• İstanbul 25 °C
  • Ankara 27 °C

D. Mehmet Doğan: “Yapay zekâ” koyma akıl mı?

D. Mehmet Doğan: “Yapay zekâ” koyma akıl mı?
TYB Akademi’nin 13. yılına ağırlıklı olarak “Akıllı şehirler ve yapay zekâ” konulu makalelerle giriyoruz. Konu sosyal ilimleri ilgilendirdiği kadar, hatta daha fazla, fen ve mühendislik ilimlerini alâkadar ediyor.

Şahsen “yapay zekâ” kavramını 1980’lerin başında merhum Şakir Kocabaş’la tanıdığımı hatırlıyorum. Kavramın (artificial intelligence) 1960’lara doğru ortaya çıktığı bilinirse, Şakir hocanın öncü karakterini daha iyi anlayabiliriz. İşin ilgi çekici yanı, dilimizde mevcut bir kelime yerine “yapay” bir kelime ile kavramı karşılamamız! Dilimizde “sun’i” kelimesi kullanılırken ve bu kolaylıkla “yapma” olarak karşılanabilecekken, türkçenin yapısına uygun olmayan “yap-ay” kelimesi uydurulmuştur. Halbuki, Türkçede fiilden sıfat yapan -ay eki yoktur. Merhum Kocabaş her ne kadar “yapay” kullanılıyorsa da, “sun’i” kelimesinin kullanılması gerektiğini söylermiş. 

Ayrıca “yapay”ın “sentetik” karşılığı olarak da kullanıldığını hatırlarsak, bir dil kısırlığı içinde olduğumuzu da fark ederiz.

Yapay zekâ kavramından önce “elektronik beyin” mi vardı?  

Computer/kompüter analog olarak ilk 1920’lerde yapılmış. İlk dijital-elektronik bilgisayarlar 1940’lı yıllarda imal edilmiş. ABD ordusu için geliştirilen cihaz 30 ton ağırlığında imiş. 1965 yılından itibaren bugünün bilgisayarlarının ilk şekilleri yapılmaya başlanmış. Şahsî (personel) bilgisayarlar için ise 1970’ler beklenmiş. Şahsen 1980’li yılların sonundan itibaren bilgisayar kullanıyoruz. Birçok işimizi bilgisayarla görüyoruz. Bu arada birden “kompüter”den “bilgisayar”a geçtiğimiz sanılmasın, önce “elektronik beyin” demişiz, sonra da bir teknik eleman “bilgisayar” deyivermiş. Bu kelime kompüteri silmiş, elektronik beyni unutturmuş.

Bilgisayar isminden bir “akıllılık” çıkarmak mümkün değil. Olsa olsa hafıza çıkar. Kendisine yüklenen verileri saklayan ve gerektiğinde hizmetinize sunan bir cihaz. Hafıza aynı zamanda mevcut veriler arasında kıyas yaparak seçim yapabilir mi? Belki de akıllığın başlangıcı budur.

Yapay zekânın bir teknolojik sistem olduğunu söyleyebiliriz. Bu sistemin son yıllarda birçok alanda kullanıldığına şahit oluyoruz. Robot teknolojisi hızlı şekilde gelişiyor. İnsan davranışlarını taklit eden robotların gelecekte nasıl bir noktaya varacağı tartışılıyor. Geleceğin dünyasında makine insanlar, robotlar, insanların hayatına hükmedebilir mi?

Şu anda bu sorunun cevabını kesin olarak vermek mümkün değil, verebildiğimiz zaman da acaba insanlığın sonu gelmiş mi olacak?

Teknolojik yeniliklerin öncelikle savaş sanayiinde kullanıldığı söylenebilir. Akıllı mühimmat, insansız deniz aracı, silahlı insansız deniz aracı, insansız hava aracı, silahlı insansız hava aracı, taarruzî insansız hava aracı ve nihayet insansız savaş uçakları…

İnsansız hava araçlarına (İHA) alışmıştık da, insansız savaş uçağını yakın zamanlarda duymaya başladık. Türkiye İHA sahasındaki başarılarından sonra insansız savaş uçağı sahasında da adımlar atıyordu. Dünyada yeni bir şey yoktur, denilir; her şeyle ilgili bir tarihî geçmiş bulunabilir. Nitekim, 1930’lu yılların gazetelerine karıştırırken, “Pilotsuz uçan yeni bir tayyare” başlıklı bir habere rastlamıştım. Bu tayyare Amerikalılar tarafından yapılmış. Saatte 300 km. sür’atle gidiyormuş, içinde insan yokmuş. Pilot vazifesini makineden sun’i adam yapmaktaymış. Bu keşif, tayyarecilik aleminde mühim bir adım telakki edilmekteymiş. Çünkü bu tayyarelerle hiçbir zayiat vermeksizin istenildiği kadar zarar yapılabilirmiş. (Son Posta, 8.1.1933, resmi de var). 

Bu uçağın uçurulup uçurulmadığını, maksadına uygun bir sonuç alınıp alınmadığını bilemiyoruz. Belki de denendi, istenilen sonuç alınamadı ve yeni sistemler, teknolojiler ortaya çıkıncaya kadar vaz geçildi. Şimdi ise konu daha ciddi şekilde gündemimizde. 

Makineler düşünür mü? Yahut düşünen makineler yapılabilir mi? Bu soruların kim bilir kaç asırlık geçmişi var. 20. yüzyılda bu sorular daha fazla soruluyor. Makinalarda akıllı davranış konusunun 1956’da Dartmouth konferansında tartışıldığını öğreniyoruz. Böylece yapay zekâ kavramı da yaygınlaşmaya başlıyor. Belli bir zekâya sahip makinalar yapılıyor, robotlar icat ediliyor. Tabiî bunların yapılabilmesi için yüksek kapasiteli bilgisayarlara ve bilgisayar yazılımlarına ihtiyaç var. Bilişim çağı kavramının içi dolduruldukça, insanlığın önünde yeni alanlar açılıyor. 

Günümüz insanı hiçbir teknolojiyle olmadığı kadar yapay zekâ ürünü akıllı cihazlarla haşır neşir oluyor. Cep telefonu olan herkes -ki dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğu- “akıllı telefon”larla hayatını tanzim ediyor. Her biri bir cep bilgisayarı olan bu cihazlar, işlerimizi kolaylaştırırken, zihin tembelliğine yol açarak acaba insani hasletlerimizi dumura uğratıyor mu? 

İnsanlar artık hafızasında yakınlarının telefonunu bile tutmuyor. En basit hesaplamaları zihinden yapacağına cep telefonunun hesap programından yapıyor. Cep telefonu kaybı demek, bir insan için aynı zamanda hafıza kaybı demek! 

Atalarımız, “koyma akıl akıl olmaz” demişler. Başkasından alınan akılla varılacak yer bellidir, esas olan oyma akıldır. Yani insanın kendi aklıdır. 

Yapay zekâ koyma aklın ötesine varabilir mi? Böyle diyerek gelecekle ilgili iyimserliğimizi teyid edebilir miyiz?

TYB Akademi 37, Ocak 2023

Bu haber toplam 712 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim