• İstanbul 11 °C
  • Ankara 16 °C

İstihdam Politikalarında Yeni Arayışlar: Osmanlı Dönemi Mostar Vakıfları Üzerinden Üçüncü Sektör Sorgulaması

İstihdam Politikalarında Yeni Arayışlar: Osmanlı Dönemi Mostar Vakıfları Üzerinden Üçüncü Sektör Sorgulaması
Yunus Emre Aydınbaş & Mehmet Tuğrul

Vakıf kurumu bir millete ya da bir dine hasredilemeyecek kadar kadim ve insanlığa mal olmuş bir kurumdur. İlk vakıfla ilgili literatürde farklı iddialarla karşılaşmak mümkündür, Antik Yunan, Roma, Antik Mezopotamya ve İslam önceki Arapların vakıf kurumundan haberdar olduklarına dair elimizde önemli veriler mevcut (Laum, 1914; Rockwell, 1909; Rostowzew & Othman, 1982; Duncan-Jones, 1982; aktaran Çizakça, 2000). Ancak vakıf kurumu ününü Müslümanlar sayesinde kazanmış, tarih sahnesindeki hak ettiği konuma İslâm Medeniyetinin mütemmim cüzü olarak erişmiştir. İslâm Medeniyeti ile vakıf müessesi arasındaki güçlü ve vazgeçilmez ilişkiyi anlamak için İslam medeniyetinin en güçlü temsilcisi Osmanlı’nın ‘Vakıf Medeniyeti’ olarak da isimlendirildiğini hatırlamak yerinde olacaktır (Kazıcı, 2014).

Osmanlı coğrafyasında vakıf kültürünün çok uzun ve derin bir geçmişe sahip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak bu kültürün değeri, toplum ve ekonomiye katkıları henüz yeterince anlaşılabilmiş değildir.  Bugün vakıf denildiğinde akla ilk gelen olgulardan birisi de yoksullukla mücadele olacaktır (Kudat & Korkut, 2019). Hâlbuki yoksullukla mücadele, vakıf kurumuna icra ettiği sayısız vazifeden sadece birisidir. Vakıf müesseseleri üzerindeki bu sınaî algı vakıfları hak etmedikleri dar bir kalıba hapsetmektedir. Vakıflar tarih boyunca belediye hizmetlerinden eğitime, sağlık hizmetlerinden diplomasiye, finans hizmetlerinden insanî yardıma, savunma hizmetlerinden altyapı inşaatlarına, mal ve hizmet üretiminden ticarete uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteren vakıflar geniş bir faaliyet kümesine sahiptir. Bu küme o kadar geniştir ki vakıflar kâr dağıtmak dışında neredeyse bir anonim şirketinin yapmakta olduğu tüm faaliyetleri yapabilmektedir.[1] Hiç kuşkusuz eşitlikçi, sürdürülebilir ve barışçıl bir toplum hedefi olanlar için bu iki kurum arasındaki farklardan çıkarılacak önemli dersler vardır.

İnsanoğlu, fonksiyonel varlığını yüzyıllara sârî devam ettirebilen pek az sayıda kurum teşekkül ettirebilmiştir. İbadethanelerden sonra günümüzde varlığını sürdürmeye devam eden en eski sosyoekonomik kurumun vakıf olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hayatın her alanında niteliksel iyileşmeyi amaç edinmiş bu kurum, insanın varlıkla ve ötekiyle ilişkisini kapitalist kültürün aksi yönünde inşa ederek öznenin değil ötekinin ihtiyacını merkeze almaktadır. Yıkıcı rekabetin tahribatını rehabilite etmek isteyenlere ya da başka bir dünyanın imkânı peşinde koşanlara yeni fırsatlar sunan vakıf kurumu maddi uygarlığın inşasında halen önemli roller üstlenmektedir. Yapısal işleyişi incelendiğinde ilk göze çarpan refahı yeniden dağıtıcı işlevi olsa da vakıflar, refahın üretilmesinde kâr/fayda maksimizasyonuna alternatif bir optimizasyon paradigmasının başarılı bir numunesidir.[2] Ancak bu numenin verili bir tarih anlayışı içerisinde sadece tanımlayıcı, tarif edici analize konu edilmesi bu numuneden edinilecek faydayı sınırlayacaktır. Hazinenin keşfi kadar verimli alanlarda kullanımı da önemlidir. Bu araştırmada, vakıfların alışılagelmiş sosyal politika aracı olma vasfının yanı sıra ekonomi politikalarındaki potansiyeli tarihî bir bakış açısıyla, Osmanlı Devleti dönemi Mostar vakıfları üzerinden tartışılmaya açılmıştır.

Teorik Çerçeve ve Literatür

Vakıfla ilgi literatürün genişliği dikkat çekici boyuttadır. Ancak konunun derinliği göz önünde bulundurulduğunda mevcut araştırmaların vakıf konusunun tam olarak anlaşılabilmesi için yeterli olup olmadığının değerlendirmesini ehli olan elbet yapmaktadır. Ancak vakıfların istihdam üzerindeki etkisinin pek az araştırmacının ilgisini çekmiş olması vakıfların yüklendiği sosyal, iktisadi, siyasi, bilimsel fonksiyonların tüm boyutlarıyla anlaşıldığını söylemek için henüz çok erken olduğunu düşündürmektedir.

Tarih ve iktisat iki ayrı bilim kültürü ile inceleniyor, bu iki disiplin arasındaki geçişkenlik her ne kadar iktisat tarihi çalışmalarıyla sağlanıyor gibi görünse de fonksiyonel geçişkenlik çok az ve yetersiz olduğu, mevcut olanın ise arkeolojik bir çabadan fazlası olmadığı iddia edilebilir. Bu iddia elbet tartışmaya ve sınanmaya açıktır. Ancak bugünün Türkiye toplumunda sosyal hadiseler ile tarih arasında kurulan ilişki geçmişi anlama, bugünü anlamlandırma, geleceği inşa etme çabasından çok geçmişi yargılama, bugünü çözümleme, günü kurtarma gayreti olarak okunabilir. Övgü ile sövgü arasında savrulan bu araçsal ilişki, sosyal fenomenlerin ardındaki iktisadi boyutun tarihsel izlerini keşfetmenin önünde aşılmayı bekleyen güçlükler arasında kategorize edilebilir. Zira kendi kavramsal çerçevesinin tasarımı olmayan bir iktisadi gerçekliğin varlığından bahsedebilmek oldukça güçtür. Kavramsal çerçevenin tarihî olana objektif yaklaşamadığı bilimsel bir zeminde, iktisadi gerçekliğe dair yapılan ontolojik sorgulamaların nesnesini Klasik İktisat Ekolünün nesnesinden ayırmak pek mümkün olamayacaktır. Ayrışma ve bütünleşmelere yönelmeyen teorik çabaların, bugünün ekonomik gerçekliğinin tarihsel süreçten bağımsız okumaya çalışması kaçınılmaz ve şaşırtıcı olmayan bir durumdur. İktisadi gerçekliği algılamaya ve anlamaya çalışan araştırmacının böyle bir okumanın yoldaşlığını kabul etmemesi beklenir. İktisadi gerçekliğe dair düşünce ile iktisadi gerçeklik arasında kesintiye uğramayan bir ilişki kurmak için tarihin mutlak rehberliğine ihtiyaç olacaktır.  Aksi durumda iktisadi konuların epistemolojik düzlemi ile ontolojik düzlemi asındaki uçurumun talihsiz ancak bilinçli bir tarihsizlikle açılmaya devam ettiğini günümüzde tecrübe etmekteyiz.

Bu tarihsizlik durumu aynı zamanda kültürel bir tercihe de mündemiçtir. Herbert Spencer’in evrim fikrini biyolojiden sosyal bilimlere taşıması ve bir metodoloji halini almasıyla sosyal bilimlerin hemen hemen her alanında büyük bir yanılsamayla karşı karşıya kalındı. İktisadî düşünce başta olmak üzere iktisat yazının da bu yanılsamadan az ya da çok etkilendiğini söylemek mümkündür. Özellikle Türkiye’de bu yaklaşımın ideolojik bir bağlamı olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır. Neticede sosyal hakikatin ancak toplumsal olandan kültürel olanı yadsıyarak keşfedilebileceği ön kabulü sosyal bilimler alanında yapılan soyutlamaların gizli ama temel aksiyomu olarak kültleştirilmektedir. Pozitivist ve materyalist olanın makbul olduğu bu entelektüel iklimde aksini iddia etmek kutsal olana bir çeşit meydan okuma olarak kabul edilmektedir. Anlatılanlar bir çeşit metodolojik vesayet olarak isimlendirilebilir. Heretik hipotezlerin görmezden gelindiği ya da mutlak yanlış olarak refleksif bir tavırla reddedildiği rahatlıkla gözlemlenebilir bir olgudur. Diğer yandan bilimsel gerçeklik olarak ortaya konulanlar, metodoloji olarak benimsenen kültürün pratik neticelerine uygun olmaktadır. Kültür düşünce hayatının ruhudur, ancak başkasının tarihi mirasından ruh dilenerek düşüncelerine hayat kazandırmaya çalışmak objektif bir bilimsel faaliyetten ziyade gelenekle bağı tamamen koparan ya da çok azıyla iktifa etmeye razı eden ancak her iki durumda da geleneğe sırtını dönenen bir tavır olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu minvalde sosyal gerçekliğin tüm unsurlarına içkin, ideolojik yüklemelerden azade bütüncül/kapsayıcı bir metodolojiye ihtiyaç olduğu açıktır. Bu itiraz sadece bütüncül metodoloji kuramı tarafından değil, daha geniş yazın alanına ve daha çok taraftara sahip Marksist Tarih Kuramı ile Gustave Schmoller, Werner Sombart ve Frederick List gibi kurucu isimlerle özdeşleşmiş Tarihçi Ekol tarafından da ifade edilmektedir. Söz konusu itirazların ortak noktası, klasik iktisat ekolünün tarihi ve kültürü dışlayarak tümdengelimsel bir yöntemle, iktisat bilimini sosyal gerçekliği tam olarak kavrayamayan soyut bir alan haline getirmiş olmasıdır.  Halbuki iktisadi gerçekliği inşa eden iktisadi ajanlara dair olguların tam olarak kavranabilmesi ancak toplumsal olanın tarihsel açıdan incelenmesiyle mümkündür.

Tarihçi ekolün temel savı sosyal gerçekliği belirleyen birçok değişken olduğu yönündedir, bu değişkenler demografik, coğrafi, siyasi, ahlaki, kültürel, dini, ahlaki vb. olabilir. Bu tür değişkenler toplumun iktisadi davranışları ve ekonomi üzerinde derin ve geniş etkilere sahiptir. Hem değişkenler hem de değişkenlerin etki gücü ve yönü zaman içinde sürekli değişecektir. Bu sebeple günümüzün iktisadi gerçekliğini okumak, iktisadi olguları açıklayabilmek için tarihsel olanın olabildiğince objektif analizine ihtiyaç olduğunu iddia etmek yerinde olacaktır. Bir ekonominin en önemli bileşenlerinden birisi olan işgücü piyasası ve istihdam bu teorik çerçevede belki de daha önce hiç ele alınmamış önemli bir iktisadi olgudur. İşgücü piyasası ve istihdam insanlığın iş bölümü yaptığı günden bu yana varlığını sürdüren bir konudur. Bu konunun sorun olarak ele alınışı sanayi devrimi sonrası yaşanan fabrikalaşma ve kentleşme olgularına paralel gelişen bir durumdur.

Bu çalışma istihdam çalışmalarına yeni bir pencere açarak konuyu farklı boyutlardan tartışmaya açmayı amaçlanmaktadır. Bölgesel ve sektörel istihdam kavramları bu tartışma konusu için aşina kavramlar olsa da konunun şehir tarihi açısından ele alınması ve üçüncü sektör olarak isimlendirilen sivil toplum kuruluşları üzerinden değerlendirmeye açılması yeni bir bakış açısı olarak değerlendirilebilir. 

Vakıf, Şehir ve İstihdam

Vakıf kurumu günümüzde çok dar bir çerçeveye sıkıştırılmış olsa da ait olduğumuz kültürel miras ve gelenek içinde toplumun sürdürülebilirliği açısından yüklendiği sorumluluk modern çerçevesine sığdırılamayacak kadar geniştir. Günümüzde vakıflara biçilen vazife hayrî yardım faaliyetleridir. Vakıfların hayrî kurumlar olması, yaptığı faaliyetler nazarından değil, kuruluş yöntemi ve gayesi nazarından yakıştırılan bir sıfattır.

Vakıflar bireysel akitle değil, toplum sözleşmesinin tamamlayıcı bir parçası olarak toplumun yetkilendirdiği mahkemelerin tescili ile kurulur. Bireysel akit değildir çünkü vakıf kuruluşa konu edilen ve bir amaca sürekli olarak tahsis edilen iktisadi değer toplum yararına terk edilmiştir ve artık şahsi bir edim ya da borca konu edilemez. Vakıf kurumunun edim ve borç yükümlülüğü toplumsaldır ve topluma karşıdır. Toplum sözleşmesinin bir unsurudur çünkü toplum tarafından yetkilendirilen mahkeme tarafından tescil edilmezse varlık kazanamaz, yani Vakfın varlığı toplumun kabulüne bağlıdır. Bu çerçeveden bakıldığında vakıf kurumunu sosyal, tarihi, kültürel gerçeklikten soyutlayarak salt hayrî bir kurum olarak değerlendirerek faaliyet alanını sosyal yardımlaşmayla sınırlamak vakıf kurumu vasıtasıyla elde edilebilecek birçok faydadan mahrum kalmaya yol açmaktadır.

Vakıflar tarihin her döneminde kendilerine yol açmayı başarabilmiş, günümüzde de modernitenin giriftliğine rağmen geniş bir yelpazede kendisini ifade edebilen hayatta kalma beceresi yüksek müstesna kurumlardır. Özellikle Osmanlıda bu müstesnalığın bir devlet politikası olarak toplumun ihya edilmesinde, şehirlerin imar edilmesinde, ticaretin sürdürülmesinde, sanatkârların ve bilim erbabının desteklenmesinde, asayişin sağlanmasında, bilginin dağılımı ve bilgiye erişimin temininde ustalıkla istihdam edildiğini görüyoruz. Ancak günümüzde pek az dikkat çekilen ve analiz husus ise vakıfların para ve maliye politikalarında piyasa yapıcı olarak, finansmana erişimde kolaylaştırıcı faktör olarak, nitelikli iş gücünün istihdam alanı olarak, mikro sosyalitelerin inşasında kurucu olarak üstlendiği stratejik görevlerdir. Tüm bu müstesna stratejinin iki temel hedefi vardır; şehir ve insan.

Şehir kavramı fiziki bir mekândan çok daha fazlasını ifade etmektedir (Arendt, 2021: 289). Bu haliyle şehir, insanların kolektif ya da bireysel, her halükârda birbirlerini etkileyen eylemlerinin bir neticesidir. İnsan ve insan eyleminden bağımsız bir şehir düşünmek bozkır düşünmektir. İnsan ile şehir arasında çift yönlü güçlü bir ilişkinin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu ilişki, Şehrin insanları mı; İnsanların şehirleri mi? sorusunu düşünmeye değer kılacak kadar güçlüdür. Bu ilişkinin en somut hali insan emeğinde, teknik bir ifadeyle iş gücü piyasasında ortaya çıkmaktadır. Daha rakik bir tespitle, insanın tarım dışı faaliyetleri ile şehirlerin mevcudiyeti ve hacmi arasında doğru yönlü bir ilişki söz konusudur. Tablo 1’deki çizgi grafikte Türkiye nüfusunun artan bir oranda şehirlerde yaşadığını müşahede ederken aynı süreçte tarımda istihdam edilen nüfusun da azaldığını görmekteyiz. Şehir, tarım dışı istihdamın kristalize olmuş halidir.

Tablo 1: Türkiye’de şehirleşme ve tarım istihdamı ilişkisi

tablo1.jpg

 Kaynak: TÜİK verileri kullanılarak yazarlar tarafından hazırlanmıştır.

Kırsal alanda da vakıf eserlerine tesadüf edilse de vakıfların şehirlerde temerküz ve temâyüz ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Şehirler insan inşa ederken, insan da şehirleri imar ederken hem şehre hem de insana kıvam veren vakıf kurumunun özellikle toplumun geneline fayda sağlayan, günümüz kamu maliyesi disiplinine ait bir kavramla, tam kamusal mal ve hizmet üreten zanaatkar ve bilim insanlarının istihdamında önemli bir rol üstlendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Nitelikli iş gücünü niteliğine uygun istihdam sağlayamayan bir toplumun insanı da şehri de kıvamsız kalacaktır. Bu çalışmada vakıf kurumu vasıtasıyla bir şehrin nasıl sıfırdan imar edildiği; şehir ve insan arasındaki ilişkide vakıfların nitelikli sanat ve bilim erbabını şehirde istihdam ederek hem şehri hem de insanı ihya eden bir katalizör görevi üstlendiği Osmanlı dönemi Mostar Şehri ve bu şehirde kurulmuş vakıflar üzerinden takip edilecektir. Bu takip neticesinde günümüzün kalkınma ve istihdam politikalarına yeni bir pencere açmak ve üçüncü sektörün istihdam gücünün farkına varılması amaçlanmaktadır.

Üçüncü sektör olarak anılan sivil toplum kuruluşları her ne kadar kâr amacı gütmedikleri için hayrî kurumlar olarak algılanmaktadır. Hayrî kurum ve kâr amacı gütmemek kavramlarının yanlış algılandığını ifade etmek ve bu yanlış anlaşılmayı telafi etmek elzemdir. Hayrî kurum olmak başka hiçbir menfaat ve amaç gözetmeksizin, hiçbir şeye/kimseye/canlıya zarar vermeden ve negatif dışsallık üretmeden toplumun faydasına çalışmaktır. Kâr amacı gütmemek ise faaliyetler neticesinde elde edilen kâr ve bağışları geliri bireysel bir menfaate konu etmeksizin tekrar toplum yararı için kullanmaya işaret etmektedir. Sonuç olarak üçüncü sektör toplum için çalışır, toplumdan aldığını katma değerini artırarak topluma geri kazandırır. Üçüncü sektör her durumda operasyonlarını yürütmek için her nitelikte ve her meziyette insan emeğine ihtiyaç duymaktadır.

Osmanlı Döneminde Mostar

Mostar, modern Bosna-Hersek’in başkenti olan Saraybosna’yı güneybatısından Adriyatik’e bağlayan güzergâhta yer almaktadır. Şehrin en karakteristik özelliği içinden geçen Neretva nehridir. Bu nehir üzerine kurulan büyüklü küçüklü köprüler sebebiyle şehir, “köprücükler” anlamına gelen Mostar adıyla anılmaktadır. Evliya Çelebi seyehatnamesinde Mostar’ın adını şöyle anlatır;

Lisân-ı Latince Mostar köprü şehri demektir. Tevârîh-i Latin’de tahrîr etdiği üzre bu şehir içre kâfir zamanında bir kayadan bir kayaya nehr-i Neretva üzre âdem uyluğu kalınlıkda hadîd zincîr-i kavî üzre bir cisr-i metîn olduğundan bu şehre kavm-i Latin ve Boşnak ve Hırvad u Sırf ve Bulgar ve Uskok ve Lasman Mostar derler (Evliya Çelebi, 2010).

Evliya Çelebi şehrin 15. yüzyılın ortalarında kurulduğunu tahmin etmektedir. Kuruluşunun akabinde, yerleşimin henüz başladığı bir dönemde 1465-1466 yıllarında Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı yönetimine dâhil edilir, bu dönemde Mostar’da 100 civarı nüfusa sahip 16 Hristiyan hane bulunmaktadır (Evliya Çelebi, 2010). Şehir, 1878 yılında Avusturya-Macaristan hakimiyetine geçene kadar 413 sene Osmanlı yönetiminde kalır. Mostar’ın yıldızı Hersek bölgesinin tamamen Osmanlı Devleti idaresine geçmesinden parlamaya başlamıştır. Osmanlı yönetimi bölgenin idari ve askeri merkezini Blagay’dan Mostar’a kaydırmış, bu tercihin akabinde şehrin askerî ve ticarî kapasitesi hızla artmıştır. Yükü artan şehir, imaret ve altyapı yatırımlarıyla devlet ve vakıf eliyle ikmal edilmiştir. Bu döneme kadar şehirde Müslüman nüfusunun ikamet ettiğine dair bir bilgiye ulaşılamamıştır, zira şehrin ilk İslam ibadethanesi Sinan Paşa Camii ve Hamamıdır. Bu yapılar Mostar’ı Müslüman nüfus tarafından yaşanabilir hale getirmiştir, zira İslam şehirlerinde dini bir vecibe olan Cuma namazının kılınacağı merkezi bir mescid/musalli bulunmak zorundadır.  Sinan Paşa Camii ve Hamamının tamamlanarak hizmet vermesinden sonra Müslüman nüfusun artmaya başladığını söylemek akla daha yatkın gelmektedir (Aruçi, 2005: 295).

Mostar şehrine kimliğini kazandıran Neretva Nehri üzerinde Osmanlı dönemine kadar taş bir köprü inşa edilmiş değildi. İnşa edilen köprüler ahşap malzemeden olup nehrin debisine uzun süre mukavemet edemiyordu. Bu durum bölgenin ticaretini de olumuz etkiliyor olmalı. Bölgenin ticarî, askerî ve idarî merkezileşmesinin icbar ettiği mukavemeti yüksek taş köprü ilk olarak 1566 senesinde Mimar Sinan’ın talebesi Mimar Hayreddin’e devlet eliyle inşa ettirilmiştir. Yapılan bu köprü 9 Kasım 1993'te Boşnak-Hırvat Savaşı sırasında Hırvat güçleri tarafından yıkılıncaya dek 427 yıl boyunca bölge insanına hizmet etmiştir. Bu köprünün mimari bir deha olduğunu o dönemlerde şehri ziyaret eden seyyahlar da tasdik etmiştir[3] (Bajraktareviç, 1979: 436).

Evliya Çelebi Seyahatname’sinde birçok şehirde olduğu gibi Mostar’ı da ayrıntılı bir şekilde ele almıştır. Buna göre, Kanunî döneminde Mostar kalesinin berkitilmiş ve şehrin ortasından geçen Neretva nehri üzerindeki meşhur köprünün iki tarafında kuleler inşa edilmiştir. Meşhur Mostar Köprüsü’nün ise Kanunî Sultan Süleyman zamanında ve onun emriyle Mimar Sinan tarafından inşa edildiği bildirilmiştir. Ancak, Ahmed Refik Altınay’ın yayımladığı bir belge ile köprünün yapımında Mimar Hayreddin’in görevlendirildiği açıkça ifade edilmektir. Mezkur belge Hersek Beyi Hüseyin’in, Makarska (Hırvatistan) İskelesi’nde inşa edilen kale için mimar talebiyle mimarbaşına gönderdiği hükümdür. Bu hükümde, daha önce Mostar Köprüsü’nü inşa eden Mimar Hayreddin’in görevlendirilmiş olduğu açıkça ifade edilmektedir (Eyice, 1998). Köprü sadece bir yol ve güvenlik endişesiyle inşa edilmemiştir. Bunun yanında köprüden şehrin ihtiyacı olan su da künkler vasıtasıyla yine bu köprüden geçirilmiştir. Çarşı, pazar, hamam, cami, han, imaret, medrese ve çeşmelerin suları bu yolla tedarik edilmiştir. Şehrin ihtiyacı olan suyun köprünün hem altından hem de üstünden tedarik edilmesi Evliya Çelebi’ye göre o zamanlarda görülmemiş bir şeydi[4] (Evliya Çelebi, 2010).

Osmanlı Devletince özenle imar edilen şehir zamanla artan bir cazibeye sahip oldu. Şehir 17. ve 18. yüzyıllarda Venedikliler tarafından tehdid edilmiş olsa da şehir Osmanlı hakimiyetinden çıkmadı. 1863 senesinde Hersek, Bosna vilayetine bağlanınca Mostar’ın statüsü düşmüş ve müsellimin makarrı olmuştur. Sonrasında Hersek vilayeti tekrar müstakil bir vilâyet haline getirilince Mostar vilâyet merkezi konumuna yükseltilmiştir. Osmanlı döneminde Mostar şehri, yetiştirmiş olduğu edebiyat ve ilim adamları ile meşhur olmuştur. Şehir 1878 yılında Avusturya-Macaristan kuvvetlerince işgal edilmiş ve yaklaşık 400 yıl sonra Osmanlı hakimiyetinden çıkmıştır (Bajraktareviç, 1979: 436). Bundan sonraki süreç bütün eski Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi Mostar için de hüzün verici olmuştur. Birçok Osmanlı eseri yıkılmış ya da yok olmaya terk edilmiştir. Bosnalı Müslümanlara karşı gerçekleştirilen katliamlar sırasında Hırvatlar tarafından 1993 yılında Mostar Köprüsü bombalanarak yıkılmıştır. Ancak gönül coğrafyası ile bağını devam ettirmeye çalışan Türkiye’nin yoğun çabalarıyla köprü yeniden inşa edilerek 2004 yılında tekrar insanlığın hizmetine açılmıştır.

Mostar Vakıfları

Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi arşivinden tespit edilen vakıf belgesi sayısı 16 kadardır. Bu sayı şüphesiz ki Mostar’a ait vakıfların küçük bir kısmına karşılık gelmektedir. Ekrem Hakkı Ayverdi ve Hıvziya Hasandediç’in çalışmaları kısmen de olsa boşluğu doldurmakta en azından şehirde bulunan vakıf eserler hakkında giriş düzeyinde bilgiler sunmaktadır. Bu çalışma, Ayverdi ve Hasandediç ve muhtelif araştırmacılar tarafından tespit edilen Mostar’a ait eserlerin elimizde bulunan vakıf belgelerinin analizlerinin yapılması suretiyle değerlendirilmesini amaçlamaktadır.

Elimizdeki belgelerin en erken tarihlisi 1514 yılına ait Merhum Mustafa Paşa Vakfı’na aittir (VGMA, Defter: 632, Sayfa: 203, Sıra: 203). Bu vakıf Mostar’da kurulmamış olmasına rağmen Mostar’a dair tahsisatı bulunması nedeniyle çalışmaya dahil edilmiştir. Belgelerden en geç tarihlisi ise 1896 tarihli Zülfü Bey ve Arkadaşları tarafından kurulmuş olan vakfa aittir (Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, Vakıf Sicil: 1, Sayfa: 6-7, Sıra: 338; A-3752). Bu son vakfın kuruluş tarihi dikkate alındığında 1878 tarihinde Osmanlı hakimiyetinden çıkan Mostar’da Müslümanlar vakıf kurmaya devam etmişlerdir. Tespit edilen vakıf belgelerinin önemli bir kısmı 16. ve 17. yüzyıllara aittir. 18. yüzyıla it bir belge bulunurken 19. yüzyıla ait 3 belge tespit edilmiştir. Vakıfların dönemlendirilmesi göz önüne alındığında Mostar’da ilk dönem vakıflarının ön plana çıktığı görülmektedir. Bu da Mostar şehrinin bir Osmanlı şehri hüviyeti kazanması ve Müslümanlarca yaşanabilir bir şehir olması için büyük çaba sarf edildiğini göstermektedir.

Mostar’da vakıf kurucularının önemli bir kısmının devlet ricalinden olduğu anlaşılmaktadır. Mustafa Paşa, Bosna Valisi Mehmed Paşa, Muhammed Paşa ve Müşir Ali Paşa gibi üst düzey devlet yöneticilerinin yanında Keyvan Kethüda, Zaim Karagöz, Babüssaade Ağası Ahmed, Hacı Salih Bey ve Çavuşbaşı ve Kethüdalık vazifelerini yürütmüş olan Yusuf Ağa gibi orta düzeyde devlet adamları Mostar’da vakıflar kurmuştur. Vakıf kurucuları arasında iki hanım da bulunmaktadır.

Mostar Vakıflarının İstihdam ve Ücretler Açısından Değerlendirilmesi

Mostar 15. yüzyıl başlarında kuruluyor ve 1465-1466 yılında Osmanlı hâkimiyetine giriyor. Bu yıllarda Mostar’da 16 Hıristiyan hane mevcut, nüfusu yaklaşık 100 kişi olduğu varsayılabilir (Evliya Çelebi, 2010). 1878 yılında Avusturya-Macaristan hâkimiyetine geçene kadar 413 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalıyor. 1519 yılında Mostar’a ilk kadı tayin ediliyor, ilk vakıf ise bu hadiseden 5 yıl önce 1514 yılında kuruluyor. Bu tarihte 75 Hıristiyan ve 19 Müslüman, toplam 94 hanede yaklaşık 450 nüfus mevcut. 1585 yılında 14 Müslüman ve 2 Hıristiyan mahalle mevcut. 1631 yılında 22 Müslüman ve 2 Hıristiyan mahalle mevcut. 18. yüzyıl başında nüfusun 12.000 kişiyi aştığı tahmin ediliyor.  Mostar’ın hızlı bir gelişim gösterdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bölgenin idari ve askeri merkezinin Blagay’dan Mostar’a kaydırılmış olmasını bu gelişimde lokomotif rolü oynadığı aşikâr. Bu hamle şehrin ticaret hacmini de bir anda genişletmiş olmalı. 

Vakıfların yıllık ücret bütçesinin, istihdam sayısının ve takdir edilen ücretin vâkıfın maddi olanaklarıyla doğrudan ilişkili olduğu Tablo 2’de görülmektedir. Bu sebeple aynı vasıfta iki insan aynı unvanlarla farklı ücretlerle istihdam edilebilmektedir. Bu noktada vakıf tahsisatlarında meslek gruplarına göre bir standardın olmadığı açık. Ancak yaygın bir uygulama olarak bir çalışanın ücreti birden fazla vakfın iştirakiyle ödenebilmektedir. Örneğim muallim istihdamı için birden fazla vakıf bir medreseye bağış yapabilmektedir. Vakıfların yaptığı bağış, vakfiyede yazanlarla mahdut olduğu için bir vakfın yapmış olduğu ödeme bir muallimin ücretini karşılamaya yetmeyebilir, bu durumda bir muallimin ücreti birden fazla vakfın katkısıyla tamamlanıyor da olabilir. Bunun yaygın bir uygulama olduğu bilinse de Mostar’daki durum için bu çalışmada okuyucuya arz edebileceğimiz bir belgeye dayalı bir detay bulunmamaktadır.

Tablo 2: Osmanlı Dönemi Mostar Vakıfları İstihdam Tablosu

 

Vakıf İsmi

Tarih

Daimi İstihdam

(Kişi)

Yıllık Ücret Bütçesi

(Gram Gümüş)

Yıllık Ortalama Ücret

(Gram Gümüş)

1

Merhum Mustafa Paşa Vakfı

1514

-

-

-

2

Keyvan Kethüda bin Abdurrahman Vakfı

1558

32

98.366,40

3.073

3

Dracbakobiç Nasuh Ağa Vakfı

1565

12

55.598,40

4.633,20

4

Zaim Karagöz el-Hâc Mehmed Ağa Vakfı

1570

32

172.141,20

5.379,41

5

Derviş Ağa bin Bayezid Vakfı

1572

13

79.120,80

6.086,21

6

Bosna Valisi Mehmed Paşa Vakfı

1598

11

75.913,20

6.901,20

7

Hacı Bali bin Mehmed Vakfı

1612

10

5.415,48

541,55

8

Muhammed Paşa bin Mustafa Vakfı

1612

21

7.073,28

336,82

9

Ayşe bint el-Hâc Ahmed Vakfı

1646

1

110,52

110,52

10

Babüssaade Ağası Ahmed ibn Ali Ağa Vakfı

1653

51

11.420,40

223,93

11

Hacı Salih Bey el-Cündî Vakfı

1677

14

2.698,53

192,75

12

Fatma Hatun bint Halil Çelebi Vakfı

1692

21

10.390,76

494,80

13

Çavuşbaşı, Hacı, Kethüda, Yusuf Ağa bin Derviş Vakfı

1702

33

6.948,48

210,56

14

Müşir Ali Paşa Vakfı

1848

4

1.200

300

15

Hacı Mahmud Ağa Vakfı

1893

2

491,40

245,7

16

Zülfü Bey ve Arkadaşları Vakfı

1896

11

-

-

 

Kaynak: Yazarlar tarafından hazırlanmıştır.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi ile Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesinde yapılan arşiv taraması neticesinde ulaşılabilen 16 vakıf senedinden ilki şehrin Osmanlı idaresine geçmesinden 50 yıl sonrasına tekabül etmektedir. 50 yıl uzun bir süre, Osmanlının şehirleri vakıflar üzerinden mamur ettiğini düşünürsek, Mostar fethinden 50 yıl sonra Osmanlının radarına girmiş olabilir. Geç girmiş olsa da nüfusuna kıyasla vakıf sayısına bakıldığında şehir eşrafının, özellikle üst düzey yerel devlet erkânının vakıf kurmada gayretli olduğu hemen fark edilebilmektedir.  16. yüzyılda 6 vakıfta 100 istihdam, 17. yüzyılda 6 vakıfta 118 istihdam, 18. yüzyılda 1 vakıfta 33 istihdam, 19. yüzyılda 3 vakıfta 17 istihdam, toplamda 16 vakıfta 268 istihdam tespit edilmiştir. Şehir ekonomisine ücretler üzerinden yaptıkları katkı ise yıllık 527 kilo gümüşe tekabül etmektedir. Mostar gibi bir şehirde daha çok vakıf olması beklenebilir. Zira 18 yüzyıla ait sadece bir vakfiyenin bulunmuş olması hayatın olağan akışına oldukça aykırı, bu durum vakfiyelerin bir kısmının özellikle 18. yüzyıla ait olanların ya zayii olduğunu ya da henüz tasnif edilemediklerini düşündürmektedir. Yıllık ortalama ücretlerin seyri de bu düşünceyi destekler niteliktedir.

Tablo 3: Mostar Vakıfları Yıllık Ortalama Ücretleri

tablo3.jpg

Kaynak: Yazarlar tarafından hazırlanmıştır.

16. yüzyılda yıllık ortalama 3 kilo gümüş seviyesinden başlayan ortalama ücretler yüz yılın sonunda %250 artışla 7 kilo seviyelerine çıkmaktadır ancak ortalama ücretlerde 17. yüzyılda keskin bir düşüş görünmektedir. Bu düşüş hayatın olağan akışına ve ekonominin fizik kurallarına oldukça aykırı bir seyirde gerçekleşiyor. Bu grafiğin makul iki açıklaması olabilir, ya 17. yüzyıldan sonra Mostar eşrafı keskin bir şekilde fakirleşti ancak vakıf kurmaktan vazgeçmedi ya da yapbozun parçalarından birçoğu eksik. Her ikisi ihtimal vaki olsa dahi bu durum vakıflar üzerinden sağlanan istihdamı gölgeleyemeyecektir. Mostar şehrinde vakıflar dini ve ilmi hizmetlerde istihdam sağladığı tablo 4’te açıkça görülmektedir. Bu durum coğrafyanın gayrimüslim ağırlıklı bir demografiye sahip olması ve vâkıfların ise Müslüman olmasından kaynaklanabilir. Siyasi ve askeri iktidarla yetinmeyen Osmanlı, Balkan topraklarındaki yumuşak gücünü ve kültürel iktidarını vakıflar vasıtasıyla tahkim etmiş gibi görünmektedir.

Sonuç

Çalışmada günümüz neo-klasik ekolünün icbar ettiği iktisat metodolojisine eleştirel bir diskur geliştirilmek ve bu diskur üzerinden istihdam meselesine farklı açılardan bakmaya elverecek yeni pencereler açmak hedeflenmiştir. Vakıf, şehir ve insan temel dayanak noktaları üzerinden güncel ile tarihi olan arasında bir köprü kurarak üçüncü sektör olarak isimlendirilen sivil toplum kuruluşlarının piyasa başarısızlıkların yönetilmesinde daha aktif ve stratejik roller üstlenebileceği ifade edilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede vakıfların en çok dikkatten kaçan ancak bir o kadar da önemli fonksiyonlarından birsi de sahip olduğu istihdam potansiyeldir. Günümüzde bu potansiyelin ne kadarın aktif olduğunu anlamamıza yardımcı olacak istatistiklerden mahrumuz. Ancak tarih yine bugünümüze ve geleceğimize ışık tutmakta cömert bir motivasyona sahip. Üçüncü sektöre ait algıların sil baştan yeniden tanımlanması ve artan nüfusun istihdamında bu sektörün temsil ettiği potansiyelin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Güncel verilerle Türkiye’de ve Dünya’da üçüncü sektörün yüklendiği istihdam büyüklüğünün karşılaştırmalı olarak tartışılması büyük resmin daha net müşahede edilmesini sağlayacaktır.

Kaynakça

Arşiv Kaynakları

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi

Merhum Mustafa Paşa Vakfı

VGMA, Defter: 632, Sayfa: 203, Sıra: 203.

Zaim el-Hac Karagöz Mehmed Bey Vakfı

VGM Defter: 987 Sayfa: 201 Sıra: 64; Sicil Vakıfname 1. Sayfa: 218-219 ve V_178141 ve 179141; VGMA, Defter: 987, Sayfa: 204, Sıra: 65.

Babüssaade Ağası Ahmed ibn Ali Ağa Vakfı

VGMA, Defter: 575, Sayfa: 8, Sıra: 16.

Hacı Salih Bey el-Cündî Vakfı

VGMA, Defter, 624, Sayfa: 263, Sıra: 217.

Fatma Hatun bint Halil Çelebi Vakfı

VGMA, Defter: 734, Sayfa: 130, Sıra: 74; Zeyl Vakfiye Defter: 623 Sayfa: 48 Sıra: 54.

Çavuşbaşı, Hacı, Kethüda, Yusuf Ağa bin Derviş Vakfı

VGMA, Defter: 100, Sayfa: 254-258, Sıra: 6-7-8.

Müşir Ali Paşa Vakfı

VGMA, Defter: 581/2, Sayfa: 395, Sıra: 395.

Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi

Keyvan Kethüda bin Abdurrahman Vakfı

Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi V-180082; V-181028.

Dracbakobiç Nasuh Ağa Vakfı

Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi Vakıf Sicil 1, Sayfa: 155-154, Sıra: 197.

Derviş Ağa bin Bayezid Vakfı

Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, V-182173.

Bosna Valisi Mehmed Paşa Vakfı

Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, Vakıf Sicil 1, Sayfa: 216, Sıra: 147.

Hacı Bali bin Mehmed Vakfı

Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, V-150568.

Muhammed (Mehmed) Paşa bin Mustafa Vakfı

Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, Sicil 1, Sayfa: 179-181; V-183000.

Ayşe bint el-Hâc Ahmed Vakfı

Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi Vakıf Sicil 1, Sayfa: 233, Sıra: 135.

Hacı Mahmud Ağa Vakfı

Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi Vakıf Sicil 1, Sayfa: 78, Sıra: 264.

Zülfü Bey ve Arkadaşları Vakfı

Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, Vakıf Sicil: 1, Sayfa: 6-7, Sıra: 338; A-3752.

Araştırma Eserler

Arendt, H. (2021). İnsanlık Durumu. İstanbul: İletişim Yayınları.

Aruçi, M. (2005). Mostar. TDVİA, 30, 295-298.

Ayverdi, E. H. (2000). Avrupa’da Osmanlı Mimari Eserleri. C.2, İstanbul Fetih Cemiyeti.

Bajraktareviç, F. (1979). Mostar. MEB İslam Ansiklopedisi, 8, 429-431.

Bilge, M. L. (2008). Ali Paşa Rıdvanbegoviç. TDVİA, 35, 50.51.

Bulut, M., & Korkut, C. (2017). A Look to The Ottoman Cash Waqfs As Altruistic Finance Model. Conference on Philanthropy for Humanitarian Aid (CONPHA), 1-14.

Çizakça, M. (2000). A History of Philanthropic Foundations: The Islamic World From the Seventh Century to the Present. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi.

Evliya Çelebi (2010). Seyahatname. YKY.

Eyice, S. (1998). Hayreddin, Mimar. TDV İslâm Ansiklopedisi [Encyclopedia of Islam] (Cilt XVII, s. 56-57). içinde İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.

Hasandediç, Hıvziya (1968). Mostar’ın Türk Devri Kültürel ve Tarihî Anıtları. Vakıflar Dergisi, VII, ss. 215-235.

Kazıcı, Z. (2014). Osmanlı’da Vakıf Medeniyeti. İstanbul: Kayıhan Yayınlar.

Korkut, C. & Bulut, M. (2017). XV. ve XIX. Yüzyıllar Arasında Osmanlı Para Vakıfları ve Modern Finans Kurumlarının Karşılaştırılması. ADAM AKADEMİ Sosyal Bilimler Dergisi7(2), 167-194.

Yağcı, M., & Gürsoy, Ç. (2019). Osmanlı Devleti’nde iktisadi zihniyet, kurumlar ve para vakıfları. Adam Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, 9(1), 37-67.

 

Ekler

Tablo 4. Mostar Vakıflarında İstihdam ve Ücretler

Vakıf Adı

Tarih

İstihdam

Günlük

Ücret

Yıllık Ücret

(Akçe)

Yıllık Ücret

(Gram Gümüş)

Merhum Mustafa Paşa Vakfı

1514

Termim

-

  

Keyvan Kethüda bin Abdurrahman Vakfı

1558

Hatib

2 dirhem

3024

2138,4

İmam

5 dirhem

7560

5346

Mütevelli

6 dirhem

9072

6415,2

Tahsildar

2 dirhem

3024

2138,4

Kâtib

2 dirhem

3024

2138,4

Kuran Okuyucu

2 dirhem

3024

2138,4

Kuran Okuyucu

2 dirhem

3024

2138,4

Müezzin

6 dirhem

9072

6415,2

Müezzin

6 dirhem

9072

6415,2

Kayyım

3 dirhem

4536

3207,6

Kayyım

2 dirhem

3024

2138,4

Kandilci

2 dirhem

3024

2138,4

Sucu

1 dirhem

1512

1069,2

Muallim

6 dirhem

9072

6415,2

Halife

3 dirhem

4536

3207,6

Levazımcı

2 dirhem

3024

2138,4

Hancı

1 dirhem

1512

1069,2

İmam

6 dirhem

9072

6415,2

Müezzin

5 dirhem

7560

5346

Müezzin

2 dirhem

3024

2138,4

Kayyım

2 dirhem

3024

2138,4

Muallim

3 dirhem

4536

3207,6

Halife

2 dirhem

3024

2138,4

Kayyım

1 dirhem

1512

1069,2

İmam

5 dirhem

7560

5346

Müezzin

3 dirhem

4536

3207,6

Kayyım

2 dirhem

3024

2138,4

Kandilci

1 dirhem

1512

1069,2

Sucu

1 dirhem

1512

1069,2

Usta

1 dirhem

1512

1069,2

Nâzır

1 dirhem

1512

1069,2

Kurban

2 dirhem

3024

2138,4

Mevlit

2 dirhem

3024

2138,4

Avarız

-

-

 

Ekmek

4,5 dirhem

6804

4811,4

Dracbakobiç Nasuh Ağa Vakfı

1565

İmam

11 dirhem

16632

11761,2

Müezzin

5 dirhem

7560

5346

Kayyım

3 dirhem

4536

3207,6

Kandilci

1 dirhem

1512

1069,2

Muallim

5 dirhem

7560

5346

İmam

6 dirhem

9072

6415,2

Müezzin

4 dirhem

6048

4276,8

Kayyım

2 dirhem

3024

2138,4

Nâzır

1 dirhem

1512

1069,2

Muallim

3 dirhem

4536

3207,6

Nâzır

1 dirhem

1512

1069,2

Mütevelli

10 dirhem

15120

10692

 

Zaim Karagöz Hacı Mehmed Ağa Vakfı

1570

İmam

21 dirhem

31752

22453,2

Müezzin

9 dirhem

13608

9622,8

Müezzin

8 dirhem

12096

8553,6

Muallim

5 dirhem

7560

5346

Halife

2 dirhem

3024

2138,4

Kayyım

5 dirhem

7560

5346

Cüzhan

1 dirhem

1512

1069,2

Mevlithan

4 dirhem

6048

4276,8

Aşhane

25 dirhem

37800

26730

Muallim

4 dirhem

6048

4276,8

Muvakkit

1 dirhem

1512

1069,2

Nâzır

1 dirhem

1512

1069,2

Tamirci

1 dirhem

1512

1069,2

Kâtib

5 dirhem

7560

5346

Muallim

2 dirhem

3024

2138,4

Halife

1 dirhem

1512

1069,2

İmam

2 dirhem

3024

2138,4

Hatib

1 dirhem

1512

1069,2

Müezzin

0,5 dirhem

756

534,6

Kandilci

2,5 dirhem

3780

2673

Kayyım

1 dirhem

1512

1069,2

Aşçı

3 dirhem

4536

3207,6

İmaret Şeyhi

2 dirhem

3024

2138,4

Ferraş

1 dirhem

1512

1069,2

Buğday

8 dirhem

12096

8553,6

Et

8 dirhem

12096

8553,6

Pirinç

3 dirhem

4536

3207,6

Buğday

2 dirhem

3024

2138,4

Yağ

3 dirhem

4536

3207,6

Bal

1 dirhem

1512

1069,2

Tuz-Odun

1,5 dirhem

2268

1603,8

Kandilci

3 dirhem

4536

3207,6

Mütevelli

15 dirhem

22680

16038

Nâzır

1 dirhem

1512

1069,2

Müderris

20 dirhem

30240

21384

Bevvab

1 dirhem

1512

1069,2

Mütevelli

4 dirhem

6048

4276,8

Nâzır

1 dirhem

1512

1069,2

Talebe

8 dirhem

12096

8553,6

Derviş Ağa bin Bayezid Vakfı

1572

Mütevelli

10 dirhem

16200

10692

Kâtib

3 dirhem

4860

3207,6

İmam

18 dirhem

29160

19245,6

Müezzin

7 dirhem

11340

7484,4

Kayyım

4 dirhem

6480

4276,8

Hatib

5 dirhem

8100

5346

Salahan

2 dirhem

3240

2138,4

Muarrif

2 dirhem

3240

2138,4

Müderris

10 dirhem

16200

10692

Muallim

5 dirhem

8100

5346

Halife

2 dirhem

3240

2138,4

Tahsildar

3 dirhem

4860

3207,6

Kandilci

3 dirhem

4860

3207,6

Termim

11 dirhem

17820

11761,2

Bosna Valisi Mehmed Paşa Vakfı

1598

İmam

18 dirhem

51840

19245,6

Salahan

2 dirhem

5760

2138,4

Mütevelli

10 dirhem

28800

10692

Müderris

10 dirhem

28800

10692

Muallim

7 dirhem

20160

7484,4

Halife

4 dirhem

11520

4276,8

Kâtib

3 dirhem

8640

3207,6

Tahsildar

3 dirhem

8640

3207,6

Müezzin

7 dirhem

20160

7484,4

Kayyım

4 dirhem

11520

4276,8

Kandilci

3 dirhem

8640

3207,6

Hacı Bali bin Mehmed Vakfı

1612

Mütevelli

13 akçe

4680

1436,76

Nâzır

1 akçe

360

110,52

Kâtib

5 akçe

1800

552,6

Câbi

3 akçe

1080

331,56

Muallim

12 akçe

4320

1326,24

Müezzin

7 akçe

2520

773,64

Halife

3 akçe

1080

331,56

Cüzhan

2 akçe

720

221,04

Cüzhan

2 akçe

720

221,04

Köprü Tamiri

-

100000

30700

Evlad

1 akçe

360

110,52

Mehmed Paşa bin Mustafa Vakfı

1612

Mütevelli

8 akçe

2880

884,16

Kâtib

3 akçe

1080

331,56

Câbi

3 akçe

1080

331,56

Hatib

5 akçe

1800

552,6

İmam

7 akçe

2520

773,64

Müezzin

5 akçe

1800

552,6

Müezzin

5 akçe

1800

552,6

Salahan

1 akçe

360

110,52

Muarrif

1 akçe

360

110,52

Şeyh

3 akçe

1080

331,56

Derviş

2 akçe

720

221,04

Derviş

2 akçe

720

221,04

Derviş

2 akçe

720

221,04

Derviş

2 akçe

720

221,04

Derviş

2 akçe

720

221,04

Derviş

2 akçe

720

221,04

Derviş

2 akçe

720

221,04

Derviş

2 akçe

720

221,04

Derviş

2 akçe

720

221,04

Kandilci

4 akçe

1440

442,08

Nâzır

1 akçe

360

110,52

Ayşe bint Hacı Ahmed Vakfı

1646

Mütevelli

1 akçe

360

110,52

Evlad

-

  

Evlad

-

  

Evlad

-

  

Evlad

-

  

Evlad

-

  

Bâbüssaade Ağası Ahmed ibn Ali Ağa Vakfı

1653

Evlad

4 akçe

1440

442,08

Evlad

4 akçe

1440

442,08

Kandilci

1,5 akçe

540

165,78

-

1 akçe

360

110,52

Hatib

1 akçe

360

110,52

Muallim

6 akçe

2160

663,12

Halife

2 akçe

720

221,04

Kandilci

1 akçe

360

110,52

Levazımcı

2 akçe

720

221,04

Nâzır

3 akçe

1080

331,56

Mütevelli

3 akçe

1080

331,56

Kâtib

4 akçe

1440

442,08

Câbi

5 akçe

1800

552,6

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

Müderris

20 akçe

7200

2210,4

Mütevelli

6 akçe

2160

663,12

Kâtib

2 akçe

720

221,04

Bevvâb

2 akçe

720

221,04

Hâfız-ı Kütüb

3 akçe

1080

331,56

Aşçı

-

80

24,56

Muhasib

-

580

178,06

Hacı Salih Bey el-Cündî Vakfı

1677

Vâiz

10 akçe

3600

1105,2

Tamirci

-

150

46,05

Harameyn Vakfı

-

30

9,21

Evlad

-

100

30,7

Tamirci

-

200

61,4

Câbi

1 akçe

360

110,52

Sucu

-

30

9,21

Nâzır

1 akçe

360

110,52

Mütevelli

3 akçe

1080

331,56

Evlad

2 akçe

720

221,04

Evlad

1 akçe

360

110,52

İmam

1 akçe

360

110,52

Müezzin

1 akçe

360

110,52

Müezzin

3 akçe

1080

331,56

Fatma Hatun bint Halil Çelebi Vakfı

1692

Mütevelli

1 akçe

360

67,68

Evlad

40 akçe

14400

2707,2

Evlad

10 akçe

3600

676,8

Evlad

-

600

112,8

Evlad

10 akçe

3600

676,8

İmam

-

600

112,8

Evlad

-

2000

376

Evlad

10 akçe

3600

676,8

Kârî

-

600

112,8

Kârî

-

600

112,8

Kârî

-

600

112,8

Kârî

-

600

112,8

Kâtib

5 akçe

1800

338,4

Nâzır

6 akçe

2160

406,08

Câbi

5 akçe

1800

338,4

Muhasib

-

200

37,6

1701

Tescil

-

200

37,6

Mütevelli

20 akçe

7200

1353,6

Evlad

10 akçe

3600

676,8

Evlad

10 akçe

3600

676,8

Evlad

-

1800

338,4

Mevlidhan

-

1750

329

Çavuşbaşı, Hacı, Kethüda, Yusuf Ağa bin Derviş Vakfı

1702

Muallim

20 akçe

7200

1353,6

Halife

10 akçe

3600

676,8

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Talebe

1 akçe

360

67,68

Mütevelli

-

600

112,8

Kâtib

5 akçe

1800

338,4

Câbi

5 akçe

1800

338,4

Suyolcu

-

  

Türbedar

2 akçe

720

135,36

Cüzhan

3 akçe

1080

203,04

Cüzhan

3 akçe

1080

203,04

Cüzhan

3 akçe

1080

203,04

Cüzhan

3 akçe

1080

203,04

Cüzhan

3 akçe

1080

203,04

Mütevelli

24 akçe

8640

1624,32

Müşir Ali Paşa Vakfı

1848

İmam

-

72000

600

Müezzin

-

28800

240

Kayyım

-

7200

59,9

Kandilci

-

36000

299,9

Hacı Mahmud Ağa Vakfı

1893

İmam

 

29484

245,6

Müezzin

 

29484

245,6

Zülfü Bey ve Arkadaşları Vakfı

1896

İmam

6 sehm

  

Hatib

2 sehm

  

Müezzin

4 sehm

  

Mütevelli

5 sehm

  

Kandilci

1,5 sehm

  

Ferrâş

1 sehm

  

Kârî

2 sehm

  

Hâfız

1 sehm

  

Kârî

1 sehm

  

Kârî

1 sehm

  

Bevvâb

2 sehm

  

Hazine

4 sehm

  

 

TYB Akademi 33. Sayı / Eylül 2021

 

[1]     Para vakıfları ile modern finans kurumlarının karşılaştırması için bkz. (Korkut & Bulut, 2017).
[2]     Bu konu ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. (Yağcı & Gürsoy, 2019; Bulut & Korkut, 2017).
[3]     Fransız Seyyah A. Poullet daha 1658’de “İnşasının mukayese kabul etmez bir cüret eseri olduğunu ve Venedik’te bir mimarî harikası sayılan Realte’den daha vüsatli bulunduğunu” belirtmiştir (Bajraktareviç, 1979: 436).
[4]     “Hulâsa-i kelâm seyyâhân-ı berr [ü] bihârân içre işidilmemiş ve görülmemişdir kim bir cisrin hem altından ve hem üstünden âb-ı revân cereyân ede, ağreb ü garâ’ibden seyr [ü] temâşâdır (Evliya Çelebi, 2010).”
Bu haber toplam 123 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim