Doç. Dr. İdris Nebi Uysal: Dil İlişkileri Bağlamında Popüler Türk Romanlarındaki Batı Kökenli Kelimeler: Kuşlar Yasına Gider Örneği*

Doç. Dr. İdris Nebi Uysal: Dil İlişkileri Bağlamında Popüler Türk Romanlarındaki Batı Kökenli Kelimeler: Kuşlar Yasına Gider Örneği*
TYB Akademi 29 / Mayıs 2020 / 21. Yüzyılda Türkçe

Me mon şer profesör!..

‒ Dinleyin, dinle genç bey!

Mon profesör! Bu akşam her vakitki Mösyö Piyer değilsiniz. Ahlakınız değişmiş. Pek nervö olmuşsunuz. Bilmem niçin?

‒ İhtimal, lakin siz her vakitki Bihrûz Bey’siniz!..

(Araba Sevdası, Recaizade Mahmut Ekrem)

 

Dil ilişkileri, art zamanlı dil biliminin ilgilendiği konulardan biridir. Kaynaklarda “temas” kelimesiyle de geçen bu terim, muhtelif nedenlerle karşılaşan dillerin etkileşimini anlatır. Hangi şekilde olursa olsun, karşı karşıya gelen dillerin birbirini etkilemesi kaçınılmazdır. Temaslar, dillerde veya dillerden birinde farklı dil bilgisel/bilimsel düzeylerde daha önce bulunmayan yenilikler, değişiklikler meydana getirir (Eker 2010b: 321). Temas sonunda yaşanan alışveriş ve değişmeler, bunların hangi yön, düzey ve boyutta gerçekleştiği dil ilişkileri üzerine eğilen çalışmaların ortaya koyduğu verilerdendir. Bir dilin tarihine ışık tutan ve dilde meydana gelen değişmeleri izleme imkânı sağlayan bu veriler; tarih, sosyoloji gibi birçok disiplin için ayrıca önemlidir.

Toplumlar, tarih boyunca birbirleriyle türlü ilişkiler içine girmiştir. Ticaret, seyahat, savaş, göç, din, eğitim gibi faaliyet ve koşullarla kurulan temasların, kültür ve dile yansımalarının olması muhakkaktır. Toplumsal ilişkiler, araştırmacıların da ifadesiyle, aslında birer dil ilişkisidir. Başka bir deyişle toplumlar arası etkileşimin sonuçlarının açık bir şekilde görüldüğü alanların başında dil vardır. Bir dilin söz varlığına, ses dizgesine yahut söz dizimine bakarak etkileşime dair çok şey öğrenilebilir.

Türkçenin Dünya Dilleriyle İlişkisi

Türkçenin dünya dilleriyle ilk teması Çince, Moğolca (Clauson 2002), Sanskritçe, Toharca gibi komşu dillerle olmuştur[1]. Bu temasların tarihin bilinmeyen dönemlerinde başladığı ifade edilmektedir (Eker 2009: 113). Türkçenin, dil tarihimizde özel bir yeri olan İran dilleriyle karşılaşması da Eski Türkçe döneminden önce gerçekleşmiştir. İran asıllı Soğd ülkesinin Köktürk egemenliğine geçmesinden sonra Türk ve İran kavimleri arasında başlayan siyasi, ekonomik, askerî ilişkiler ve bunlara bağlı olarak gelişen iki dil ailesinin birbirini etkileme süreci on dört asırdır kesintisiz sürmektedir (Róna-Tas 2013: 32, Eker 2010a: 197). Türkçenin Arapçayla teması ise İran dilleriyle karşılaşmasından sonra vuku bulmuştur. Bu ilişki, Farsça vasıtasıyla sağlanmıştır. Türklerin İslam dinini kabulünden sonra hız kazanan Türkçe-Arapça ilişkileri, ilerleyen dönemlerde çok geniş bir alana yayılmıştır.

Tarih boyunca muhtelif neden ve gayelerle büyük kitlesel göçler gerçekleştiren Türkler, tarihin gördüğü en hareketli kavimlerden biridir. Türk kavimleri; göçlerle Çin’den Orta Avrupa’ya, İran’ın güneyinden Kuzey Buz Denizi’ne kadar yayılmış, bu geniş coğrafyada farklı milletlerle karşılaşmıştır. Bu hareketlilik, Türkçenin konuşulduğu bölgenin sınırlarını sürekli değiştirmiş; Türk dili ana yurttan kuzeye, güneye, batıya yapılan yoğun göçlerle hayli geniş bir coğrafyaya ulaşmıştır. Yıllarca süren göçler sonunda dilin konuşurları başka uluslarla, kendi diline hiç benzemeyen dillerle yüz yüze gelmiştir.

Dil ilişkilerinin diller açısından iki yönü vardır: alış, veriş. Bu sürecin en yaygın sonucu kelime alışverişidir. Diller “ihtiyaç, özenti” (Karaağaç 1997) gibi temel nedenlerin dışında “toplumsal hayattaki köklü değişiklikler, din ve medeniyet değişiklikleri, alfabe değişikliği, geri kalmışlık, tercüme faaliyetleri, dil bilinci eksikliği, yabancı dilde eğitim” (Buran 2001) gibi nedenlerle başka dillerden kelime alır. “Yeni bir varlıkla tanışma, bilim ve teknolojide yaşanan gelişmeler, politik ve ekonomik olaylar” (Sarı 2008: 26), “yabancılara duyulan hayranlık, yabancı ülkelerde yaşama, itibar ve incelik kaygısı, ideolojik akımların etkisi, ülkedeki uluslararası ve çok uluslu şirketler, bazı mesleklerin ve sanatların azınlıkların/yabancıların tekelinde olması, alafrangalık modası” (Sezgin 2019) da başka dillerden kelime alınmasında etkili olan durumlardır.

Türkçe dil ilişkilerinde “alıntılama[2]” önemli bir yer tutar. Türkçe, tarih boyunca konuşurlarının hareketliliğine bağlı olarak birçok toplumla/dille etkileşim içine girmiş; bunun doğal sonucu olarak da birtakım değişikliklerle karşı karşıya kalmıştır. Bu değişiklikler, özellikle dilin dış etkilere en açık ve elverişli alanı olan söz varlığında gerçekleşmiştir[3]. Zamanla dilin yapı, dizim gibi diğer düzeylerine sirayet eden bazı değişmeler görülse de bunlar söz varlığında yaşananlara nazaran hayli sınırlı kalmıştır. Bunun nedeni, sözcük dağarcığında yaşanan değişmelerin dilin öteki alanlarındaki değişmelere göre daha kısa sürede gözlemlenebilir olmasıdır.

Türkçedeki alıntı sözcükleri, dilimizin ilk yazılı ürünleri olan Köktürk Yazıtları’ndan itibaren takip etmek mümkündür. Köktürkçede hayli az olan alıntı sözcük sayısı, Uygurların sosyal ve kültürel hayatta geçirdiği köklü değişimlere bağlı olarak Uygur Türkçesinde artmıştır. Türklerin İslamiyet’i kabul etmesi söz varlığındaki yabancılaşmanın yönünü başka bir bölgeye, İran ve Arap dünyasına çevirmiştir. Türkçenin tarihî İran dilleriyle Eski Türkçe çağından önce başlayan ilişkisi, İslam dininin kabulüyle daha geniş bir alana yayılmıştır. Bu süreçte Farsça kelimelerin yanında birçok Arapça kelime de dile girmeye başlamıştır. Tarihî Türk lehçelerinin hepsinde, etkilenme düzeyi farklı olmakla birlikte, Arapça ve Farsçadan alınmış yüzlerce kelime görülür. Orta Asya’dan göç ederek Karadeniz’in kuzeyinden Orta Avrupa’ya kadar ilerleyen Türk boyları ise Slav dilleri başta olmak üzere çeşitli Avrupa dillerinden etkilenmiştir. Batıda Oğuz ağzı üzerine kurulan Eski Anadolu ve Osmanlı Türkçelerinde Arap ve Fars dillerinden giren kelimelerden başka Ermenice, Rumca, Slavca, İtalyanca alıntılar da mevcuttur. Daha önce Rumca, İtalyanca gibi dillerle belirli alanlarda (denizcilik, ticaret vb.) tanışmış olan Oğuz Türkçesinin Batı dilleriyle teması, Tanzimat’tan sonra başkalarını içine alarak genişlemiştir. Cumhuriyet’ten sonra daha sistemli ve programlı yürütülen Batılılaşma hareketleri, Türkçenin Batı dilleriyle temasını artırmıştır. Türkçe bu dönemde ilk olarak Fransızcanın etkisi altında kalmıştır. Fransızcanın Türkçe üzerindeki tesiri, XX. yüzyılın ortalarına kadar yoğun biçimde sürmüştür. O tarihten sonra Amerika’nın dünya siyasetindeki nüfuzunun artmasına bağlı olarak Türkçeye çok sayıda İngilizce sözcük girmeye başlamıştır[4]. Doğu Türklüğü sınırları içinde kalan Türk boylarının XX. yüzyılda Ruslar ve Çinlilerle olan siyasi, ticari ve sosyokültürel ilişkileri, o bölgedeki Türk yazı dillerine, Rusça ve Çince sözcüklerin yerleşmesine yol açmıştır. Geçmişten günümüze Türk yazı dillerine bakıldığında Türkçeye farklı dil ailelerine mensup birçok dilden kelimenin girdiği, hâlen bu akışın devam ettiği görülmektedir. Bugün Türkiye Türkçesinin karşı karşıya kaldığı temel sorunlardan biri; teknolojik ve ekonomik üretimde geri kalmışlık, kişilerdeki ana dili bilinci yoksunluğu yahut eksikliği, kimi aydınların Türkçenin kullanımında sergilediği dikkatsizlik ve özensizlik, bu tavrın kitle iletişim araçları vasıtasıyla tüm ülkeye yayılması gibi nedenlerle Batı kökenli sözcüklerin dile hızla yerleşme çabası içinde olmasıdır.

Daha Önce Yapılan Çalışmalar

Türkolojide bugüne kadar Türkçenin Batı dilleriyle ilişkisini muhtelif yönleriyle inceleyen bilimsel yahut popüler birçok çalışma yapılmıştır. Mevcut çalışmalarda alıntıların tarihsel seyri, sayısı ve çokluğu, bu dillerin Türkçenin grameri ve söz varlığı üzerindeki etkisi gibi konular üzerinde durulmuştur[5]. Türkçedeki alıntıların topluca görülebileceği sözlükler de (Özön 1962, Karaağaç 2015 gibi) hazırlanmıştır. İnceleme, dikkat çekme, uyarma amaçlı birçok çalışma ortaya konmasına rağmen Batı kaynaklı sözcüklerin edebiyat eserlerindeki durumunu ele alan çalışma sayısı son derece azdır.

Bu çalışmalardan, tespit edebildiğimiz kadarıyla ilki ve dört tanesi Sezgin’e aittir. Araştırmacı; ilkin 1870-1972 arasında yazılmış romanlardan bir havuz oluşturmuş, havuzdaki 280 eserden elde ettiği sayımın verilerini bir bildiri olarak 1982 yılında bilim dünyasına takdim etmiştir. Bu bilgiler, 1993’te yayımladığı çalışmaya da girmiştir. Sezgin (1999), 1980 öncesi romanlardan 280’ine ait sonuçları ise bir ansiklopedide paylaşmıştır. 1972 yılında başladığı örnekleme işine devam eden araştırmacı, havuzu genişleterek 1999’da 562 eserden oluşan bir veri tabanına ulaşmıştır. Araştırmacı; bu çalışmalarını ve birikimini ilk baskısı 2004, gözden geçirilmiş ikinci baskısı 2019 yılına rastlayan Türkçede Batı Kökenli Kelimelerin Yoğunluğu adlı çalışmasıyla neşretmiştir. Sezgin’in (2019: 30) tespitlerine göre dilimizdeki Batı kökenli kelime sayısı ve çeşidi 1950’den sonra ciddi şekilde artmıştır. Sıralama; Fransızca, İtalyanca, Yunanca, İngilizce, İspanyolca, Slavca, Almanca, Ermenice, Latince şeklindedir. Eserde Batı kökenli kelimelerin beş yıllık dönemlere göre sayısını, sıklığını, yüzdesini gösteren tablo ve grafiklere de yer verilmiştir.  

Bir diğer çalışma, Şimşek (2019) tarafından geçtiğimiz yılın sonunda yapılmıştır. Araştırmacı Yaban romanında geçen alıntılar üzerine bir makale yazmıştır. Şimşek’in tespitine göre ilk baskısı 1932 yılına rastlayan eserde Batı dillerinden girmiş 177 kelime vardır. Sıralama; Fransızca 109, İtalyanca 29, Rumca 22, İngilizce 8, İspanyolca 3, Latince 2, Bulgarca 2 ve Sırpça 2 şeklindedir. Kumandan, gazete, sigara, kilometre, masa sözcükleri sıklığı yüksek olanlardır.

Çalışmanın Amacı, Yöntemi ve Malzeme

Her dilde çeşitli varyantlar vardır. Bunlardan biri “kuralları sözlüklerde ve yazım kılavuzlarında tespit edilmiş, eğitim, hukuk, basın yayın alanları ile resmî yazışmalarda kullanılan, işlev ve geçerlilik alanı geniş, sosyal sınıf ve yerel iz taşımayan” (TDK 2011: 1845) standart (ölçünlü) dil, başka bir ifadeyle yazı dilidir. Son yıllarda gerek toplumda gerekse Türkolojide sıkça dile getirilen konulardan biri Türkiye Türkçesi yazı dilinde Batı kökenli sözcüklerin, özellikle İngilizce ve Fransızca asıllı sözcüklerin kullanımında görülen artıştır. Konuşma dili ile iş yeri adlarında karşılaşılan örnekler, rahatsız edici düzeydedir. Bu çalışma, Batı kökenli kelimelerin standart dildeki durumunu, popüler bir eser üzerinden görmek amacıyla yapılmıştır. Başka bir deyişle eldeki çalışma, popüler bir konuyu/meseleyi popüler bir eser aracılığıyla değerlendirme amacı gütmektedir. Bunun için Hasan Ali Toptaş’ın[6] 2016 yılında yazdığı Kuşlar Yasına Gider isimli roman seçilmiştir. Eser seçiminde ödül alma[7], baskı sayısı, çoksatarlar arasına girme[8] gibi ölçütler esas alınmıştır. İlk basımı 2016 yılının Ekim ayında yapılan Kuşlar Yasına Gider, 17.01.2020 tarihi itibariyle 85. baskıya ulaşmıştır[9]. Bu çalışmada romanın 2019’un Mayıs ayına rastlayan 69. baskısından istifade edilmiştir.

Çalışmada belgesel tarama yöntemi kullanılmıştır. Romanda geçen Batı kökenli sözcükler, liste hâline getirilmiştir. Alıntı sözcükler listesine özel isim statüsünde olanlar dâhil edilmemiştir. Türkçe eklerle genişletilmiş veya yardımcı fiillerle birleşik hâline getirilmiş yapılardaki alıntı sözcükler ise çalışmaya eklenmiştir. Birden fazla geçen kelimelerin yanında ayraç içinde geçiş sıklığı verilmiştir. Sözcüklerin kökeni verilirken TDK’nin (2011) çıkardığı Türkçe Sözlük’ün son baskısı esas alınmıştır[10]. Bunun yanı sıra Eren (1999), Çağbayır (2007), Ayverdi (2008) ve Doğan’a (2013) da müracaat edilmiştir.

Bulgular

Romanda Batı kökenli 391 sözcük tespit edilmiştir. Bunlar metinde toplam 1240 kez geçmiştir. Kelimelerin dillere göre dağılımı ve geçiş sayısı şöyledir:

Almanca: balata (2), dübel, filinta[11], kuruş, mavzer[12] (2), otopark (9), röntgen[13](7), şablon, şilep (2), torpido (3).

Bulgarca: gocuk (2).

Fransızca: adres (5), akademik (2), akademisyen (6), akasya (2), aks, akü (5)[14], albüm, alkol, alo (11), ambulans (3), ansiklopedi, apartman (7), arşiv, asansör (4), asfalt (11), bagaj[15] (4), balkon (21), balon (4), bank (7), bariyer, benzin (4), beton (8), bidon, bijon (3), bisküvi (6), biyografik, biyopsi (5), briket (2), broşür, buji, bulvar (2), ceket (2), dans, dantel (2), depo, debriyaj, direksiyon (22), doktor (36), domino, dosya (2), dozer, duş, egzersiz (4), ekran (3), elektrik (6), eşarp, far (5), fayans, fermuar (2), festival (2), figür, film (3), filtre, fizik (9), fotoğraf (8), fotokopi, fren (4), galeri (2), gar (4), garaj, garanti, gardırop, gaz (10), gofret (5), gri (5), istasyon, jeton, kaban (5), kabin (2), kablo (4), kafeterya, kalite (2), kalorifer, kamyon (11), kamyonet (2), kanal, kanepe (25), kaput[16] (2), karbüratör (2), karo, kart, karton (2), kaset, kasket, kilo, kilometre (10), klozet, koleksiyon, komik, komodin (4), konserve, kontak (6), kontrol, koridor (16), kravat, kumanda[17] (3), laboratuvar (3), lastik[18] (11), lenfoma (2), levye, lise (2), magazin, marş, medikal (9), melamin, mesaj, metre (3), mikrofon, milimetrik, minibüs (51), moral, motif, motor (9), motosiklet (4), mozaik (2), müzik (4), normal, not, onkoloji (4), organize, ortopedi (2), otobüs (12), otomobil (2), paket (8), palto (8), panel (2), pansuman (2), pantolon (2), park (15), patinaj (3), patron (3), pedal (7), pens (2), peron (2), pil, piston, plaket, plastik (6), polis (4), portakal, poşet (6), priz, profesör (4), protez (12), radyatör (3), radyo (2), randevu (11), restoran (2), reyon, risk, ritim, roman (18), römork, salon (31), santral, sekreter, site (8), spiker (3), subasman, şarj, şoför (23), taksi (8), tampon (4), tansiyon (2), tekstil (2), telefon (75), televizyon (11), telgraf (2), tip, ton (I) [19], ton (II)[20], trafik (3), traktör (4), tren (10), tur (5), tuvalet (13), tül (7), tüp (2), üniversite (10), üroloji (4), valiz (8), veteriner (2), viraj (3), vites (11).

İngilizce: cip (2), egzoz (7), jilet[21], kek (3), kemoterapi (2), krank, market, mayın, mont, radar (2), teyp, tost.

İspanyolca: kanarya, sigara[22] (52).

İtalyanca: banko (2), banyo, baston (8), çimento (2), fabrika (4), fatura, fırtına, fiyaka, gazete (3), iskonto, jandarma (3), kasa (5), kolonya, kopya, korna, koro, kriko, kuzine (9), limonata, lira (4), liste (3), lokanta (2), makine (2), manevra (3), marka (3), mola (7), numara (4), pasta, peçete (5), pipo, posta[23] (4), punt, rampa (11), salam, salça (6), salata, sedye (4), sigorta (2), sonda (2), tabela (4), tavla, tornavida, urba[24], vazo.

Latince: mart.

Macarca: soba (3), şarampol (2).

Rumca: ahlat, anahtar (9), avlu (23), balyoz, biber, bodrum (7), cibre, dikiz (2), domates (11), evlek, fener (2), fırın, fiske, gümrük, istif (5), izmarit, kerata[25] (2), kiraz (3), kiremit (2), kutu (7), küfe, külüstür, kümes (4), lamba (7), marangozhane[26], masa (15), muşmula (2), patates (2), poyraz, reçine, sünger, takoz, tuğla (2), üstüpü.

Rusça: mazot (5).

Yunanca: kelter[27] (3).

Aşağıdaki tabloda bu sözcükler sayı ve oranlarına göre verilmiştir: 

Dil

Sözcük Sayısı

Oranı (Yüzde)

Geçiş Sıklığı

Oranı (Yüzde)

Metindeki Oranı (Binde)

Fransızca

284

0,73

870

0,70

0,019

İtalyanca

44

0,11

122

0,10

0,002

Rumca

34

0,08

131

0,11

0,003

İngilizce

12

0,03

23

0,017

0,0005

Almanca

10

0,03

29

0,023

0,0007

İspanyolca

2

 

0,01

53

0,04

0,0012

Macarca

2

5

 

 

0,01

 

 

 

0,0002

Bulgarca

1

 

0,01

2

Latince

1

1

Yunanca

1

3

Toplam

391

%100

1240

%100

0,0266

 

Tablodaki bilgilere bakıldığında eserdeki Batı kökenli alıntı sayısında Fransızcanın ilk sırada olduğu; ardından sırasıyla İtalyanca, Rumca, İngilizce ve Almanca asıllı sözcüklerin geldiği görülmektedir. İspanyol, Macar, Bulgar, Latin ve Yunan dillerinden yapılan alıntıların sayısı ise azdır. Sayıca İtalyancanın altında kalan Rumca kelimelerin sıklık bakımından fazla olması, bunların daha eski ve yaşam tarzına yönelik olmasıyla ilgilidir. İspanyolca sigara metinde en sık geçen alıntı olmuştur.

Almanca asıllı sözcüklerin çoğu teknoloji merkezlidir. Bunlar genellikle otomotiv, tıp ve silah teknolojisiyle ilgilidir. İçlerinde Türkçeye girişi en eski olan kuruş’tur. Bu paranın XVI. asrın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti’nde kullanıldığı bilinmektedir (Akyıldız 2007: 164). Bir tüfek türü olan filinta, ikinci baskısı 1890 yılına tekabül eden Lehce-i Osmânî’de kayıtlıdır (Toparlı 2000: 147). Kelimenin argo anlamını, Devellioğlu’nun (1958: 88) sözlüğünü esas alarak günümüzden en az üç çeyrek asır öncesine götürmek mümkündür. Servet-i Fünûn dergisinin 326 numaralı sayısında Ahmed İhsan (1313: 211) imzalı makalede görülen röntgen, Türk tıbbına ve diline 1800’ün sonunda girmiştir. Peyami Safa’nın Mahşer (1924) romanında geçen mavzer’in dilimizle teması, XX. yüzyılın başlarında gerçekleşmiş olmalıdır (TDK 2015: 397, 1345). Türkçe Sözlük’ün (TDK 1945) ilk baskısında görülmeyen balata, otopark sözcüklerinin, Türkçenin söz varlığına XX. yüzyılın ikinci yarısında katılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Özön’de (1962) yer almayan dübel, şablon, torpido[28] kelimeleri Almanca alıntılar içinde en yeni olanlardır

Romanda Bulgarca asıllı olduğu tespit edilen tek örnek gocuk’tur. Sözcük, Lehce-i Osmânî’de kayıtlıdır (Toparlı 2000: 161). Ayrıca Ahmet Mithat Efendi’nin Taaffüf (1895) adlı romanında da geçmektedir (TDK 2015: 476). Kelimenin sözlüğe girmesi ve bir edebî metinde temsil edilmesi, işaret ettiği nesnenin toplumda bir süreden beri kullanıldığını göstermektedir. Hâlihazırda bu kelime, standart dil dışında gocuh, kocuk gibi değişkeleriyle bazı ağızlarda da işlektir (TDK 2009: 2089, 2893).

Germen dillerinden biri olan İngilizcenin Türkçeyle teması diğer Batı dillerine nazaran yenidir. Romana yansıyan örnekler de bu yargıyı teyit etmektedir. Eserdeki İngilizce alıntılar genellikle otomotiv, ticaret, silah, sağlık, gıda ile ilgilidir. Lehce-i Osmânî’deki (Toparlı 2000: 226) kayıt dikkate alındığında bu kelimelerden sözlüklere en erken yansıyanın kek olduğu söylenebilir. Türkçe Sözlük’ün (TDK 1945) ilk baskısına bakıldığı zaman cip, egzoz, kemoterapi, krank, market, mont, radar, teyp, tost sözcüklerinin esere girmediği; buna karşın jilet, kek, mayın kelimelerinin sözlüğe yansıdığı görülmektedir. Bugün cip, egzoz, jilet, kek, market, mayın, mont, radar, teyp, tost sözcüklerinin toplumdaki kullanım sıklığı hayli yüksektir. Bir tıp terimi olan ve Özön’ün (1962) devrin gazete, dergi ve kitaplarından faydalanarak hazırladığı sözlükte kemoterapi’nin ise Türkçe için daha yeni bir kelime olduğu kesindir.

Latin dillerinden biri olan İspanyolcanın romanda temsil edildiği iki örnek vardır: kanarya ve sigara. Bunlardan ilki, romanda kanarya sarısı[29] isimli bir renk adı teşkilinde kullanılmıştır. Kanarya ve Maderina adalarında yabani bir hayat süren kanarya, ispinoz ailesinin en küçüğü olup İspanyol denizciler sayesinde Avrupa’ya, oradan da dünyaya yayılmıştır (Ceylan 2007: 132). Kanarya, ölümü 1747/8 olan Azbî’nin şiirinde de görülmüştür (Ceylan 2007: 132). Diğeri ise yaygın bir alıntıdır: sigara. Tütünle 1600’lü yılların başında tanışan Osmanlı toplumunun sigara ile ilk karşılaşması, Kırım Savaşı’ndan (1856) sonra İngiliz askerlerinin İstanbul’a getirdiği cigarette ile olmuştur (Birecik 2003: 600). Kelimenin, o yıllarda hazırlanan Lehce-i Osmânî (Toparlı 2000: 345) ve Kâmûs-ı Türkî (Şemsettin Sami 1317: 756) gibi sözlüklere de girdiği görülmektedir.

Romanda Macarca asıllı iki sözcükle karşılaşılmıştır: soba ve şarampol. Isınma aracı soba, XVII. yüzyıldan itibaren Türkçenin söz varlığında takip edilebilen bir kelimedir (bk. Tulum 2011: 1614). Şarampol ise Evliya Çelebi’de (Kahraman 2011: 400) şarampav şeklinde vardır. İki kelimenin de Türkçenin söz varlığına en geç XVII. asrın ikinci yarısında girdiği söylenebilir.

Romanda Latinceden alınma sadece mart sözcüğü vardır. Rumi takvimde ilk, miladi takvimde üçüncü ayı karşılayan bu kelimenin Türkçedeki serüveni, bazı deyim ve atasözlerine de girmiş bulunması hasebiyle daha erken zamanlarda başlamış olmalıdır[30]. Kelime, 1797’de tamamlanan Burhan-ı Katı (Öztürk ve Örs 2009: 58) adlı eserde geçmektedir. Osmanlı’da 13 Mart 1840 tarihinde uygulamaya konan Rumi takvim 1917 yılına kadar yürürlükte kalmıştır. Romandaki tek Rusça kelime mazot’tur. Bu kelime ise Türkçe Sözlük’ün (TDK 1945: 401) ilk baskısından itibaren sözlüklerdeki yerini almıştır.

Latin dillerinden biri İtalyancadır. Romanda İtalyanca asıllı 44 kelimeye yer verilmiştir. Bunlar hayatın hemen her alanıyla ilişkili kelimelerdir. Bununla birlikte teknoloji ve ekonomiye dair terimlerin de öne çıktığı görülmektedir. Rampa, kuzine, baston, mola romanda diğerlerine göre çok kullanılmıştır. Banyo, baston, fabrika, fatura, fırtına, gazete, kasa, limonata, lira, lokanta, manevra, marka, numara, pasta, peçete, rampa, salata, sedye, sigorta, tavla, tornavida, vazo sözcükleri Lehce-i Osmânî’de (Toparlı 2000) görülürken fiyaka, iskonto, jandarma, kolonya, kopya, korna, koro, kuzine, kriko, liste, makine, pipo, punt, salam, salça, sonda, tabela’nın anılan sözlüğe giremediği tespit edilmiştir. İtalyanca alıntılardan tarihi en geriye gidenler, Argenti’de (bk. Adamović 2014: 230) kayıtlı salata ile Seydi Ali Reis’in Mir’âtü’l-Memâlik’te (Kiremit 1999: 434) yer verdiği urba olmalıdır. Meninski’de (bk. Tulum 2011: 733,  1710) kayıtlı fırtına (<fortuna) ve tavla kelimeleri de XVII. asırdan beri izlenebilen örneklerdir. Sultan I. Abdülmecit döneminde (1843) darp edilen lira[31] ile gazete’nin de XIX. asrın ikinci çeyreğinden itibaren Türkçenin söz varlığına katıldığı söylenebilir. Osmanlı’da 1834 yılından itibaren posta teşkilatının hizmet vermeye başlamasıyla birlikte (Halaçoğlu 1981: 132) posta sözcüğünün kullanıma girdiğini, mola (akt. Tietze 2018a: 240) sözcüğünün de aynı yıllardan itibaren edebî metinlerden izlenebildiğini söylemek mümkündür.

Türkçenin, Anadolu’da karşılaştığı dillerden biri Rumcadır. İki dilin konuşurları Anadolu başta olmak üzere pek çok coğrafyada uzun süre birlikte yaşamıştır. Bu nedenle birçok araç gerecin, meyve sebzenin Rumcası ile yerleşik yaşam tarzının mimari ve çevreyle ilgili unsurları dile yerleşmiştir. Bugün yazı dilinde ve ağızlarda Rumcadan alıntılanmış birçok kelime vardır. Romana yansıyanlar, sözlükte bulunanların yaklaşık %8’idir. Osmanlı âlimi Molla Fenârî’nin (1370-1431) ismindeki Fenârî nisbesinden, fener (<fenar) kelimesinin dilimize Anadolu’ya yerleşme mücadelesinin sürdüğü tarihlerde girdiği anlaşılmaktadır (bk. Aydın 2005: 245)[32]. Anahtar sözcüğü, Mesud Bin Ahmed’in 1349 yılında tercüme ettiği Süheyl ü Nev-bahâr (bk. Cin 2012: 433) isimli mesnevide 14 kez geçmektedir. Floransalı diplomat Argenti’nin (bk. Adamović 2014) notlarına bakıldığında avlu, fırın, gümrük, kiraz[33], kutu ve kümes’in XVI. yüzyılda Türkler tarafından kullanıldığına şüphe yoktur. Meninski’deki (bk. Tulum 2011) bilgiler, bunların yanında biber, cibre, evlek, istif, kiremit, muşmula, sünger, tuğla sözcüklerinin 1600’lü yıllarda bilindiğini tanıklamaktadır. Kitâb-ı Bahriye’de (akt. Tietze 2002 ve 2018a) geçen ahlat, biber ve poyraz; bu örneklerin en geç XVI. yüzyılın başlarından itibaren Türkçede kullanılmaya başladığına işaret etmektedir. Tietze’nin (2018a: 152) aktardığı nota göre, masa kelimesi ve gösterdiği eşya, XIX. asrın ortalarında hayatımıza girmiştir.

Türkçenin Batı dilleriyle olan temasında yoğunluğun yaşandığı dil, hiç kuşkusuz, Fransızcadır. Türklerin Anadolu’da Batı toplumlarıyla XI. asırdan itibaren başlayan teması daha çok ticari düzeyde gerçekleşmiştir. İtalyanlar ve çeşitli Balkan topluluklarıyla yaşanan temasların sosyal hayata yansımaları yok denecek kadar azdır. Fakat XIX. asırda vuku bulan kimi olayların toplum hayatına ve dolayısıyla dile büyük yansımaları olmuştur. O yıllardan itibaren “özenti” alıntısı şeklinde nitelendirilebilecek pek çok Fransızca kelime Türkçeye girmiştir. Başlangıçta belirli alanlarla sınırlı olan kelime geçişinin sonraki yıllarda bilim ve teknikteki gelişmelere bağlı olarak tıp, otomotiv, iletişim başta olmak üzere birçok alana sirayet ettiği görülmektedir[34].

Eldeki romanda 284 farklı Fransızca kelimenin kullanıldığı görülmüştür. Bunlar XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren edebî yahut ilmî eserlere girmeye başlamıştır. Söz gelimi, apartman kelimesi Namık Kemal’in (bk. Tansel 1967: 185) 1870 tarihli bir mektubunda, ceket (<caket) Ahmet Mithat Efendi’nin 1887 tarihli Demir Bey yâhud İnkişâf-ı Esrâr romanında (bk. TDK 2015: 232) geçmektedir. Elektrik, telgraf 1830’lu yıllarda çıkarılan ilk Türkçe gazetede (Özön 1962: VI); depo, doktor, istasyon, kilometre Ahmet Mithat Efendi’nin 1877-78 senelerinde kaleme aldığı iki ciltlik Üss-i İnkılap (Uysal 2013) isimli tarih kitabında geçmektedir. Pantolon kelimesi de XIX. asrın ikinci çeyreğinden itibaren takip edilebilmektedir (Tietze 2018b: 287). Bugün en çok kullanılan iletişim aracı durumundaki telefon, ülkemize gelişinden bir yıl sonra Ahmet Mithat Efendi’nin Dürdâne Hanım (1882) romanına girmiştir. Akademik ve akademisyen kelimelerinin kökü durumundaki akademi Lugât-ı Ecnebiyye’de (Ahmed Hamdi 1325: 9), fotoğraf ve kablo kelimeleri Kâmûs-ı Türkî’de (Şemsettin Sami 1317: 1008, 1013) kayıtlıdır. Günümüzün en yaygın alıntılarından olan üniversite sözcüğünün dilimizdeki geçmişini, Ahmet Rasim’in 1926 tarihli Muharrir Bu Ya (bk. TDK 2015: 1601) isimli eserinden hareketle XX. asrın başlarına götürmek mümkündür. En eski alıntılar ise Meninski’nin (Tulum 2011: 1444) “gemi sahibi, gemi reisi” karşılıklarıyla verdiği patron ile Seyahatname müellifi Evliya Çelebi’nin zikrettiği portakal (akt. Özön 1962: V) olmalıdır. Fransızca kelimeler arasında, yakın zamanlarda yaşanan bilimsel ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak Türkçenin söz varlığına girmiş biyopsi, lenfoma, onkoloji, radyo, televizyon gibi “ihtiyaç” alıntıları da vardır:

Sonuç

Türkçe çeşitli dillerden alınmış sözcüklerin görülebileceği bir dildir. Türkçe Sözlük’ün (TDK 2011: 2674) son baskısındaki verilere göre dilimizde en az 30 dilden kelime vardır: Arapça 6.516, Fransızca 5.540, Farsça 1.375, İtalyanca 607, İngilizce 518, Rumca 448, Almanca 105, Latince 68, Rusça 39, Yunanca 37, İspanyolca 31, Ermenice 24, Bulgarca 22, Macarca 15, Japonca 13, Moğolca 12, İbranice 8, Fince 2, Malayca 2, Portekizce 2, Soğdca 2, Arnavutça 1, Fince 1, Korece 1, Sırpça 1, Slavca 1. Bu dillere ait kelimelerin toplamı 15.391’dir. Ayrıca sözlükte muhtelif köprü diller vasıtasıyla Türkçeye Amerika, Brezilya, Madagaskar, Maldivler yerlilerinin dilinden girmiş az sayıda kelimenin olduğu belirtilmiştir. Bu durumda sözlükte en az 15.400 alıntı kelimenin yer aldığı söylenebilir. Kelimelerin 7.929’u (%51) Doğu, kalanı (%49) ise Batı dillerinden geçmedir. Sarı’nın (2008: 44) aktardığı bilgilere göre 1901 tarihli Kâmûs-ı Türkî’de bu rakamlar çoktan aza olacak şekilde şöyledir: İtalyanca 307, Fransızca 224, Rumca 122, Yunanca 118, İngilizce 26, Latince 26, Almanca 5. Aradan geçen yüz on yıl içinde sözlüğe yansıyan Fransızca kelimeler 25, Almanca kelimeler 21, İngilizce kelimeler 20, Rumca kelimeler 4, İtalyanca kelimeler ise 2 kat artmıştır. Rumca sözcüklerin sayısındaki çoğalma, yeni alıntılarla değil daha önce dile yerleşen örneklerin sözlüğe eklenmesiyle gerçekleşmiş olmalıdır. Yunanca kelimelerin sayısındaki azalma ise kökeni daha önce Yunanca olarak gösterilen örneklerin daha sonra Rumca şeklinde değiştirilmesiyle ilgilidir[35].

Romandaki Batı kökenli sözcüklerin oranı, TDK’deki sıralamayla büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Sözlükte sayıca Rumcadan fazla olan İngilizce alıntıların romanda bu dilin gerisinde kalması, metnin türüyle, yani edebiyat eseri oluşuyla ilgilidir. Türkçenin söz varlığına yansıyan İngilizce sözcüklerin daha çok terim niteliğinde olduğu dikkate alındığında bunların bir edebî metne girişinin sınırlı düzeyde kalacağı muhakkaktır.

Romanda kaynak dildeki şekliyle yazılan bir örnek yoktur. Alıntıların tümü Türkçeye yerleşmiş biçimiyle kullanılmıştır.

Alıntıların hepsi anlamlı kelimelerdir. İçlerinde edat, bağlaç türünden görevli bir sözcük yoktur. Büyük çoğunluğu isim olan alıntılar arasında sıfat göreviyle kullanılanlar şunlardır: akademik, biyografik, filinta, gri, komik, lastik, milimetrik, organize, plastik, protez. Bir sözcük (normal) ise zarf işlevindedir. Almanca asıllı filinta dışındaki örnekler Fransızca kökenlidir.

Romandaki Batı kökenli alıntıların hemen hepsi “kültürel söz varlığı” türündendir. Toplumun akasya, domates, kiraz, patates bitkileriyle tanıştığı yer ve tanışma zamanı dikkate alınınca bu bitki adlarının da “kültürel söz varlığı” grubunda ele alınması uygun olacaktır. Romanda temel söz varlığı kategorisinde değerlendirilebilecek örnekler doktor ve gri’dir. Doktor için Türkçede İslamiyet’ten önce emci, otacı, atasagun kelimeleri kullanılmıştır. İslam dininin kabulünden sonra yerli kelimeler terk edilmiş, Arapça hekim sözcüğü kullanılır olmuştur. Türkçenin doktor kelimesiyle tanışması, Osmanlı toplumunun Batılılaşma sürecinde gerçekleşmiştir. Renk adı olan gri’nin de Türkçe Sözlük’ün ilk baskısında (bk. TDK 1945: 233) yer aldığı görülmektedir.

Romandaki alıntılara topluca bakıldığı zaman bazı örneklerin, toplumun yeni bir varlık, eşya yahut kavramla karşılaşması sonucunda Türkçeye girdiği anlaşılmaktadır. Yazarın romanda yer verdiği Almanca, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca kelimelerin bir bölümünü bu grupta değerlendirmek mümkündür. Bu dillerden geçen kelimelerin bir kısmı sosyal, ekonomik ve politik gelişmelerin sonucunda alınmış örneklerdir. Eserdeki Bulgarca, İtalyanca, Macarca, Rumca, Yunanca asıllı sözcüklerin coğrafi nedenlerle Türkçeye geçtiği söylenebilir. Kuşkusuz, bunların içinde toplumun yeni bir nesneyle tanışması yahut ticari, siyasi ve içtimai gelişmeler sonucunda dilimizin söz varlığına girmiş örnekler de vardır.

Yaklaşık 46.000 sözcüğün bulunduğu romanda Batı kökenli alıntıların oranı %3’ün (0,0266) altındadır. 241 sayfalık eserde sayfa başına düşen alıntı sözcük sayısı 5’in (5,14) biraz üstündedir. Bu rakamlar, Batı kökenli dillerle bin yıla yakın bir temasa sahip Türkçe için yazı dili bağlamında endişe verici bir durumun söz konusu olmadığını göstermektedir. Alıntı sözcük sayısındaki azlık, Fethi Naci’nin ifadesiyle “temiz bir Türkçeyle” yazan ve her fırsatta Türkçeyi iyi kullanmaya çalıştığını söyleyen Toptaş’ın dil anlayışının bir sonucu olarak düşünülebilir[36]. Mamafih yazar hakkında genel hükümlere ulaşılabilmesi için diğer eserlerinin de incelenmesi gerekmektedir. Çalışmanın dikkat çekici sonuçlarından biri, dilimize son yıllarda giren alıntı sayısının hayli az olmasıdır. Alıntıların çoğunun Türkçedeki hikâyesi Cumhuriyet öncesinde başlamıştır.

Batı kökenli alıntıların Türkiye Türkçesindeki tarihî seyrini anlayabilmek için Eski Anadolu Türkçesiyle yazılmış metinler başta olmak üzere böyle sözcüklerin görülebileceği tıp, tarih, seyahatname, sefaretname türündeki eserlerle Tanzimat döneminden itibaren çıkan gazete ve dergilerinin taranması yararlı olacaktır. Bu metinlerde geçen bitki, hayvan, araç gereç isimleri birçok alıntının dilimizdeki hikâyesine ışık tutacaktır. Daha evvel Andreas Tietze ve Hasan Eren’in başlattığı ağızlardaki yabancı unsurları belirleme çabalarının sürdürülmesi, Türkçedeki Batı kökenli sözcüklerin geçmişini anlamaya yardımcı olacaktır.

Kısaltmalar

akt.                  : Aktaran

bk.                   : Bakınız

bs.                   : Baskı, basım

C                     : Cilt

çev.                  : Çeviren

s.                     : sayfa

S                      : Sayı

TDK                : Türk Dil Kurumu

TTK                 : Türk Tarih Kurumu

vb.                   : ve benzeri

 

Kaynakça

Adamović, Milan (2009), Floransalı Filippo Argenti’nin Notlarına Göre 16. Yüzyıl Türkçesi, Çev.: Aziz Merhan, Ankara: TDK Yayınları.

Ahmed Hamdi (1325), Lugât-ı Ecenebiyye, Trabzon: Serasi Matbaası.

Ahmed İhsan (1313), “âtıfet-i Seniyye-i Hazret-i Pâdişâhî ve Tedâvî-i Mecruhîn-i Askeriyyede Röntgen Şu’aâtı”, Servet-i Fünûn, No 326 (29 Mayıs 1313/10 Haziran 1897), s. 210-211.

Akyıldız, Ali (2007), “Para”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 34. C, s. 163-166.

Ayverdi, İlhan (2011), Misalli Büyük Türkçe Sözlük, 4. bs. İstanbul: Kubbealtı Neşriyat.

Ar, Mustafa Selçuk (1944), “Çivi Yazılı Kaynaklara Göre Türkçe-Etice-Hurrice Arasındaki Bağlar Üzerinde Yeni Araştırmalar”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C II, S 4, s. 633-639.

Aydın, İbrahim Hakkı (2005), “Molla Fenârî”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 30. C, s. 245-247.

Birecik, Fahrünnisa (2003), “Tütün Kâğıdı”, Tütün Kitabı (Editör: Emine Gürsoy-Naskali), İstanbul: Kitabevi Yayınları.

Boz, Erdoğan (2011), Çağdaş Türkçe Sözlüklerde Batı Kökenli Sözcüklerin Köken Dili ve Biçimi Sorunu,” Sözlükbilimi Yazıları, Ankara: Gazi Kitabevi.

Buran, Ahmet (2001), “Yabancı Diller Karşısında Türkçe”, Türk Yurdu, S 162-163, s. 79-82.

Ceylan, Ömür (2007), Kuşlar Divanı Osmanlı Şiir Kuşları, 2. bs, İstanbul: Kapı Yayınları.

Cin, Ali (2012), Süheyl ü Nev-bahâr, Konya: Eğitim Yayınevi.

Clauson, Gerard (2002), Studies in Turkic and Mongolic Linguistics, Routledge Curzon: London and New York.

Çağbayır, Yaşar (2007), Ötüken Türkçe Sözlük, İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Devellioğlu, Ferit (1958), Türk Argosu, Ankara: TDK Yayınları.

Doğan, Mehmet (2011), Doğan Büyük Türkçe Sözlük, 23. bs., Ankara: Yazar Yayınları.

Eker, Süer (2009), “Dil temasları, Dil Politikaları ve Türk Dillerinde Çeşitlenme”, Türk Dili El Kitabı, ed.: Mustafa Durmuş, Ankara: Grafiker Yayınları.

Eker, Süer (2010a), “Türkçe-Farsça Dil İlişkilerinde Anlam Kopyaları Üzerine Notlar”, Sosyoloji Yazıları I, Ankara: Hacettepe Üniversitesi Yayınları.

Eker, Süer (2010b), “Orhon Yazıtları: İran dilleriyle İlk Temaslar ve Benzer Birkaç Öge Üzerine”, III. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu Bildiriler Kitabı, 1. Cilt, s. 321-332.

Ercilasun, Ahmet Bican (2007), “Türkçenin En Eski Komşuları”, Makaleler, Ankara: Akçağ Yayınları.

Erdal, Marcel (2004), “Türkçenin Hurrice’yle Paylaştığı Ayrıntılar”, V. Uluslararası Türk Kurultayı Bildirileri I, Ankara: TDK Yayınları.

Eren, Hasan (1999), Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, 2. bs., Ankara: Bizim Büro Ofset.

Halaçoğlu, Yusuf (1981), “Osmanlı İmparatorluğunda Menzil Teşkilatı Hakkında Bazı Mülahazalar”, Osmanlı Araştırmaları II, s. 123-132.

Karaağaç, Günay (1997), “Alıntı Kelimeler Üzerine Düşünceler”, Türk Dili, S 552, s. 499-510.

Karaağaç, Günay (2015), Türkçenin Alıntılar Sözlüğü, Ankara: Akçağ Yayınları.

Kahraman, Seyit Ali (2011), Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 8. Kitap 2. Cilt, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Kiremit, Mehmet (1999), Mir’âtü’l-Memâlik (Seydi Ali Reis), Ankara: TDK Yayınları.

Önler, Zafer (1999), Celâlüddin Hızır (Hacı Paşa) Müntahab-ı Şifâ II Sözlük, İstanbul: Simurg

Yayıncılık.

Özön, Mustafa Nihat (1962), Türkçe Yabancı Kelimeler Sözlüğü, İstanbul: İnkılap ve Aka Kitabevleri.

Öztürk, Mürsel ve Örs, Derya (2009), Burhân-ı Katı (Mütercim Asım Efendi), Ankara: TDK Yayınları.

Róna-Tas, András (2013), Türkolojiye Giriş, çev.: İsa sarı, Ankara: Nobel Yayıncılık.

Sarı, Mustafa (2008), Türkçenin Batı Dilleriyle İlişkisi, Ankara: TDK Yayınları.

Sezgin, Fatin (1993), Dil ve Edebiyatta İstatistik ve Bilgisayar Uygulamaları, İstanbul: Dergâh Yayınları.

Sezgin, Fatin (1999), “Türkçede Batı Kaynaklı Kelimelerin Tarih İçindeki Seyri” Osmanlı, (Editör: Güler Eren), C 4, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.

Sezgin, Fatin (2019), Türkçede Batı Kaynaklı Kelimelerin Yoğunluğu, 2. bs., Ankara: TDK Yayınları.

Şemsettin Sami (1317), Kâmûs-ı Türkî, İstanbul: İkdam Matbaası.

Şimşek, Yakup (2019), “Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban Romanında Batı Kökenli Sözcükler”, Dede Korkut, C 8, S 20, s. 180-201.

Tansel, Fevziye Abdullah (1967), Namık Kemal’in Mektupları I, Ankara: TTK Yayınları.

Tietze, Andreas (2002), Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı, 1. Cilt, İstanbul-Wien: Simurg.

Tietze, Andreas (2009), Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı, 2. Cilt, Wien: OAW.

Tietze, Andreas (2018a), Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati, 5. Cilt, Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi.

Tietze, Andreas (2018b), Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati, 6. Cilt, Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi.

Toparlı, Recep (2000), Lehce-i Osmânî, (Ahmet Vefik Paşa), Ankara: TDK Yayınları.

Toptaş, Hasan Ali (2019), Kuşlar Yasına Gider, 69. bs., İstanbul: Everest Yayınları.

Tulum, Mertol (2011), 17. Yüzyıl Türkçesi ve Söz Varlığı, Ankara: TDK Yayınları.

Tuna, Osman Nedim (1997), Sümer ve Türk Dillerinin Tarihî İlgisi ile Türk Dili’nin Yaşı Meselesi, Ankara: TDK Yayınları.

Türk Dil Kurumu (1945), Türkçe Sözlük, 1. bs., Ankara: TDK Yayınları.

Türk Dil Kurumu, (2009), Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü I-VI, 3. bs.. Ankara, TDK Yay.

Türk Dil Kurumu (2011), Türkçe Sözlük, 11. bs., Ankara: TDK Yayınları.

Türk Dil Kurumu (2015), Türkçede Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü, Ankara: TDK Yayınları.

Uysal, İdris Nebi (2013), Üss-i İnkılap (Ahmet Mithat Efendi), İstanbul: Dergâh Yayınları.

Ünver, İsmail (1991), “Yabancı Diller Etkisinden Kurtarılamayan Türkçemiz”, Türk Dili, S 470, s. 77-79.

 

[1] Türkçe tarihi en geriye giden dillerden biridir. Ar’ın (1944) Türkçe-Etice-Hurrice, Tuna’nın (1997) Türkçe-Sümerce, Erdal’ın (2004) Türkçe-Hurrice, Ercilasun’un (2006) Türkçe-Dravitçe ilişkisini ele alan çalışmaları, Türk dilinin yaşı ve kökeni hakkında bilgiler verdiği gibi diğer dillerle ilişkisine dair veriler de içermektedir. Bilim çevrelerinde anılan dillerin Türkçeyle köken birliği sergilediği ileri sürülmekle birlikte meseleye dil ilişkileri bağlamında yaklaşıldığında bu tespitlerin Türkçenin diğer dillerle ilişkisini daha gerilere götürdüğünü söylemek mümkündür.

[2] Günümüzde yabancı dillerden Türkçeye sözcük girişini ifade etmek için değişik terimler (alıntılama, ödünçleme, kopyalama vb.) kullanılmaktadır. Eldeki çalışmada sözcük girişi için  “alıntılama”, bu yolla giren kelimeler içinse “alıntı” terimi tercih edilmiştir.

[3] Bugün 7 milyardan fazla insanın yaşadığı dünyamızda 7 bin civarında dilin konuşulduğu bilinmektedir. Dillerin her birinin kendine özgü söz varlığı bulunmakla birlikte hemen her dilde, az ya da çok, başka dillerden alınmış sözcükler de bulunur. Sarı (2008: 21), en ilkel toplumların bile komşu toplulukların dillerinden kelimeler aldığını söylemektedir.

[4] Türkçenin Batı dilleriyle ilişkisi için bk. Sarı 2008.

[5] Bu konudaki ilginç istatistiklerden biri Ünver’e (1991) aittir. Onun “A” maddesini esas alarak TDK sözlüklerinde yaptığı tarama, Türkçedeki Batı kökenli alıntıların seyri hakkında çarpıcı sonuçlar vermektedir: 1928 yılında hazırlanan İmlâ Lûgati’nde 120, 1959 baskılı Türkçe Sözlük’te 320, sözlüğün 1988 baskısında 515 Batı kökenli kelime vardır. Bu rakam 2011 baskısında 658’dir.

[6] Bu çalışmanın amacı yazarı hayatı, edebî kişiliği, dil ve üslubu yönüyle incelemek olmadığından sanatçı hakkında bilgi edinmek için yazarın kendi sitesine (http://hasanalitoptas.com/tr/) müracaat edilebilir.

[10] Güncel sözlüklerde alıntı kelimelerin kökeni hakkında farklı yaklaşımlar söz konusudur. Bilgi için bk. Boz 2011.

[11] “Güzel, yakışıklı” anlamındadır.

[12] 1874 yılında kurulan Alman tüfek firması sahibi Peter Paul Mauser’in (1838-1914) adından.

[13] Alman fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen’in (1845-1923) adından.

[14] Akümülatör (< Fr. accumulateur).

[15] “Otomobillerde yük konulabilen bölüm” manasındadır.

[16] “Motorlu taşıtlarda motoru örten açılır kapanır biçimdeki kapak” manasındadır.

[17] “Elektronik aygıtları belli bir uzaklıktan yönetmeye yarayan kablosuz alet” anlamındadır.

[18] Bir yerde sıfat, diğerlerinde isim olarak kullanılmıştır.

[19] Ton I (<tonne) “bin kilogramlık ağırlık birimi”nin adıdır.

[20] Ton II (<ton) “konuşmada sesin duyguları belirtecek şekilde çıkması” manasındadır.

[21] Amerikalı işadamı King Camp Gillette’in (1855-1932) adından.

[22] Kelimenin kökeni konusunda Boz (2011: 23) farklı düşünmektedir. Araştırmacı, köken dilin İtalyanca olduğunu ileri sürmektedir.

[23] Örneklerden üçü postane birleşiğinde geçmektedir.

[24] Aslı roba’dır. Türkiye Türkçesi ağızlarında da yaygın olarak kullanılan bir kelimedir (TDK 2009: 4255).

[25] “Küçüklere sevgiyle söylenen bir sitem sözü” manasındadır.

[26] Marangozhane birleşiğinde geçmektedir.

[27] “Kulpsuz, yayvan sepet, sele” anlamlarıyla Afyon, Denizli, Isparta, Manisa ve İstanbul’da tespit edilmiştir (TDK 2009: 2737).

[28] Burada kastedilen “otomobillerde içinde sürücü için gerekli şeylerin bulunduğu kapaklı küçük bölme”dir.

[29] Güncel sözlüklerde bulunmayan bu kelimeyi sözlük yazarlarının dikkatine arz ediyoruz.

[30] Sözlerden bir kısmı şöyledir: mart ayı dert ayı, mart içeri pire dışarı, mart çıkmadıkça dert çıkmaz, mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır, mart dokuzu, mart dokuzunda çıra yak bağ buda, mart havası, mart havası gibi, mart kedisi, mart martladı tavuk yumurtladı, mart kuruluk nisan yağmurluk gibi.

[31] Kâğıt paradan önce kullanılan bu Osmanlı parasına sarı lira denmiştir. “7 gram ağırlığındaki altın sikke”nin adı olan sarı lira hâlen kullanılmaktadır.

[32] Bugün dilimizde fener kelimesiyle teşkil edilmiş birçok deyim ve birleşik vardır: fener balığı, fener çekmek, fenersiz yakalanmak, gündüz feneri, hayalî fenere dönmek, deniz feneri, feneri nerede söndürdün gibi. Örnekler sözcüğün dilimizdeki işlevselliği yanında Türkçedeki seyri hakkında da fikir vermektedir.

[33] Kiraz, Hacı Paşa’nın XIV. asırda yazdığı Müntahab-ı Şifâ (Önler 1999: 16) adlı eserde geçmektedir.

[34] O dönemde Türkçe-Fransızca ilişkisinin dile yansımalarını görmek için Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası (1898) isimli romanı okunabilir.

[35] Türkçe sözlüklerde ve bazı kaynaklarda kimi kelimelerin kökeni konusunda Yunanca-Rumca karmaşası vardır. TDK’nin (2011) Rumca gösterdiği bazı kelimeler Tietze (2002, 2009), Çağbayır (2007) ve Doğan’da (2011) Yunanca olarak kaydedilmiştir. Avlu, evlek, fener gibi birçok kelime bunun örneğidir.

Bu haber toplam 1030 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim