• İstanbul 27 °C
  • Ankara 27 °C

Hanife Nalan Genç: Köprü Altındaki Aile İsimli Çocuk Romanında Çocuk ve Aile Kavramı

Hanife Nalan Genç: Köprü Altındaki Aile İsimli Çocuk Romanında Çocuk ve Aile Kavramı
TYB Akademi 28 / Sinema ve Edebiyat / Ocak 2020

Romana Kısa Bir Bakış

İlk kitabı henüz sekiz yaşındayken basılan Amerikan çocuk kitapları yazarı Natalie Savage Carlson, Baltimore Pazar Güneşi, Konuşan Kedi ve Fransız Kanada’nın Öyküleri gibi yapıtları ile pek çok ödül kazanmıştır. Natalie Savage Carlson’un özgün ismi The Family Under The Bridge olan kitap toplamda dokuz bölüm ve 120 sayfadan oluşmaktadır. Romanı resimleyen Garth Williams, Türkçeye çevirisini yapansa Ali Orhan’dır. 9 yaş ve üzeri çocuk okura yönelik olarak hazırlanmış kitabın yazarı yabancı olduğu için anlatıda geçen özel isimler ve okunuşları ön sayfada verilerek okuma kolaylığı sağlaması amaçlanmıştır. Romana yerleştirilen siyah-beyaz resimler çocuk okurun ilgisi çekecek nitelikte olup, anlatıda o bölüme hâkim olan anlamı hem vurgulama, hem de güçlendirme işlevine sahiptir. Sesletimi Türkçeden farklı olan Fransızca okunuşları kolaylaştırmak amacıyla bu yola başvurulduğu düşünülebilir. Roman genelinde madame, monsieur ve mademoiselle gibi hitapların Fransızca yazılış biçimleri değil, madam, mösyö gibi Türkçe okunuşları tercih edilmiştir. Fransızca hitapların gerek Türkçedeki okunuşları gerekse özgün dildeki yazılışlarına sadık kalınarak verilebildiği bilinmektedir. Çocuk yazın ürünü olan bu kitapta kaynak dildeki yazılım değil, varış dilindeki söyleniş biçimi dikkate alınmıştır. Buna karşılık, oh, là là! şeklinde söylenen ünlem ifadesinin gerek bunun tam karşılılığının olmaması gerekse okurun anlam evreninde nereye oturtacağının belirlenememesinden dolayı kaynak dildeki biçiminin korunarak kullanıldığı görülür.[1]

 

Romanda Çocuk ve Aile Olguları

Romanda genel insan manzaralarından görünümler yer alır. Bazı insanlar lüks bir yaşam sürerken bazı insanlarsa çok zor koşullar altında yaşam sürmektedir. Böylesi bir yaşam süren yetişkinlerden daha çok çocuklar bu olumsuz koşullardan etkilenmektedirler. Kitapta bir aile ve onlar için son derece önemli olduğu ilk sayfalardan itibaren anlaşılan bir köpek vardır. Bu ailenin aile reisi annedir. Babadan söz edilmez sadece ailesini geçindirmek zorunda olan bir anne vardır. Bu çekirdek ya da şehir ailesi babanın ölümüyle iyice küçülür. Bunun farklı nedenleri vardır. “Çocukların büyüyüp evlenmeleri ile aile küçülür, karıkocanın ölümüyle de aile dağılır”[2] İki kız bir erkek oluşan üç çocuk annesi anne ev sahibi kiralarını ödeyemedikleri için onları evden atmıştır.

Romanın ilk bölümünde zaman kesin ve açık biçimde söylenmeden masalı anıştıran bir ifadeyle anlatılır. “Bir zamanlar Paris’te, Armand adında bir evsiz yaşardı”[3] denilerek okura tanıtılan Armand’ı niteleyen ilk özelliği evsizliğidir. Bu tümcede anlatı zamanından çok yeri ön plana çıkartılır. Anlatımın görülen geçmiş zamanda (-dili geçmiş zaman) anlatılıyor olmasıysa hikâye birleşik zamanı kullanan masaldan romanı ayırır. Masal türünde zamanın ve uzamın belirsizliği bu türün nitelikleri çerçevesinde korunurken söz konusu romanda sadece zaman için bir kesinlemede bulunulmaz. Bunun en önemli sebebi de uzamın ön plana çıkartılmak istenmesindendir. Çünkü anlatılacak olayların zamanla değil uzamla ilişkisi vardır. Olayların ne zaman değil nerede gerçekleştiğine dikkat çekilir. Bu ise kitabın isminde geçen ‘köprü altındaki aile’ nitelemesini olduğu kadar bu ailenin nerede olduğunu ve/veya yaşadığını da vurgular. Çünkü aile kavramıyla özdeşleştirilen yuva ve ev kavramları yerini köprüye bırakmıştır. Kitapta başat uzam olarak gösterilen köprü altı aynı zamanda romanın başlığına gönderme yapan çift anlamlı bir özellik taşır. Çocukların dedeleri yaşında iyi kalpli Armand’la yaşamları değişir. Her yaşta insanlar yardımlaşabilir manevî destek bazen maddî destekten çok daha önemlidir. Armand uzun yıllar dışarıda yaşadığı için sokaklarda nasıl yaşanır bilmektedir. Soğukla ve açlıkla mücadele etmesini çok iyi biliyordur. Soğuklarda donmadan, aç kalmadan nasıl yaşanır bunları çok iyi deneyimlemiştir ve bunları çocuklara öğretir.

“Köprü” ile “köprü altı” ifadeleri ise eğretilemeli olarak farklı anlamlara çağrışım yapar. Köprü çukur, yol veya su gibi engellerle ayrılan iki yakayı birleştirme işlevine sahiptir. Sözcüğün mecaz anlamı ise gerçek anlamıyla tümüyle ilişkilendirilmiştir. İki şey arasında ilişki ya da bağ kuran sözcüğün özellikle ‘köprü altı çocuğu’ şeklindeki ifadesi gidecek yeri ya da kimsesi olmayan kişiyi imler. Bu eğretilemeli anlamıyla köprü altı kimsesizliğe, sahipsizliğe, evsizliğe gönderme yapar. Kitabın ilk tümcesiyle çocuk okur dolantının Paris’te geçtiğini, bu kentte de köprü ve/veya köprüler olduğunu anlayabilir. Romanda tüm olaylar Paris’te geçer. Büyük bir şehirde yaşam sürmek çok da kolay değildir. Yalnızca Fransa’nın değil, Avrupa’nın başkenti olarak tanımlanan ve ekonomi, ticaret, eğitim, sanat, kültür ve modanın merkezi olan Paris Seine Nehri’nin iki yakası ve bunları kapsayan iki ada üzerine kurulmuş büyülü bir kenttir. Szulmajster-Celnikier’nin [4] belirttiği gibi bu yüzden Paris Işık Şehir (fr. ville lumière) olarak anılır. Birol Özerk,[5] kentin kendine özgü bir ruhu olduğunu sade, zarif ve narin olduğu kadar bohem ve tutkulu bir yanı olduğunu da vurgular. Bastille Ayaklanmasıyla Fransız Devrimi’ne sahne olan kent, Sanayi Devrimi’nin ardından bir çekim noktası haline gelmiştir. Özellikle Eiffel Kulesi ile özdeşleşen Paris, II. Napoléon Döneminde Paris valisi olan Baron Georges-Eugène Haussmann’ın uygulamalarıyla şimdiki görünümüne kavuşmuştur.

Yeni yıla sayılı günler kala yaşanan olaylar Kibritçi Kız masalında olduğu gibi bir yapı özelliği taşır. Yeni yılı karşılama hazırlığında olan varsıl insanlar için sadece o gecenin heyecanı ve coşkusu varken sokaklardaki kimsesizleri düşünen yoktur. Tıpkı Kibritçi Kız masalında olduğu gibi romanda da olaylar sokakta kalan, evsiz, kimsesiz, yoksul ve çaresiz insanların gözünden anlatılır. Yazar onların dünyasına girerek okuru toplumu oluşturan diğer varsıl insanları farklı bir bakış açısıyla değerlendirmeye iter. Aslında amaçlanan toplumu oluşturan tüm bireyleri diğerlerini ötekileştirmeden anlamaya çalışmaya yöneltmektir. Böylece ön yargılarımızdan arınarak, farklılıklarımızla birbirimizi kabul etmek gerektiği ön plana çıkartılır. Kimsesiz ve çaresiz Kibritçi Kız’ı kimse umursamadığı, yeni yıl coşkusuna ortak etmediği, kendinin sahip olduğu olanaklara bazılarının sahip ol(a)mayacağını düşünmediğinden küçük kız soğukta donmuştur. Varsıl insanlar sıcak yuvalarında mutlu bir şekilde yeni yılı karşılarken, sokakta kalan küçük kıza düşleri dışında sığınabileceği bir şey kalmaz. Söz ettiğimiz masalla roman bu açıdan gerek kimsesiz, evsiz ve yoksul insanları anlatması gerekse yılbaşı arifesi coşkusunun özellikle de küçük çocuklar için anlamını sorgulaması bakımından oldukça benzerlik taşımaktadır.

Romanın başkişilerinden biri olan Armand yoksul ve evsiz biridir. Sahip olduğu her şey, eski bir bebek arabasına kolayca sığacak kadardır. Varsıl insanların ihtiyaçları onunkinden farklıdır. Ancak onun yoksulluğu bir avantajmış gibi yansıtılır. Çünkü eşyalarını koyacağı bir bavula ya da kuru temizlemeciye gereksinimi yoktur. Modern yaşamın beraberinde getirdiği bu durumlardan yoksun olması onu dertsiz kılar. Sınırlı eşyası olduğu için yer değiştirmesi de çok kolaydır.

Romanda anlatı zamanı hakkında kesin bir tarih belirtilmezken Paris’te soğuk bir günden ve kurşunî gökyüzünden söz edilir. Mevsimin kış olduğu da bu yolla okurla paylaşılır. Yeni güne uyandığı her gün için belli bir planı olmayan Armand için günlük yaşam sıradan edimlerle geçer. Yaşamını dilenerek ya da tuhaf işler yaparak kazanan Armand, dertsiz tasasız yaşamından hiç şikâyetçi değildir. Hiçbir şeyi olmadığı için hırsızlardan korkmasına, kira ödemesine gerek yoktur. Çünkü tüm Paris sokakları onun evidir. Kimsesi olmadığı için de birinin sorumluluğunu almak, onunla ilgilenmek ya da onu merak etmek zorunda değildir. Aslında sorumlu olacağı birini de istemez. Bir başkasına tahammüllü olmayan Armand’ın çocuklara tahammülü hiç yoktur.

Roman, Paris’te okuru tarihî binaları olduğu gibi modern yaşam merkezlerini de gezmeye davet eder. Notre Dame Katedrali, Corse Sokağı, Sen Nehri, Place Maubert gibi yerleşim yerlerinden söz edilir.

Sokakların tanıdık simalarından biri çingene Mireli’dir. Paris’te de çingeneler her yerde olduğu gibi benzer işler yaparlar. Geçimlerini kap kacak tamir ederek sağlayan bu insanlar göçer bir yaşama bağlamışlardır. Armand’ın Mireli ile söyleşileri sırasında çocuklara tahammül edemediğini öğreniriz. Çocukları çekirge kuşlarına benzetirken onları yerinde duramayan baş belaları olarak nitelendirir (s.10). Mireli, onun çocukları sevmediğine kendini inandırma çalıştığını düşünüyordur. Ona göre yaşlı adamın en korktuğu şey kalbini bu ‘sinsi ufaklıklara’ kaptırmasıdır. Mireli, Kışı köprü altında geçiren Armand’a fikrini değiştirirse kendileriyle yaşayabileceğini söyleyerek ayrılır. Mireliler Halles taraflarında Mucizeler Sarayı’nın yanındaki binaları yıktıkları yerde kalıyorlardır. Armand sokakta karşılaştığı çocukların yanından geçerken onlara çekirge kuşları der.[6] Bu kuşlar hakkında farklı bilgiler vardır.[7] Tarım ve yerleşim alanlarına verdikleri zararlar üzerinde durulur.[8] Armand’ın çocukları çekirge kuşu olarak nitelendirdiği ifadelere çok sıkça rastlanır.[9] Romanda Armand’ın çocuklarla arkadaşlık kurduğu bölümden itibaren çekirge kuşu sözü yerini dördüncü bölümde ‘yetim’e bırakır. (s.40) Yaşlı adamla çocukların ilişkisinin daha sıcak bir hal aldığı beşinci bölümde ‘kanarya’(s.51), yedinci bölümde ‘yavru kuşlar’ (s.82) gibi ifadeler yer alır. Bu ifadelerde dikkat çekici olan yaşlı adamın çocuklar yanında değilken onlar için kullandığı sözcüklerdir. Yaşlı adam çocuklardan uzak kaldığında, onları özlediğinde bu ifadeleri kullanırken çocuklarla birlikte olduğunda onlara çekirge kuşları demeyi yeğler.

Armand, Mireli ile kısa bir süre söyleştikten sonra yaşadığı köprü altına yöneldiğinde sokakta oynayan çocuklar onu gördüklerinde oyunlarını durdururlar ve “Şu komik, yaşlı evsize bakın!” derler. Çocukların gözünde o çoktan komik, yaşlı ve evsizdir. Bu üç niteleme aslında roman boyunca Armand için yapılan nitelendirmeleri canlı tutar. Hayatı umursamaması, hafife alması onu komik yaparken sokaklarda yaşaması evsiz kılar. Yaşlı oluşu yüzüne vurulan, bu yüzden hem yerilen hem de saygı duyulan Armand ikisi birden olmayı başarır. Önce bu nitelendirmelerin bir başkasına söylenmiş olabileceğini düşünse de aslında kendine yönelik söylendiğini anlamakta gecikmez. Sözlerine dikkat etmezlerse onları Noel Baba’ya şikâyet edeceğini söyler. Bu söz çocuklar arasında yankısını çabucak bulur. Çünkü Noel Baba’nın yalnızca ‘uslu çocuklara’ hediyeler verdiğini bilirler. Armand’a karşı az önce sergiledikleri davranışların aksine daha sevecen ve yakın davranırlar. Çocukların arasında yaşça daha büyük olanlar arasında bunun sadece bir hayal ürünü olduğunu iddia edenler olsa da o kendisi gibi havalar soğuduğunda çalışmak zorunda olan arkadaşı Camille’yi kast ediyordur.

Armand’ın çocuklarla kurduğu bu iletişimde ilk fark ettiği şey Mireli’nin haklı olabileceğidir. Çünkü bu çekirge kuşları insanın kalbini kolayca çalıverirler. Armand aslında çocukları sevmiyor değildir. Sadece birine bağlanmaktan onun sorumluluğunu üstlenmekten çekiniyordur. Bu yüzden çocuk’un ç’sini bile duymak istemez. (s.12) Onun gibi macera arayan biri için çocuk sorumluluk ve sürekli bir işe sahip olmak anlamına gelir. Romanın birinci bölümünün ilk sayfalarında da belirtildiği gibi Armand her yeni güne yeni ve heyecan verici olaylar yaşayacağını hissederek başlar.(s.7) Onun macera arayan bir kişilik özelliği taşıdığının özellikle vurgulanması roman dolantısında gelişecek olayların seyrindeki değişimini daha rahat ortaya koyabilmek içindir. Yazarın kahramanların kişilik özelliklerini romanın iletisi bağlamında özenle geliştirdiği görülür. Yaşadığı köprü altında orayı sahiplenen evsizlerle refakatçisi artar. Acıktığında yemek yiyecek parası olmayan Armand sokaktaki lokantaların mutfaklarından gelen kokularla düşsel olarak yemek yer. Bunu o kadar gerçekçi kılar ki kokulardan yemeklerin lezzetleri, görünümleri ve tatlarıyla ilgili yorumlar bile yapar. Sonra o yemekleri yemiş gibi ağzını kıyafetinin koluyla kurular. Hatta düşsel olarak yediği yemeğin karşılığında garsona bahşiş bile bırakır. Yaşadığı köprü altındaki tünele yaklaştığında sürekli kaldığı oyuğun üzerine bir bez örtüldüğünü fark eder. Örtüyü kaldırdığında şaşkınlığını gizleyemez ve “Çekirge kuşları! Onlarla dolu bir yuva”(s.14) der. Çocukların içinde daha büyük olan kız yumruğunu sıkarak “Bizi götüremezsin. Birlikte kalacağız, çünkü biz bir aileyiz ve aileler birbirinden ayrılmazlar”(s.14) derken çocuklara aile kavramının anlamının anneleri tarafından aşılandığı da küçüğün tümcesinin sonuna eklediği “annem öyle diyor” sözüyle kolayca anlaşılır. Aile toplum yaşamının en önemli yapı taşıdır. “Ailenin yerine getirdiği ekonomik, sosyal, kültürel, eğitsel ve psikolojik fonksiyonlar, onu toplum ve toplumsal yapının vazgeçilmezi kılmaktadır.” [10]

Birbirlerine kenetlenmiş bu üç çocuk aile olmalarının bilinciyle her koşul ve durumda birbirlerinden asla ayrılmayacaklarının sinyalini de hem sözleri hem de davranışlarıyla gösterirler. Bu yüzden anneleri yanlarında yokken birbirlerine sıkıca kenetlenirler. Köpekleri Jojo, Armand’ın çocuklara bir zarar vereceğini düşünerek onlara doğru koşunca çocuklar bu yaşlı adam hakkında “Sadece yaşlı bir evsiz” (s.15) derler. İşte bu iki özelliği çocukların gözünde Armand’ın tehlikesiz olmasına yeter. Armand çocukların kendisini yaşlı değil de kimsesiz olmasını düşünmelerine alınır. Çocukların hikâyesiyse bambaşkadır. Ev sahibi onları evden atmıştır, çünkü babaları öldüğü için kaldıkları odanın kirasını ödeyememişlerdir. Anneleri çocukları bu yüzden köprü altına getirmiş, kimse onları görmesin diye de örtünün altına gizlemiştir. Anneleri onlara yabancıların tehlikeli olabileceğini eğer görünürlerse onları kendisinden ayırıp fakir çocukların kaldığı yurtlara koyacaklarını söylemiştir. Bu söylemle Suzy kendilerinin bir aile olduklarını ve bu yüzden de birlikte kalmak istediklerini vurgular. Bu çekirdek ailede annenin dışarıdaki tehlikelerden çocuklarını korumak için onlara telkin ettiği ilk şey bir aile olduklarını unutmamaları gerektiğidir. Aileni bağlarının ne kadar önemli ve gerekli olduğunu çocuklarına aşılamak isteyen anne kendisi yokken onları tehlikeden koruyabilecek tek şeyin bu olduğuna inanır. “Çekirdek aile, kentlerdeki yaşam ve üretim koşullarına bağlı olarak doğmuştur.”[11] Yaşlı adamı kendileri için bir tehlike olarak görmediği anda Suzy, kardeşleri Paul ve Evelyne’i onunla tanıştırır. Armand kaldığı bir nevi evi sayılan köprü altının bu üç çocuk tarafından istila edildiğini gördüğünde onlarla güçlü bir duygudaşlık kurar. Ev sahibiniz sizi nasıl evinizden attıysa siz de beni aynı şekilde evimden atmış oldunuz dediğinde çocuklar suçluluk duygusuyla tuhaf bir evcilik oyunundaymış gibi bir kömür parçasıyla kendileri ve bu yaşlı evsiz için yaşam alanı oluşturur hemen. Her tarafı köprülerle dolu bu kentte kendine başka bir yer bulacağını düşünen Armand oradan uzaklaşmaya karar verdiğinde Suzy onu kolundan tutar ve “Sen bizim büyükbabamızmışsın gibi yaparız”(s.18) der. Aslında -mış gibi yapmak Armand’a çok yabancı bir duygu değildir. Parası yokken kendine bir ziyafet çekmişçesine davranan, bir işi, ailesi ve evi olmamasına karşın varmış gibi yapmak onun için çok da zor olmayacaktır. Bu söz onun kalbini fethetmeye yeter de artar bile. Çünkü milyoner olmaktan daha çok istemediği bir şey varsa o da büyükbaba olmaktır. Gönlü başka, dili başka şeyler söyleyen Armand aslında çoktan bu çocuklara bağlanmıştır. Yaşlı adam bu akıllı çocukların gönlünü nasıl yapabileceklerini hayretle gözlemler. Bir yandan da çoktan içinin ısındığı bu çocukların gerçek büyükbabaları olmadığına şükreder. Çünkü onlara bağlanması ve onları sevmesi işten bile değildir.

Çocuklarla büyükbaba torun ilişkisindeymiş gibi bu kentin değişen çehresini onlara anlatmaya koyulur. Eskiden dükkânlar kapanırken çalan ve evsizlere artıkları toplayabileceklerini ifade eden zil artık çalmıyordur. Çocukların aç olduğu fark eden Armand yemeğini onlarla paylaşır. Paris’in ışıkları nehrin üzerinde dalgalandığında dönen anneleri çocuklarının yanında bu adamı görmekten rahatsız olmuştur. Çocukların annelerinin gözünde de o bir evsizdir. Köprülerin kimsenin malı olmadığını ve Paris’in tek bedava sığınağı olduğunu hatırlatır. Çocukların anneleri ve Armand arasında beliren bu gerilim anında Suzy onun kendileriyle yaşayacağını söyleyiverir. Suzy, Armand için iyi, nazik, ihtiyar ve evsiz nitelemelerini kullansa da bu nitelemeleri reddederek kendisinin kaba, huysuz bir ihtiyar evsiz olduğunu ayrıca çocuklardan ve kadınlardan nefret ettiğini söyler. İyi-kaba, nazik-huysuz karşıtlığında savunmaya geçen Armand bu nitelemelerden sadece ikisini yani yaşlı ve evsizliği kabul etmiş görünür. Ancak Paul madem çocuklardan nefret ediyorsa öyleyse neden yemeğini kendileriyle paylaştığını sorduğunda ise köşeye sıkışan Armand kendisinin aptal, yufka yürekli bir ihtiyar evsiz olduğunu söylemekle yetinir. Armand bu itirafıyla bir kalbinin olduğunu gösterdiğini fark ettiği için endişelenir. O kimseye bağlanmamak isterken şimdi bu evsiz aile de peşine düşecektir. Armand’ın yemeğini çocuklarıyla paylaşmasına sinirlenen anne onların dilenci olmadıklarını ve kendisinin de çamaşırhanede bir işi olduğunu onun işsizliğini yüzüne vurarak hatta onu aşağılayarak söyler. “Çocuklar çoğu kültürel kuralları yetişkinleri modelleyerek öğrendikleri”[12] anımsandığında annenin kaygısının daha çok bu yüzden olduğu anlaşılır.

Kent yaşamıyla tümüyle farklı bir yaşama iye olan köprü altındaki bu insanlar tepelerinin üstündeki köprünün keskin çizgilerle sınırlarını çizdiği diğer insanlardan çok farklıdırlar. İskelede neşeyle yürüyen insanların dünyaları onlardan milyonlarca kilometre uzaktadır. Armand, çocuklar uyuduğunda böylesi bir yaşamın onlara uygun olmadığını ve kadının bir yardım derneğinin yurduna çocukları bırakmasını önerdiğinde kadın bir aile olduklarını ve ailenin iyi günde kötü günde birlikte olduğunu hatırlatır ona.(s.22) Kendisi soğuğa alışık olan Armand, onu hissetmiyordur artık. Betonun üzerinde eski püskü battaniyelerin üzerinde yatan çocuklar için endişeleniyordur. Romanda yer alan “Armand artık bu çekirge kuşlarıyla arkadaş olmuştu ve hayatı bir daha aslı aynı olmayacaktır” (s.23) sözü de bunu açıkça gösterir.

Öğretmenleri soru sormaya başlayınca onları annelerinden ayırıp yurda yerleştirecekleri için çocuklar okula gitmiyorlardır. Çünkü ev bulana kadar okula gidemeyeceklerdir. Çocukların annesi sabahın erken saatlerinde işe gitmiştir, çocuklarsa Armand’ın kendilerini yanında götürmesi için onu ikna etmeye çalışırlar. Çocukları kendine ayak bağı etmeye hiç niyeti olmayan Armand onları yanında götürmek istemez. Bu sırada tanışmadıklarını düşünen Suzy soyadlarının Calcet olduğunu söyler. Armand bir soyadı olduğunu bile unutmuş gitmiştir. Pouly veya Pougy gibi bir şey olduğunu ama ona Armand demelerinin yeterli olduğunu söyler. Paul Armand’ın kendilerini de götürmesi için ona ihtiyar evsiz dedikleri için özür diler. Üç çocuk ve bir köpekle kendilerini kimsenin istemeyeceğini düşündüğü sırada Armand’ın aklına kurnazca bir fikir gelir. Bu çekirge kuşlarının kesinlikle kalbinin peşinde olduklarının ayırdına varan Armand (s.25) onları Louvre alışveriş merkezindeki Noel Baba’ya götürecektir. Kızıl saçlı çocuklarla şehre çıkan Armand onların da kendilerine göre işlevleri olduğunu düşünür. Armand çocukların sokaklarda dikkatini çeken her şeyden onları koparmak için bahaneler bulur. Oyuncaklar adi, pastaların tadı ilaç gibi, kestanelerse kurtludur. Çocuklar Noel Babayı gördüklerinde ondan sadece bir ev isterler. Çocukların düşlerini gerçek bir evin süsleyemeyeceğini düşünen Noel Baba onlara oyuncak istemelerini önerir. Çünkü çocukların çocuksu istekleri olmalıdır. Oysa ki bu çocuklar gerçek bir ev istiyorlardır. Kendilerini bu mağazada görmekten hoşlanmayan kibirli kat görevlisine de başka mağazaya gideceklerini söyleyip ayrılırlar. Çocuklar evi aileyi bir arada tutan bir yer olarak gördüklerinden oyuncak ya da şekerleme gibi çocukça isteklere yönelmezler. Onlar her şeyin ötesinde bir eve sahip olmayı arzularlar. Bu da çocuk dünyasında ev kavramının yoksunluğunun derin anlamlarını ortaya çıkartır.

Dışarıda yeni yıl geliyordur şehrin tüm alanlarında, mağazalarında, sokaklarında bu güne hazırlık yapılıyordur. Ancak diğer her şey gibi bu hazırlıklar da parası olanlar içindir. Yaşlı adamla mağazadan kovulan sıcak yuvaları ve yiyecekleri olmayan üç küçük çocuk için sadece düşleri vardır. Onların isteği ne oyuncak, ne de başka bir şeydir. Sadece aile olmalarının anlamını güçlendirecek olan gerçek bir ev dilerler Noel Babadan. Çocuklar acıkınca Armand onlara şarkı söyleterek sadaka toplar. Yeni yıl coşkusu yaşayan insanlar konser veren üç kardeşe karşı oldukça cömerttirler. Kazandıkları paralarla Bretonlu bir adamın tezgâhına yönelerek incecik kreplerden sipariş ederler. Armand’ın paraları olmadığı için kurtlu dediği kestanelerden alırlar. Ancak çocuklarına dilencilik yaptırdığı için Armand’a çok kızan Madam Calcet onu istemiyordur artık. Çocuklarını korumaya çalışan bir anne olarak onlara yaşlı evsizin kötü örnek olduğunu düşünür. Yaşlı adamın Evelyne ve Paul’ün ağlamaları içini burksa da onlardan ayrılmaktan başka çaresi yoktur. Kendine uygun yeni bir köprü altı barınağı bulan evsiz yine de onlarınki kadar konforlu bir yer bulamadığını düşündüğü anda onları kanarya olarak anar. Ertesi sabah uyandığında Paris beyaz mantosunu giymiştir. “Sıcak odalarında oturup camdan dışarı bakanlar için bu, muhteşem bir manzaradır”. (s.51) Kitapta evsizlik kavramının köprü altında yaşayanlar ve diğerleri karşıtlığında anlatıldığına tanık oluyoruz. Yaşlı Armand hemen çocukların ne halde olduklarını düşünür. Artık kendisini unutmuştur. Sokaklarda kalan bu üç küçük çekirge kuşu onun tek derdi olup çıkmıştır. Çocukları merak edip döndüğünde kürk mantolu kadınları onların yanında görür. Bu varsıl kadınlar evsizleri anlamaktan uzaktır. Çünkü onların tek derdi evsizlere iş bulmak, onlara kitap okutturmak ve yüzlerini yıkattırmaktır.(s.53) Armand’ı gördüklerinde yüzlerini çevirip “zavallı, acınası yaratık” (s.52) demeleri de bunun açık kanıtıdır. Evsizleri, kimsesizleri içlerine almayan insanların onları nasıl dışladıkları, küçük çocukları annelerinden ayırmak istedikleri için korkuttukları içindir öfkesi biraz da. Çocukları kurtarmak için tek çare vardır: Daha önce reddettiği Mireli’nin kendileriyle yaşaması için davetini kabul etmek. Yaşlı adam kendisi için değil, sorumlu olduğunu hissettiği bu üç çocuk için bu öneriyi kabul edecektir. Çünkü başka yolu yoktur. “O, ailemizin her şeyi” (s.54) diyerek annelerini bırakamayacaklarını söyleyen çocuklar için bir yuva bulmuştur. İçerdiği metafiziksel anlamlarla evden farklı olarak yuva insanın beden ve ruh sağlığı ve huzuru için elzemdir. “Ev insanı gökten inen fırtınalara karşı olduğu gibi, yaşamında yaşadığı fırtınalara karşı da ayakta tutar. Ev hem beden, hem ruhtur. İnsan varlığının ilk evrenidir.”[13] Armand bunu söylediğinde çocuklar onun Noel Babadan yardım isteyeceğini düşünürler. Çünkü onlara bir ev vadeden odur. Bu noktada Armand “Artık ben varım” (s.54) diyecek onların gerçek büyükbabası gibi duyumsar kendini. Çingenelerin yaşadığı kamp yerine ulaştıklarında onları gören çocuklar şaşkınlıklarını gizleyemezler. Çocukların en büyüğü olan Suzy tanıştıkları anda hemen “Bizim evimiz yok” (s.63) der. Çingene çocuk Tinka evini onlara gösterdiğinde çocuklar şaşkınlıklarını gizleyemezler. Çünkü onların evi tekerleklerin üzerinde ufacık bir evdir. Bu evi gören çocuklar Noel Babadan tekerlekli bir ev istemeye karar verirler. Paul çingeneler gibi yaşamak isterken Suzy devamlı taşınıp dururlarsa okula gidemeyecekleri için böyle bir ev istemez. Çocuklar eğitimin ailede başladığını iyi terbiye gördükleriyle gösterirler. Eğitimin önemi her fırsatta vurgulanır. Çocukların sokaklarda zor şartlarda yaşam sürerken bile eğitimlerini düşünürler. Kitapta çocuğun ayakta kalması, mevcut durumlara ayak uydurmaları anlatılırken birey olma bilince ulaştıkları kendilerine göre üstlendikleri sorumlulukla gösterilir. Çocuklar için aileyi birleştiren tek olgu onları aynı çatı altında tutacak olan bir evdir. Ancak bu ev onları bir arada tuttuğu gibi eğitimlerini yapmalarına da olanak sağlamalıdır. Göçer yaşama alışkın olan Tinka onlarla Provence’e gelip gelmeyeceklerini sorduğunda Suzy’yi bu fikir cezbetse de okula gitmek zorundayım derken annesinin bunu istemeyeceğini onların da anneleri olmadan gidemeyeceğini çünkü “Biz bir aileyiz ve birbirimizden ayrılmamalıyız” der (s.66). Aile kavramını her zaman dile getiren ve kardeşlerine bu yönde öncü olan Suzy annesinin kendisine telkin ettiklerini kardeşlerine hatırlatır. Başlarında anneleri yokken evin büyük kızı Suzy onun yerini alır. Armand iki kadının geldiğini ve çocukları almak istediğini söylediğinde çocukların annesini kendisiyle gelmeye ikna etmekte zorlanmaz. Madam Calcet “Ben sadece ailemi bir arada tutmaya çalışıyorum” (s.67) der. Bu sözle Madam Calcet ailenin “sevgi ve şefkat duygularını barındıran duygusal bir temele dayandığını”[14] gösterir. Çocukları güvenli bir yere götüren bu yaşlı adama karşı ilk kez buzların eridiği görülür. Onun iyi bir insan olduğunu söyleyen Madam Calcet (s.67) çocuklarının bir çingene kampında olduğunu gördüğünde ağlamaya başlar. Çingenelerin hırsız olduklarını düşünen Madam Calcet’ye “Biz de Allah’ın büyük ve fakir bir ailesiyiz, bu nedenle bir arada kalmak ve birbirimize yardım etmek zorundayız” (s.70) sözleriyle önemli bir ahlak dersi verir yaşlı evsiz. Aile kavramının yalnızca anne, baba ve çocuklar için değil tüm toplum yaşamının geneline yayılması gereken bir yönü olması gerektiğine dikkat çeken bu ifadeler karşısında büyük bir çaresizlik içinde olan kadın bu öneriyi kabul etmek zorunda kalır. Çingenelere evlerini açtıkları, yemeklerini kendileriyle paylaştıkları için maddi karşılığını vermek isteyen Madam Calcet’e Mireli sadece yabancılardan bunu talep ettiklerini söyler. Burada modernleşmeyle birlikte birbirine yabancılaşan ve iletişimi kopan insanlara sert bir eleştiri söz konusudur. “Modernleşme, sanayileşme ve kentleşme süreçlerin ortaya çıkardığı oluşumlar, başta insan ilişkileri ve kurumlar üzerinde olmak üzere toplumu derinden etkileşmiştir.”[15] Bu çingene kampındaki insanların içtenliği, dostluk ve yardımlaşmanın önemini ortaya koymaya yeter de artar bile. Suzy ve kardeşleri kendilerinden farklı olduğunu düşündükleri çocuklarla çabucak kaynaşırlar. Bu çocuklar okula gitmiyor, okuma yazma bilmiyordur. Suzy onlara öğretmenlik yapar. Çocukların dünyasında ön yargıların olmadığını gösteren bu durum ibret vericidir. Yetişkinler birbirlerini sahip oldukları ya da olmadıklarıyla değerlendirir ve bir yere koyarken çocuklar için farklılıklar birer renk olur. Suzy çingene çocuklarına okuma yazma öğretirken, onlar da kendi yaşamlarından paylaşımlarda bulunurlar. Hatta Paul için bu yaşam öylesine cazip gelir ki okula gitmeme fikri onu neşelendirir.

Yılbaşından bir gün öncesi olayların anlatıldığı kitabın yedinci bölümünde Calcet kardeşlerin tek bir dileği vardır. O da Noel Baba’nın kendilerine Tinkalarınki gibi tekerlekli bir ev getirmesidir. Çocukların kurdukları düşleri bozmaktan çekinen Armand türlü fikirlerle onların ilgilerini farklı yönlere çekmeye çalışır. Örneğin, bu evi unutturmak için onlara Yılbaşı arifesi Partisi’ne gitmeyi önerir. Nikki onları partinin yapılacağı yere kadar götürür. Bu çocuklar ilk kez arabaya biniyorlardır. Partiye davet edilenler evsizlerdir bu yüzden bu kalabalığa onlar da katılabilirler. Armand “bu yavru kuşların” (s.82) düş kırıklığına uğrayacaklarına üzülüyordur. Bu partide sadece evsizler vardır bu yüzden çocuklar kendilerini ayrı ya da farklıymış gibi duyumsamazlar orada. Bu çocuklar için yapabileceği tek şey başlarını sokabilecekleri bir ev dilemektir (s.85).Armand artık kendini düşünmüyordur tek derdi bu üç küçük çocuğu sevindirmektir.

Çocuklar çingene yaşamına alışmışlardır. Armand ise onları izlerken büyük bir keyif alıyordur. Suzy kardeşi Paul’ün çingene çocuklarıyla kaynaşmasından endişeleniyordur. Çünkü artık ailedenmiş gibi davranmıyordur. Armand’a “Onun ailesi biziz” (s.88) derken aile bağlarının sarsılmasından duyduğu kaygıyı dile getirir. Paul’ün duruşunu bile çingenelere benzetir onlarla kaynaşması ve bağlanmasından korkuyordur. Çünkü bu aile bağlarını sarsacak bir durumdur. Çingeye yaşamını benimsemiş görünen Paul’ü ikna etmeye çalışan Suzy, Nikki’yi soran polislerden sonra oradan ayrılmayı düşünen çingenelerin peşinden gitmeyi bile düşünür. Suzy “Biz annemizle kalmalıyız. Biz onun çocuklarıyız”(s.92) diyerek onu bu kararından vaz geçirmeye çalışır. Paul büyük bir adam olamadığı için çalışıp ev alacak para kazanmadığını düşünür. Islanmaktan ve üşümekten bıktığını söyleyerek bu yaşama iye olmaya heves eder. Suzy’nin kardeşini ikna edemediği anda devreye Armand girer ve küçük Paul’e çingenelerle gidemeyeceğini söyler. Küçük çocuk nedenini sorduğunda ise “Çünkü saçların kızıl” (s.94) der. İnsanlar onu çingenelerin kaçırdığını düşünecektir ve polis onu yurda verecektir. Çocuklar için yurda gitme korkusu tüm endişelerin başında gelir. Onları durdurabilecek tek yol da budur.

Kız kardeşinin okuyup iyi bir iş sahibi olması gerektiğini hatırlattığı Paul çingenelerle gittiğini sananlara bir sürpriz hazırlamıştır. Halles’e gidip iş bulmaya çalışmıştır. Armand çocuğun kayboluşundan kendisini sorumlu tutar. Çünkü onu çingenelerin yanına getiren odur. Onun tek amacıysa bu çekirge kuşlarına yardım edebilmektir. Suzy çingenelerle gittiğini zannettiği kardeşinin geri döndüğünü gördüğünde “Çingeneleri bırakıp bize geri döndün, çünkü biz bir aileyiz” (s.98) yorumunu yapar. Armand bu küçük çocukların anneleriyle birlikte Clichy’de bir oda kiralamaları için iş bulmaya karar verir. Çocukların annesi “Bize yardım etmek zorunda değilsiniz. Akraba bile değiliz.”(s.102) dediğinde çocuklar hep bir ağızdan “o, bizim büyükbabamız!” (s.103) derler. Akrabalık ya da başka bir deyimle aile ilişkisi birbirlerine doğrudan bu bağla bağlanan insanlardan oluşur. Akrabalık ilişkisi “Erişkin üyelerin çocuklara bakma sorumluluğunu üstlendiği bir insan topluluğu”[16] olarak tanımlanabildiği gibi biyolojik temelli bir tanımlama da söz konusudur. Bu kavram bu anlamda değerlendirildiğinde “İnsan türünün devamını sağlayan, toplumsallaşma sürecinin ilk ortaya çıktığı, karşılıklı ilişkilerin belli kurallara bağlandığı, o güne dek toplumda oluşturulmuş maddi ve manevi zenginlikleri kuşaktan kuşağa aktaran, biyolojik, psikolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal vb. yönleri bulunan toplumsal bir birim”[17] olarak da görülebilir. Bu sözle çocuklar insanların birbirlerine yardım etmeleri, birbirlerini sevmeleri için aralarında kan bağı bulunması gerekmediğini gösterirler. İş aramak için Armand’ın saygıdeğer biri gibi görünmesi gerekiyordur. Bu yüzden önce banyo yapması, temizlenmesi gerekir. Ona yeni yıl için armağan edilen sabunla yıkanan Armand bu çocukların mutluluğu için yeni bir insan olmaya karar verir. Noel Baba olan arkadaşının gece bekçiliği teklifini kabul eden Armand bu küçük çocukların hayatını nasıl değiştirdiklerine tanıklık eder. Ancak bu iş arkadaşının dediği gibi gece bekçiliği değil, bina görevlisidir. Bunun için de gerçek bir aile babasına gerek vardır. Armand ilk kez işveren Brunot’ya bir ailesi olduğunu hatta üç çocuk ve annelerinin olduğunu torunlarınınsa çok sevecen olduğunu söyler coşkuyla (s.112). Bulduğu iş bağlayıcı olduğu için yatacak yeri de işveren karşılıyordur. Merdivenlerle aşağıya inilen bu üç oda evde her şey kırık dökük, eşyalarsa eskidir. Ancak bu durum hiç birinin umurunda değildir. Armand Mösyö Brunot’ya, “Burayı ev yapacak şey duvarlar ya da mobilyalar değildir, ailedir” (s.114) diyerek yeni bulduğu ailesiyle yaşamında yeni bir sayfa açıyordur. Ertesi akşam yeni yıl arifesidir ve Calcetler ve Armand yeni yılda yeni bir hayata başlamış olacaklardır. Üstelik anahtar ve odalar konusunda Madam Calcet de ona yardımcı olabilecektir. Böylece çamaşırhanedeki işini bırakıp tüm gün çocuklarıyla ilgilenebilecektir.

Romanın sonunda geleceğe büyük umutlarla bakan Armand için şöyle bir betimleme yapılır: “Artık yaşlı bir evsiz değildi. Artık Parisli, çalışan bir adamdı” (s.115). Romanda evsizlik kavramı işsiz güçsüzlükle eş değerde tutulur. O artık Parislidir. Çünkü Paris’te yaşam ikiye ayrılır: Paris’liler ve diğerleri. Evleri olanlar Parisli olmayanlarsa sokaklarda yaşayan evsizlerdir. Bu ev onu ev sahibi yapmakla kalmaz, Parisli de yapar. Bir işi olduğu için de saygınlığı vardır.

           

Sonuç

Romanda evsizlik, parasızlık, açlık, soğuk gibi sorunlarla baş etmek zorunda kalan insanların dünyasından aile, yuva ve mutluluğun anlamı sorgulanır. İnsanların ötekileştirdiği evsizler için yaşamın anlamı sahip oldukları değerlerle ölçülür. Romandaki çocuk kahramanlar için aile, kardeşlik ve sevgi sahip olacakları en değerli olgulardır. Küçük şeylerle mutlu olmayı bilen bu üç kardeş aslında yetişkinlere mutluluğun şifresini verirler. Çocuklar küçük şeylerle mutlu olurlar. Hayatta mutlu olmayı yetişkinlere gösterebilirler. Annelerinin katı ve disiplinli yapısı çocuklarını olabilecek tehlikelerden kurtarmak adınadır. Çocuklar için sokaklar ve yabancılar tehlikedir. Bu yüzden onları aile birliği etrafında tutarak korumaya çalışır. Çocukların en büyük korkuları annelerinden ayrılarak yuvaya gitmektir. Bunun için aralarında kenetlenir ve annelerinin kendisi yokken tembihlediklerini akıllarında tutarlar.

Romanda kahramanları tanımlamak için ön plana çıkartılan özelliklerin başında evsiz nitelemesi gelir. Evsizlik eğretilemeli bir anlamla kullanılır. Evsiz olmak, başkalarının acıdığı biri olmakla eş değerdedir. Evsiz birinin saygınlığı yoktur, olasılıkla sokaklarda dilenen ve köprü altında yaşayan insanlardandır. Parisli olmanın ilk ve en önemli koşuluysa insanın bir işinin ve bu işe bağlı olarak bir saygınlığının olması demektir. Romanda ev aile ile birlikte anılan bir kavram olarak öne çıkar. Ev içinde yaşayan bir aile varsa yuvadır ancak. Calcetler bir aile oldukları bilincini her zaman yaşayan ve birbirine bunu sıkça hatırlatan yapılarıyla aile olmanın sevgi, fedakârlık, dayanışma, birlik olduğunu her fırsatta canlı tutarlar. Romanda Paris yaşamının iki yüzü gözler önüne serilir. Bir işi dolayısıyla ailesi olanlar ve kendilerini Parisli sayanlarla, köprü altında yaşamak zorunda olan evsizler. Evsiz Armand ev sıcaklığını Calcetlerle yaşar. Yaşlı adamın yaşamında yeni bir sayfa açan bu üç küçük çocuk ve anneleri sadece kendi yaşamlarını değil bu yaşlı evsizin de yaşamını tümüyle değiştirirler. Bir insanın yaşamına dokunmanın dünyayı değiştirmenin bir yolu olduğunu gösteren bu üç kardeş aile kavramının anlamını çocuk kahramanlar aracılığıyla okura sorgulatılır. Yaşamları bir köprü altında kesişen evsiz insanların yeni yılla yaşamları da değişir.

 

KAYNAKÇA

Ali Bayer, “Değişen Toplumsal Yapıda Aile”, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: ıv, Sayı: 8, Şırnak, 2013, 101-129.

Anne Szulmajster-Celnikier, “Representations et Imaginaires Parisiens: Réanalyse, Métaphore, Figement Analytique”, La Linguistique, I, Vol. 46, 2010, 121-152.

Anthony, Giddens, Sosyoloji, (Çev. Cemal Güzel), Ankara, Ayraç Yayınları, 2000.

 

Arzu Özyürek, Asya Çetin, Rukiye Yıldırım, Neslihan Evirgen, Şeyda Ergün, “Farklı Kültürlerde Aile Çocuk Etkileşimlerinin Öğretmen Bakış Açısına Göre İncelenmesi”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 9, Sayı: 43, Nisan, 2016, 1477-1484.

 

Birol G. Özerk, “Büyülü Kent: Paris”, Megaron Balıkesir, Mimarlar Odası Balıkesir Şubesi Dergisi, Mart, Sayı: 16, 2013, 46-53.

 

Birsen Gökçe, “Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme”, Hacettepe Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 1-2, Ankara, 1976.

 

Fatma Ekici Yaşar, “Türk Aile Yapısının Değişim ve Dönüşümü ve Bu Değişime Etki Eden Unsurların Değerlendirilmesi”, The Journal of Academic Social Science Studies Number: 30, Winter, 2014, 209-224.

 

Gaston, Bachelard, Mekânın Poetikası, (Çev. Aykut Derman), İstanbul, Kesit Yayıncılık, 1996.

 

Hülya Yazıcı Okuyan, Yasemin Gül Gedikoğlu, Sedat Karagül, “Family Concept in Works of Children’s Literature” Elementary Education Online, 11(2), 3, 2012, 95-407.

Kasım Hızlı, “Çekirge İstilasına Çözüm Sığırcık Kuşları”, Yedikıta, Haziran, 2014, 50-54.

Leyla Elbruz, Ailenin Hukuk Açısından İncelenmesi İçin Teorik Çerçeve, Ankara, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Yayınları, 1981.

Mehmet Ali Yıldırım, “Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Osmanlı Devleti’nin Beşinci Düşmanı: Çekirgeler”, Gaziantep University Journal of Social Sciences, 13 (4), 2014, 1017-1042.

Natalie Savage Carlson, Köprü Altındaki Aile. (İkinci Baskı), Çev. Ali Orhan, İstanbul, Beyaz Balina Yayınları, 2018.

Önal Sayın, Aile Sosyolojisi: Ailenin Toplumdaki Yeri, İzmir, Ege Üniversitesi Basımevi, 1990.

Ünal Şentürk, “Aile Kurumuna Yönelik Güncel Riskler”, Aile ve Toplum, Yıl: 10, Cilt: 4, Sayı: 14, Nisan-Mayıs-Haziran, 2008, 7-31.

 

[1] Oh là là şeklinde ifade edilen bu ünlem bir şaşkınlık, sürpriz anlatabildiği gibi bir duygu ifadesini pekiştirme işlevi de üstlenebilir. Bu kavram kitapta s.14, s. 22, s. 25, s. 51 s.56, s.59, s.97, s.102’de geçmektedir.

[2]Gökçe, Birsen, “Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme”, Hacettepe Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 1-2, Ankara, 1976, s.63

[3]Savage Carlson, Natalie, Köprü Altındaki Aile. (İkinci Baskı), Çev. Ali Orhan, İstanbul, Beyaz Balina Yayınları, 2018, s.7. Bundan böyle metin içinde romana yapılacak göndermelerde sadece sayfa numarası kullanılacaktır.

[4]Szulmajster-Celnikier, Anne, “Representations et Imaginaires Parisiens: Réanalyse, Métaphore, Figement Analytique”, La Linguistique, I, Vol. 46, 2010, 121-152.

[5]Özerk, Birol, “Büyülü Kent: Paris”, Megaron Balıkesir, Mimarlar Odası Balıkesir Şubesi Dergisi, Mart, Sayı: 16, 2013, 46-53.

[6] Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde sığırcık kuşu “serçegillerden, siyah renkli, uzun gagalı, serçeden iri, ötücü bir kuş, çoğurcuk, çekirge kuşu (Sturnus vulgaris)” olarak tanımlanmaktadır.

[7] Bu kuşlar tarım arazileri için son derece yararlıdır. “Sığırcık kuşları çekirge yumurtalarını topraktan çıkararak yiyip yok ederler”.Hızlı, Kasım, “Çekirge İstilasına Çözüm Sığırcık Kuşları”, Yedikıta, Haziran, 2014, 50-54, s.54

[8] Çekirgelerle baş etmede üç yol olduğunu ifade eden Yıldırım, bunları şu şekilde sınıflandırmaktadır: Birincisi mihaniki, ikincisi kimyevî ve üçüncüsü hayatî usullerdir. Yine Yıldırım çekirgelerden onların tabii düşmanlarından yararlanarak doğal yollarla kurtulma yollarından biri olarak sığırcık, leylek gibi kuşların etkili olduğunu ifade etmektedir. (s.1028). Bu kuşlar çekirgelerin en müthiş düşmanlarındandır. “1916 ve daha önceki senelerde çekirge sürüleri ile beraber Anadolu’da milyonlarca sığırcık kuşu ortaya çıkmıştı. 1917 çekirge mücadelesinde sığırcıkların oldukça önemli rol oynadığını” (s.1030) belirtmektedir. Yıldırım, Mehmet Ali, “Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Osmanlı Devleti’nin Beşinci Düşmanı: Çekirgeler”, Gaziantep University Journal of Social Sciences, 13 (4), 2014, 1017-1042,

[9] Kitapta çocukları nitelemek için kullanılan çekirge kuşları sözü pek çok kez tekrarlanır. Romanın genelinde bu ifadeler (s.10), (s.11), (s.14), (s.19), (s.22), (s.23), (s.27), (s.85), (s.97) yer alır.

[10] Bayer, Ali, “Değişen Toplumsal Yapıda Aile”, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: ıv, Sayı: 8, Şırnak, 2013, 101-129, s.113.

[11] Yazıcı Okuyan, Gedikoğlu, Karagül, “Family Concept in Works of Children’s Literature” Elementary Education Online, 11(2), 3, 2012, 95-407, s.399.

[12] Özyürek ve diğ.“Farklı Kültürlerde Aile Çocuk Etkileşimlerinin Öğretmen Bakış Açısına Göre İncelenmesi”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 9, Sayı: 43, Nisan, 2016, 1477-1484, 1478.

[13] Bachelard, Gaston, Mekânın Poetikası, (Çev. Aykut Derman), İstanbul, Kesit Yayıncılık, 1996,s.34-35.

[14] Elbruz, Leyla, Ailenin Hukuk Açısından İncelenmesi İçin Teorik Çerçeve, Ankara, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Yayınları, 1981, s.7.

[15] Şentürk, Ünal, “Aile Kurumuna Yönelik Güncel Riskler”, Aile ve Toplum, Yıl: 10, Cilt: 4, Sayı: 14, Nisan-Mayıs-Haziran, 2008, 7-31, s.8.

[16] Giddens, Anthony, Sosyoloji, (Çev. Cemal Güzel), Ankara, Ayraç Yayınları, 2000, s.173.

[17] Sayın, Önal, Aile Sosyolojisi: Ailenin Toplumdaki Yeri, İzmir, Ege Üniversitesi Basımevi, 1990, s.2.

Bu haber toplam 267 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim