Doç. Dr. Rana Mammadova: Nadir Şah’ın Dağıstan’a III. Seferi

Doç. Dr. Rana Mammadova: Nadir Şah’ın Dağıstan’a III. Seferi
Nadir Şah Şah’ın yönetimi, her şeyden önce, Afşar hükümdarının stratejik planının uygulanmasına katkıda bulunmak, siyasi-ideolojik ve sosyo-ekonomik açıdan kendi imparatorluk alanının askeri sorunlarını çözme şeklinde tasarlanmıştır.

Safevi Devleti’ni orijinal sınırları içinde eski haline getirme sorununun öncelikli bir görev olarak hayata geçirildiği sırada, Dağıstan yöneticileriyle ilişkiler konusu sağlam bir şekilde gündemdeydi. 1721’den beri geniş Şirvan vilayetinin ilk olarak Hacı Davud tarafından ve 1728’den beri de Dağıstan hükümdarı Surhay Han Kazıkumukski tarafından kontrol edildiğini belirtmemiz gerekir. Özellikle Surhay Han’ın 1734’te Şirvan’ı boşaltmayı reddetmesi Nadir Şah’ı kendisine karşı askeri operasyonlar başlatmaya itti. Deve-batan kasabasındaki savaşta Nadir Şah, Surhay Han’ın birliklerini ezici bir yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra o Kazıkumuk Hanlığı’na bir sefer yaptı, esas köyü olan Kumuk’u işgal etti ve hanın ikamet ettiği yerdeki hazinesini de ele geçirdi (Bakıhanov, 1991:138-139; Juze, Huluflu, 1931; Aliev, 1975:107-114). Ertesi yıl, 1735’te Nadir Şah, Dağıstan’da tekrar savaş başlattı. Tarihte bu onun aynı bölgeye yapmış olduğu ikinci seferi olarak bilinir. Bu eylemler, ortak bir düşmana karşı mücadelede Dağıstan müttefiklerine güvenerek Osmanlılarla savaş çerçevesinde gerçekleştirilmekteydi. Seferin acil nedeni, savaşta mağlup olan ve Nadir Şah’ın müttefiki Tarkovsky Şamhal Haspulat’ın kontrolünden çıkan ve onun yerine Şamhal ailesinin diğer bir temsilcisi Eldar’ı onaylayan Kırım Hanı Kaplan Giray’ın önemli sayıdaki bir ordunun başında Dağıstan’a gelişiydi. Ancak Kaplan Giray, Rusya-Türkiye savaşının patlak vermesinden sonra Rusya’nın Kırım’a gireceği konusunda onu tehdit etmesi sonucu Dağıstan’dan ayrılmak zorunda kaldı (Sotavov, 2013:100-101). Nadir Şah, 11 Ekim 1735’te dağcılara karşı ikinci seferine başladı. Kazıkumuk Surhay Han, Kaytakustmisi Ahmed Han, Şamhal Tarkovsky Eldar ve Car-Balaken Cemaatleri şahsında ona karşı bir tür ittifak ortaya çıktı. Nadir Şah’ın müttefiki, yönetimini geri kazanmaya çalışan Haspulat’tı. 21 Kasım’da Car-Balaken Cemaatleri’nin üzerinden tam anlamıyla ateş ve kılıçla geçen Nadir Şah, Derbent’i işgal etti. Bu sefer sırasındaki belirleyici savaş, Kumuk’tan çok uzak olmayan, dağlıların inatçı direnişlerine rağmen mağlup edildikleri Şarrat yolunda gerçekleşti (Kazim, h.1358:283). Surhay Han, Avarya’ya gitmek zorunda kaldı. Ancak bir süre sonra değerli hediyeler sunmak için Derbent’e geldiğinde Nadir Şah’a itaat ettiğini söylemiştir (Alibekova, 2018:91). Nadir Şah ayrıca Şamhal Eldar, Ustmi Ahmed Han, Akuşakadısı Hacı Eyub’un birliklerini de mağlup etti. Kumuk, Akuşa, Gubden ve Başlı’yı işgal ederek 1736 Mart ayı başlarında Derbent’te önemli kuvvetler bırakarak Mugan’a dönmüştür (Sotavov, 2013:159).

 

Dağıstan ve Kuzey Azerbaycan’da Afşar Hakimiyetine Karşı 1737-1738 Ayaklanması

Nadir Şah, 1737’den beri Afganistan, Hindistan ve Orta Asya’ya yönelik askeri girişimler yapmaktaydı. Onun Kafkasya’dan uzaklaşması Dağıstan’da ve Kuzey Azerbaycan’ın komşu bölgelerinde ayaklanmalar için bir fırsat olmuştur. Dağlıların amansız saldırganlığı, büyük ölçüde Afşar devletinin misilleme yapmasına neden olmuştur. Bilindiği üzere Nadir Şah’ın kardeşi İbrahim Han, kontrolü altına neredeyse tüm Güney Kafkasya’nın devredildiği Azerbaycan’ın hükümdarı olarak atandı. İlk başta, 1738 yazında Haspulat, Surhay, Ustmi Ahmed Han ve Ali Sultan Tsakuri’yi anlaşma için davet etmiş, ikna ederek sorunu çözmeye çalışmıştı. Ancak ikincisi dışında kimse davetine gelmemişti (Kozlova, 1986:127). O zaman İbrahim Han, isyancı Dağıstan halklarına karşı bir sefer başlatmaya karar verdi. İbrahim Han’ın 1738 sonbaharında, bazı başarılara rağmen cezalandırıcı bir sefer karakteri taşıyan Car seferi felaketle sonuçlandı. İbrahim Han küçük bir Car milisiyle karşı karşıya değil, aslında Dağıstan’ın her yerinden toplanmış güçlü bir silahlı grupla karşı karşıyaydı. Muhammed Kazım’a göre, İbrahim Han’ın birliklerinin gelişini öğrenen Carlılar, yardım talebiyle Karakaytak Ustmi Ahmed Han’a Surhay Han Kazıkumuk’a haber gönderdiler. Yazar ayrıca Tabasaran, Hinalık, Ahtıpara, Kurali ve diğer yerlerden Ahmet Han’ın önderliğinde Car’a gelen takviye kuvvetlerinin 20 bin asker olduğunu belirtmektedir (Kazim, h.1358:173). Bu gerçek Dağıstan kaynakları tarafından da doğrulanmaktadır (Murtuzaev, 2009:34). Car-Balaken topluluğunun kendilerinin ciddi bir askeri güç oluşturabildikleri gerçeğini hesaba katarsak, İbrahim Han’ın birliklerinin herhangi bir etkileyici sayısal üstünlüğünün söz konusu olamayacağını anlamak zor değildir. Sonuç olarak, dağlık arazide baskınlarda ve savaşlarda daha deneyimli dağcıların, aceleyle bir araya getirilen ve dolayısıyla daha az tecrübeli düşman birliklerini mağlup etmeleri şaşırtıcı değildir. İbrahim Han’ın birliklerinin yenilgisi (32 binlik kişilik ordudan yalnızca 7-8 bin kişi kaçarak kurtuldu.), özellikle komutanın Car Boğazı’nda Ekim 1738’de bir savaşta ölümü, Kuzey Azerbaycan’da ve Dağıstan’da Afşar karşıtı güçleri harekete geçirdi. İbrahim Han’ın kampında geride bırakılan çok sayıda silah ve topla takviye edilen Car halkı, “Şeki ve Gah civarını da ele geçirdi”. (Juze, Huluflu, 1931:30). Bunların bir kısmı “Muşkuritlerve Kuralinler” ile birleşerek Bakü’ye yöneldiler. Yalnız Rus filosunun müdahalesi şehrin kuşatıcıların eline geçmesini engelledi (Aliev, 1975:138) Aynı zamanda Surhay Han’ın oğlu Murtuzali Bey Şabran’ı istila ederek ele geçirdi (Juze, Huluflu, 1931:31). Onun ordusu, Niyazabad ile Derbent arasında savaşarak kalenin dış kısımlarına kadar yürüdüler. Murtuzali, başarısız olsa bile bir süre Yeni Şamahı-Aksu’yu kuşattı (Sotavov, 2013:171).

 

Nadir Şah’ın Dağıstan’ı İşgal Hazırlığı

İbrahim Han’ın yenilgisi, aslında Güney Kafkasya’da kurulan tüm iktidar yapısını tehdit etmekteydi. İsyancılar oturdukları yerler dışındaki bölgeleri ele geçiriyor, Sünni nüfusu merkezi yetkililere karşı kışkırtıyorlardı. Ekonomi, dağlıların eylemlerinden aşırı derecede zarar gördü. Bu nedenle Nadir Şah dağlıları yatıştırmak zorundaydı. Bunu çözmeden imparatorluk kurma çabaları boşuna gitmiş olacaktı. Böylece, Nadir Şah Orta Asya seferinden döndüğünde, yeni seferin muhatabı olan Dağıstan çoktan belirlenmişti. Bu dağlık ülkenin fethedilmesi gerekiyordu. Aksi takdirde Güney Kafkasya’nın imparatorluk alanına dâhil edilmesi planlarına veda edilebilirdi. Peşaver’deyken kardeşinin ölüm haberini alan Nadir Şah, buna şu şekilde tepki göstermişti: “Azerbaycan’ın bölgelerinin durumu şöyle ki, bu olay (İbrahim Han’ın ölümü), düşmanları cesaretlendirecek, cesurların saflarını zayıflatacaktır” (Kozlova, 1986:72). Böylece, sadece kardeşinin intikamını almak değil, aynı zamanda isyankâr toprakların kabilelerini yatıştırmak amacıyla yani stratejik niyetler Nadir Şah’ı Dağıstan’a yürümeye sevk etti.

Nadir Şah gibi görkemli şahsiyetlerin eylemleri, yalnızca özel güdüleri ve istekleri düzleminde açıklanamaz. Çoğu zaman, tarihçiler devlet çıkarlarından kaynaklanan onun bu adımlarının daha temel nitelikteki nedenlerini gözden kaçırmaya çalışıyorlar. Nadir Şah, elbette, kararı bir anda değil, tüm artıları ve eksileri tarttıktan sonra vermekteydi. Daha Afganistan’da iken Nadir Şah Şirvan’a gönderilmek üzere Abdal Gani Han komutasındaki süvarileri donattırarak dağ yollarının geçilmez hâle geldiği kış mevsiminde Carlılara karşı taarruz edilmesini emretti. Feteli Han, Kosa Ahmedli, Serdar Azerbaycanski ve Mehmed Ali Han’ın 15 bin Horasan birliği ile Gürcistan’ın tüm komutanlarına Gani Han’ın seferine katılmaları emredildi” (Bakıhanov, 1991:146). Astrabadi’ye göre 3 Mart 1741’de bu birlikler Alazan kıyılarında toplanmışlardı (Astrabadi, 1377:364). İsyancılar kendilerini üç noktada güçlendirdiler: Car, Kanıg ve dağın doruğunda yapılmış Agzıbir kalesi. Aynı zamanda, İbrahim Han’ın askerlerinden farklı olarak dağcılara karşı deneyimli savaşçılar ve her şeyden önce dağlık arazide savaşmayı çok iyi bilen Afganlar savaşmaktaydılar. Bütün bunlar operasyonları etkiledi. Carlılar, Agzıbir kalesinin savunması sırasında en sağlam direnişi sergileseler de bütün cesaretine ve çabalarına rağmen yenilgiye uğradılar. (Bakıhanov, 1991:146) G. Alkadari’ye göre, yukarıdaki üç hanın birlikleri Car-Balaken toplumlarını harap etti (Alkadari, 1929:70). Yukarıdaki sefer, Nadir Şah’ın ordusunun Dağıstan’a yürüyüşünün başlangıcıydı. Devletinin çeşitli bölgelerindeki hoşnutsuzluk ve huzursuzluğun farkında olan Türk komutanlığının Güney Kafkasya, Azerbaycan ve Dağıstan’a saldırmaya hazırlandığına dair söylentiler duyduğu için hazırlıklarını hızlandırmak zorunda kaldı (Aliev, 1975:151-152).

 

Nadir Şah Seferde: Dağıstan Topraklarındaki İlk Eylemler

Nadir Şah, 14 Mart 1741’de 100.000 kişilik dev bir ordunun başında Meşhed’den Dağıstan seferine çıkmıştır (Kazim, h.1358:883). Dağıstan’daki savaşta tüm birliklerin doğrudan dahil olmadığı burada belirtilmelidir. Bazen araştırmacılar, dikkatleri karşıt tarafların ölçülemez güç dengesine odaklamak için, Dağıstan’da aynı anda 30 ilâ 60 bin askerin savaştığını söyleseler de Şubat 1743’te Nadir Şah’ın elinin altında en fazla 15-20 bin savaşa hazır askerinin bulunduğu bilinmektedir. Yukarıda gösterilen sayılara, askerler dışında, servis personeli ve yardımcı birlikler de dahil idi. Dahası, askerlerin bir kısmı Kuzey Azerbaycan’da görev yapmakta oldukları için Dağıstan’daki operasyonlara katılmamıştılar. Yazın başında Nadir Şah zaten Şirvan’daydı. Bu sırada, Gani Han ve Fatali Han komutasındaki birlikler Car bölgesinde bulunmaktaydılar. Bir diğer 10.000 kişilik askeri birlik kıyı bölgelerinde ilerlerken, Nadir Şah de Berde, Kabele ve Şahdağ üzerinden Kazıkumuk’a yollandı. Rus sakinlerinin raporlarına göre, “İran birliklerinin Derbent’e yaklaştığı için Kazıkumug Han Surhay ve Ustmiy Ahmed Han, düşmanla sonuna kadar birlikte savaşmak için karşılıklı yemin etmişlerdi” (Sotavov, 2013:185). Bu bilgi Muhammed Kazım’ın verdiği bilgilerle de doğrulanmaktadır. Ayrıca Surhay Han’ın direnişin gerçek liderlerinden biri olduğuna dikkat çekiyor ve “Dağıstan’ın bütün şehirlerine askerleri ile birlikte varmaları için haber salıyordu.” Mervi, Nadir Şah’ın karargahına gelen Dağıstanlı hükümdarları şöyle sıralıyor: “Masum Han, Kiyan Han, Kureli ve Sefi Kulihan, Hacı Novruz, Uğurlu Nugay, Aslanbey, Mehdi Bey, Mahmud Bey, Tabasaran” (Kazım, h.1358:297).

Mirza Mehdi Han Astrabadi’ye göre, Samur Nehri’ne bitişik bölgeler hızla işgal edildi (Astrabadi, h.1377:366-369). Bizim görüşümüze göre, burada, Nadir Şah stratejik bir yanlış hesaplama yaptı. En azından yerel halkın inancını kazanmak yerine, pek çok kişiyi kendisine karşı konuma getirmek için sanki her şeyi kasten yapıyordu. Birlikleri Dağıstan’a girer girmez karşılaştığı ilk 14 köyü yok etti (Gadjiyev, 1967:363). Nadir Şah toplu rehinler alıyor ve yerli nüfusun bir kısmını Horasan’a sürmeyi planlıyordu. Baskıcı önlemler yalnızca yerel halkın nefretini artırıyor ve misilleme şiddeti kışkırtıyordu. Pek çok yiyecek toplayıcı ve rehine öldürüldü. Bu da Nadir Şah kampında birçok soylu Dağıstanlı rehinenin infaz edilmesine yol açtı (Kozlova, 1986:77).

İlk ciddi çatışmalar Güney Dağıstan -Tabasaran’da gerçekleşti. “Tabasaran ve Rutul halkı ayaklanma ve isyan başlattığı için, önce onların üzerine gitmeleri gerektiğini, onlar yeryüzünden silmek ve o topraklarda yaşayanları yok etmenin daha iyi olacağını düşündü” (Kazim, h.1358:299). Diğer toplulukların temsilcileri ve Dağıstan’a ait, Surhay Han ve Ustmi Ahmed Han’ın askeri birlikleri yanı sıra “on bin Avar” da dahil olmak üzere Tabasaranlılara katıldı (Kazim, h.1358:303). Kanlı savaşlardan biri, sadece Nadir Şah’in kendisinin gelmesi ile savaşın seyrini değiştirdiği Dubek köyü yakınlarında gerçekleşti.

Nadir Şah, Ağustos 1741’in başında iki yönde operasyon düzenledi. Haydar bey önderliğindeki bir grup asker, Kaytak üzerinden Mehtuli Hanlığı’na taşındı (Murtuzaev, 2009:36-37). Belirlenen mülk, Avarya’nın daha fazla işgali açısından stratejik öneme sahipti. Nadir Şah, ana güçlerle birlikte Surhay Han’ın mülklerine doğru ilerledi. Nadir Şah, Kazıkumug Hanlığı’na dahil oldu ve Surhay’dan itaat talep etti (Gadjiyev, 1996:149). Alkadari’nin yazdığı gibi A. Bakıkhanov’un bilgilerine dayanarak “bu kez Surhay Han ona geldi, onun iyiliğini kazandı ve Şah’ın armağanlarından ve iyiliklerinden memnun kaldı. Şamhal Haspulat Han, Ustmi Ahmed Han, Agusinli Kadı ve diğer ilçelerin emirleri ve büyükleri de ona geldi ve herkes onun rağbetini kazandı. Sadece Avar bölgesinin nüfusu ona boyun eğmedi ve Surhay Han’ın oğlu Muhammed Han da diğer tarafta kaldı”. (Alkadari, 1929:70-71). Kaytakların direnişi ancak Şah’ın gönderdiği Lütfali Han’ın 24 binlik ordusunun yardımıyla ciddi kayıplar pahasına aşıldı. Sonra bu birlik Haspulat Tarkovsky’nin mülklerinden Mehtulinsky Hanlığı’na gitti ve küçük bir çatışmadan sonra Aymagin geçidinde durdu. (Tamay, 1958:115). Kısa süre sonra İran birlikleri, yerel milislerin çaresiz direnişini kırarak Cengutay, Akuşa, Tsudaghar ve Kubaçi’yi aldı. Dağıstanlı tarihçi V. Haciyev, Surhay Han ve Ahmed Han’ın teslim olmasının Avarya’nın fethedilmesinin geciktirilmesi amacıyla ihtiyatlı bir eylem olduğu varsayımını ileri sürdü (Gadjiyev, 1996:152). Nitekim Nadir Şah, Avarya’ya ancak 12 Eylül’de ilerledi. İngiliz tarihçi L. Lockhart’a göre, “Nadir Şah, Avarya’ya saldırısını yaklaşık bir ay önce veya daha önce başlatmış olsaydı, zorlu dağ geçitlerinden Nutsala’nın başkenti Hunzak’a gidebilirdi; böylece Dağıstan’ın anahtarları elinde olacaktı” (Lockhart, 1938:241).

 

 

 

Dağıstan Dağlılarının Direniş Merkezi

Böylece, yazın sonlarına doğru kilit bölge olan Avarya’nın istilası olmaksızın Dağıstan’ın kalıcı bir şekilde ele geçirilmesinin söz konusu olamayacağı anlaşıldı. Dahası, önerilen operasyon başarılı olursa, Nadir Şah, sadece Dağıstan’ı değil, tüm Kuzey Kafkasya’yı, Kırım ve Astrahan’a kadar Rusya topraklarını da fethetmeyi başaracağını umuyordu (Sotavov, 2013:202). Daha önce de belirtildiği gibi Avarya bölgesi aslında bir direniş merkezine dönüşmüştü. Buraya, Surhay Han’ın bahsedilen oğullarına ek olarak Mehtuli hükümdarı Ahmed Han Cengutayi’nin yanı sıra farklı toplulukların çok sayıda silahlı birlikleri de dahil olmak üzere diğer Dağıstan hükümdarları da gelmişti. Ustmi Ahmed Han’ın kısa süre sonra özgürlüğüne kavuşunca tekrar Nadir Şah’a karşı savaşmaya başladığını da belirtmek gerekir (Astrabadi, h.1377:404).

Dağıstan’daki bölgeler arasındaki kısa mesafelere rağmen (Astrabadi’nin mecazi ifadesine göre Dağıstan’ın tamamı 12 günde keşfedilebilir.), burada bir kara yolu bulmanın imkânsız olduğunu belirtiyor. Buradaki yollarda 10-12 kişilik bir birlikle omuz omuza geçilebiliyordu (Astrabadi, h.1377:403). Nadir Şah’ın sarayında bulunan Rus İ. P. Kaluşkin ise durumu şöyle anlatıyor, “Avar bölgesinin çevresi yüksek dağlarla çevrili olduğu için, çok dar patikalarla girilmesi gerekiyordu. Bu yollarda saldırılara maruz kalınarak yürümek insanlara ve atlara zarar verecekti. Ayrıca geçtiğimiz ağustos ayında tüm üst dağlara derin kar yağmıştı ve sonbahar geldiğinden daha sert ve soğuk bir mevsim bekleniyordu. Askerler de bu tür geçilmez dağların haberini aldıkları için sefere büyük isteksizlikle gidiyorlardı” (Gadjiyev, 1996:156).

Aşağıda göreceğimiz gibi, birçok açıdan hava koşulları, düşmanla savaşa giren birliklerin çoğu zaman çevreyi yeterli keşif yapmadıkları ve almak zorunda oldukları arazinin koşulları hakkında yetersiz bilgilendirildikleri gerçeğiyle birlikte savaşı kabul ediyorlardı. Bu, İran birliklerinin yenilgisinde önemli bir rol oynadı. Afşar ordusu, Avarlar üzerine iki yönde ilerledi: Haydar Bey, Lütfali Han ve Celil Bey komutasındaki birliklerin bir kısmı Aymakin geçidinden geçerken 50 bin kişilik bir ordunun başında Nadir Şah’in kendisi daha sonra Hunzah’a girmek amacıyla Andalal’a gitti. Kısa süre sonra kampını kurduğu Turçidağ Dağı’na ulaştı. Aymakin geçidi bölgesinde faaliyet gösteren birlikler, kendilerine verilen görevi yerine getiremediler. Lütfeli Han komutasındaki 20.000 kişilik ordunun çoğu fiilen yok edildi. Aynı kaderi Haydar Bey ve Celil Bey’in askerleri de paylaştı (Tamay, 1958:119).

Aymakin geçidindeki yenilgi, birçok yönden Avar seferinin genel mağlubiyetini de etkiledi. Nadir Şah’ın askeri planlarında, Lütfali Han komutasındaki birliklere, Avarya’da uğrundaki savaşlarda çok önemli bir rol verildi. Avaria’daki belirleyici savaşlar 5 gün boyunca Andalal bölgesiinin özgür topluluklarının-Sogratl, Megeb, Obok, Çok ve diğerlerinin yakın çevresinde gerçekleşti. Burada Nadir Şah, şimdiye kadar bilmedikleri bir eylem olan halk direnişiyle karşılaştı. Nadir Şah’ın davranışı, zulmü kendi aleyhine işledi ve bu dağlık ülkenin çok ırklı, heterojen nüfusunun toplanmasına neden oldu. Ünlü Dağıstanlı tarihçi-Kafkasya uzmanı R. M. Magomedov: “Ortak acı insanları birleştirdi ve dağlılar kısa sürede böyle bir durumun hepsini beklediğini anladılar. Andalal Kadısı Pir-Muhammed ve yetkili ruhani figür Gidatlı Hacı İbrahim, destek mesajlarıyla Dağıstan’ın tüm halklarına ve cemaatlerine seslendi. Böylelikle, Nadir Şah’ın sadece Surhay’ın değil, tüm Dağıstan’ın düşmanı olduğu bilinci güçlendi, yaygınlaştı ve ona karşı mücadelenin sadece Andalalıların değil, tüm dağlıların da olduğu kabul edildi. Böylece, birçok insan gerçekte avlularının ve köylerinin sınırlarının ötesine bakma, kendi çıkarlarını hiçe sayarak sadece Andalalılar, Karahaklar, Gidatlinler, Akuşinler Las olmadıkları, her şeyden önce Dağıstanlı oldukları bilincine vardılar” (Magomedov, 1999:138).

Dağıstanlıların özverili kahramanlığı, geçilmesi zor dağlık arazi, sert hava koşulları gibi şartların her biri Nadir Şah birliklerinin yenilgisinde çok önemli etken oldu. Tüm talihsizliklere ilaveten yağmurlar nedeniyle İran kibrit silahları da işe yaramadı. Askerler çakmaktaşı ile silahlanmış dağlılar için iyi erişilebilir hedefler haline geldiler (Arunova&Aşrafyan, 1958:194). Avar dağlarında, Nadir Şah, aslında kendi taktik ilkesini ihlal etti. Savaşı başlangıçta düşman için uygun olan koşullarda kabul etti. Askerleri kendilerini dağlılar tarafından engellenen dar bir geçitte buldu. Aslında tuzağa düşürüldüler. 28 Eylül’de başarısızlığını anlayan Nadir Şah, Avar dağlarından çekilmeye başladı. Ancak geri çekilirken benzeri görülmemiş kayıplar verildi. Rusyalı İ. P. Kaluşkin’nin verdiği bilgiye göre, Nadir Şah’ın askerleri daha önce hiç bu kadar büyük zarar görmemişti. Avar seferinin sonunda 52 bin kişilik Nadir Şah ordusundan geriye kalan 27 bin kişiden fazla değildi. Ayrıca birlikleri 79 top, 33.280 at, deve ve katır ile silah ve ekipmanlarının çoğunu kaybetti (Gadjiyev, 1967:367).

Tarih-i Cahanguşa-yı Nâdirî eserine göre, seferden dönüşü üzerine Nadir Şah, 16 Ekim’de Derbent yakınlarında bir kamp kurarak burada kışlamaya karar verdi. (Astrabadi, h.1377:405). Uzun bir savaşa hazırlanan Nadir Şah, Derbent’in kuzeyinde Ustmi Kaytak’ın arazisinde yüksek surları ve kuleleri olan büyük bir kale inşa ettirdi ve bunu Dağıstan’ı fethetme veya İran’ı yok etme kararlılığının bir işareti olarak adlandırdı: İran-Harab (İran’ın Yıkılması) (Tamay, 1958:123). O andan itibaren, hızlı bir cezalandırma kampanyası olasılığı ortadan kalktıkça Nadir Şah’ın Dağıstan’daki sorunları ve hayal kırıklıkları büyüdü ve katlandı. Aşiretlerin direnişlerindeki artıştan sonraki asıl sorun, birliklerine erzak tedarik etmenin zorluğuydu. Nadir Şah’ın askerleri, Derbent’te gerekli yiyeceğin olmaması nedeniyle açlıktan ölüyordu. 1742 yazında askerler arasında bir veba salgını patlak verdi (Butkov, 1869:213).

Nadir Şah, orduyu beslemek için Tabasaran, Karakaytag ve Güney Dağıstan’ın diğer bölgelerine baskın yapmak zorunda kaldı ve bu da yerel halkın nefretinin artmasında ek bir faktör olarak ortaya çıktı. Dağlar, vadiler ve ormanlar, onun yiyecek gereçlerini karşılayanlara karşı gerilla savaşı için idealdi. Bariz çözüm, malzemeleri Derbent’e deniz yoluyla ulaştırmaktı. Ancak Hazar’daki İranlıların yeterince büyük gemileri yoktu. Nadir Şah, gemileri Ruslardan almaya çalıştı ama Ruslar gemilerini geri alamayacaklarını bildikleri için reddettiler (Axworthy, 2006:236). Yine de müttefikliklerine sadık kaldıklarını kanıtlamak adına, yüksek bir meblağ karşılığında Rus tüccarlarının Afşar ordusu için bir miktar erzak getirmelerine izin verdiler. Rus hükümeti, bu durumu daha iyi kontrol etmek için bu ticareti yapan gemileri denetim altında tutuyorlardı. 1742yılının yazında Nadir Şah, İngiliz tüccar Yüzbaşı John Elton’u Kazan’da bir İngiliz Rus şirketi için inşa edilen bir gemide Gilan’dan Derbent’e pirinç taşıması için ikna etmeyi başardı. Ama bu sadece Rusları daha da rahatsız etti. Büyükelçileri Kaluşkin’in tavsiyesi üzerine, Terek’teki sınırı ve Kızılyar’daki kaleyi korumak için ek birlikler gönderdiler ve ayrıca Astrahan’daki garnizonlarını güçlendirdiler (Hanway, 1762:204-206). 1742’de Nadir Şah, Tabasaran ve Kaytag’a birçok sefer düzenledi. Mayıs ayı sonunda, iletişimlerine tehdit kaynağı olan Tabasarlıların yaşamlarına son vermeye karar verdi. Rus doğubilim uzmanı İ.N. Berezin, “Bu fatihin zaferlerinden korkan Tabasaranlılar Derbent’e hediyeler gönderdiklerini, ancak İran-Harab’daki İran ordusunun kışlaması sırasında kampı baskınlarla rahatsız ettiklerini, bunun için ilkbaharda Nadir Şah Şah’ın, Tabasaran’ı ateş ve kılıçla harap ettiği”ni belirtiyor (Berezin, 1850:77-78).

Daha önce 10 binlik ordusunu Tabasaran’a gönderdi. Onlara, Tabasaran’a girmek için stratejik öneme sahip olan geçide giden yolu kapatma görevi verildi. Yerel halk, birliklerin ilerleyişinden çoktan haberdar edilmişti. Onu püskürtmek için silahlı Tabasaranlar geçidin girişine yerleştiler ve onu çevreleyen yüksekliklerde avantajlı konumlar aldılar. Öndeki askerler ve tüfekçiler, Cezayir birliklerinin çabalarına rağmen, Tabasaralıların direnişinin üstesinden gelemedi. Bunu öğrenen Nadir Şah, savaş alanına önemli takviyeler gönderdi ve ertesi gün oraya yollandı. İnisiyatifinden vazgeçmeyen isyancıların kararlılığını görünce arkadan saldırmak için 500 kişilik bir ordu donattı. Ancak bu manevra, Tabasaranlılar tarafından bilinmesi sonucunda belirtilen birliğin önemli kayıplarla geri çekilmeye ve en yakın tepenin arkasına saklanmak zorunda kalmaları bilinmektedir (Kazim, h.1358:844-845). Tabasaranların kendilerinin de takviye aldığı unutulmamalıdır. Tüm savaş süresi boyunca, Dağıstan’ın her yerinden dağcıların silahlı birlikleri savaş alanına gelmekteydi. Bazı zamanlar Nadir Şah birliklerinin kaçınılmaz bir yenilgiyle karşı karşıya kalacağı düşünülüyordu (Butkov, 1869:213). Ancak Muhammed Kazım’a göre, sonunda Tabasarlılar tereddüt edip geri çekildiler. Bundan sonra Nadir Şah, bölgede bazı önemli yerleri ve hakim yükseklikleri ele geçirmeyi başardı (Kazim, h.1358:847). Ancak Nadir Şah, hedeflerine tam olarak ulaşmada başarısız oldu. Kayıtsız şartsız kendisi Tabasaranda egemenlik oluşturamadı ve en önemlisi, yerel halkın direnme iradesini kıramadı. Nadir Şah’ın bazı küçük başarıları, durumu kendi lehine, stratejik bir dönüş yapması açısından yetersizdi. Bunlar genel tabloyu değiştiremedi. Bir yıl önce itaatini ifade eden bölgeler bile periyodik olarak itaat etmeyi reddettiler. Örneğin, sakinleri dağlara kaçan Buynak köyünde durum böyleydi. Onların komşuları olan Akuşin halkı da silahlı mücadeleyi yeniden başlatmaya karar verdiler (Arunova&Aşrafyan, 1958:199). 1742 baharında ve yazında, Nadir Şah bir şekilde kendi bağımlı hükümdarlar sistemini kurmaya çalıştı. Örneğin, Şamhal Haspulat aracılığıyla onun himayesini kabul etme teklifiyle Kumuk prenslerine döndü ve karşılığında cömert ödüller vadetti. Eldar ve Mehtulilere de benzer önerilerde bulunuldu. Şah, onları İranlıların asla sahip olmadığı ayrıcalıklarla ödüllendirmeye söz verdi. Bununla birlikte, ileri gelenleri ve yaşlıları cezbetme girişimi beklenen sonuçları vermedi. Gerçi Nadir Şah silahlarını bırakan kabilelerin yüksek zümrelerini cömertçe bağışladı. “Nadir Şah okşama siyasetiyle, sadece Karakaytak yaşlılarını yanına çekmeyi başardı.  Onlara para ödülü vererek kaftanlar giydirdi, vergi ne de başka haraç talep etmeyeceği umuduyla evlerine gitmelerine izin verdi. Onlara köylerinde sakin yaşama avantajı sağlayacağını da belirtti” (Yudin, 1899:381). Ayrıca İ. P. Kaluşkin’nin yerine geçen V. F. Bratişev’in verdiği bilgiye göre Ekim 1742’nin ortalarından itibaren, Nadir Şah dağlılar arasında ordusu için asker toplamayı bıraktı ve yerel nüfusu İran’ın derinliklerine yerleştirmekten de vazgeçti. Ancak Nadir Şah’in o zamana kadar uyguladığı yakıp yıkma yöntemi ve en önemlisi dağlıların namus ve ahlak kuralları açısından aşağılayıcı davranışları, Afşar hükümdarının halk içindeki itibarını büyük ölçüde düşürdüğü için onun onarımı söz konusu bile olamazdı.  Dahası, yerel topluluklarla ilişkilerde biriken sorunları zorla çözmekten hiç vazgeçmedi. Örneğin, Ağustos ve Eylül aylarında, askerleri Akuşa’ya ve bazı Avar topluluklarına karşı ayrı ayrı operasyonlarda aynı zorlukları yaşattı. Akuşa, birçok çatışmadan sonra tekrar teslim oldu ve bir kez daha başarısızlıkla sonuçlanan Avariya’ya girme girişimleri Nadir Şah’a pahalıya mal oldu. Eylül’de sadece bir çatışmada İran askerleri 300’den fazla kişiyi kaybetti (Butkov, 1869:215).

1742’nin sonbaharında Nadir Şah, esaretten kaçan Ustmi Ahmed Han’ın Afşar karşıtı hareketin başına geçtiği Kaytak’a bir sefer yaptı. Ahmed Han, dağın tepesine inşa edilen ve yoğun ormanlarla çevrili Karakaytak hükümdarlarının eski sığınağına Kalakoreyş kalesine sığındı. Oraya giden tek bir yol vardı. Alkadari’ye göre, Ustmi Ahmed Han “orada güçlü siperler inşa etti ve toplayabildiği askeri birliklerle Nadir Şah’in taburlarıyla savaştı” (Alkadari, 1929:72). Bu nedenle Nadir Şah, kendisi için en uygunsuz koşullarda kanlı bir savaşa girmek zorunda kaldığı için zaferi daha da parlak görünüyor. A. Bakıhanov’a göre, üç günlük bir savaştan sonra Ustmi kaçmayı ve Avarya’ya gitmeyi başardı. Kalakoreyş, Nadir Şah’ın emriyle yerle bir edildi (Bakıhanov, 1991:148).

 

Dağıstan Seferinin Başarısızlığının Sebepleri

1742’nin sonunda Nadir Şah, kontrol ettiği Kumuk, Kaitak, Tabasaran bölgelerini kademeli olarak genişletti (Arunova&Aşrafyan, 1958:201). Ancak fethedilen toprakların nüfuzu, mücadeleye devam etmek için Avarya’ya taşındı.

O zamana kadar Nadir Şah’ın askerleri yalnızca yiyecek kıtlığı değil, gerçek bir kıtlık yaşamaktaydılar. Sonra zor dönemler geldi. Büyük kış ve onu sulu kar izledi, yiyecek kıtlaştı. İnsanlara ve hayvancılığa büyük zarar verdi. Kaç kişi öldü ve her kademeden çiftlik hayvanı yiyecek yokluğundan mahvoldu. Samura Nehri’nden Şabran’a kadar 55 kilometrelik mesafedeki yol, insan cesetleri ve leşlerle dolup taşıyordu” (Butkov, 1869:226-227). Kısa süre sonra, Rus hükümetinin eylemleri de dâhil olmak üzere salt bir yiyecek sıkıntısı yaşayan Nadir Şah, kuzeye ilerleme niyetini gerçekleştirdi. P.G. Butkov, “Nadir Şah, kışın Terek buzla kaplıyken oraya sürpriz bir saldırı yapmaya karar verdi. Enderlilere yaptığı gibi (burada belirtilmek istenen Kumuk köyü Enderey’dir. R. M.). Oradan Kabardey’e gitmek için Kızlar’a saldırarak Rusya sınırlarını istila etmek istiyordu. Kızlar’a karşı tuhaf bir iddiası vardı, sanki bir zamanlar İran mülkiyetinde olduğunu iddia ediyordu.” (Butkov, 1869:220).

Kumuk’un Endirey, Kostek ve Aksay’nin köylerine yönelik sefer 1743 Ocak sonu, Şubat başında gerçekleşti. Bu zamana kadar, V. F. Bratişçev’in verdiği bilgilere göre Nadir Şah’ın mahiyetinde yaklaşık 28 bin asker vardı. Bunlardan 14 bini “hemişe-keşik” (yani sürekli koruma) adı verilen ordunun bir parçasıydı. 5500 kişi farklı ekiplerden seçilmişler ve en fazla 2.000 kişi, “Lezgilerin tehlikesini defetmek ve gönderilen mesajları sessizce kampta tutmak” eylemini gerçekleştirmek için ayarlanmıştır. Birliklerin geri kalanı Şabran, Muşkur ve Mugan bozkırındaydı (Yudin, 1899:381-382).

Doğrudan Kumuk harekâtına, 35 top ve 15 silahla silahlandırılmış yaklaşık 12 bin asker katıldı. Aslında bu sefer Rusya ile Afşar İmparatorlukları arasında savaşı kışkırtabilecek olan bir seferdi. Dağıstan’da Rusların kendi kaleleri vardı -Kızlar kalesi. Öte yandan 1735 tarihli antlaşmaya göre Sulak Nehri iki güç arasındaki sınır olarak kabul edilmişti. Ve belirtilen sınırı aşan herhangi bir operasyon, Rus komutanlığı tarafından düşmanca bir eylem olarak algılanacaktı. Bu arada, sefer hakkında bilgi alan Rus komutanlığı, Kızlar kalesini güçlendirmek için aceleyle birlikleri bir araya getirmeye başladı (Butkov, 1869:222-223). Ancak kuzeye yollanmasının hemen ardından Nadir Şah, Osmanlıların Kafkasya’ya asker sevk ettiğini öğrendi. 10 Şubat 1743’te nihayet eski düşmanı Osmanlıların arkalarında silahlanırken Ruslara saldırmanın imkânsız olduğunu anlayan Nadir Şah, tekrar güneye hareket ederek Mugan Ovası’na doğru ilerledi. Derbent’te önemli bir Afgan garnizonu bıraktı ve ayrıca Muhammedali Han Kırklı’yı garnizonun başına atadı. Eski güzel hava yerini kar ve şiddetli yağmurlarla birlikte kötü havaya bıraktı. Yol boyunca dağlardan akan dereler şiddetli akıntılara dönüştü, hayvanlar soğuktan ve bitkinlikten, bazıları çamur ve sellerde mahvoldu, yiyecek kıttı, çok sayıda asker de bu sırada öldü. Ordunun zavallı kalıntılarının Mugan ovasında bulunan Kura Nehri’ne ulaşması kırk gün sürmüştür (Astrabadi, h.1377:381-383).

 

Sonuç

Sonuç olarak, zamanının en güçlü ordularından birine sahip olan Nadir Şah’ın Dağıstan’daki görevleri yerine getiremediğini görüyoruz. Burada akla şu sorular gelmektedir: Nadir Şah, Dağıstan’ı zor coğrafyasıyla ele geçirmek için neden bu kadar hevesliydi? Bu uğurda ordusunun büyük kısmını mahvetmeye, büyük miktarlarda para harcamayı neden istedi? Neden rahat ettiği ovalarla yetinmedi ve Avar dağlarına yöneldi?

Bize göre, bu soruların cevapları büyük ölçüde askeri-stratejik ve jeopolitik düzlemle ilgilidir.

Birincisi, 1730’larda Dağıstan ve ağırlıklı olarak Sünni nüfusa sahip komşu Azerbaycan toprakları, Safevi hükümetinin merkeziyetçi girişimlerine karşı istikrarlı muhalefet merkezlerine dönüşmüştü. Osmanlı hükümeti her zaman Sünni kozunu rakiplerine, Safevilere karşı kullanmaktaydı. 18. yüzyılın ilk on yılında gelişen durum onun jeopolitik isteklerine çok uygun görünüyordu. Ne de olsa, Sultan yönetiminin 1720’lerde Güney Kafkasya’da geniş çapta bir genişleme harekâtı başlatmasına ve uzun zamandır sevilen jeopolitik planlarını uygulamaya başlamasına izin veren, birçok açıdan Azerbaycan ve Dağıstan’ın Sünni nüfusunun yardımıydı. Buna ek olarak, Safevi Devleti’nin çöküşü çeşitli Dağıstanlı yöneticilerin kollarını çözmüş oldu: Onlar bağımsızlıklarını güçlendirmekle kalmamış, aynı zamanda Kuzey Azerbaycan topraklarına da baskınlar düzenlemişler.

İkincisi, dağlık kesime sahip olmadan, Dağıstan’ın tamamını kontrol etmek imkânsızdır ve Dağıstan, sözde kendi devletinin kuzey doğal sınırları olarak, onun ile Rusya’nın artan gücü arasında bir tür tampon olarak Nadir Şah’ın ilgisini çekiyordu. Nadir Şah, güçlenen ve büyüyen Rusya’nın, inşa etmekte olduğu imparatorluğunun önemli yerlerinin er ya da geç işgal edeceğinin farkındaydı. Er ya da geç, makul bir şekilde Rusya ile yüzleşmek zorunda kalacağını düşünüyordu. Bu nedenle, askeri operasyonları istediği şekilde idare etmek için stratejik olarak daha avantajlı pozisyonlar elde etmek çabası şaşırtıcı olmamalıdır.

Üçüncüsü, Nadir Şah ova ile yetinmiş ve dağlar için çabalamamış olsa bile büyük olasılıkla, Dağıstan dağlarıyla uğraşmak zorunda kalacaktı, çünkü burası, doğal nedenlerden ötürü, tüm hoşnutsuz insanların sığınağı yerdi. Gerçek direniş merkezinin oluştuğu yer ise Avar dağındaydı. Mücadele dürtüleri buradan kaynaklanıyordu. Başka bir deyişle, toprağa sahip olma mantığı, dağlık bölgeleri fethetme ihtiyacını dikte etti. Çünkü dağlar olmadan ovayı yönetmek imkânsızdı.

Dağıstan, Nadir Şah’ın daha önce seferler yaptığı ülkelerden çok farklıydı. Ancak Afganistan’daki Hindu Kuş’un dağlık koşullarında inanılmaz savaşlar yapmak zorunda kaldığı durumları buna benzetebiliriz. Bu savaşlarda dağlıların yaşam ve ölüm için savaşmaya hazır olduğu ortaya çıktı. Başkalarının silah bıraktığı yerlerde Dağıstanlılar, ciddi yenilgilerden sonra bile özverili bir mücadele ruhunu sürdürerek direnmeyi bırakmadı.

Buna Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya’nın dağlılara silah tedariki gibi önemli bir unsur da eklenmelidir. Rusya, Nadir Şah’ın tüm Dağıstan’ı fethetmesini engellemek için çok çaba harcadı, çünkü bu durumda Kafkasya’daki Rus topraklarına ciddi bir tehdit ortaya çıkabilirdi. Bu nedenle, Nadir Şah’ın Dağıstan’a yaptığı seferlerinin mantıklı gerekçelerinin olmasına şüphe yoktur. Bunun yanı sıra, askeri görevleri yerine getirme yöntem ve yöntemlerinin son derece mantıksız olduğunu, hatta belirlenen hedefler açısından ölümcül olduğunu söyleyebiliriz. Yalnızca şiddet içeren önlemlere güvenmek, bazen yerel halkın imhası ve yerleşim yerlerinin yıkılması gibi eylemler büyük bir hataydı. Aslında, Nadir Şah’ın eylemleri dağlılara bir seçenek bırakmadı: alternatifler kölelik, evlerinden sürülme ve hatta imha olduğu için onlar son fırsata kadar savaşmaya zorlandılar. Burada Nadir Şah, heterojen unsurların (farklı ittifaklar ve etnik gruplar) bazen kendi içyapıları ve düzenleriyle birleştirilmesini öngören egemenlik politikasından ayrıldı.

Safeviler, siyasi ve askeri güçleri döneminde bile Dağıstan hükümdarlarının çok az kısmının kontrol altında tutulmasına razı gelmekteydiler. Öte yandan Nadir Şah, daha fazlası için çabaladı ve sonunda, küçük ama güçlü devlet oluşturmakla başıboş ve kırsal toplulukların kendi kendini yönetme mekanizmasını yıkmaya karar verdi. Pek çok yönden, Nadir Şah’ın Dağıstan’ı parçalamak ve onun siyasi yaşamına son vermek arzusu şiddetli direnişe yol açtı.

 

Kaynakça

Axworthy, M. (2006). The Sword of Persia Nader Shah, from Tribal Warrior to Conquering Tyrant. I.B. Tauris. London-New York,

Hanway, J. (1762). An historical account of the British trade over the Caspian Sea: with the author’s journal of Travels from England through Russia into Persia and back through Russia, Germany and Holland. Vol. I-VI. London

Lockhart, L.L. (1938). Nadir Shah. A Critical Study Based Mainly upon Contemporary Sources.Luzac&Co. London

Alibekova, P. M. (2018). Vtoroypohod Nadir –Şaha v Dagestan (pomaterialam «Alamara-ye Naderi Muhamed Kazima Mervi ) / İstoriya, arkiologiya i etnografya Kafkaza.  Т. 14, № 2, 83–92

Aliev, F. (1975) Anti iranskie vıstuplenie i borba protiv tureçkoy okkupatsii в Azerbaydjane v pervoy polovine XVIII veka. İzdatelstvo «Elm». Baku.

Alkadari, G. (1929). Asari-Dagestan. İzdanie Dagestanskogo nauçnogo issledovatelskogo instituta. Mahaçkala.

Arunova, M. R.&Aşrafyan, K.Z.  (1958). Gosudarstvo Nadir Şaha Afşara. Oçerki obşestvennıh otnoşeniy v İrane 30-40 qodov XVIII veka. İzdatelstvo Vostoçnoy literaturı, Moskva.

Bakıhanov, А. А. (1991). Gülistan-i İrem.  «Elm». Bakü.

Berezin, İ. N.  (1850). Putişestvie po Dagestanu i Zakavkazyu. Çastvtoraya. İzdanie vtoroe, popolnenoe. Universitetskaya Tipografiya Kazan.

Butkov, P. G. (1869). Materialı dlya novoy istorii Kavkaza s 1722 po 1803 g.Çast I. Tipografiya İmperatorskoy A.N.Sankt-Peterburg.

Gadjiyev, V. G. (1996). Razgrom Nadir-Şaha v Dagestane. İnstitut istorii, arkeologii i etnografii Dagestanskogo nauk.çentra RAN. Mahaçkala.

Gadjiyev, V. G. (otv.red.)  (1967).  İstoriya Dagestana. Tom 1. İzdatelstvo «Nauka». Moskva.

Juze, P. K. (perevod s arabskogo i primeçenya)&Huluflu, V. (avtor peredisloviya) (1931). Kronikavoyn Djarav XVIII stoletii. İzdatelstvo Azerbaydjanskogo Gosudarstvennogo Nauçno-issledovatelskogo İnstituta. Baku.

Kozlova, A. N., А. Н. (1976). Stranitsa istorii osvoboditelnoy borbı narodov Dagestana/Stranı i narodı Vostoka. Vıpusk XXVІІІ. Moskva, 125–134.

Kozlova, A. N. (1986). «Name-yi Alamara-yi Nadir Şahi» Muhammed –Kazima o pervo metape poxoda Nadir-Şaha na Tabasaran / Osvoboditelnaya borba narodov Dagestana v epoxu srednevekovya. 71-82. Mahaçkala.

Lokkart, L. (2004). Nadir Şah. Kritiçeskoe issledovanie na osnove pervoistoçnikov. İzdatelstvo «Ganun». Баку.

Magomedov, R. M. (1999).  Darginçı v Dagestanskom istoriçeskom prosesse. Dagestanskoe knijnoe izdatelstvo, Mahaçkala.

Murtuzaev, A. O. (2009). Rol Kaytaga v razgrome voysk Nadir-Şaha v Dagestanev 1734-1747 g.g. / Vestnik İnstituta İAE, №3, 29-46.

Muhammad Kazim. (h.1358g.).  Alamaray-i Nadiri, II. Tegeran.

Muhammed Mehdi ibn Nasir Astrabadi. (1377). Tarih-icihanguşa-I Nadir. Tahran.

Sotavov, N. A.   (2013). Krah «Grozı Veselennoy» v Dagestane. İzdatelstvo«Epoha». Mahaçkala.

Tamay, A. İ. (1958). K voprosu o provale Dagestanskoy kompanii şaha Nadir (1741-1743 g) / Uçonie zapisi İİYAL Dagestanskogo filiala AN SSSR. Tom 5. 101-131 Mahaçkala.

Yudin, P. L. (1899). Rossiya i Persiya v konçe 1742g. (İzpisemperevodçika V. Bratişev akansleru knyaz A. Çerkasskomu) /Russkiy arhiv. Kn.1.Ç.3. 169-390. Moskva.

 

 

Extended Abstract

The power of Nadir Shah is primarily power for military purposes, which were intended to promote his strategic vision to build up his own imperial space with its own political, ideological and socio-economic structure.

Already at the beginning of the 1730s, when the contours of the plan of restoring the Safavid State to its original borders were getting visible in which the problem was given priority, the issue of relations with the Daghestan owners was firmly on the agenda.

During the Indian campaign of Nadir Shah, the mountaineers of Daghestan rebelled. The brother of Nadir, Ibrahim Khan, who virtually controlled the entire South Caucasus decided to march against the rebels but was defeated and killed.

While still in Afghanistan, Nadir Shah sent cavalry under the command of Ghani Khan Abdali to Shirvan, who on March 3, 1741, joined with other Iranian forces on the shores of the Alazani River.

The rebels fortified their positions at three points - Jar, Kanyikh and Agzybir fortress. Unlike Ibrahim Khan’s campaign against the mountaineers, seasoned Afghans warriors experienced in fighting in mountainous terrain - fought against the Daghestanis. And despite the courage of the defenders of the fortress, the fortress soon fell.

The expedition was a prelude to the army’s march under Nadir Shah to Daghestan. He had to accelerate preparations, as rumors were circulating that the Turkish command being aware of discontent in various areas of the state, was preparing to attack the South Caucasus, Azerbaijan and Daghestan.

And on March 14, 1741, Nadir set out on his third Daghestan campaign from Mashhad rallied a huge army of 100,000 to Shirvanwhere arrived in early summer.

The troops under the command of Ghani Khan fought in the Jar area, another group of 10-thousand advanced through the coastal areas, and Nadir himself to Kazykumukh through Barda, Kabala and Shahdag. All the territories adjacent to the Samur River were quickly occupied by Iranian troops.

In August 1741, Nadir was fighting in two combat areas. The first group moved through Kaitag to the territory of the Mehtuli Khanate, which was of strategic importance for the further invading of Avaria.

Nadir himself headed the main forces to the domain of Surkhai Khan, demanding him to be obedient. Sukhai along with the emirs and elders of the region came to bow before him. Only the population of the Avar region with the son of Surkhai, Muhammad Khan refused to obey him. Soon, Iranians managed to break the desperate resistance of the local militias and seize Dzhengutai, Akasha, Tsudakhar, and Kubachi.

By the end of the summer, it became obvious that the Avaria was a key region, without which it was impossible to retain lasting control over Daghestan. Moreover, in case of success of the prospective operation, Nadir Shah intended to conquer not only Daghestan but also the entire North Caucasus, as well as the Crimea and the Russian lands up to Astrakhan.

The Nadir’s army made an advance in two attack vectors: one laid through the Aimak gorge, and Nadir himself headed the troops of 50.000 to Andalal to move on later on to Hunzah. In the area of the Aimak gorge, the troops could not complete their task: most of the Nadir troops were destroyed, which largely predetermined the overall defeat in the Avar expedition.

The decisive battles in Avaria lasted 5 days at the villages of the Andalal. Here Nadir has confronted a nationwide unprecedented resistance. Nadir’s brutal way of waging war worked against him inspiring the consolidation of the multi-ethnic, diverse population of this mountainous country.

The selfless heroism of the Daghestanis, the impassable mountainous terrain and harsh weather conditions – every of these factors played their role in defeating Nadir Shah’s troops. In addition to all the misfortunes the rains had rendered the Iranians’ matchlock guns useless, and they became well-placed easy targets for the mountaineers armed with flintlocks.

Realizing his failure, on September 28, Nadir began to retreat from the Avar mountains and on October 16 set up camp near Darband to wait until the winter was over. Due to lack of sufficient food in Darband Nadir’s troops were starving. To feed his army, Nadir had to raid various regions of southern Daghestan, which stirred up hatred of the local population, who waged a guerilla war with him. The obvious solution to this problem was supplies delivery to Darband by sea, but the Iranians in the Caspian did not have large ships. The Russians allowed their merchants to deliver supplies for the Afsharid army, but in small quantities and at a high price.

In the summer of 1742, Nadir persuaded the English captain Elton to transport rice for him from Gilan to Darband by the sea that made the Russians utterly worried: they sent troops to guard the border on the Terek and the fortress in Kizlyar and fortified their garrison in Astrakhan.

In 1742 Nadir undertook campaigns to Tabasaran and Kaitaq. To block the road to the gorge, which was of strategic importance for penetrating Tabasaran, he sent a detachment of 10.000 in advance. The local population, notified of offensive operations of Nadir’s troops, encamped at the entrance to the gorge and on the heights surrounding it. When Nadir learned of this, he went there himself the next day. There were moments when it seemed that inevitable defeat awaited the army of Nadir. But the Tabasarans eventually retreated. However, Nadir was not able to fully achieve his goals – he was not able to gain an unqualified foothold in Tabasaran.

In the fall of 1742, Nadir made a campaign to Kaitaq, where Utsmi Ahmed Khan, who had escaped from captivity, led the anti-Iranian movement and holed up in the fortress of Kala Koreish. Here Nadir had to engage in a bloody battle in the worst conditions possible for him and the more valuable was his victory. Utsmi managed to escape and go to Avaria. Although by the end of 1742 Nadir managed to expand the territories of Kumukh, Kaitaq, Tabasaran controlled by him, the inhabitants of these lands moved to Avaria to continue the struggle.

At this time, Nadir’s troops were experiencing a real famine. Soon intention to move on to the North was ripped. A campaign against the Kumukh villages of Endirey, Kostek and Aksai in January-February 1743 could provoke a war between Russia and the Afsharid Empire. The Russians had their stronghold in Daghestan - the Kizlyar fortress. After having been informed of the campaign the Russian command began to draw the troops and reinforced the Kizlyar fortress. In the course of advancing to the north, having been learned that the Ottoman troops are maneuvering toward the Caucasus twisted southward, having left much of Afghan garrison in Darband.

Summing up, it should be noted that Nadir was eager to seize Daghestan with its hard-to-reach relief at any cost that he was ready even to annihilate the entire elite of his army. And he had his military-strategic and geopolitical reasons for this.

Firstly, by the 1730s Daghestan and adjacent Azerbaijani territories with a predominantly Sunni population have become resistant foci counteract the centralist attempt Safavid government. The Ottoman government always used the Sunni factor against its since earliest times opponents - the Safavids.

Secondly, it was impossible to control the entire Daghestan without the possession of its mountainous part because Daghestan was of interest to Nadir as the northern borders of the prospective power and could serve as a kind of buffer between it and growing stronger Russia. Nadir was well aware that sooner or later Russia growing stronger would use all its might to invade the area which was the zone of vital interests of the empire he was starting. Therefore, he sought more strategically advantageous positions that would make it possible to unleash hostilities on the military-operational terms dictated by him.

Thirdly, even if Nadir was content with the plain and did seek for the mountains, he would still have to deal with the mountainous Daghestan, since its natural conditions represented the refuge for the discontented of the region.

In other words, the very logic of possession an edge dictated the need to conquer the upland regions, for without mountains it was impossible to govern the plain.

To this it should be added that the supply of weapons to the mountaineers by the Ottoman Empire and Russia. Russia was vitally interested in preventing Nadir from conquering the entire Daghestan, as in this case a serious threat to Russian possessions in the Caucasus could arise.

Thus, it is beyond any doubt that the campaign to Daghestan had strong arguments. However, the ways of realization of his military tasks turned out to be extremely unreasonable, even be said, fatal from the point of view of the goals set. Violent acts, such as forceable depopulation and devastation of the settlements were Nadir’s huge mistake. Nadir’s actions left Daghestanis no choice but to fight to the end, otherwise, living in exile far from their homes right up to total extermination were their alternatives. Here Nadir conflicted with his sovereign policy, which implied the incorporation of heterogeneous elements - different confessions and ethnic groups, sometimes with their internal structures and orders.

      TYB Akademi 32: Kafkasya / Mayıs 2021

 
Bu haber toplam 189 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim