplum açısından disipline eden taraflarını ön plana çıkararak milletin menfaatleri noktasındaki hedefe ince ve devamlı bir yönlendirmede bulunmuştur.

Tablo 2. İbadet ile İlgili Müstakil Hutbeler

İbadet

  • Namaz Kılmak, Muhtaçlara Bakmak
  • Namazın Sebep ve Hikmeti
  • Cuma Namazının Sebep ve Hikmeti
  • Ramazan-ı Şerif
  • Orucun Sebep ve Hikmeti
  • Kur’an-ı Kerim
  • Çok Ehemmiyetli Bir Vazife
  • Hac Etmek

%20

  1. İçtimaiyat

İçtimaiyat teması altında ise 8 hutbe bulunmaktadır. Bu bölümde akarsularından devlet menfaati için yararlanma yolları, denizcilik ve gemilerin önemi, zenginliğin Allah’tan alıkoymadıkça ne büyük bir nimet olduğu, salgın hastalıklar ve aşıyla korunma, ağaçların ekolojik dengedeki yeri ve korunmasının önemi, vatan uğruna insanların canlarından ve mallarından fedâkarlık etmelerinin îmânla beraber anılması, merhamet ve yetimlere bakmanın, onları hor görmemenin herkesin vazifesi olduğu konularına değinilmiştir. Her devrin kendisine has problemleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, toplumu ilgilendiren birçok meseleye rağmen Üryanizade’nin neden bu konuları seçtiği anlam kazanmaktadır.

Bu bölüm toplumun gelişmesi, devletin ileri medeniyetler seviyesine çıkması için pek çok öğütle doludur. Akarsulardan faydalanmak ile ilgili kısımda, kendi haline başıboş bırakılan ırmakların deli dolu bir şekilde akıp zarar ziyan getireceğine, sazlıklar bataklıklar oluşturup salgın hastalıklara sebebiyet vereceğine değinilerek insanların hayrı için kullanmak gerektiği vurgulanmıştır. Ancak bunlardan sadece sulama anlamında yararlanmanın yetersiz olduğu, dinamolar kurarak, makineler üreterek, elektrik enerjisi elde ederek, her şekilde istifade ederek diğer milletlerden geri kalmamak gerektiği üzerinde durulmuş ve eski düzenin devleti öteki uluslardan geri bırakacağı uyarısında bulunulmuştur. “Muharebe meydanında nasıl arslanlar gibi çarpışıp yüzümüzü ak ettikse, ilm-i sanat meydanında da öylece çalışıp çabalayacağız! Ne yapıp yapıp bu dünyada hiç kimseden geri kalmamanın çaresine bakacağız! İlimce, marifetçe cihanın en ileri gitmiş milletleri sırasına geçmeyi kendimize farz bileceğiz! Öyle makine denince, aman biz yapamayız demeyeceğiz. Şöyle makinenin kurdu olacağız! Elektriğin ıccığınıcıccığını bileceğiz. Öyle şeylerin erbabı kesileceğiz! Madenlerimizi çıkaracağız, denizlerde dağ gibi gemiler dolaştıracağız. Irmaklar da arı gibi vapurcuklar gezdireceğiz! Akarsuların hızıyla elektrik çıkarıp işlerimizi yine türlü makinelerle gördüreceğiz! Az masraf edeceğiz; çok para kazanacağız! İşte nimetin kadri böyle bilinir. İşte bu mübarek memleketin şükrü biraz böyle ödenir!”[71] cümlelerinde de görüldüğü üzere Üryanizade, milleti sanayileşmeye teşvik etmiş ve bu hususta cemaati coşturacak etkili bir hitabet dili kullanmıştır.

Deniz ve denizcilikle ilgili hutbesinde de vatan menfaatleri için aynı hassasiyetle gemilerin öneminden ve yeni dünya düzenindeki getirilerinden bahsetmiştir. Hava, su, ağaçlar, demirler ve kömürler gibi nimetlerin yolu yordamınca hesapla, sanatla işlenmesiyle hayatı kolaylaştıran nimetler elde edilebileceğine, bunlardan biri olan gemiyle de ağır yükler ve binlerce insanı taşıyarak denizlere hükmedilebileceğine dikkat çekmiştir. Ayrıca “Binlerce esrarın bir araya gelmesinden meydana çıkan gemi Allah’ın büyük bir nimetidir. Cenabı Hakk Kur’an-ı Kerim’inde kaç yerde bunu bildiriyor. Bu nimetin büyüklüğünü tekrar tekrar bize hatırlatıyor. İnsanlara olan nimetlerini sayarken yağmurdan yiyecekden sonra en başa gemiyi koyuyor.”[72] cümleleriyle İslam’ın denizcilik konusuna önem veren bir din olduğuna vurgu yapmış, Müslümanların bu emirleri anlaması ve ona göre verilen nice nimetin kadrini ve kıymetini bilerek gerekeni yapması gerektiğine, yer altında yatıp duran nice kıymetli madeni işleterek dünyaya hükmedilebileceğine işaret etmiştir. Allah’ın methettiği bu nimetleri kullanan diğer milletlerin dünya ticaretini ele geçirdiğini, Müslümanların ise miskinlikleri ve beceriksizlikleri sayesinde geri kaldığını ifade etmiştir. Bu hutbeler devletin sanayi, medeniyet ve ticaret gibi yönlerden gelişip güçlenmesi ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşması açısından halka bir teşvik ve bilinçlendirme niteliğindedir.

Bir başka hutbesinde ise zenginliğin öneminden bahseden Üryanizade, dünyaya meyletmemek adına fakirliğe özenmenin bir erdem olmadığını ifade ederek, bunu bir hadisi şerifle delillendirmiştir. Ayrıca dinimizce para-mülk sahibi olmanın yasaklanmadığını, menedilen şeyin ise dünya malına tapmak olduğunu vurgulayarak zenginliğin nimetlerine değinmiş; hac, zekât ve kurban gibi ibadetlerin zenginlerce yapılabileceği, fakirlerin ise bundan mahrum olduğu üzerinde durmuştur. İbadet zemininden girdiği zenginlik konusunu, cami ve çeşme yapımı gibi ihtiyaçlara, toplumun yetim ve muhtaçlarına yardıma getiren Üryanizade, böylece bu hususu dinin emirleriyle destekleyerek, toplumda vatandaşı ve memleketi sahiplenme ve dayanışma temeline oturtmuştur.

Birinci Dünya Savaşı’yla başlayıp Kurtuluş Savaşı’yla devam eden süreçte, sosyo-ekonomik yetersizlikler nedeniyle ülkemizde salgın hastalıklarda artış meydana gelmiştir.[73] Durumun ehemmiyetine binaen Üryanizade, mikroplar ve çiçek aşısı merkezli bir hutbe îrâd etmiştir. O bu konuda cemaati uyarmış, aydınlatmış, halkı hem çiçek hem de diğer bulaşıcı hastalıklarla ilgili aşıya davet etmiştir. Konu üzerinden yine hiçbir tedbir almadan Allah’a tevekkül etmenin yanlışlığına değinerek, tıpkı bir köpek saldırdığında insanın kendisini koruduğu gibi, salgın hastalıklar karşısında da koruması gerektiğini ifade etmiştir. Üryanizade’nin sırf halkı aşıya davet etmek üzere hastalık, sağlık, zararlı ve faydalı mikroplar hakkında bir başlık açması dikkat çekicidir. Bu hutbe dahi o günün önemli bir meselesi hakkında halkın hutbeler yoluyla bilinçlendirildiğini, zaten savaşlarda bitap düşmüş milletin kalan fertlerinin de hastalıklarla telef olmasının önüne geçilmeye çalışıldığını bize göstermektedir. Ayrıca model bir bireyin her yönden sağlıklı, güçlü, zengin bir kimse biçiminde istendiği, yönlendirmelerin buna göre yapıldığı izlenmektedir.

Üryanizade’nin bunun dışında ağaç dikmek ve var olan ağaçları korumak üzerine de ilgi çekici bir hutbesi bulunmaktadır. Çünkü bu gibi konular hakkında hutbe kaleme alması ve yalnızca dinin ana konularına bağlı kalmaması dikkate şayandır. Ali Vahid ilgili hutbede insanların ağaçları yalnızca odun olarak görmek yanılgısına düşmesini eleştirirken, onların yokluğunda sel, kuraklık, kıtlık, toprak kayması ve bataklıklara bağlı salgın hastalıklar şeklinde pek çok felaketin baş göstereceğini hatırlatmaktadır. Buna ek olarak Üryanizade, ormanlık, güzel yağış alan, bereketli yerlerde sağlıkla yaşayan insanların, ağaçların kökünü kazımaya gayret etmesi halinde bulundukları bölgenin yaşanmaz hale geleceğini bildirmektedir. “Ağaçlar azaldıkça hava ağırlaşır. Hastalık çoğalır. Bet beniz solar. Ağızlarda tat kalmaz. Vücutlardaki eski sağlık görülmez. Ağaçsız kalan tepelerde, bayırlarda yağmurlar sebebiyle toprak tutmaz olur. Çünkü yaprak, dal budak yağmurun hızını alır. Ağaç kökü, ağaç damarı yerleri tutar, zapt eder. Ağaç olmazsa hep topraklar aşağılara doğru akar. Dereler dolar, tepeler çıplak kalır. Yatakları dolup yolunu şaşıran akarsular da öteye beriye yayılır. Her tarafta sazlıklar bataklıklar meydana gelir. Vaktiyle ağaçların kurutmak da olduğu sulak yerlerde de ağaçsızlık yüzünden ayrıca bataklıklar baş gösterir. Yağmurlar da vaktiyle yağmaz olur. Toprağın da eski bereketi kalmaz. Bir vakitler o mübarek ağaçların zümrüt gibi yaprakları arasından nazlı nazlı esen rüzgarlara bedel artık zehir gibi sam esmeye başlar. Eskiden tatlı tatlı ötüşen kuşlardan eser kalmaz. Onların yerini akrep gibi sokucu sivri sinekler tutar. Bir zamanlar rahat huzur içerisinde gülüp oynayan halk artık hastalıktan baş kaldıramaz olur. Yoksulluktan sağını solunu bilmez bir hale gelir. Ahalinin kimi alır başını gurbete düşer. El kapısına sığınıp aleme kölelik eder. Kimi de o bataklıklar içerisinde çürüye çürüye mahvolur gider. Sonra bir de bakarsın ki o güzel köyün yerinde yeller esip baykuşlar mekân tutar. İşte Allah adama ağaç kesmenin seyyiesini böyle çektirir. Hor görülen bir nimetin cezası da elbette böyle ağır olur.”[74] ifadeleriyle ürkütücü bir manzara resmeden Üryanizade, bir bakıma devletin verimli arazilerinin korunmasına dikkat çekerken diğer yandan da halkın sağlığının ve refahın devamı ile de ağaçlar arasında bir bağlantı kurmuştur. Bunun yanı sıra dikili ağaçlardan insan ya da hayvan kim faydalanırsa faydalansın, insanın amel defterine sevaplar yazılacağına da değinerek, konuyu ahiret menfaatleriyle de birleştirmiştir.

Pek çok hutbesinde vatanın savunmasına konuyu getiren Ali Vahid’in askerliğin fazileti ve vatan uğruna can ve mal fedakarlığıyla ilgili iki müstakil hutbesi de bulunmaktadır. İnsanların askerliğe çağırıldıkları zaman yüksünmemesini, canla başla gitmesini teşvik eden Üryanizade, “Bir askerin aldığı emre göre kalkıp yola gitmesi; sade Peygamber hutbesi dinlemekten, sade Peygamber arkasında Cuma kılmaktan değil belki bütün dünyanın malını da sadaka etmekten daha sevaplıymış. Aman yarabbi; askerlik etmek ne büyük hizmetmiş ne büyük işmiş!”[75] ifadeleriyle dinî amillerden yola çıkarak bu görevi yüceltmiştir. Allah’ın Âdiyat suresinde atların soluk alışverişleri ve nallarından çıkan kıvılcımlara yemin etmek suretiyle süvarileri methetmesine özellikle işaret etmiştir. Peygamberlikten sonra en yüce mertebenin şehitlik olduğunu dile getirerek, askerliğe gönülsüz olanlarda bir istek ve arzu meydana getirmeye çalışmış, bunun iftihar edilmesi gereken bir vazife olduğunu vurgulamıştır.

İnsanları pek elemli bir azaptan kurtaracak olan bir ticaret yoluna davet eden Ali Vahid, bu ticaret yolunun Allah’a ve Peygambere îmân ve Allah için mallar ve canlarla muharebe etmek olduğunu belirtmiştir. Kişi bu yolla günahlarından kurtularak ebedi cennet nimetlerine erebilecektir. Hatta kazancı bununla da kalmayacak Allah’ın yardımıyla şereflenip, tez vakitte düşmana galip gelecektir. Hutbe boyunca Allah yolunda mal ve canla harp etmeyi îmânla beraber zikreden Üryanizade, muharebe meydanında en çok dayanabilen kimselerin îmânı en güçlü kimseler olduğunu söyleyerek, savaşta sebat etmeyi ulvi bir duyguya bağlamıştır. Buna rağmen mal fedakarlığının can fedakarlığından evvel geldiğini söylemiş, “Muharebeye asker lazım olduğu gibi; askeri besleyecek, askere yarayacak erzağın, silahın, cephanenin bin türlüsü lazımdır. Bu da hep para ile olur. Bu parayı da verecek elbette millettir. Hükümete lazım olan mesarifi millet tedarik edecektir. Sırası gelince kimse bir şeyini asla esirgemeyecektir. Kimse; ben vergimi verdim, hükümetin ne hali varsa görsün diyemeyecektir.”[76] cümleleriyle devletin milli mücadele içerisinde bulunduğu o süreçte halka sorumluluklarını hatırlatmıştır. Söz konusu söylemler meselenin ehemmiyetinin anlaşılması ve gerekenin yerine getirilmesi gayesiyle, ödev ahlâkının yerleştirilmesi için hutbelerin araç olarak kullanıldığına açık örneklerdir.

Üryanizade kırk hitabe örneğinin içinde yetimlere bakmak ile ilgili de bir hutbe yazmıştır.  Taş yürekli ve merhametsiz olan kimselerin Allah’ın rahmetinden mahrum olduğunu dile getirerek söze başlayan Ali Vahid, babasız kalmış yavruların halinin insanın kalbine tesir edeceğine hatta arşı alayı titreteceğine dikkat çekmiştir. Savaşlarda verilen nice şehidin ardında bıraktığı çocukların çok olduğu erken Cumhuriyet döneminde dile getirilen bu hutbede yetimlerin bakıma, yetiştirilmeye ve sevgiye muhtaç oluşuna değinen Üryanizade, böylece annesiz ve babasız kalmış çocukların mesuliyetini dinî argümanlar kullanarak ahaliye yüklemiştir. Genele bakıldığında eşiktekinden beşiktekine kadar her ferdin devlet için önemi, korunması, eksiğinin giderilmesi vazifesinin herkese yüklenmesi, yani bir bakıma arzu edilen toplumun kenetlenerek kendi yaralarını saran bir toplum olması hutbeler vasıtasıyla halka arz edilmiştir.

Tablo 3. İçtimaiyat Konusuyla İlgili Müstakil Hutbeler

İçtimaiyat

  • Akarsulardan Faydalanmak
  • Deniz, Denizcilik
  • Zenginlik Nimeti
  • Mikrop, Çiçek Aşısı
  • Ağaç Faydası, Ağaç Düşmanlığı
  • Askerliğin Fazileti
  • Vatan Uğrunda Mal, Can Fedakarlığı
  • Yetimlere Bakmak

%20

  1. Îmân

Ali Vahid Üryanizade, kitabının îmân ile ilgili başlıklarında genel hatlarıyla; Allah’ın sıfatları, kader algısı ve insan iradesi, ölüm, ruh, kabir azabı, dünyanın ve ahiretin mamur edilmesi, kıyamet, mahşer, cennet ve cehennem konularına değinmiştir. Konu dağılımına baktığımızda, îmânın şartlarından yalnızca Allah’a, kadere ve ahirete îmâna değindiği, bunlar arasından da çeşitli alt başlıklarıyla en kapsamlı olarak ahiret inancını ele aldığı görülmektedir.

Ölüm ve ölüm ötesinin sıkça üzerinde duran Üryanizade, bedenin ruhun bineği olduğunun ve beden çürürken ruhun toprakla yok olmadığının, insanın işlediği işlerin bir sonucu olarak cennete veya cehenneme gideceğinin izahını yapmıştır. Ali Vahid, Asıl marifetin Allah’ın istediği gibi bir kul olmak olduğunu belirtmiş ve ahiret hayatında insanın karşılaşacağı sıkıntılara işaret ettikten sonra “Allah’ın emrini tutup Peygamberin gösterdiği yola gidenler; millet, memleket uğrunda can verip şehit düşenler hiç ölüm ayrılık acısı çekmezler. Kabir azabı görmezler. Allah onlara o acıları, o sıkıntıları duyurmaz; o korkunç şeyleri göstermez. Onların ruhuna Cenab-ı Hak bir neşe, bir lezzet verir…”[77] diye zikrederek tam da milli mücadele zamanında can fedakarlığına vurgu yapmış, bu sorumluluğu bireyin ahiretini kurtaracak bir müjde olarak halka sunmuştur.

Bunun dışında döneme vurgu yapan mesajlarından biri de tembelliğin İslâm dininde sevilmeyeceği, mü’min kişinin ahireti gibi dünyası içinde çalışması gerektiğidir. Üryanizade’nin “Müslümanlık böyle ilimsizliğe, marifetsizliğe razı olur sanmayın. Hem dünyanızı hem ahiretinizi ma’mur etmek için çalışın, çabalayın! Okuyun, öğrenin, didinin, çırpının! Bütün bu yorgunlukları da bir nevi ibadet sayın! Tembelliği, uyuşukluğu, cahilliği, gafilliği cinayet bilin! Hıyanet bilin!”[78] şeklindeki vurguları Cumhuriyet’in yeni kurulmasının akabinde toplumu çalışmaya yönlendirmek, ülkenin gelişmesi ve ilerlemesi için kitleleri kanalize etmek açısından özenle seçilmiş gibi durmaktadır.

İnsan ömrünü dünyada kendi nöbetini tutmak olarak tanımlayan Üryanizade, Allah’tan gayrısının fani olduğuna, bir gün olup bu düzenin bozulacağına ve kıyametin kopacağına da değinmiştir. Ali Vahid’in bu konuda özellikle belirttiği husus ise kıyametin ne zaman kopacağının bilinemeyeceği hususudur. “Siz öyle şunun bunun kıyamet zamanını haber vermesiyle değil; hatta kıyametin koptuğunu gözünüzle görseniz bile elinizdeki işinizle meşgul olun! İşte artık kıyamet kopuyor, olmaz olsun bu dünya derdi diye elinizdekini atıp gitmeyin!”[79] ifadeleriyle de değil kıyamet söylentisi, kıyametin kendini görseniz dahi vazifenizi yapmaya devam edin mesajı vermiştir.

Bir hutbesinde mahşerin dehşetini gözler önüne seren Üryanizade, yeryüzünün altüst olmasının ardından gelmiş geçmiş tüm insanların mahşer meydanında bir araya geleceğini, herkesin kabahatlerinin ortaya döküleceğini, insanların acz içerisinde olup kimsenin kimseye yardımının dokunmayacağını belirtmiştir. Nasıl ki dünya yok iken var olmuştur, tıpkı bunun gibi yeniden yok olacaktır. Bunun ötesinde mahşerde mizan kurulacak ve insanlar hesaba çekilecektir. Bütün bunları yaratmak Allah’ın gücünün ve kudretinin yanında hiç mesabesindedir. “Lakin şunu da unutmayalım ki sade bunlara îmân etmek para etmez. Bunları düşünerek ona göre davranmak icap eder. Yoksa sade kuru îmân insanı kolay kolay kurtaramaz. Zaten öyle îmânın temelli kalacağı da şüphelidir.”[80] diyen Üryanizade, ahirete îmânın insanı hizaya getirmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır. Neticesinde kişinin zihnini oynatacak nimetlerle dolu bir cennet ya da Allah’ın rahmetinden mahrum bırakılanların gideceği, dayanılmaz azaplarla dolu bir cehennem vardır.

İnsanlardaki kader algısının yanlış olmasının onları birtakım hatalara sevk edeceği hakkında da başlı başına bir hutbe îrâd eden Üryanizade, bu konuda iki temel yanlışa işaret etmiştir. Bunların birincisi insanın kader kısmet diyerek her şeyin ucunu bırakması ve tembelliğe düşmesi, ikincisi de büsbütün kaderi inkâr ederek, yapacağı her işin sonucundan korkmasıdır. Ali Vahid, bu iki fikrin ortasında bir yol olan, insanın kendi iradesine bağlı olan şeylerde aklını ve fikrini hayra kullanarak gerekeni yapması ve ondan sonra Allah’a bağlanması yolunu tutması gerektiğini belirtir. “Zira ne zaman bir iyilik yapmak istersek kendi arzumuzla yapıyoruz. Elimizi bağlayan yok. Ne zaman da bir fenalık yapmak istersek yine kendi isteğimizle yapıp ediyoruz. Zorla bizi çekip götüren yok!  Elimize ayağımıza hükmümüz geçiyor. İstediğimiz gibi kendimize kumanda edebiliyoruz.  Demek ki artık gemisini kurtaran kaptandır. Siz isterseniz iyilik yaparsınız, cenneti bulursunuz, isterseniz fenalık edersiniz, cehenneme müstahak olursunuz.”[81] sözleriyle insanın karar verebilme ehliyetine de değinen Üryanizade, hiçbir tedbir almadan sadece kadere yüklenmenin yanlış olduğunu, ancak üzerine düşeni yaptıktan sonra başa gelebilecek bir kaza hakkında “kaderim böyle imiş” diyerek boyun bükmenin doğru ve tutarlı bir yaklaşım tarzı olabileceğini belirtmiştir.

 Bu hutbelerde îmân kavramları üzerinden gözle görülebilir derecede insanları bireysel çalışmaya motive edip hem ülke menfaatleri hem de cenneti kazanmaya teşvik etmek, bu sayede toplumda sosyal ahlâk normlarını da yerleştirmek amacı olduğu ifade edilebilir. Ele alınan konular üzerinden görev bilincine sahip düzgün bir insan olmak detaylıca işlenirken, kıyametin dahi insanı dünya işinden alıkoymaması gerektiği ve tembellerin cehennemlik olduğu özenle vurgulanmıştır.

Tablo 4. Îmân ile İlgili Müstakil Hutbeler

Îmân

  • Dünya ile Ahiret Arası
  • Hem Dünya Hem Ahireti Ma’mur Etmek
  • Kıyametin Ne Zaman Kopacağı Belli Değildir
  • Ahirete Îmânın Dünyaya Faydası
  • Kaderi Yanlış Anlamak
  • Cennet Kimler İçindir
  • Mahşer Kaygısı

%17,5

  1. İnsan

Bu tema altına yerleştirilen başlıklarda Üryanizade, genel hatlarıyla kişinin sıhhatini koruması ve sağlıklı bir hayat sürmesinin ehemmiyeti, insanın en verimli yaş aralığı olan gençlik yıllarının iyi değerlendirilmesi ve onun tembellikle ziyan edilmemesi gerektiğine değinmiştir. Bunun yanı sıra Ali Vahid, her insana ölümün gelip çatacağının, bu yüzden de yapılacak işlerin ertelenmeden, mutlak son gelmeden zamanında yapılmasının lüzumunun, zaman denen mefhuma sahipken onun kıymetinin bilinmesinin, zira telafisinin olmadığının üzerinde durmuştur. Ayrıca Üryanizade yapılan işleri elinden geldiğince en iyi bir biçimde yapmanın gerekliliği ve insanın Allah tarafından kendisine bahşedilen nimetlerin farkında olarak yaşaması konularını ele almıştır.

Erken Cumhuriyet döneminde İtalya’da Mussolini’nin “azami doğum, asgari ölüm” politikası Türkiye’yi oldukça etkilemiştir. Bu bağlamda hastalıklara bağlı ölümleri azaltmak, sağlıklı ve üretken bir toplum oluşturabilmek konusu TBMM’nin gündemine de taşınmıştır.[82] Üryanizade de insan teması altında “vücud sağlığı” başlıklı müstakil bir hutbede, sağlığın önemini uzun uzun anlatarak, kıymetini bilmenin gerekliliğine işaret etmiştir. “Sıhhat ve afiyet insan için öyle bir nimet, öyle bir büyük devlettir ki ondan mahrum olan kimse asla rahat huzur göremez. Gönül hoşluğuyla dünyasını ahiretini ma’mur edemez. Aklını başına alıp da şöyle kendini bir çekip çeviremez. Zira sağlam akıl, sağlam fikir hep sağ kafada olur. Çürük adamın aklı da fikri de işi de gücü de çürüktür.”[83] cümlelerinde görüldüğü gibi Ali Vahid, nitelikli insan olma mesajları vermiş, buna bağlı olarak da hem dünya hem de ahiret hayatına dair görevlerin daha bilinçli bir şekilde yerine getirileceğine vurgu yapmıştır.

Yine gençlik nimeti başlıklı hutbesinde de çocukluğun toyluğu geçtikten sonra ve ihtiyarlık gelmeden önce geçen en verimli çağında, insanın bahane üretmeden memleketin işlerini yüklenmesinin önemini izah etmiştir. Gençliğin kıymeti bilinmesi gereken çok değerli bir nimet olduğunu, ancak bu nimetin zaman içinde yavaş yavaş kaybolduğunu belirten Üryanizade, “düşünseniz bir kere siz o kadar ucuz musunuz? Siz kolaycacık mı bu çağa geliyordunuz? Zavallı analar babalar sizi bu boya getirinceye kadar ne emekler verdi. Ne muhabbetler ne meşakkatler çekti. Yazık değil mi size? Yazık değil mi onlara? Siz kendinize ve ananıza babanıza acımıyorsunuz bari memleketinize acıyın. Milletinize biraz merhamet edin. Bakın alemin emrindeki şu canım memleket nice asırlardan beri bakılmamış, edilmemiş. Layıkıyla ekilmemiş, biçilmemiş. Ormanlar öyle harap olmuş, madenler öyle topraklar altında gizli kalmış. Muharebe etmekten, ateşten ateşe koşmaktan göz açmaya vakit bulamayan millet için bugünkü günde yapılacak işlerin haddi hesabı yoktur. İşte ey gençler, ey evlatlar; bütün bu işler hep sizleri bekliyor!”[84] ifadeleriyle o günün gençlerine sorumluluklarını hatırlatmış, ayağa kaldırılması gereken bir memlekette en verimli yaş grubuna birtakım görevler yüklemiştir. Ayrıca Ali Vahid, insanın sağlığına dikkat ederek, zararlı şeylerden uzaklaşarak yaşlanmayı geciktirmesi ve gençlik dönemini uzatması gerektiğine de değinmiştir.

Allah’ın çeşitli organlar vererek süslediği insanın bir uzvunun eksik olmasının, o kişide ne gibi mahrumiyetlere neden olacağını Allah’ın nimetleriyle ilgili bir makalede dile getiren Üryanizade, tepeden tırnağa insan vücudunun kişiye Allah’ı tanıtacak bir mucize olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca insana ihsan edilen en üstün nimetin akıl ve fikir olduğunu dile getirmiş; bununla birlikte yerin ve göğün yaratılışında, özü ateş olan dünya üzerindeki nice yaşamın vuku bulmasında ve her gün gerçekleşen sayısız doğa olaylarında nice hikmetler olduğunu belirtmiştir. Akabinde ise Ali Vahid, “İnsanoğlu yine bir kere düşünse ki onun bir lokma ekmeği meydana gelinceye kadar ne gökler gürlemiş ne şimşekler çakmış ne yıldırımlar düşmüş ne yağmurlar yağmıştır? Ne demirler dökülmüş ne topraklar sürülmüş, nice rüzgârlar esmiş, ne harmanlar olmuştur? Nice sular akmış, nice değirmenler dönmüş, nice odunlar yanmış, ne kadar hadsiz hesapsız işler görülmüştür? Bunun için insan önüne gelen ekmeği yemezden evvel her lokmasını öpüp başına koysa billahi yeri vardır.”[85] diyerek Allah’ın nimetlerini yaratmada ve onları kullarına sunmadaki sanatına da bazı misaller getirmiştir.

Ali Vahid, ölümün herkesin başına geleceğini ifade ettiği hitabesinde o gün gelmeden bireylerin üzerlerine düşen vazifeleri yapmaları ve bugünün işini yarına bırakmamaları gerektiğini özellikle vurgulamıştır. “Kendine karşı; anasına babasına, evladına iyaline karşı; yerine yurduna, milletine memleketine karşı bu dünyada herkesin yapacağı birçok vazifeler vardır ki bunların hepsi de Allah borcudur. Herkes ölmezden evvel kendi hissesine düşen hizmeti görecek, boynunun borcunu ödeyecektir.[86] cümlelerinden de anlaşılacağı gibi, yapılacak işlerin çokluğu sebebiyle insan gücünden azami olarak faydalanmanın yolu yapılmaya çalışılmış ve bu husus dinî vazifeler içerisinde sayılmıştır.

Ayrıca Üryanizade, vaktin ehemmiyetini bilmekle ilgili hutbesinde de başa gelen felaketlerin nedenini zamana gereken önemi vermemek olarak tespit etmiştir. Ali Vahid, her dakikanın kıymetini bilerek ilimde ve sanatta ilerlemeye mecbur olunduğunun, aksi takdirde bu topraklarda yine zayıflık nedeniyle düşman istilasına uğranılacağının cemaate izahını yapmış ve halkı bu konuda gayrete davet etmiştir: “Ey Cemaat-i Müslimin!  Bilmiş olalım ki; bizim şimdi yapılacak pek çok işlerimiz vardır. Telef edilecek bir dakikamız yoktur.  Vaktimizi öyle eskisi gibi boşuna geçirmeyelim. Ömürler bir daha geri dönmemek üzere hemen uçup gidiyor. Bir yanda dünya kadar işler yüzüstü durup hep bizi bekliyor. Aklımızı başımıza alarak zamanımızın kıymetini bilmezsek ziyanımız pek büyük olacaktır.”[87]

Özenerek çalışmak hutbesinde ise yapılan işin baştan savma olmaması ve aşkla şevkle icra edilmesi gerektiğini vurgulayan Ali Vahid, istemeye istemeye yapılan işlerden yarar görülmeyeceğini belirtirken, Allah’ın sanat ve beceri sahibi olup da işe asılmayan insanları sevmeyeceğini dile getirmiştir. Aksine O’nun ister dünya ister ahiret hakkında olsun yaptığı işi özenerek, en güzel biçimde yapanları sevdiğine dikkat çekmiştir. Üryanizade’nin bu hutbelerinden gerek din gerek millet ve gerekse bireysel bazda mevcut insan potansiyelini en yüksek verimlilikte ve en faydalı biçimde kullanabilme amacı güttüğü sonucuna ulaşılabilir. Görüldüğü gibi hutbeler müstakil başlıklar halinde olsa bile birbiriyle bağlantılı ve birbirini destekler nitelikte olup parçalar bir bütünü oluşturmaktadır.

Tablo 5. İnsan ile İlgili Müstakil Hutbeler

İnsan

  • Vücud Sağlığı
  • Gençlik Nimeti
  • Ölüm Tehlikesi
  • Vaktin Kıymeti ve Ehemmiyeti
  • Özenerek Çalışmak
  • Allah’ın Nimetleri, Hikmetleri

%15

  1. Dinî Gün ve Geceler

İslâm’ın dinî duyguları tazeleyici, motive edici ve toplumsal bir ahenk oluşturucu özellikleri bulunan bayramlar, üç aylar ve kandiller gibi dinî gün ve geceler hakkında üç adet müstakil hutbe bulunmaktadır. Kurban Bayramı, Berat Kandili ve genel olarak mübarek geceler hakkında hutbe kaleme alan Üryanizade’nin, Ramazan Bayramı ve Kadir gecesi gibi dinimizce önemli görülen diğer gün ve gecelere değinmemesi ise dikkat çekmektedir.

Üryanizade bu hutbelerde, mübarek günlere dahi evvelden insanın kendisini hazırlaması gerektiğine, bu özel vakitler dolayısıyla insanın kendisini düzeltmesinin ve geliştirmesinin elzem olduğuna değinmiş, hayırlar düşünerek hayırlara ermek gerektiğine ve Allah’ın rızasından sapmamaya vurgu yapmıştır.  Bununla beraber Ali Vahid, “Gönülsüzlüğü bırakıp faidelerimizi düşünelim.  Elden geldiği kadar hayır hasenatta bulunalım. Fakirlerin, yoksulların imdatlarına koşalım.  Vatanın muhtaç olduğu şeyleri daima göz önünde tutalım.  Hep elimiz işte güçte olsun, gönlümüz millette memlekette bulunsun.  Vatanın derdini asıl kendi derdimiz gibi bilelim. Bu uğurda yılmayalım, yüksünmeyelim. Durmayalım, dinlenmeyelim! Alacaksak alalım, dikeceksek dikelim. Okuyalım, öğrenelim, her şeyi güzelce belleyelim. Bütün bu işleri ibadet bilelim. Böylelikle dünyamızı da ahretimizi de ma’muredelim.[88] ifadelerinde bulunarak yine bu konuları da vatan ve millet menfaatlerine bağlamış, her vesile ile kitleleri çalışmaya sevk etmeye gayret göstermiş, bunları da ibadet olarak nitelendirmiştir.

 Bilhassa Kurban Bayramı için ayrılan hutbe bu hususta özellikle dikkat çekicidir. Çünkü ilgili bölümde bir ibadet olarak kurban kısa geçilmiş, hayvanların derilerinin devlet menfaatleri için bağışlanmasına ise yoğun olarak değinilmiştir. Üryanizade’nin, “Sakın deriden, bağırsaktan ne olacak demeyin! Bundan çok şey olur. Eğer her kurban kesen kimse deri ile bağırsakları, boynuzları Tayyare Cemiyetine verecek olsa bu yüzden memleket belki elli tane tayyare kazanmış olur. Siz buna ehemmiyet verin. Bu kadar bir iyiliği tayyareciliğimizin ilerlemesi uğrunda sakın esirgemeyin!”[89] cümlelerini kullanmış olması da bize o dönemin atmosferini ve hutbelere etkisini ciddi ölçüde yansıtmaktadır. Özellikle bu bölümde kurban ibadetinin öyküsüne değinilmemesi ve hiç ayet-hadis kullanılmaması gözden kaçmamaktadır. Fakat kurban derileri uçak alabilmek maksadıyla maddi bir kaynak olarak görülmüş, devletin tayyare açığını kapatabilmek için vatandaş evvelden evinde bulunan deriler dahil olmak üzere bağışlamaya teşvik edilmiş, böylece kurban kesen her bir kimse toplumsal seferberliğe davet edilmiştir. İlgili hutbede konunun dinî yönünün/asıl vurgulanması gerekenlerin zayıf tutularak toplum için güncel olan gereksinimlerin ön plana alınması, hutbelerin yeni düzende kitleleri yönlendirmek için bir araç olarak kullanıldığının bariz bir örneğidir.

Tablo 6. Dinî Gün ve Geceler ile İlgili Müstakil Hutbeler

Dinî Gün ve Geceler

  • Mübarek Aylar, Mübarek Günler
  • Berat Kandili
  • Kurban Bayramı

%7,5

  1. Ahlâk

Ali Vahid, ahlâkla ilgili üç hutbesinde tefekkür, tevekkül ve cimriliğe değinmiştir. Ayrıca insanın görmeye alıştığı şeylerin üzerinde düşünülmeye ne derece layık olduklarına dikkat çekmiş; gecenin, gündüzün, yağmurun, otların, gözle görülmeyecek mikropların, kısacası kainâttaki küçük-büyük her şeyin Allah’ın kudretini gösteren mucizevi ve hayret edilecek şeyler olduğunu vurgulamıştır.

Üryanizade, tevekkülün pek çok yolunun olduğuna, fakat doğru tevekkül etmenin püf noktasının elden gelen her şeyi yaptıktan sonra ortaya çıkacak sonuç hakkında Allah’a güvenilmesi gerektiğine işaret ederken, insanları özellikle çalışmaya davet etmiş; tembellikten ve cahilce kendini belaya atmaktan sakındırmıştır. Üzerine düşeni yaptıktan sonra ötesini Allah’a havale etmenin kalbe güç verdiğine değinen Ali Vahid, “Harp etmesini iyice öğrendikten sonra sıdkını bütün edip Allaha bel bağlayan bir askerin önüne kimse duramaz. Onun gösterdiği cesareti kimse gösteremez. Çünkü bir defa düşmana karşı gücü yettiği kadar hazırlanmış, hakkın emrini yerine getirmiştir. Zaten kadere de îmânı var. Allah dokuzda verdiğini sekizde almaz diyor. Hak Teâlâ Hazretlerinin Müslümanlara yardım edeceğini pek âlâ biliyor, böylece itikat ediyor. Eceli gelmişse şehit, gelmemişse gazi. Daha neden korksun?”[90] deyip tevekkülle savaş ortamı arasında bağlantı kurarak askerin ön hazırlığına ve içinde bulunacağı duyguya biçim vermeye çalışmıştır.

Bunun dışında cimriliği işlediği hutbesinde de Ali Vahid, paranın, malın, mülkün Allah yolunda sarf edilebildiği ölçüde değerli olduğuna, kalbe yerleştiği zaman ise insanı felakete götürebileceğine değinmiştir. Bir savaş esnasında gücü olanın canıyla, parası olanın ise malıyla muharebeye destek verdiğini ifade eden Üryanizade, gerektiğinde parasına kıyamayan zenginleri kınayarak, “Behey insafsız dese birisi, askerler, o ümmet-i Muhammed’in sevgili evlatları vatan uğrunda aziz kanlarını dökerler de sen başından arta kalan paranı, pulunu ne için feda etmezsin? Senin paraların o gençlerin canlarından daha mı kıymetli? Düğüm düğüm üstüne örüp o paraları ne zaman için saklarsın? Ak akçe kara gün için değil midir? Neuzubillah öylesine göre ak akçe sade üst üste istif edip seyretmek içindir. Kara günden kendisinden bir iane istendiği gündür. O zavallı ne yapsın, paracıklarını nasıl birbirinden ayırsın? İstenen şey can değil ki versin. Para isteniyor. Ona hiç kıyılır mı, o istifler hiç bozulur mu? Ama bir de memleket tehlikede imiş ona ne? O sade para bilir, paraya tapınır başka bir şey bilmez. Başka bir şey tanımaz.”[91] diyerek önemli bir yanlışa işaret etmektedir. O, bu cümlelerinde de görüldüğü gibi cimrilik ve mal fedakârlığı hususunu da yine vatan konusuna itina ile bağlamıştır. Üryanizade’nin bu bölümde değindiği konulara bakarak, cemiyetin ahlâkının toplum düzenini koruyucu yönü kadar, vatan koruması için olan önemine de değindiği dikkat çekmektedir. Bu şekilde toplumsal bir sorumluluk, bir ödev ahlâkı geliştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Tablo 7. Ahlâk ile İlgili Müstakil Hutbeler

Ahlâk

  • Tevekkül Nasıl Olur, Neye Yarar
  • Faydalı Düşünceler
  • Nekeslik, Cimrilik

%7,5

  1. Eğitim

Eğitim temasında üç hutbe bulunmaktadır. İçeriğine baktığımızda ilmin, fennin önemi, eşyaya ibret gözüyle bakarak yeni şeyler keşfetmek gerektiği, eski İslâm âlimlerinin dünya ilimlerinde ne kadar ileri gittikleri gibi temel hususlar anlatılmakta, çeşitli hadislerle kuvvetlendirilen bu bölümde bir saat tefekkürün bir yıl ibadetten daha üstün olduğu özellikle vurgulanmaktadır. Burada Üryanizade’nin dinin münzevi bir hayat yaşamaktan ibaret olmayıp, çalışmanın, düşünmenin, öğrenmenin ve fende ilerlemenin de dinî bir görev olduğunu ifade etmesi, kendi döneminde ilimde ne kadar geri kalındığını, bilime gereken önemin verilmediğini, bu yüzden konuyla ilgili de hutbelerin kitaba girdiğini bize göstermektedir. Üryanizade, eğitimle ilgili hutbelerinde geri kalmışlığın sebebinin ilimsizlik olduğunu, milletleri yükseltecek olanın da alçaltacak olanın da ilim olduğunu vurgulamıştır. Cahilliğin Müslümanlığa yakışmayacağı, yaş bahanesi olmadan herkesin okuması, öğrenmesi gerektiği üzerinde pek çok kez duran Ali Vahid, bir saat ömrü kalanın dahi ilimle meşgul olması gerektiğini söylemiştir.  Halka bu hususta arz ettiği hutbesinde, “Hâlbuki Peygamber Efendimizin (s.a.v) bildirdiğine göre; ilim müminin yitiğidir adeta kaybetmiş olduğu bir malıdır. Onu nerde bulursa, kimin elinde görürse almalıdır. Yine Peygamber Efendimizin (s.a.v) bildirdiğine göre; dünyayı isteyen ilme sarılacaktır. Ahireti isteyen ilme sarılacaktır. Hem dünyayı hem ahireti isteyen de yine ilme sarılacaktır. Bunun hiç ötesi yoktur. Bunu ben söylemiyorum, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor. O iki cihan serveri bize ilmin ehemmiyetini böyle bildiriyor.”[92] cümlelerini sarf ederek, ilimle uğraşmanın hem dünya hem de ahiret hayatını kurtaracağına değinmiş, böylece savaşlardan çıkmış yıkık bir ülkenin imarına ve dünyayı isteyen, ahireti isteyen her ikisini de isteyen insanların ödev ahlâkıyla yeniden inşasına gayret sarf etmiştir.

Hz. Peygamberin pek çok hadisinde ilme verdiği önemin bahis olmasına dikkat çeken Üryanizade, bundan dolayı eski dönem büyük İslâm âlimlerinin kitaplarını ilim ve hikmetle doldurduklarını ifade etmiştir. Ayrıca onların yerler, gökler, hayvanlar ve insanlara dair birçok alanda çalışmalar yapıp elde ettikleri sonuçları halka anlattıklarını, kendi dönemlerinde ilim ve fende en önde geldiklerini ve daha evvel hiç bilinmeyen birçok yeni şey icat ettiklerini övücü bir şekilde vurgularken; tüm bunlardan uzaklaşarak İslâm’ın ilim ve fenle bağdaşmayan bir din olduğu zannına kapılınmasını ise şiddetle eleştirmiştir. Ali Vahid, “Hiç şüphe etmeyin ki yerler, gökler hakkında bütün cihanın bulup kabul ettiği ince ince hesaplardan, acayip acayip tertiplerden nizamlardan bizim dinimize itikadımıza asla zarar gelmez. Belki çok faide gelir. Adeta onlar bizim için çalışmışlardır. Onların bulup çıkardıkları şeyler bize çok yardım etmektedir. Onların buldukları şeyler adeta bizim ekmeğimize yağ sürmektedir. Bilmiş olun ki Ey Müslümanlar! Bizim dinimiz; cihana karşı gözümüzün yumulu kalmasını asla arzu etmiyor.”[93] ifadelerinde görüldüğü üzere sadece ahiret değil, dünyanın ma’mur edilmesinin de dinimizin emri olduğuna değinmiş, yapılan çalışmalardan Müslümanların ne çok faydalandıklarının da izahını yapmıştır. O, bu çalışmalar sayesinde kişinin tefekkürünün artacağını ve ibret nazarıyla bakarak îmânının güçleneceğini söyleyerek, dinini önemseyen her ferdi ilim ve fende ilerlemeye davet etmiş, böylelikle cehalete karşı savaş açmıştır.

Ekin ekmek, ateş yakmak, yemek pişirmek, dikiş dikmek; demircilik, gemicilik gibi pek çok ilmin ilk kez peygamberler tarafından insanlara öğretildiğini vurgulayan Üryanizade, eğer Allah, peygamberler vasıtasıyla lütfetmeseydi insanların yanlışta çok oyalanacaklarına dikkat çekmiştir. Öyle ki Allah her devirde kendi döneminin gereksinimlerine uygun bir peygamber göndermiş, tıpkı bir merdivenin basamaklarını tırmanır gibi, insanlar ilerledikçe başka peygamberler gelmiştir. Ali Vahid, işte İslâm’ın son devirde inmesinden dolayı “Kur’an-ı Kerim insanların kemale erdiği zamana göre bir kitaptır. Layıkıyla anlayıp insafla düşünen kimse îmân eder ki Kur’an bir nurdur. Kararmış kalpler her zaman ona muhtaçtır. Kur’an bir şifadır! İnsana insanlığını unutturacak hastalıkların, ahlâksızlıkların dermanı en çok odur. Kur’an âleme rahmettir! Dost düşman, bilerek bilmeyerek onun yüzünden bin türlü hayır görmüştür. Hatta bugünkü günde Dünya’yı tutmuş olan ilimlerin sanatların bile bu boya gelmesine hep Kur’an-ı Kerim sebep olmuştur. Kur’an elde mihenktir. Yani bir mihenk taşıdır. İyi kötü daima onunla anlaşılır. Kur’an elde bir terazidir! Kıyamete kadar gelip geçecek şeyler hep onunla tartılır.”[94] ifadeleriyle insanlık için Kur’an’ın önemine işaret etmiştir.

Tablo 8. Eğitim ile İlgili Müstakil Hutbeler

Eğitim

  • İlim, Sanat, Marifet
  • İlim, Fen
  • Din, Şeriat, Kur’an-ı Kerim

%7,5

  1. Haramlar ve Helaller

Haramlar ve helaller konusu kitabın en kısa başlığını oluşturmakta olup, içerisinde yalnızca kötü ahlâk örneği olan içki ve kumar ile ilgili birer müstakil hutbe bulunmaktadır. Üryanizade, “İnsanları birbirine düşürmek için şeytanın kullandığı zehirler”[95] diye tanımladığı içkinin ve kumarın zararları üzerinde durduğu bölümde, insanın aklına, sinir sitemine ve genel olarak sağlığına verdikleri hasarlardan üzerine basa basa bahsetmiş, “bilmiş olunki bizi kasıp kavuran dertlerin en büyüklerinden biri de içki belasıdır. Biz muharebelerden, salgın hastalıklardan çok zarar gördük; bu yüzden nice ziyanlar çektik. Lakin içkiden gördüğümüz zararı hiçbir şeyden görmemişizdir.”[96] diyerek toplumu bu haramdan şiddetle menetmiştir. İlgili hutbesinde içkinin nesilleri de bozduğunu, içkiye devam edenlerin zamanla aklî melekelerini yitirdiğini ve kendilerini kaybedip kontrolsüz davranışlar sergilediğini ifade eden Ali Vahid kumar hakkında ise; “Oyun üstüne oyundan, ziyan üstüne ziyandan bunalıp kalan bu zavallı artık yaptığını bilmez, söylediğini işitmez bir hale gelir. Kafası kazan olur…ona buna çatmak için bahane arar. Şöyle dokunsalar ağlayacak gibi olur. İşte o zaman kavganın kıyametin en belalısı hazırdır, hemen bir işarete bakar. Zira kafa dönmüş, sinirler boşanmış olduğundan hiç söz kaldıramaz. Hiç kimsenin hatırını sayamaz. O sırada bir tek lakırtı kıyametlerin sonunu koparıverir.”[97] cümlelerini sarf ederek bu iki kötü hasletin önce insanın kendisini, sonra çevresini, böylece toplumu ifsad eden yönlerine ciddiyetle değinmiştir. Görüldüğü üzere Üryanizade, bu kötü hasletlerle ilgili bahislerde yeni oturtulmaya çalışılan devlet düzeni içerisinde kendine ve millete faydalı kimselerin yetişmesi ve toplumun her şekilde kargaşadan uzaklaşıp, bireylerinin uyumlu kimseler olabilmesi için önemli ikazlarda bulunmuştur.

Tablo 9. Helaller-Haramlar ile İlgili Müstakil Hutbeler

Helaller-Haramlar

  • İçki, Sarhoşluk
  • Kumar

%5

Sonuç

İkinci Meşrutiyetten sonra Türkçe hutbe tartışmaları dönemin dergi ve gazetelerinin meseleyi gündemde tutmasıyla iyice ivme kazanmıştır. Bu süreç içerisinde dilini anlamak, faydalanmak, bidatlik ve caizlik ekseninde gündeme gelen husus, zaman içerisinde halka gitme hareketine bir araç haline gelmiştir. Cumhuriyet’in ilanından sonra ise yön değiştirerek milli dil üzerinden ulusalcılık tartışmasının bir parçası olmuş, laik düzende dinin yeri krizi sebebiyle sadece din âlimlerinin değerlendirdiği bir konu halinden çıkarak, dönemin elit ve münevverlerinin de müdahale ettiği bir konuya dönüşmüştür. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne konunun önerge olarak sunulmasıyla resmiyet kazanmış, Meclis’teki görüşmeler sonucunda bir Türkçe Hutbe kitabı hazırlama fikri ortaya çıkmıştır.  Ahmet Hamdi Akseki’nin başkanlık ettiği bir heyetle 1927’de anadilde ilk resmi hutbe kitabı basılmıştır.

Ali Vahid Üryanizade’nin Türkçe Hutbeler kitabı da içinde bulunduğu dönemin bu bunalımından etkilenmiştir.  Kitaptaki hutbelerin içeriği ahiret hayatını önceleyen dinin temel esaslarıyla kalmamış, kitapta insanı ve toplumu korumaya yönelik konulara da titizlikle değinilmiştir. Eserin tek bir kişi elinden çıkmasının bütünlük sağlayan yönü dikkat çekmektedir. Bu yüzden müstakil hutbeleri temalar halinde ayırmak sübjektif olmaktadır. Zira müstakil başlıklar halinde ele alınsa da iç içe geçmiş konular birbirini yapılandıran bir örüntüye sahiptir. Hutbelerde kullanılan dil akıcı ve sade bir Türkçe olup, günümüzde dahi rahatlıkla anlaşılmaktadır. İçinde bulunduğu dönemin kanayan yaralarına işaret eden; çalışmak, sanayileşmek, insanı ve devleti güçlendirmek, birlik ve beraberliğin önemi ve bundan doğacak güçle ilgili mesajlara sıklıkla rastlanmaktadır. Bununla beraber yazılan hutbe örneklerinde yeteri kadar âyet ve hadise yer verilmemiş, içerikler dinin temel naslarıyla zenginleştirilmemiştir.

Üryanizade’nin yaygın din eğitiminin en etkin kullanıldığı alanlardan biri olan hutbelerde dinî bilgi ve mesajların halka ulaştırılmasında güçlü bir dil kullanıldığı görülmektedir. Hutbelerde dinî ve millî duygu ve düşünceler oldukça coşkulu bir şekilde ele alınmıştır. Din-devlet ilişkilerinin şekillendiği ve yeniden oluşturulduğu bir dönemde konular genel nitelik arz ederken, konulara getirilen yorumlar ise oldukça yüzeyseldir. Bu durum ayet ve hadis kullanımının azlığında da görülebilmektedir. Bunun en belirgin sebebi dinin ve dinî yapıların devlet tarafından sıkı şekilde denetlenmesidir. Hutbeler eliyle halkın aydınlatılması, irşad ve ıslah edilmesi, talim ve terbiyesinin şekillendirilmesi hedeflenmiştir. Hutbelerin tek elden yazılıp geniş kitlelere ulaştırılması, geniş kitleleri denetim altında tutma gayretinin de bir sonucudur. Bu durum Üryanizade’nin hutbelerinde de açıkça görülmektedir.

Üryanizade’nin bu eseri Türkçe hutbe örneklerinin ilklerinden olması ve kendisinden sonra yazılan eserlere yol göstermesi bakımından önemli bir eserdir. Burada dikkat çeken en önemli husus; laiklikle beraber dinin yeni devletteki yeri ve konumunun tartışıldığı o hassas dönemde dahi, hutbeler vasıtasıyla, devletin kurulması, güçlendirilmesi ve vatandaşa bu hususta sorumluluk yüklenmesi noktasında dinî argümanların en üst düzeyde kullanılmış olmasıdır. Bu süreçte, bir bakıma, halka karşı bildiği ve hassas olduğu din diliyle konuşarak insanları etkileme yoluna gidilmiştir, denilebilir.

Kaynakça

Akın, Abdullah, Cumhuriyet Dönemi Din Eğitimi (1920-1950), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa, 2010.

Alkaç, Doğan, 1922 Tarihli Köy Hocası Mecmuasının Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Gaziantep, 2012.

Arslan, Halil, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Din Algısı: 1972 ve 2011 Yılları Cuma Hutbeleri Örneği, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Şanlıurfa, 2015.

Aslantaş, Ahmet, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Hutbelerinde Kullanılan Hadislerin Tahriç ve Tenkidi (2001-2005), (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri, 2009.

Atay, Rıfat, “Türkçe Ezan Uygulamasının Toplumsal Hafızada Yol Açtığı Travmalar Üzerine,” Mukaddime, C.9, S.2, 2018, ss.49-65.

Atay, Rıfat, “Türkçe Ezan Uygulamasının Toplumsal Hafızada Yol Açtığı Travmalar”, Ortak Dilimiz Ezan, Ed. Mahmut Öztürk, Nida Akademi, İstanbul, 2018, ss.107-148.

Atay, Rıfat-Çiftçi, Esra, “Din Dili Çerçevesinde Süleyman Çelebi’nin Mevlid’inde Tanrı Kavramının Serüveni,” M. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.44, 2013/1, ss.291-322.

Aydar, Hidayet, “Türklerde Anadilde İbadet Meselesi -Cumhuriyet Dönemi-”, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.15, 2007, s.89.

Baktır, Mustafa, “Hutbe”, DİA, C.18, İstanbul, 1998, s.425.

Başkurt, İrfan, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kürsü Şeyhliği”, İslâm Araştırmaları Dergisi, S.27, 2012, ss.120-122.

Başkonak, Mustafa, Türkiye’de İşitme Engellilerin Din Eğitimi, Eğitim Yayınevi, Konya, 2019.

Bozkurt, Birgül, Mehmet Şerefeddin Yaltkaya: Hayatı, Eserleri ve Düşünce Dünyası, Divan Kitap, İstanbul, 2017.

Can, İslam, “Türkiye Camilerinde Okutulan Hutbelerin Birlikte Yaşama Söylemleri Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme: Adana Örneği”, SEFAD, S.38, 2017, s.511.

Cündioğlu, Dücane, Türkçe Kur’an ve Cumhuriyet İdeolojisi, Kitabevi Yayıncılık, İstanbul, 1998.

Cündioğlu, Dücane, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet I, Kitabevi Yayıncılık, İstanbul, 1999.

Cündioğlu, Dücane, Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Din ve Siyaset, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2005.

Çanakcı, Ahmet Ali, “Cami Cemaatinin Din Görevlilerine Bakışı: Balıkesir Örneği”, Balıkesir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C.1, S.2, 2015, ss.253-255.

Çoştu, Kamil, 1924-1949 Yılları Arasında Din Eğitimine Yönelik Yayınlanan Eserlerin Değerlendirilmesi, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2015.

Demirbağ, Hasan, Kuruluşundan Bugüne Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Albümü 1924-2009, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, C.1, Ankara, 2010.

Dikici, Ali, “İbadet Dilinin Türkçeleştirilmesi Bağlamında Türkçe Ezan Denemesi ve Buna Gösterilen Tepkiler”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları Dergisi, S.10, 2006/5, ss.81-82.

Diyanet İşleri Başkanlığı Personel Arşivi, Sicil No: Eski 19, Yeni 230932.

Doğan, Recai, “Cumhuriyet Öncesi Dönemde Yaygın Din Eğitimi Açısından Hutbeler”, Dini Araştırmalar Dergisi, C.1, S.2, 1998, ss.9-10.

Doğan, Recai, “Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Tevhid-i Tedrisat Çerçevesinde Din Eğitim-Öğretimi ve Yapılan Tartışmalar”, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türkiye’de Din Eğitimi ve Öğretimi, Türk Yurdu Yayınları, Haz: Fahri Unan-Yücel Hacaloğlu, Ankara, 1999, s.279.

Dutar, Şeyma, Cumhuriyet Dönemi Din Politikaları ve Toplumsal Tepkiler (1923-1960), (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Afyonkarahisar, 2015.

Göktaş, Işıl, “Ahmet Hamdi Akseki ve Türkçe Hutbeler”, Ahmet Hamdi Akseki Sempozyumu-Sempozyum Bildirileri, DİB Yayınları, Haz: Ahmet Ögke, Sabri Yılmaz, 2. Bsk., Ankara, 2017, ss.320-322.

Göküş, Şeref, “Diyanet İşleri Başkanlığı Hutbelerinde Çocuk ve Çocuk Eğitimi (2010-2015)”, Geçmişten Günümüze Şehir ve Çocuk II, Ed: Osman Köse, Canik Belediyesi Kültür Yayınları, Samsun, 2016, s.1345.

Göküş, Şeref, II. Meşrutiyet Dönemi Türkçülük Akımında Eğitim, Din Eğitim ve Öğretimi, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2013.

Göleç, Mustafa, “II. Meşrutiyet, Milli Mücadele ve Erken Cumhuriyet’te Din ve Siyaset: Mustafa Fehmi Gerçeker ve Faaliyetleri”, FSM İlmi Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, S.1, 2013, s.189.

Gümüşoğlu, Hasan, “Modernizmin Din Politikalarına Etkisi ve İtikad Açısından Sonuçları (Cumhuriyetin İlk Yıllarında)”, EKEV Akademi Dergisi, Y.17, S.57, 2013, s.300.

Gürtaş, Ahmet, Atatürk ve Din Eğitimi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1981.

İbrahim, Erdal, “Ülkü Mecmuasına Göre Erken Cumhuriyet Dönemi Nüfus Politikası (1923-1938)”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S.48, 2011, ss.781-783.

Kaplan, Abdurrahman, Kurtuluş Savaşının Manevi Reisi M. Rıfat Börekçi, Hitabevi Yayınları, Ankara, 2014.

Kara, Hüseyin, “Tek Parti Dönemi Din Politikası (1923-1946)”, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C.9, S.19, 2017, s.128.

Kılıç, Murat, “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Devlet ile Vatandaş Arasında Bir İletişim Aracı Olarak Hutbeler”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, C.XVII, S.35, 2017, s.139.

Kocaman, Kasım, “Geçmişten Günümüze Dinî İletişim/Hitabet Türü Olarak Hutbede Konu”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C.12, S.63, 2019, s.1264.

Kocaman, Kasım, Dini İletişimde Hutbe, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sakarya, 2006.

Özbolat, Abdullah, “Hutbelerde Söylem Değişimi: Diyanet Hutbeleri Örneği”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C.7, S.29, 2014, s.665.

Özcan, Zeynep, Cumhuriyet Dönemi Dinî Hayat (1938-1950), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum, 2014.

Özkaya, Hilal, “Cumhuriyet Döneminde Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele”, Türk Aile Hekimliği Dergisi, C.20, S.2, 2016, ss.77-84.

Pişgin, Yasin, “Kur’an’ın Tercümesi Meselesine Eyüp Sabri Hayırlıoğlu’nun Bakışı”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, C.6, S.1, 2019, s.64.

Sürmeli, Serpil, “Çanakkale Cephesi’nde Arap İlmi Heyeti ve Uryanizade Ali Vahid Efendi’nin Anıları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C.XVIII, S.53, 2002, s.379.

Şimşek, Erol, Atatürk Dönemi Din-Siyaset İlişkisi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Trabzon, 2014.

Tosun, Mevlüt, Ahmet Hamdi Akseki’nin Günümüz İslâm Düşüncesindeki Yeri, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta, 2015.

Usta, Niyazi, “Yaygın Din Eğitimi Hizmetlerinin Zihniyet Değişimindeki Rolü (Hutbe ve Vaazların Zihniyet Değişimine Etkileri Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme)”, I. Din Hizmetleri Sempozyumu (3-4 Kasım 2007), Ed: Mehmet Bulut, C.I, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2008, s.469.

Uyanıker, Ahmet, 1921 Tarihli Köy Hocası Mecmuasının Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Gaziantep, 2010.

Ürün, Nurettin, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2019.

Üryanizade, Ali Vahid, Çanakkale Cephesinde Duyup Düşündüklerim, Dâru’l-Hilafeti’l-Aliye-Necm-i İstikbal Matbaası, İstanbul, 1322-1334.

Üryanizade, Ali Vahid, Köylü İlmihali, Matbaa-i Amire, İstanbul, 1338.

Üryanizade, Ali Vahid, Türkçe Hutbeler, Âmidi Matbaası, İstanbul, 1928.

Üryanizade, Ali Vahid, Vaaz, Hakimiyet-i Milliye Matbaası, Ankara, 1926.

Üryanizade, Ali Vahid, Vücud Sağlığı, Dâru’l-Hilâfeti’l-Aliye Evkaf-ı İslamiye Matbaası, 1334-1336.

Vahid, Ali, Asker İlmihali, İstanbul, 1927.

Vahid, Ali, Köy Hatibi, Samsun, 1327.

Vahid, Ali, Terbiye Dersleri I, Hakimiyet-i Milliye Matbaası, Ankara, 1928.

Vahid, Ali, Terbiye Dersleri II, Köy Hocası Matbaası, Ankara, 1930.

Yanardağ, Ayşe, Atatürk Devrimleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı (1924-1938), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ankara, 2012.

Yaşaroğlu, M. Kâmil, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Hutbe Hizmetlerine Genel Bir Bakış”, Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Dergisi, C.2, S.1, 2016, s.96.

Yazıcı, Nesimi, “Hutbelerimizin Dili veya Türkçe Hutbe Meselesi II”, Diyanet Aylık Dergisi, S.70, 1996, s.30.

Yazıcı, Nesimi, “Karesi Gazetesi Penceresinden Balıkesir’de Dini Hayat Üzerine Bazı Gözlemler (1916-1917)”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C.XXXVII, 1997, ss.112-113.

Yazıcı, Nesimi, “Osmanlı Son Döneminden Cumhuriyet’e Hutbelerimiz Üzerine Bazı Düşünceler”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Özel Sayı (Cumhuriyet’in 75. Yıldönümüne Armağan), 1999, s.213.

Yazıcı, Nesimi, Kâmil Miras: Hayatı ve Eserleri, DİB Yayınları, 2. Bsk., Ankara, 2012.

Yazıcı, Önder, 1918-1920 Yılları Arası Köy Hocası Mecmuasının Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Gaziantep, 2011.

Yazıcı, Önder, “Milli Mücadele Dönemi Yerel Basınında Bir Örnek: Köy Hocası Mecmuası”, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C.12, S.31, 2015, s.300.

Yürük, Tuğrul, Cumhuriyet Dönemi Din Öğretimi Program Anlayışları, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2011.

 

[1]Mustafa Baktır, “Hutbe”, DİA, C.18, İstanbul, 1998, s.425; Şeref Göküş, “Diyanet İşleri Başkanlığı Hutbelerinde Çocuk ve Çocuk Eğitimi (2010-2015)”, Geçmişten Günümüze Şehir ve Çocuk II, Ed: Osman Köse, Canik Belediyesi Kültür Yayınları, Samsun, 2016, s.1345.

[2]Ahmet Aslantaş, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Hutbelerinde Kullanılan Hadislerin Tahriç ve Tenkidi (2001-2005), (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri, 2009, ss.3-4.

[3]Recai Doğan, “Cumhuriyet Öncesi Dönemde Yaygın Din Eğitimi Açısından Hutbeler”, Dini Araştırmalar Dergisi, C.1, S.2, 1998, ss.9-10; Kasım Kocaman, Dini İletişimde Hutbe, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sakarya, 2006, ss.70-71. Ayrıca bkz. Ahmet Ali Çanakcı, “Cami Cemaatinin Din Görevlilerine Bakışı: Balıkesir Örneği”, Balıkesir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C.1, S.2, 2015, ss.253-255.

[4]Baktır, “Hutbe”, C.18, s.426.

[5]Doğan, “Cumhuriyet Öncesi Dönemde Yaygın Din Eğitimi Açısından Hutbeler”, s.13; Kocaman, Dini İletişimde Hutbe, s.71.

[6]Nurettin Ürün, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2019, s.2.

[7]Ürün, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, s.3.

[8]Hidayet Aydar, “Türklerde Anadilde İbadet Meselesi -Cumhuriyet Dönemi-”, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.15, 2007, s.89.

[9]Murat Kılıç, “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Devlet ile Vatandaş Arasında Bir İletişim Aracı Olarak Hutbeler”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, C.XVII, S.35, 2017, s.139.

[10]İrfan Başkurt, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kürsü Şeyhliği”, İslâm Araştırmaları Dergisi, S.27, 2012, ss.120-122; Nesimi Yazıcı, “Karesi Gazetesi Penceresinden Balıkesir’de Dini Hayat Üzerine Bazı Gözlemler (1916-1917)”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C.XXXVII, 1997, ss.112-113.

[11]Nesimi Yazıcı, “Osmanlı Son Döneminden Cumhuriyet’e Hutbelerimiz Üzerine Bazı Düşünceler”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Özel Sayı (Cumhuriyet’in 75. Yıldönümüne Armağan), 1999, s.213.

[12]Ürün, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, s.5.

[13]Yazıcı, “Osmanlı Son Döneminden Cumhuriyet’e Hutbelerimiz Üzerine Bazı Düşünceler”, ss.213-214; Yazıcı, “Karesi Gazetesi Penceresinden Balıkesir’de Dini Hayat Üzerine Bazı Gözlemler (1916-1917)”, ss.113-114. Ayrıca bkz. Işıl Göktaş, “Ahmet Hamdi Akseki ve Türkçe Hutbeler”, Ahmet Hamdi Akseki Sempozyumu-Sempozyum Bildirileri, DİB Yayınları, Haz: Ahmet Ögke, Sabri Yılmaz, 2. Bsk., Ankara, 2017, ss.320-322.

[14]Nesimi Yazıcı, “Hutbelerimizin Dili veya Türkçe Hutbe Meselesi II”, Diyanet Aylık Dergisi, S.70, 1996, s.30; Yazıcı, “Karesi Gazetesi Penceresinden Balıkesir’de Dini Hayat Üzerine Bazı Gözlemler (1916-1917)”, s.114. 

[15]Doğan, “Cumhuriyet Öncesi Dönemde Yaygın Din Eğitimi Açısından Hutbeler”, ss.16-17; Yazıcı, “Osmanlı Son Dönemlerinden Cumhuriyete Hutbelerimiz Üzerine Bazı Düşünceler”, ss.210-212; Yazıcı, “Karesi Gazetesi Penceresinden Balıkesir’de Dini Hayat Üzerine Bazı Gözlemler (1916-1917)”, s.114; Göküş, “Diyanet İşleri Başkanlığı Hutbelerinde Çocuk ve Çocuk Eğitimi (2010-2015), s.1345.

[16]Doğan, “Cumhuriyet Öncesi Dönemde Yaygın Din Eğitimi Açısından Hutbeler”, s.18.

[17]Dücane Cündioğlu, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet I, Kitabevi Yayıncılık, İstanbul, 1999, ss.31-32; Halil Arslan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Din Algısı: 1972 ve 2011 Yılları Cuma Hutbeleri Örneği, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Şanlıurfa, 2015, s.27.

[18]Cündioğlu, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet I, ss.33-34; Doğan, “Cumhuriyet Öncesi Dönemde Yaygın Din Eğitimi Açısından Hutbeler”, ss.27-29; Yazıcı, “Karesi Gazetesi Penceresinden Balıkesir’de Dini Hayat Üzerine Bazı Gözlemler (1916-1917)”, s.115.

[19]Doğan, “Cumhuriyet Öncesi Dönemde Yaygın Din Eğitimi Açısından Hutbeler”, s.38; Ürün, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, ss.48-49.

[20]Cündioğlu, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet I, s.35; Arslan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Din Algısı: 1972 ve 2011 Yılları Cuma Hutbeleri Örneği, s.27; Göküş, “Diyanet İşleri Başkanlığı Hutbelerinde Çocuk ve Çocuk Eğitimi (2010-2015), s.1345. Ayrıca bkz. Dücane Cündioğlu, Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Din ve Siyaset, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2005, ss. 36-48.

[21]Cündioğlu, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet I, ss.37-38.

[22]Cündioğlu, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet I, ss.36-37; Yazıcı, “Karesi Gazetesi Penceresinden Balıkesir’de Dini Hayat Üzerine Bazı Gözlemler (1916-1917)”, s.120; Şeref Göküş, II. Meşrutiyet Dönemi Türkçülük Akımında Eğitim, Din Eğitim ve Öğretimi, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2013, ss.220-221.

[23]Ürün, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, s.61.

[24]Doğan, “Cumhuriyet Öncesi Dönemde Yaygın Din Eğitimi Açısından Hutbeler”, ss.37-38.

[25]Ürün, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, s.53.

[26]Cündioğlu, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet I, s.38.

[27]Tuğrul Yürük, Cumhuriyet Dönemi Din Öğretimi Program Anlayışları, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2011, ss.61-62.

[28]Niyazi Usta, “Yaygın Din Eğitimi Hizmetlerinin Zihniyet Değişimindeki Rolü (Hutbe ve Vaazların Zihniyet Değişimine Etkileri Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme)”, I. Din Hizmetleri Sempozyumu (3-4 Kasım 2007), Ed: Mehmet Bulut, C.I, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2008, s.469.

[29]Abdullah Özbolat, “Hutbelerde Söylem Değişimi: Diyanet Hutbeleri Örneği”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C.7, S.29, 2014, s.665. Hutbeler aracılığıyla verilen dinî bilgilerin bireylerin (din eğitimi/dinî yaşamı) üzerindeki etkisi için bkz. Mustafa Başkonak, Türkiye’de İşitme Engellilerin Din Eğitimi, Eğitim Yayınevi, Konya, 2019.

[30]Zeynep Özcan, Cumhuriyet Dönemi Dinî Hayat (1938-1950), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum, 2014, s.71.

[31]Şeyma Dutar, Cumhuriyet Dönemi Din Politikaları ve Toplumsal Tepkiler (1923-1960), (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Afyonkarahisar, 2015, s.18.

[32]Erol Şimşek, Atatürk Dönemi Din-Siyaset İlişkisi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Trabzon, 2014, s.125.

[33]İslam Can, “Türkiye Camilerinde Okutulan Hutbelerin Birlikte Yaşama Söylemleri Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme: Adana Örneği”, SEFAD, S.38, 2017, s.511.

[34]Kamil Çoştu, 1924-1949 Yılları Arasında Din Eğitimine Yönelik Yayınlanan Eserlerin Değerlendirilmesi, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2015, s.78.

[35]Ürün, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, ss.65-67. Ayrıca bkz. Yasin Pişgin, “Kur’an’ın Tercümesi Meselesine Eyüp Sabri Hayırlıoğlu’nun Bakışı”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, C.6, S.1, 2019, s.64.

[36]Hüseyin Kara, “Tek Parti Dönemi Din Politikası (1923-1946)”, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C.9, S.19, 2017, s.128. Ayrıca geniş bilgi için bkz. Birgül Bozkurt, Mehmet Şerefeddin Yaltkaya: Hayatı, Eserleri ve Düşünce Dünyası, Divan Kitap, İstanbul, 2017, ss.295-316.

[37]Abdullah Akın, Cumhuriyet Dönemi Din Eğitimi (1920-1950), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa, 2010, s.254.

[38]Ürün, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, s.69

[39]Nesimi Yazıcı, Kâmil Miras: Hayatı ve Eserleri, DİB Yayınları, 2. Bsk., Ankara, 2012, s.55; Kılıç, “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Devlet ile Vatandaş Arasında Bir İletişim Aracı Olarak Hutbeler”, s.140.

[40]Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1981, ss. 29-31. 

[41] Ürün, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, ss.73-75.

[42]Cündioğlu, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet I, ss.39-40.

[43]M. Kâmil Yaşaroğlu, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Hutbe Hizmetlerine Genel Bir Bakış”, Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Dergisi, C.2, S.1, 2016, s.96; Recai Doğan, “Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Tevhid-i Tedrisat Çerçevesinde Din Eğitim-Öğretimi ve Yapılan Tartışmalar”, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türkiye’de Din Eğitimi ve Öğretimi, Türk Yurdu Yayınları, Haz: Fahri Unan-Yücel Hacaloğlu, Ankara, 1999, s.279.

[44]Yazıcı, Osmanlı Son Döneminden Cumhuriyete Hutbelerimiz Üzerine Bazı Düşünceler, s.215.

[45]Kasım Kocaman, “Geçmişten Günümüze Dinî İletişim/Hitabet Türü Olarak Hutbede Konu”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C.12, S.63, 2019, s.1264; Göküş, “Diyanet İşleri Başkanlığı Hutbelerinde Çocuk ve Çocuk Eğitimi (2010-2015), s.1346.

[46]Yazıcı, Osmanlı Son Döneminden Cumhuriyete Hutbelerimiz Üzerine Bazı Düşünceler, s.215; Mevlüt Tosun, Ahmet Hamdi Akseki’nin Günümüz İslâm Düşüncesindeki Yeri, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta, 2015, s.23; Göküş, “Diyanet İşleri Başkanlığı Hutbelerinde Çocuk ve Çocuk Eğitimi (2010-2015), s.1346;

[47]Yaşaroğlu, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Hutbe Hizmetlerine Genel Bir Bakış”, s.96.

[48]Ürün, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, s.92

[49]Saadettin Kaynak da 5 Şubat 1932’de Süleymaniye Camii’nde üzerine frank giyinmiş ve başı açık olduğu halde, Cuma hutbesinin dua ve öğüt kısımlarının tamamını Türkçe okumuş ancak bu girişimin de devamı gelmemiştir. Geniş bilgi için bkz. Cündioğlu, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet I, ss.39-40; Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, s.41; Hasan Gümüşoğlu, “Modernizmin Din Politikalarına Etkisi ve İtikad Açısından Sonuçları (Cumhuriyetin İlk Yıllarında)”, EKEV Akademi Dergisi, Y.17, S.57, 2013, s.300; Ali Dikici, “İbadet Dilinin Türkçeleştirilmesi Bağlamında Türkçe Ezan Denemesi ve Buna Gösterilen Tepkiler”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları Dergisi, S.10, 2006/5, ss.81-82. (Sadettin Kaynak’ın okuduğu Türkçe Hutbe için bkz. Dücane Cündioğlu, Türkçe Kur’an ve Cumhuriyet İdeolojisi, Kitabevi Yayıncılık, İstanbul, 1998, ss.92-94).

[50]Cündioğlu, Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet I, ss.64-66; Abdurrahman Kaplan, Kurtuluş Savaşının Manevi Reisi M. Rıfat Börekçi, Hitabevi Yayınları, Ankara, 2014, ss.354-355; Aydar, Türklerde Anadilde İbadet Meselesi –Cumhuriyet Dönemi-, ss.77-78; Ayşe Yanardağ, Atatürk Devrimleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı (1924-1938), (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ankara, 2012, s.235.

[51]Akın, Cumhuriyet Dönemi Din Eğitimi (1920-1950), s.256; Mustafa Göleç, “II. Meşrutiyet, Milli Mücadele ve Erken Cumhuriyet’te Din ve Siyaset: Mustafa Fehmi Gerçeker ve Faaliyetleri”, FSM İlmi Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, S.1, 2013, s.189.

[52] Ürün, Erken Cumhuriyet Döneminde Dinin Merkezileşmesine Bir Örnek: Cuma Hutbeleri, s.125.

[53]Şüphesiz bu bağlamda hatırlanması gereken en önemli girişim, şiddetli muhalefete rağmen 18 yıl (1932-1950) gibi uzun süre devam eden Türkçe ezan denemesidir. Bu konunun toplumsal hafızada yol açtığı travmaların etraflıca değerlendirmesi için, bkz. Rıfat Atay, “Türkçe Ezan Uygulamasının Toplumsal Hafızada Yol Açtığı Travmalar Üzerine,” Mukaddime, C.9, S.2, 2018, ss.49-65; Rıfat Atay, “Türkçe Ezan Uygulamasının Toplumsal Hafızada Yol Açtığı Travmalar”, Ortak Dilimiz Ezan, Ed. Mahmut Öztürk, Nida Akademi, İstanbul, 2018, ss.107-148; Rıfat Atay ve Esra Çiftçi, “Din Dili Çerçevesinde Süleyman Çelebi’nin Mevlid’inde Tanrı Kavramının Serüveni,” M. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.44, 2013/1, ss.291-322.

 

[54]Geniş bilgi için bkz. Diyanet İşleri Başkanlığı Personel Arşivi, Sicil No: Eski 19, Yeni 230932; Hasan Demirbağ, Kuruluşundan Bugüne Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Albümü 1924-2009, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, C.1, Ankara, 2010, s.71; Serpil Sürmeli, “Çanakkale Cephesi’nde Arap İlmi Heyeti ve Uryanizade Ali Vahid Efendi’nin Anıları”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C.XVIII, S.53, 2002, s.379; Önder Yazıcı, “Milli Mücadele Dönemi Yerel Basınında Bir Örnek: Köy Hocası Mecmuası”, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C.12, S.31, 2015, s.300; Ahmet Uyanıker, 1921 Tarihli Köy Hocası Mecmuasının Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Gaziantep, 2010, s.145; Önder Yazıcı, 1918-1920 Yılları Arası Köy Hocası Mecmuasının Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Gaziantep, 2011, ss.12-13; Doğan Alkaç, 1922 Tarihli Köy Hocası Mecmuasının Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Gaziantep, 2012, ss.209-210.

[55]Ali Vahid, Asker İlmihali, İstanbul, 1927.

[56]Üryanizade Ali Vahid, Çanakkale Cephesinde Duyup Düşündüklerim, Dâru’l-Hilafeti’l-Aliye-Necm-i İstikbal Matbaası, İstanbul, 1322-1334.

[57]Ali Vahid, Köy Hatibi, Samsun, 1327.

[58]1918-1922 yılları arasında 15 günde bir yayımlanan dergi, Matbuat ve İstihbarat Genel Müdürlüğünde, İstanbul Hukuk Matbaası ve Evkaf-ı İslâmiyye Matbaasında 3 cilt 71 sayı olarak basılmıştır. Bkz. Yazıcı, 1918-1920 Yılları Arası Köy Hocası Mecmuasının Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi, s.12.

[59]Üryanizade Ali Vahid, Köylü İlmihali, Matbaa-i Amire, İstanbul, 1338.

[60]Üryanizade Ali Vahid, Türkçe Hutbeler, Âmidi Matbaası, İstanbul, 1928.

[61]Ali Vahid, Terbiye Dersleri I, Hakimiyet-i Milliye Matbaası, Ankara, 1928; Ali Vahid, Terbiye Dersleri II, Köy Hocası Matbaası, Ankara, 1930.

[62]Üryanizade Ali Vahid, Vücud Sağlığı, Dâru’l-Hilâfeti’l-Aliye Evkaf-ı İslamiye Matbaası, 1334-1336.

[63]Üryanizade Ali Vahid, Vaaz, Hakimiyet-i Milliye Matbaası, Ankara, 1926.

[64]Üryanizade, “Vücud Sağlığı”, s.10.

[65]Üryanizade, “Kur’an-ı Kerim”, s.76.

[66]Üryanizade, “Namazın Sebep ve Hikmeti”, s.219.

[67]Üryanizade, “Cuma Namazının Sebep ve Hikmeti”, s.107. 

[68]Üryanizade, “Çok Ehemmiyetli Bir Vazife”, s.208.

[69]Üryanizade, “Namaz Kılmak, Muhtaçlara Bakmak”, s.38.

[70]Üryanizade, “Orucun Sebep ve Hikmeti”, ss.198-199.

[71]Üryanizade, “Akar Sulardan Faydalanmak”, ss.31-32.

[72]Üryanizade, “Deniz, Denizcilik”, ss.50-51.

[73]Geniş bilgi için bkz. Hilal Özkaya, “Cumhuriyet Döneminde Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele”, Türk Aile Hekimliği Dergisi, C.20, S.2, 2016, ss.77-84.

[74]Üryanizade, “Ağaç Faydası, Ağaç Düşmanlığı”, ss.153-154.

[75]Üryanizade, “Askerliğin Fazileti”, s.162.

[76]Üryanizade, “Vatan Uğrunda Mal, Can Fedakarlığı”, ss.261-262.

[77]Üryanizade, “Dünya ile Ahiret Arası”, s.238.

[78]Üryanizade, “Hem Dünya Hem Ahireti Ma’mur Etmek”, ss.246-247.

[79]Üryanizade, “Kıyametin Ne Zaman Kopacağı Belli Değildir”, ss.253-254.

[80]Üryanizade, “Mahşer Kaygısı”, s.323.

[81]Üryanizade, “Kaderi Yanlış Anlamak”, ss.296-297.

[82]İbrahim Erdal, “Ülkü Mecmuasına Göre Erken Cumhuriyet Dönemi Nüfus Politikası (1923-1938)”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S.48, 2011, ss.781-783.

[83]Üryanizade, “Vücud Sağlığı”, ss.4-5.

[84]Üryanizade, “Gençlik Nimeti”, ss.100-101.

[85]Üryanizade, “Allah’ın Nimetleri, Hikmetleri”, s.128.

[86]Üryanizade, “Ölüm Tehlikesi”, s.134.

[87]Üryanizade, “Vaktin Kıymeti ve Ehemmiyeti”, s.281.

[88]Üryanizade, “Berat Kandili”, ss.310-311.

[89]Üryanizade, “Kurban Bayramı”, s.347.

[90]Üryanizade, “Tevekkül Nasıl Olur, Neye Yarar”, ss.16-17.

[91]Üryanizade, “Nekeslik, Cimrilik”, ss.90-91.

[92]Üryanizade, “İlim, Sanat, Marifet”, ss.67-68.

[93]Üryanizade, “İlim, Fen”, ss.141-142.

[94]Üryanizade, “Din, Şeriat, Kur’an-ı Kerim”, ss.273-274.

[95]Üryanizade, “Kumar”, s.181.

[96]Üryanizade, “İçki, Sarhoşluk”, s.170.  

[97]Üryanizade, “Kumar”, ss.179-180. 

Bu haber toplam 301 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim