• İstanbul 31 °C
  • Ankara 28 °C

Kudüs’te İngiliz Varlığının Dinden İdeolojiye Değişen Gerekçelerine Özet Bir Bakış

Kudüs’te İngiliz Varlığının Dinden İdeolojiye Değişen Gerekçelerine Özet Bir Bakış
Dr. Öğretim Üyesi Nurcan Yurdakul, TYB Akademi 27, Millî Mücadele, Eylül 2019

Bu makalede, Büyük Britanya’nın 1830’larda Kudüs’te bir konsolosluk açmak suretiyle başlayan siyasi varlığının nasıl olup da İsrail’in kurulması ile son bulduğuna dair serüveninin anlaşılması amaçlanmaktadır. Bunun için İngiliz dış politikasının enstrümanları olan dini kurumların, ideolojik değerlerin ve sözde Yahudi sempatizanlığının kolonyal hedefler doğrultusunda nasıl araçsallaştırıldığı analiz edilecektir. Böylece Büyük Britanya’nın Kudüs’teki varlığının, yaygın olarak bilindiği üzere Yahudilere duyduğu sempatinin bir sonucu olarak İsrail Devleti’nin kuruluşunu mu amaçladığı, yoksa kendi kolonyal dış politikasını uygularken kontrol edemediği konjonktürel sebeplerle oyun dışında mı kaldığı sorusuna ağırlıklı olarak konuya yönelik literatür üzerinden cevap aranacaktır.

19. Yüzyılın süper gücü diyebileceğimiz Büyük Britanya 1838’de sadece iki İngiliz misyoner ailenin bulunduğu Kudüs’te neredeyse hiçbir ticari gerekçe yokken tamamen siyasi bir telaşla Konsolosluk açmış 1940’larda ise yüz on yıllık emeğini geride bırakarak Kudüs’ten ayrılmak zorunda kalmıştır.[1] Büyük Britanya Dışişleri Bakanı Palmerston (1830-1834, 1835-1841, 1846-1851), 1830’larda Kudüs’te konsolosluk açma kararı alırken[2], Yahudilerin yurtlarına dönme/the Jewish Return isteğini Britanya’nın amaçları doğrultusunda araçsallaştırmıştır, denilebilir.[3] İngiltere’nin, İsrail Devleti’nin kuruluşunun destekleyicisi olduğu yaygın olarak kabul gören bir görüştür.[4] Verete’nin ‘Kudüs’te Bir İngiliz Konsolosluğu Niye Vardı?’ makalesi ise İngiltere’nin böyle bir kararı alırken kolonyel ve siyasi amaçların büyük oranda etkili olduğunu vurgular. Hatta, bazı Yahudi tarihçilerin[5] İngiltere’nin Yahudilere duyduğu sempatinin böyle bir kararı almada etkili olduğu tezini çürütmek suretiyle de temel hedefin Hünkâr İskelesi Antlaşmasından beri bölgede artan Rus nüfuzuna karşı kendi nüfuz alanını oluşturmak olduğunu ispat etme yoluna gider.[6] Verete gibi Green de bu nüfuz kurma sürecinde İngiliz dış politikası açısından Yahudilerin durumunun fazlasıyla kullanışlı/eminently practical oluşu üzerinde durur.[7]

Büyük Britanya’nın Kudüs’te izlediği siyasete, Yahudilerin himayesi önceliği[8] gibi bir varsayım yerine kendi siyasi ve iktisadi öncelikleri, yön vermiştir denilebilir.[9] Green, Verete’nin yaptığı tartışmaya ek olarak, dışarıda Yahudi diasporası ile İngiliz tüccarları arasındaki işbirliğine ve içeride yüksek Yahudi sermayesinin emperyal projelere olan katkısına rağmen Yahudilerin öteki olma noktasında İngiliz toplumundaki dışlanmalarına dikkat çeker. Green yaptığı bu tartışma ile Britanya’nın Kudüs’e yönelmesi ve hatta buraya Yahudi göçünü teşvik etmesi ile Yahudilere duyulan sempati arasında kurulan korelasyonu çürütme yoluna gider.[10]

Bu noktada böyle bir korelasyonu geliştiren Yahudi tarihçilerin önyargısı; Kudüs’e yönelik İngiliz ilgisini, İngiltere’nin Yahudilerin Kudüs’e dönmeleri idealine bağlılığı ile açıklamalarıdır. Sarah Kochav, bazı tarihçilerin bu yargısının konunun sadece Protestan teoloji ve eskatologya çerçevesinde incelenmesine dayandırıldığını iddia eder. Ek olarak İngilizlerin Siyonizm’e ilgisi ile iktisadi dinamikler arasındaki ilişkiye de dikkat çeker.[11] İngiltere’nin Kudüs’e yönelik siyaseti incelendiği zaman buraya Yahudi göçünü teşvik ettiğine şahit olunur. Ancak, İngiltere bu göçü tüccarlarına iktisadi işbirliği imkânı geliştirmek, siyasilerine ise üzerinde manevra yapabilecekleri sosyal bir zemin oluşturmak için yapmıştır. Şöyle ki 19. Yüzyılın ilk çeyreğindeki rakibi olan Fransa bölgede Katoliklerin hamisi sıfatını kullanabilmekteydi. Bonaparte tehlikesinin bertaraf edilmesi ile İngiltere bu rakibini sınırlayabilmişti.[12] Fakat Rusya’nın Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan beri idealize ettiği ve nihayet 1833’te Hünkâr İskelesi Antlaşması ile hukuken kazandığı Ortodoksları himaye hakkı, İngiltere’ye Yahudilerden başka himaye edebilecekleri bir azınlık bırakmamıştı. Green, İngiltere için bölge Yahudilerinin bu konumunu çekici bir müşteri topluluğu/ an attractive client group olarak tanımlar.[13] Özetle tüm bu yaklaşımlar, İngiliz–Yahudi işbirliğinin arkasında İngiltere’nin kendisine kolonyal bir zemin oluşturma amacının yattığını iddia ederler. İngiltere bu işbirliğinden önce misyonerlik kurumunun imkânlarını kullanarak, bölgede kendisine kolonyal bir zemin inşa etme yoluna gitmiştir, denilebilir. Nitekim Kuzey Amerika’daki kolonilerini kaybeden İngiltere’nin Hindistan’a ve Doğu ticaretine yöneldiğini anlatan Perry, bu süreçte misyonerlik faaliyetlerinin nüfuz artırma aracı olarak oynadığı rolden bahseder.[14] Katoliklerin Fransız Devrimi nedeniyle güç kaybetmesi, Protestanların güçlenmesi ile sonuçlanmış, ulusal kiliseler misyonerlik faaliyetlerine kendi Protestan değerlerini de katmışlardır. Misyonerler başlangıçta Yahudilerin restorasyonunu amaçlamıştır.[15] Doyle gibi Green de İngiliz emperyalizminin büyüme ve genişlemesine paralel davranış değişikliğinden bahsederek enformel emperyalizm kavramını etno-dini Yahudi diasporasının İngiliz çıkarları doğrultusunda araçsallaştırılması ile ilişkilendirir.[16]

Büyük Britanya’nın misyonerlik faaliyetlerini yürüten ve 1795’de kurulmuş London Missionary Society, Avrupa Yahudilerinden sonra Osmanlı topraklarında yaşayan Yahudilere yönelmiştir.[17] Protestanlık kurumlarının Yahudileri Protestanlığa döndürme çabasının oldukça erken bir dönemde başladığı görülmektedir. Jan Schmidt, müsteşrik bir misyoner olan Stephan Schultz’un Doğu’ya yaptığı seyahatine yönelik elyazmaları üzerinden bu faaliyetlerin 18. Yüzyılın ortalarında başladığını ortaya koymaktadır.[18]

Büyük Britanya’nın Kudüs’e yönelik faaliyetlerine hız veren etken, Protestan Misyonerliğin merkezinde olan Almanların Kudüs’teki faaliyetlerinden ziyade, siyaseten rakibi olan Rusya’nın tutumudur. Ayrıca bu dönemde İngiliz Anglikan misyonerlerinin Alman Evangelistlerle[19] resmî işbirliği de söz konusudur. Nitekim Büyük Britanya, İrlanda ve Hanover Kralı Alman IV. William’ı (21 Ağustos 1765–20 Haziran 1837) Yahudileri Hıristiyanlığa döndürme sevabının öncüsü kabul eder. IV. William’ın Alman Ulusal Evangelist Kilisesi ile İngiliz Ulusal Kilisesinin Kudüs’teki işbirliklerine yönelik talimatı da iki kilisenin kutsal topraklarda kardeşçe/sisterly işbirliğine yöneliktir.[20] Fransa’nın bölge Katoliklerini himaye için yürüttüğü faaliyetler ise İngiltere’yi harekete geçirmekte etkili olamamıştır.[21] Almanya’nın Kudüs ve çevresinde İngiltere tarafından rakip olarak ciddiye alınması ancak Kayzer’in Mukaddes Roma/ Germen İmparatorlarının halefi olarak ortaya çıkmasından sonradır.[22]

Kudüs’te İngilizlerin fiilen varlığının başlangıcını temsil eden konsolosluğun kuruluşu dönemin uluslararası siyasi dengelerinin acil bir sonucu olarak ortaya çıkar. Batının Yakın Doğu’ya ilgisi, Haçlı Seferlerini saymazsak, 1798’de Bonaparte’ın Mısır’ı işgali ile başlar.[23] Bonaparte, Avrupa’nın emperyal hedefleri ile Yahudilerin bölgeye göçü arasında doğrudan bir ilişki kurarak Mısır işgalinin devamında bölge Yahudilerini himaye etmeye kalkışır. O da tıpkı İngilizler gibi ticari konularda yerel partner ve aracı bulma noktasında Yahudilerin taşıdığı önemi takdir etmiş, ancak bölgede uzun kalamadığı için projesi akim kalmıştır.[24] Mısır’ın işgali Osmanlı İmparatorluğu açısından kadim müttefiki Fransa’dan ayrılışını ve yerine Batılı ortak olarak Büyük Britanya’yı koyuşunun başlangıcını temsil eder.[25]

İngiltere’nin 19. Yüzyılda, 1878 Berlin Konferansına kadar Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik siyaseti; yüzyılın ilk çeyreğinde Fransa’yı, sonrasında ise Rusya’yı kontrol altında tutmak için Osmanlı Devleti’ni müttefiki olarak ayakta tutmayı amaç edinmiştir. 1832’de S. Canning,[26] Palmerston’a yazdığı mektupta -İmparatorluğun toprak bütünlüğünü ve yabancı saldırılarına karşı korumanın haricinde- İmparatorluk bünyesindeki iç gelişmeleri, İmparatorluğun, strong and prosperous/güçlü ve muvaffak/müreffeh olması için teşvik edilmesinin öneminden bahseder. Bailey’e göre daha da önemli husus; bu siyasetin İngiliz kamuoyunda Hindistan’ın savunulması noktasında kabul görmüş olmasıdır.[27] İngiltere’nin müttefikliği, Yunan Bağımsızlık İsyanı [28] ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın İsyanı [29] sırasındaki Palmerston’un izlediği tereddütlü politikaları dışında, Berlin Konferansına kadar devam edecektir. Fakat İngiltere Osmanlı tebaası olan Yahudileri himaye etmek, hatta buraya Yahudi göçünü teşvik etme pratiğiyle İmparatorluğun bekası siyasetini nasıl örtüştürecekti? İmparatorluğun gayrimüslim tebaasına ile ilgili himayelere yönelik faaliyetler ister istemez İngiltere’nin İmparatorluğun iç işlerine müdahale etmesini beraberinde getirecek, bu durum da şüphesiz İmparatorluğun bekasını tehdit edecekti.[30]

Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma noktasında aktif bir tutum ortaya koyamamış olan Palmerston, Yakın Doğu’ya yönelik siyasetin şekillenmesi için 1833 Hünkâr İskelesi Antlaşması ile Rusya’nın Osmanlı topraklarındaki Ortodoks tebaanın himayesi hakkını kazanmasını beklemiştir.[31] Osmanlı-İngiliz ilişkileri hakkında oldukça yeni bir çalışmada; İngiliz dış politikasının Osmanlı topraklarında dini meselelere yönelik öncelikleri, genel olarak tüm Hristiyanların, özel olarak Protestanların ve Grek Ortodoks Kilisesi’nin himayesi ve Hristiyanlık kültür mirasının yağması olarak sayılmaktadır.[32] Bu sebepledir ki Rusya’nın Ortodoksların himaye edilmesi imtiyazını eline geçirmesi sonrasında Britanya ile Rusya arasındaki rekabet keskinleşmiştir.[33] Nitekim Yakın Doğu Hristiyanları üzerinde nüfuz kurmuş bir Rusya, Hindistan için tehdit oluşturacaktır. Kavalalı İsyanı ile en kırılgan şeklini alan ve güç boşluğuna sebep olan Suriye’deki düzensizlik bölgeyi büyük dünya güçlerinin nüfuzuna açmıştı. Rusya, Ortodoks tebaanın himayesi; İngiltere ise Hindistan ticaret yollarının ve Britanyalı tüccarların menfaatlerinin korunması, Fransa Katolik Marunîleri himayesi gibi gerekçelerle Bölgede nüfuz oluşturma yollarına gitmişlerdir. Schölch, Kudüs’teki bu Batılı güçleri, sözde himaye gerekçeleri nedeniyle barışçıl Haçlılar/ Peaceful Crusade olarak tesmiye etmek suretiyle ironi eder.[34] Bu himaye etme rekabetinden asıl istifade edenler ise ileride görüleceği gibi Osmanlı mülkünden bir ülke koparmak isteyen Yahudiler olmuştur.

Büyük Britanya’nın Kudüs’te konsolosluk kurmasının arkasındaki süreci analiz eden Verete’ye göre; bu süreç ağırlıklı olarak Yahudi tarihçiler tarafından kaleme alınmış ve özellikle Balfour Deklarasyonu’ndan sonra çarpıtılmıştır.[35] A.M. Hyamson, ve J. Parkes gibi meşhur Yahudi tarihçiler, Kudüs’teki konsolosluğun ihdasını, sonra da Yahudilerin Filistin’e göçünün teşvik edilmesini İngilizlerin Yahudilere duyduğu sempati ile açıklama yoluna giderler.[36] Oysa ileride tartışılacağı üzere, 19. Yüzyıl İngiltere’sinde özellikle 1830’larda Benjamin Disraeli ve Lord Holland gibi siyasilerin ve Siyonist iş adamlarının şahsi duruşları dışında böyle bir sempatiden bahsedilemez. Tam tersine dönemin İngiliz edebiyatı Yahudilere yönelik nefreti anlama noktasında çok çeşitli örnekler sunar.[37] Bu sebeple Verete, Kudüs’te Konsolosluk açılmasının arkasındaki süreci, siyasi ve araçsallaştırılan dini sebeplerle açıklar. İngiliz Protestanlık kurumları daha önce de belirtildiği üzere Yahudilerin hidayete ermiş gerçek Protestanlar olarak Filistin’e dönmelerini hedeflemektedir.[38] Dini sebeplerin araçsallaştırılması ile Anglo-Yahudi işbirliğinin İngiliz dış siyasetinde etkisini gördüğümüz diğer bir örnek, Siyonist tarihçilerin Yahudi dostu olarak tanımlamaktan beri durmadıkları 1840’larda kabine üyesi olarak görev yapan ve Green’in ironik ifadesiyle, din karşıtlığıyla şöhret bulmuş/ famously irreligous, Lord Holland’ın tutumudur. Napolyon’un Avrupa’nın Yakın Doğu’da emperyalist hedeflerine ulaşması noktasında Yahudilerle işbirliği siyasetini takip eden Holland’ın, Napolyon’un çizdiği taslağı detaylandırarak böyle bir işbirliğinin Britanya Adasında Yahudilerin azat edilmesine/Jewish emancipation katkı sağlayacağını iddia eder.[39] Böylece himaye altındaki Protestanlaşmış Yahudiler üzerinden Filistin’de İngiliz nüfuzu güçlendirilecek, İngiliz kamuoyunda Yahudilere yönelik nefret ve rahatsızlık da Yahudilerin Kudüs’e dönmesiyle Osmanlı topraklarına ihraç edilmiş olacaktır.

Yahudilerin Protestanlaşmış olarak Kudüs’e geri dönüşleri görüşünün sahibi, VIII. Shaftesbury Kontu, daha sonradan Lord Ashley 1838 tarihli hatıratında, Palmerston’u yanıltarak Yahudilerin menfaatlerini koruyacaklarından emin oldukları William Tanner Young’ın Kudüs’e konsolos olarak atanmasını sağladıklarını kaydeder.[40] Oysa Kudüs’te bir konsolosluğun gereği, 1834’ten beri Britanya Hükümetine farklı isimler tarafından telkin edilmekte, ancak aşağıda tartışılacağı üzere hükümet ikna edilememekteydi. Palmerston’a gönderilen telkin amaçlı mektuplarda Fransa’nın bölge Katoliklerine yönelik faaliyetlerine de dikkat çekilir ve fakat Palmerston bunları da görmezden gelir.[41]

Britanya’nın Şam Konsolosu John William Perry Farren’ın 18 Eylül 1836 tarihinde Palmerston’a Rus Hükumetinden Suriye Kutsal Mabet Rum Kilisesi/Holy Sepulchre’ye bazı değerli hediyelerin geldiğini, bunun Rum Ortodoks Araplarla Rusya’nın arasındaki bağları tazelediğini belirtmesi, Palmerston’un Kudüs’te ivedilikle İngiliz Konsolosluğu’nun kurulması emrini vermesini sağlar. Palmerston’u harekete geçiren etken, Rusya’nın Ortodokslara yönelik himaye iddiası ve bu suretle Doğu Akdeniz’de kendisine bir zemin oluşturma amacı olmuştur. Ayrıca 1834’te Rusya’nın Erzurum’da Konsolosluk açması[42] ve bu tarihten yaklaşık on yıl sonra Yakın Doğu’da faaliyetlerini Bağdat ve Basra Körfezi istikametine doğru genişletmesi; iki devlet arasında sadece Kudüs gayrimüslimlerine yönelik değil Kürtleri, Dürzüleri ve Arapları da kapsayacak şekilde tüm Osmanlı tebaası üzerinde bir itibar edinme yarışı başlatacaktır. Bağdat Konsolosu Rawlinson’ın 1847’de Palmerston’a yazdığı mektup, Rusya’nın bölgede giriştiği nüfuz oluşturma faaliyetlerine ve İngiltere’nin buna karşın alması gereken tedbirlere ayrıntıları ile yer vermektedir. Bu evrak ayrıca Rusya ile İngiltere arasındaki rekabetin ne dereceye kadar keskinleştiğini temsil etmesi açısından da önemlidir.[43]

Schölch’e göre Kavalalı İsyanı ve ondan mütevellit bölgede ortaya çıkan siyasi güç boşluğu, Kudüs’te İngiliz Konsolosluğunun apar topar kurulmasını mümkün kılmıştır. Hatta, Schölch İngiliz sempatisini kazanmaya çalışan Mehmet Ali Paşa’nın, konsolosluğun ihdası sürecini teşvik ettiğini de iddia eder.[44] Mehmet Ali Paşa’nın müttefik kazanmak için Misyonerlere serbestiyet tanıdığı tezi, bölgede misyonerlik faaliyetleri üzerinden Avrupa nüfuz mücadelesi üzerine çalışan Buzpınar tarafından da teyit edilir.[45] 1837’de konsolosluk ihdası için Babıali’ye izin müracaatında bulunan İngiliz diplomatlar, böyle bir ihtiyacı İngiliz tüccar ve vatandaşlarının sıkıntılarını çözme gerekçesine dayandırırlar.[46] Lewis’e göre; 1798’den itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun İngiltere ile ittifakı tercih etmesinin arkasındaki en önemli etken, İngiltere ve Fransa’nın bölgeye yönelik hedeflerinin farklı olmasına Babıali’nin ikna olmuş olmasıdır. Bu anlayışa göre İngiltere’nin amacı ticari iken Fransa’nın amacı doğrudan doğruya işgale yöneliktir.[47]

İngiltere’nin Yakın Doğu siyasetinde Anglo-Yahudi müttefikliğinin mimarlarından birisi de; 1858, 1868-1868, 1874-1880 yıllarında İngiltere Başbakanlığı, Lordlar Kamarasında Hazine Liderliği gibi üst düzey görevler yapan Benjamin Disraeli’dir. 1847’de yayınlanan Yeni Haçlı /The New Crusade[48] romanında Disraeli, Yakın Doğu’da Osmanlı’nın yerini İngiltere’nin nasıl alacağının ütopyasını yapar. Dinle ırksal söylemi birlikte harmanlayan Disraeli, Yahudiliğin Hristiyanlığın orijinini temsil etmesinin yanı sıra Semitik ırkın, yani Arapların ve Yahudilerin Avrupa ırkına üstünlüğünü de vurgular. İlaveten Yahudilerin safkan oluşlarının Araplara üstünlüğü üzerinde durur.[49] Hıristiyanlığın Yahudiliği tamamladığını, İngilizlerin kendi dillerine Aramca İncil’i tercüme ederek ve hukuk sistemlerini bu bilgi ile kurarak bu hakikatten nasiplendiklerini iddia eder.[50] Böylece büyük kanun koyucu/Legislator olan Musa’nın sırrına eren Anglo-Saksonların Yahudilerden sonra ikinci büyük ırk olmaları sebebiyle Kutsal topraklarda Osmanlı İmparatorluğunu birlikte ortadan kaldırabileceklerine olan inacını ortaya koyar.[51] Bu kutsal amaca ulaşmak için önerilen yöntem, Britanya İmparatorluğu’nun başkentinin Delhi’ye taşınması ve Osmanlı idaresinin ortadan kaldırılması için de Mehmet Ali Paşa İsyanından istifade edilmesidir.[52]

Görüldüğü üzere Disraeli, dönemin diğer siyasileri gibi Kavalalı İsyanının ortaya çıkardığı güç boşluğundan istifade etmeyi hedefler. Edebi değerinden ziyade içerdiği siyasi yaklaşımı sebebiyle incelemeye değer olan Yeni Haçlı romanı; aslen Yahudi olup sonradan Protestan olan İngiliz başbakanı Disraeli’nin Evangelist ve Protestan Siyonistlerin ne suretle öncüsü olabildiğine ilişkin önemli veriler sağlar. Disraeli gibi Sefarad Yahudisi olan Moses Montefiore da Yakın Doğu’daki İngiliz siyasi menfaatleri ile Yahudilerin Filistin’i yurt edinme hedeflerini örtüştürme noktasında öncü bir isimdir. Asıl çarpıcı olan, 1841’de kaleme alınan Filistin’i bağımsız bir Hıristiyan devleti yapmayı amaçlayan genelgenin/Circular of a Project for the Erection of Palestine into an Independent State varlığıdır. Avrupa kamuoyunda da kabul gören Kutsal topraklarda bir Hıristiyan devlet kurma ideali, 1880’lere kadar, yani Batılı ulus devletlerin İmparatorluğu paylaşma isteklerinin vücut bulmasına kadar devam eder.[53]

Dünya Yahudilerini özellikle Sefarad ve Eşkanazi Yahudilerini teşkilatlandırarak finansman sağlama ve bu finansmanı gerekli yerlere aktarma noktasında yetkin ve hatta öncü olan Montefiore; Britanya adasında da finansal kaynak sağlama durumlarında külli miktarlarda bağışlar yaptığı için Kraliçe tarafından Sör unvanına layık görülmüştür.[54] Kudüs ile Yafa limanı arasına demiryolu inşa etme projesinin mimarı olan Montefiore, Mısır Valisi Sait Paşa ve oğlu Tosun Paşa ile İngiltere arasındaki ilişkilerde arabuluculuk etmiş, İngiliz nüfuzunun Kudüs ve çevresi dışında Mısır’da da oluşturulmasına maddi katkılarda bulunmuştur.[55]

Kraliçe Viktorya dönemini Viktoryan emperyalizmi olarak değerlendiren ve bu dönemde İngiliz yayılmacılığının motor gücünün ideoloji olduğunu iddia eden Darwin’e göre; ilgili ideolojinin temel unsurlarından Evangelizm ve kölecilik karşıtlığı bu süreçte başat rol oynar.[56] Kölecilik karşıtlığının uluslararası alanda ve aydınlar arasında siyasi hedefleri meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığı da teyit edilir. Linda Colley, Palmerston’ı bu ideolojiyi sadece en iyi uygulayan değil, aynı zamanda en iyi kullanan siyasetçi olarak tanımlar.[57]

Buraya kadar dönemin uluslararası siyasi dengelerinin ve bölgesel gelişmelerin, Kudüs ve çevresinde Anglo-Yahudi işbirliğini ne suretle mümkün kıldığı incelenmiştir. İdeolojik olarak Yahudi-Evangelizm işbirliğinin, siyasi sebeplerinden başka dini sebepleri de bulunmaktadır. 19. Yüzyıl’ın başından beri Avrupa dini literatürüne hâkim olan Chiliasm/ İsa’nın Binyıllığına Dünya’ya Dönüşü ve Kudüs’te Kraliyetini/Kingdom of Christ kurması tezi[58], hep Kudüs’ü merkez alarak Yahudilerin Protestanlaştıktan sonra kutsal topraklara dönüşünü konu edinir. Öyle ki Avrupa dini çevreleri, İslam’ın yani onunla özdeş görülen Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılışını İsa’nın Kraliyetinin başlangıcı olarak değerlendirmiş, yüzyılın başında Bonaparte’ın Mısır’ı işgali ilk işaret olarak görmüş Napolyon’un bertaraf edilmesinden sonra[59] bu kutsal görev Büyük Britanya’nındır demişlerdir. Bu amaca ulaşmanın yolu olarak da Yahudilerin Filistin’e dönüşünü esas almışlardır. İngiliz entelektüeller bu dönüşü Yahudi restorasyonundan önce mi sonra mı yapsak meselesini uzun uzun tartışmışlardır. Restorasyonun Britanya adasında başarıya ulaşamaması nedeniyle 1880’lere gelindiğinde Yahudileri Filistin’e yerleştirdikten sonra Protestanlaştırmanın daha doğru olacağına karar vermişlerdir.[60]

Bu yaklaşımın öncüsü sayılan Evangelistlerin Yahudilerin Protestanlaşmasını İsa’nın dünyaya ikinci gelişinin tamamlayıcısı olarak görmeleri ve Yahudiliğin Hıristiyan medeniyetine katkılarına olan inançları, Evangelist misyonerlerle Yahudi işbirliğinin dini zeminini hazırlamıştır. Bu işbirliğini siyasi arenada araçsallaştıran Palmerston, Osmanlı topraklarına Yahudi yerleşimini teşvik için Osmanlı otoritelerine Osmanlı toplumunun modernizasyonunda Yahudi göçmenlerin katkıda bulunacağını söylemiştir. Green, Palmerston’ın bu yaklaşımını Viktoryan dönemi İngiltere değerlerinin Osmanlı topraklarına ihracı ve insan haklarının emperyalizmi/imperialism of human rights olarak isimlendirir.[61] Palmerston’ın bu yaklaşımı özellikle 1856 Islahat Fermanından sonra gayrimüslimleri himaye ve reformları takip bahanesiyle Osmanlı içişlerine müdahale hakkının meşrulaşması şeklinde kurumsallaşmaya başlamıştır.[62] Dinsel söylemin ideolojik ortaklıktan sonra ticari ortaklıklara da /business partnership zemin hazırladığını analiz eden Green; Montefiore ve Rothschild gibi Siyonistlerle Avam Kamarası Üyesi ve Misyoner Sir Thomas Fowell Buxton (1817-1837) gibi Evangelist iş adamlarının ortaklıklarına dikkat çekerek Anglo-Yahudi işbirliğinin ne suretle sağlamlaştığına işaret etmektedir.[63]

Osmanlı İmparatorluğunun toprak bütünlüğünü kendi dış politika hedefleri için gerekli gören İngiliz Hükümeti, henüz işgal veya toprak paylaşımı söz konusu olmadığı için nüfuz oluşturmak için misyonerlik gibi dini kurumları araçsallaştırmaktaydı. İngiliz siyasiler, zaman zaman Kudüs örneğinde olduğu gibi misyonerlerin açtığı yoldan dini kurumların desteğini de alarak ilerleyecektir. Bağdat Konsolosluğu örneğinde ise misyonerler konsolosluk kurumunun imkânlarından yararlanacaktır.[64] Misyonerlik gibi dini kurumlardan ve Yahudilerden alınan bu desteğin İngiliz siyasilerin borçlanması açısından geri ödemesi ise değişik şekillerde olmuştur. Amerika Birleşik Devletlerinin dış politika ağını kurarken Evangelistlerin açtıkları yoldan ilerleyişi, yani ilgili ülkelerde ilişki ağı olarak onların ilişkilerini devralmaları, Evangelistlerin ABD dış politikasında etkin olmalarının sebepleri olarak gösterilmekte ve meşrulaştırılmaktadır.[65] Benzer şekilde olmasa da, 19. Yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de Yahudilerin toplumsal statüsünün yükselmeye başlamasında Yakın Doğu’da Yahudilerden destek alan politikacıların Avam Kamarasında Yahudi emansipasyonu lehinde konuşma yaptıkları görülür. Bu durumu Green, dışarıda Yahudilere verilen destek içeride Yahudi emansipasyonunu teşvik ediyordu, şeklinde özetlemektedir.[66]

İngiltere Osmanlı İmparatorluğu ile ittifakından kaynaklanan iyi ilişkilerini Doğu Avrupa’da himaye ettiği Yahudiler lehine de kullanmak ister. Palmerston’ın 1840’ta İstanbul Büyükelçisi Lord John Ponsonby’a (1832-1841)[67] yazdığı mektupta, göçe zorlanan ve baskı gören Doğu Avrupa Yahudisi olan mültecilerin imparatorluğa kabul edilmesi için Babıali ile görüşmesini telkin eder.[68] Palmerston’ın Ponsonby’a Babıali’yi ikna etmesi için telkin ettiği görüşleri, Yahudi mültecilerin menfaatindense İmparatorluğun Tanzimat’la birlikte girdiği reform süreci ile ilgilidir. Ona göre; böyle bir Yahudi nüfus getireceği sermaye, bilgi birikimi ve tecrübe ile hem endüstriyel hem ticari hem de tarımsal konularda İmparatorluğun gelişmesini sağlayacaktır.[69] Hariciye Nazırı Büyük Reşit Paşa[70] Sultan Abdülmecid’e Yahudi mültecilerin kabulünün Avrupa’ya imparatorluğun iç işlerine müdahalesi için yeni bir fırsat vereceğini ve bu nüfusun ileride değişik sorunlara sebep olacağını izah ederek Büyükelçinin bu talebinin reddini telkin eder.[71]

Süreç içinde İngiliz Protestan misyonerler, ne Kudüs ve çevresinde ne de Britanya Adasında Yahudileri dinlerinden döndürebildiler. Ayrıca ikincil bir amaç olarak Ortodoks Hıristiyanları da Protestanlaştıramadılar. Ancak İngiliz misyonerlerin Kudüs, Yafa, Beytülhalm ve Nablus’ta açtıkları okul ve hastane gibi yapıların, Birinci Büyük Savaş’tan sonra burada kurulacak İngiliz Mandasına zemin teşkil etmesi sebebiyle İngiliz siyasi hedeflerine hizmet edeceği görülür. 1850’lere gelindiğinde Yahudileri Protestanlaştıramayacağını anlayan İngiliz Konsolosluğu ve misyoner kurumları ilgisini, Yahudileri himaye etme amacına yöneltir. 1856 Islahat Fermanı’nın gayrimüslimlere tanıdığı geniş haklardan istifade eden İngilizler ve o dönem ittifak halinde olduğu Fransızlar, Müslümanlarının çoğunlukta olduğu Nablus’ta bir Müslüman mabedine çan takıp, İngiliz ve Fransız bayrakları çekerler.[72] Bu şüphesiz Osmanlı otoritelerini Kırım Savaşı boyunca bu iki Batılı güçle sürdürdüğü silah arkadaşlığı [73]işbirliğinin iklimini bozan bir gelişmedir.

Islahat Fermanını takiben bölgede faaliyet gösteren misyoner teşkilatların arasına sivil London Jews Society gibi Yahudi kurumların bizzat kendi isimleri ile katılmaları dikkate şayandır. Özellikle eğitim ve sağlık hizmetleri ile dikkat çeken bu kurumların, İngiliz misyoner kurumları ile uyum ve işbirliği içinde çalışmaları önemlidir.[74] Ayrıca bu gelişmelerden, Yahudileri dinlerinden döndüremeyeceğini anlayan İngilizlerin bu kitleyi himaye etmeye yöneleceği de anlaşılabilir. Kaldı ki; Palmerston zaten Young’a konsolosluğa atandıktan sonra Yahudileri himaye görevini de vermişti. Nitekim Young 1839’da yazdığı raporlardan birinde Yahudilerin ve Protestanların durumunu tanımlayış biçimi, İngilizlerin siyaseten 1850’lerde karşı karşıya kaldıkları duruma meşru bir zemin oluşturmaktaydı. Konsolosa göre Yahudiler Tanrı’nın kendilerine sözünü verdiği bu toprakların doğal sahibiydi. Protestanlar ise zaten Yahudilerinin legitimate successors/meşru mirasçılarıydı. İngiliz Konsolosluğu ise ister İngiliz tebaasından olsun ister olmasın Yahudileri himaye edecekti. 1856 Paris Konferansı’nda Osmanlı İmparatorluğu topraklarında Protestan Hıristiyanların dini bir grup olarak resmen tanınmış olması[75], İngiliz Konsolosuna bu himaye edişin hukuki zeminini de vermekteydi.[76]

1865’te Lord Ashley tarafından kurulmuş olan özel bir finansmanı temsil eden Filistin Keşif Fonu/Palestine Exploration Fund Kutsal Kitabın tarihsel gerçekliğini/Bible’s historical veracity araştırma gerekçesiyle bir grup araştırmacıyı Kudüs’e gönderir.[77] Burada ilginç olan bu dini grubun arkeolojik çalışmalarının, İngiliz stratejik ve işgalci hedeflerine yönelmesidir. Şöyle ki; Filistin Keşif Fonu, daha ziyade seçilmiş kavim/Chosen People yaklaşımı doğrultusunda çalışmalar yapmış, İngiliz emperyal ve milli ajandasına hizmet edecek şekilde İngilizleri bu seçilmiş kavmin doğal mirasçısı olarak nitelemiştir.[78] Silberman’a göre İngiliz Gizli Servisi için de çalışmalar yapan Filistin Keşif Fonu; çalışmalarını Süveyş Kanalı ve çevresine yoğunlaştırmış, Rus saldırısı durumunda nasıl bir savunmanın yapılması gerektiğini rapor etmiştir.[79]

1881’e gelindiğinde Anglikanlar, Prusya Kilisesi ile teolojik farklılıklarını birdenbire idrak etmişler, Rum Ortodoks Arapları ihtida ettirme hedeflerinden de vazgeçmişlerdir. Bu dönemde Cantebury Başpiskoposu yeni bir Anglikan Kilisesi birimi oluşturma gereği üzerinde durur. Tibawi’ye göre bu birim bölgede Ekümenik Protestanlığı desteklemekten ziyade İngiliz kültürel ve eğitim değerleri öncülüğünde faaliyet göstermeyi tercih eder.[80] Aslında Filistin Keşif Fonu’nu kurmak, Cantebury Başpiskoposluğu öncülüğünde yeni bir Kilise birimi oluşturmak gibi kurumsal oluşumlar İngiltere’nin uluslararası siyasi gelişmelere diğer kurumlarını adaptasyonunu temsil eder. Özellikle 1878 Berlin Konferansında Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma siyasetinin sekteye uğraması sebebiyle başta İngiltere olmak üzere Batılı devletler, kendi nüfuz alanlarını kendi işgal bölgelerine döndürme planlarını devreye soktular ve böylece enformel emperyalizm inşa edilmeye başlandı.[81] İngilizler kendilerini Yahudilerin ve Protestanların özel hamisi ilan ederken Fransızlar tüm Katolikleri koruma başlığı altında bu mezhebin mensuplarının yaşadığı toprakları hedef aldı. Dikkati Boğazlarda ve İstanbul’da olması sebebiyle Rusya, Ortodoksları koruma misyonuna savunmacı politikaları ile devam ettirdi. Birliğini tamamlamış Almanya’ya da İmparatorluğun toprak bütünlüğünü koruma rolü kaldı. Bu sebeple Almanya Filistin’deki ticari varlığını artırma ve buraya kendi tebaasından insanları yerleştirmeyi tercih etti.[82] Bu rol dağılımı ve kümelenişi bozan hareket ise İngiltere’yi kendine müttefik olarak seçen Siyonist hareket oldu.[83]

Yukarıda tartışıldığı üzere İngiliz siyasetçileri ve entelektüelleri, siyasi gelişmeler karşısında Filistin’e ilişkin yaklaşımlarını yeni şartlara göre adapte edebilmekteydiler. Osmanlı İmparatorluğunun finansal çöküşünü ve devlet içinde devletleşmeyi temsil eden Düyun-i Umûmiye’nin[84] ilanını da fırsat bilerek, Filistin’e Yahudi Dönüşünü amaç edinmiş Siyonist aktivistler, Filistin’i İngiltere’nin Hindistan ve Basra Körfezinde yaptıkları gibi Doğu Hindistan Şirketi (DHŞ) modeliyle[85] yirmi yıllığına parası neyse verip Britanya’nın protektrasına alınmasını teklif ederler.[86] Amaç, bölgeye sefil, cahil ve yarı vahşi Araplar[87]yerine Yahudileri yerleştirip ne suretle olursa olsun Jewish Return’ü teşvik edip burayı İngiliz protektrasına almaya dönüşür. Bu noktada II. Abdülhamit’e Filistin’e Yahudi göçüne izin verilip karşılığında Osmanlı borçlarının ödenmesi teklifinin Alman Siyonisti Theodor Herzl tarafından yapıldığı[88], II. Abdülhamit’in ise Filistin’de nüfus kompozisyonunun bozulmaması ve Lübnan’dan başka başımıza bir de Filistin gailesinin açılmaması için bu teklifi reddetmesi hatırlanmalıdır.

Regan, Balfour Deklarasyonu’nu birbirlerine simbiyotik ilişki ile bağlı ancak farklı siyasi ajandaları olan İngiliz siyasetçileri ile Siyonistlerin koalisyonu olarak tanımlar.[89] Birinci Büyük Savaş sırasında Britanya’yı bu sürece, 17 Ekim Devrimi ile Rusya’nın savaştan çekilmesi zorlamıştır. 1916’da imza edilen Sykes-Picot Anlaşması ile de Şerif Hüseyin ve Araplar yanıltılır.[90] Siyonistler ise kendilerine Filistin’i yurt edinmeyi amaçlamış emperyalist bir sponsor olarak Yahudi İngiliz ittifakına çoktan karar vermişlerdir.[91] Regan bu süreci İngiliz iç siyasetinde Siyonistlerin rolü ile açıklar.[92] Balfour Deklarasyonundan çok önce Siyonistler ile Başbakan Balfour arasında 1903’te Filistin’in Yahudi yurduna dönüştürülmesi için bir plan yapılır. Regan’a göre; bu dönemde İngiliz kamuoyunda Doğu Avrupa’dan gelen Yahudi sığınmacılara yönelik artan nefret, Balfour’u böyle bir karara zorlamıştır.[93]

Artık Filistin’de İngiltere, bu dönemdeki rakibi Almanya ile Yahudi göçünü teşvik ve iktisadi etkinlik üzerinden rekabet eder. Misyonerlikle başlayan yarışın yerini doğrudan Yahudi topluluğa yönelik nüfuz ve iktisadi etkinlik alır. Almanya da Rusya ve Doğu Avrupa kökenli Yahudi nüfusun kendi himayesinde Filistin’e göçünü teşvik etmiştir. Alman Yahudiler özellikle Alman Konsolosluğunun rehberliğinde mülk satın alarak bölgeye yerleşmeye başlar. Savaş yıllarında Alman Şansölyesi, bu kitlenin Osmanlı vatandaşlığına geçiş iznini temin eder.[94] Filistin’de Alman nüfuzunun diğer bir aracı da Alman sermayesidir. Alman ve İngiliz hükümetleri kendi ülkelerine mensup olanlar üzerinden rakiplerine karşı müdahale alanları oluşturuyorlardı. Mesela İngiliz Dışişleri Bakanlığı, finansal ağ üzerinden savaş sonrasında İngiliz Manda Yönetiminin para basma gibi inisiyatifleri Barclays Bank Kudüs Şubesi eliyle gerçekleştirebilmiştir.[95] Almanya bizzat Deutsche Palaestine Bank’ı Filistin’deki etkinliğini ve yatırımlarını artırmak için kurmuştu.[96] Özetle Filistin’de iki devlet arasındaki rekabetin keskinleşmesinde, dini sebeplerden çok iktisadi ve siyasi sebepler rol oynamıştır, denilebilir.[97]

Savaş yıllarında istihbarat konularında Siyonistlerle İngiltere arasında yeni bir işbirliği kurulur.[98] Filistin’de otonom bir devlet kurabilmesinde İngiliz kamuoyunun desteğini almak için Ermenilerin başına gelen bizim de başımıza gelecek propagandası yapan Siyonistlerin gizli ajandası, önce burayı İngiltere’nin işgal etmesini gerektirmekteydi.[99] Cohen, Filistin ve çevresinde Yahudi casuslarının Osmanlı Ordusu aleyhine çalışmalarının savaşı İngiltere’nin lehine dönüştürdüğünü belirtir.[100] Aynı dönemde Arap-Filistin ayanlara savaş sonrasında kendi kaderlerini tayin hakkı sözünü verdiğini de hatırlamakta fayda var. Britanya bu şekilde çoklu ittifakları manipüle etmek suretiyle hedefine doğru yol aldığını düşünmekteydi.

Savaş sonrasında, 1923’te İngiltere, ABD ve Fransa’nın katılımıyla Cemiyet-i Akvam’da yapılan görüşmeler sonucu Filistin, İngiliz Mandasına verilir.[101] Osmanlı Devleti’nin yenilgisinden doğan güç boşluğunun Arap-Filistin bir güçle doldurulamayışı, Filistin’i Batılı sermaye gruplarının müdahalesine açık hale getirir.[102] 1920 San Remo Konferansında Hindistan Müslümanlarının baskısıyla Filistin’de Arapların haklarının korunması yönünde kararların alınması, teşkilatlanmış bir gücün yokluğu nedeniyle sonuç getiremez.[103] Diğer taraftan Siyonistlerin, İngiltere’nin Sömürgelerden Sorumlu Bakanı Winston Churchill’in desteğini kazanmaları da Siyonistlerle İngilizlerin farklı ajandalarının ortaya çıkmasını engellemeye yetmez.[104] Kendi kaderini tayin hakkı konusunda İngiliz Manda yönetiminin, Filistinlilerin tüm hamlelerini suç olarak kategorize edip bastırma yoluna gitmeleri şüphesiz Yahudi topluluğun güçlenme sürecini pekiştirir.[105] Arapların tepkisi sebebiyle, Filistin Araplarının lideri Emir Faysal ile Dünya Siyonist Teşkilatı Lideri, daha sonra 1949’de İsrail’in Cumhurbaşkanı olacak olan, Chaim Weizmann arasında 1919’da İngiltere’nin aracı olduğu anlaşma[106] unutulur.

İkinci Büyük Savaş öncesi Avrupa’da zirveye ulaşan Yahudi düşmanlığının Filistin’e Yahudi göçünü hızlandırması, Manda Yönetimini Araplarla Yahudilerin birbirine zıt talepleri arasında bırakır. Bu durum da İngiltere’nin Araplara başka, Yahudilere başka türlü sözler verme davranışını pekiştirir.[107] Yahudilerin Manda İdaresini kendi talepleri doğrultusunda karar vermeye zorlaması hatta idarenin ABD’ye devrini talep etmeleri, İngiltere’nin Siyonistlerin gerçek ajandası ile karşı karşıya gelmesinin başlangıcıdır. İngiltere’nin Filistin’de bir Arap Devleti’nin kurulması, Kudüs’ün de İngiliz Manda Yönetimi altında uluslararası garanti altına alınması önerisi reddedilir. Aslında İngiltere, Yahudilerin gücünü Arapların kendi kaderini tayin etme hakkını yok etmek ve kendi Manda idaresini kuvvetlendirmek için kullanmıştır. Diğer taraftan Arap Ayanlarla/the rich effendis Yahudiler arasında kurduğu birebir ilişkilerle de Arap ayaklanmalarını zayıflatmayı amaçlamıştır.[108]

İngiltere’nin yukarıda bahsedilen planına karşı Yahudiler 1929’da, Yahudi Ordusu denilebilecek bir savunma birliği olan Haganah’ı kurarlar. 1936’ya gelindiğinde meşru müdafaa gerekçesiyle Haganah yasallaştırılır. Ayrıca Yahudi şirketlerin tekelleşme hakkı kazanmaları, tarif ve sübvansiyon gibi Yahudi sermayesini koruyan korumacı iktisadi mekanizmaları kurmaları, Yahudileri Manda idaresi karşısında kuvvetlendirir.[109] Nazizm’in etkisiyle artan göçler ve gerek ABD ve gerek diğer ülkelerin Yahudilere karşı uyguladıkları göçmen kotaları Filistin nüfusunun %30’unun Yahudileşmesini de beraberinde getirir.[110]

İngilizlerin Cemiyet-i Âkvam’da ‘National home kavramı ile yurt dedik, ülke demedik savunmaları, Haganah’ın yer altındaki teşkilatı olan Irgun’un sadece Araplara karşı değil İngilizlere karşı da terörist denilen eylemlerin başlangıcını temsil eder.[111] Irgun’un lider kadrosuna göre İngiltere’nin düşmanları Yahudilerin dostuydu. Şiddet eylemleri, İngilizlerin en mühim diplomatı ve Başbakan Churchill’in yakın dostu Lord Moyne’nin suikastına kadar varır. Böylece Churchill, Siyonistler lehine verdiği kararlarının karşılığını böyle bir ihanetle almış olur.[112] Bu ihaneti unutamayan Churchill Filistin’in geleceğini düşünmeyi reddetmesi ise ABD Siyonist lobisinin teşvikiyle Başkanı Harry Truman’ın (1945-1953) Filistin meselesine müdahil olmasına sebep olur. New York’daki Yahudi oylarını almak isteyen Truman Filistin’de Yahudiler lehine İngiltere’ye baskı uygular.[113] Şimdiye kadar İngiltere’nin iç siyasetini kendi beklentileri doğrultusunda yönlendiren Siyonistler, İkinci Büyük Savaştan sonra da Birleşik Devletler siyasetçilerinin seçimleri kazanma isteklerini kullanmaya başlar. İngiliz siyasetçilerin Yahudiler lehine karar alıyor görünmelerini, Theodor Herzl’in bu centilmenlerin Siyonistlerin dünyayı idare ettiklerine olan inanç ve korkularına bağlaması[114] Siyonist Teşkilatın İngiliz iç siyasetine müdahale edebilmelerinin bir çeşit itirafı mahiyetinde değerlendirilebilinir.

SONUÇ

Bu çalışmada; Büyük Britanya’nın Kudüs’te bir İngiliz Konsolosluğu kurması ile başlayan siyasetinin arkasındaki amaçlar ve bu amaçları perdelemek için araçsallaştırılan dini ve ideolojik değerlerin, İngiliz-Yahudi ittifakını nasıl mümkün kıldığı ve nasıl akim bıraktığı incelenmiştir. Bu makalede görülmüştür ki İngiliz siyasetçiler, söz konusu ittifaka yön veren gerçek sebeplerini gerek müttefikleri olan Yahudi topluluğundan, gerek dini motivasyonlarından istifade ettikleri Anglikan Kilisesinden ve gerekse de İngiliz kamuoyundan saklamışlardır. Kudüs ve çevresinde yaşayan Ortodoks topluluğa yönelik Rusya’nın ve Katolik topluluğa yönelik Fransa’nın himaye iddiaları, İngiltere’nin Yahudi topluluğuna yönelmesinin temel sebebi olmuştur. Yahudi topluluğuna yönelik bu ilgi ve Yahudilerin himaye edilmek suretiyle kullanılması İngiliz siyaset adamlarının Yahudilere duyduğu sempati şeklinde algılanmış, İngiliz siyasiler de bu algıdan Siyonist Teşkilatın desteğinden istifade etmek için yararlanmışlardır. Böylece Hindistan’a giden yollar üzerinde herhangi bir güçlü devletin nüfuz oluşturmasına tahammül gösteremeyen İngiliz siyaseti, Yahudilerin yurtlarına kavuşmaları isteğini araçsallaştırmış ve bunu da Evangelist Protestanlık inanç sisteminin bir gereği, Anglikan Ulusal Kilisesinin düsturu ve İngiltere’nin amacı olarak takdim etmiştir.

Müttefiki olduğu Osmanlı otoritelerine konsolosluk için resmî izinleri alma sürecinde de gerekçe olarak, İngiliz tüccarlarının menfaatlerini koruma amacı sunulmuştur.[115] Almanya’nın bölgede kendisine bir rakip olarak ortaya çıkması, İngiltere’nin izlediği siyasete şekil veriyor görünen tüm dini değerleri bir tarafa bırakması ile sonuçlanmıştır. Bu siyaset böylece sadece bölgeye Yahudi göçünü destekleme ve büyüyen bu Yahudi nüfusu kendi nüfuz politikaları doğrultusunda konumlandırma yönünde değişmiştir. Fakat Yahudilerin ve uluslararası Siyonist Teşkilatın Filistin’de bir Yahudi devleti kurma amacı hep aynı kalmış, teşkilat İngiliz siyasilerin karar alma süreçlerine, özellikle finansal enstrümanlarla nüfuz etmeye devam etmiştir. Yahudilerin sadece Osmanlı otoritesini bozacak kadar güçlenmesini destekleyen İngiltere bu güçlenme sürecini kontrol edememiş, Temmuz 1838’de konsolosluk açmak için diplomatik usullerle girdiği Kudüs’ten[116], Yahudi terörizmi ve Birleşik Devletlerin baskısı nedeniyle Mart 1948’de ayrılmak zorunda kalmıştır.[117]

 

 

REFERANSLAR

  • N. Groves, Journal of a Residence in Bagdad, London, MDCCCXXXII, 1832, s. 22-23
  • A.L. Tibawi, British Interests in Palestine, 1800-1901: A Study of Religious and Educational Enterprise Oxford University Press, London, 1961, s.221
  • Abigail Green, The British Empire and the Jews: An Emprerialism of Human Rights?, Oxford University Press. The Past and Present Society, No: 199 (May, 2008) s. 175-205
  • Albert Montefiore Hyamson, British Projects for the Restoration of the Jews (1875-1954), Petty &Sons, Leeds, 1917
  • Alexander McCaul, The Jarusalem Bishopric, Hatchard&Son, Picadilly London, MDCCCXLV (1845), s.4-9
  • Alexander Schölch, “Britain in Palestine, 1838-1882: The Roots of the Balfour Policy”, Journal of Palestine Studies, Vol. 22 No. 1, Autumn, 1992; (s. 39-56) s.40
  • Walker, The Future of Palestine: As a Problem of International Policy, and in Connection with the Requirements of Christianity and the Expectation of the Jews, 1881, London, s. 4
  • Barbara J. Smith, The Roots of Separatism in Palestine- British Economic Policy 1920–29 Syracuse University Press, New York, 1993. s.177
  • Benjamin Disraeli, The New Crusade, Henry Colburn, Publisher, London, 1847
  • Bernard Lewis, Te Sha-ping of the Modern Middle East, Oxford University Press, 1994, s. 14-15, 32, 
  • Bernard Lewis, The Shaping of the Modern Middle East, Oxford University Press, 1994, s.32
  • Bernard Regan, The Implementation of Balfour Declaration and the British Mandate in Palastine(1917-1936), Doktora Tezi, University of Surrey, 2016, s. 2 
  • Charles Dickens, Oliver Twist,Wordsworth Classics, Hertfordshire, 1992
  • Charles Dickens, Our Mutual Friend, Wordsworth Classics, Hertfordshire, 1997
  • David Cesarani, Major Farran’s Hat, Murder, Scandal and Britain’s War Against Jewish Terrorism (1945-1948) William Heinemann, London, 2000. 
  • Edward Ingram, British Persian Connection, 1798-1828, Prelude to the Great Game in Asia, Clarendon Press, London, 1992, s. 316-317
  • Francis Evans Bailey, “The Economics of Foreign Policy, 1825-1850”, The Journal of Modern History, Vol.12, No. 4 (Dec., 1940), s. 452–453.
  • G. R. Berridge, British Diplomacy in Turkey, 1583 to Present Day, University of Leicester, Martinus Nijhoff, Leiden, Boston, 2009, s. 4
  • Hayrettin Pınar, “Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Metternich’in Osmanlı Siyaseti”, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 11, 2011, s.158-1
  • Hillel Cohen, Army of Shadows: Palestinian Collaboration with Zionism, 1917–1948, University of California Press, London, 2008, s. 16
  • http://www.hurriyetdailynews.com/opinion/nurcan-ozkaplan-yurdakul/from-the-british-consulate-to-the-us-embassy-in-jerusalem-125168
  • https://www.theguardian.com/books/2001/may/31/londonreviewofbooks
  • Issam Nassar, European Portrayals of Jerusalem: Religious Fascinations and Colonialist Imaginations, Edwin Mellen Press Lewiston, New York, 2006, s. 83
  • İlber Ortaylı, İkinci Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Yayınları, Ankara, 1881, s. 16
  • J. Gordon, Lorimer, A Gazetteer of Persian Gulf, Oman and Central Arabia, Calcutta; Government Press, 1908, s. 2670
  • James Parkes, A History of Palestine from 135 A.D. to Modern Times, Penguen Books, 1970
  • Jan Schmidt,The Journey of Stephan Schultz, Protestant Missionary from Halle, in the Ottoman Empire 1752-1756, Brill Online Books and Journals, V. 39, No.1, (Jan, 2011), 17-57
  • John Darwin, ‘Imperialism and the Victorians: The Dynamics of Territorial Expansion’, English Historical Review 112 (1997), (614-642) s.629
  • John James Moscrop, Measuring Jerusalem:The Palestine Exploration Fund and British Interests in the Holy Land, Leicester University Press, London 2000, s.70-71
  • Kadir Kasalak, ‘İngilizlerin Filistin Polititkası ve Filistin Mandası’, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2016/3, Sayı: 25, (65-78), s. 66-67
  • Larry Collins ve Dominique Lapierre, Kudüs Ey Kudüs, Kronik, 2017 İstanbul, s. 4
  • Linda Colley, Britons: Forging the Nation, 1707-1837, New Heaven, London, 2005
  • M. Verete, ‘Why Was a British Consulate Established in Jarusalem?’ The English Historical Review, Vol. 85, No. 335, Oxford University Press, (Apr.,1970), s. 316-345.
  • M. W. Doyle, Empires, Cornell Paperbacks, New York, 1986, s. 39
  • Mark R. Amstutz, Evangelicals and American Foreign Policy, Oxford University Press, 2014, s. 2-6
  • Mehmet Süreyya, Sicill-i Osmani, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1996, C. V, s. 1384-1385
  • Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı-İngiliz Münasebetleri-(1580-1838), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara, 1974, C:II, s. 3
  • Necmettin Alkan, NİLİ, Ortadoğu’da Casuslar Savaşı, Kronik, İstanbul, 2017, s. 29 
  • Neil Asher Silberman, Digging for God and Country: Exploration, Archeology, and the Secret Struggle for the Holy Land, 1799-1917, Knopf, New York 1982, s.112-125
  • Nuham Sokolow, History of Zionism, Longmans, Green and Co. 1919, London, Isaiah Friedman, Lord Palmerstone and the Protection of the Jews in Palastine, 1839-1851, Jewish Social Studies, XXX,(1968) s.40 
  • Nurcan Özkaplan Yurdakul, İngiltere Orta Doğu’ya Nasıl Girdi?, Kronik, 2018, s. 62, 67
  • Olcay Özkaya Duman, “Yakın Çağlarda Osmanlı-Fransız İlişkileri ve Fransa’nın Ortadoğu Diplomasisi”, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2009, C. 6, Sayı 11, s. 534-535.
  • PRO, FO 78/243, 20 Kasım 1834, Farren’den Viscount Palmerston’a
  • PRO, FO 78/704 /168, 6 Ocak 1847 Rawlinson’dan(Bağdat Konsolosu) Viscount Palmerston’a
  • Redhouse Türkçe-İngilizce Sözlüğü, Redhouse Press, İstanbul, 1983, s.163
  • Sara Reguer, ‘Rutenberg and the Jordan River: A Revolution in Hydro-Electricity’, Middle Eastern Studies, Vol. 31, No. 4,(Ekim, 1995),(691-729) s. 691
  • Sarah Kochav, Britain and the Holy Land: prophecy, the Evangelical movement, and the conversion and restoration of the Jews 1790-1845, Oxford University Press,1989 
  • Sedat Kızıloğlu, ‘İsrail Devleti’nin Kuruluşuna Kadar Geçen Süreçte Yahudiler ve Siyonizm’in Gelişimi’, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C:2, S:1, Kırıkkale 2012, s. 54
  • Şerafettin Tufan Buzpınar, ‘Suriye ve Filistin'de Avrupa Nüfuz Mücadelesinde Yeni Bir Unsur: ingiliz Misyonerleri (19. Yüzyıl)’, İslam Araştırmaları Dergisi, Sayı:10, 2003, (107-120), s.111-112
  • TDVA, C. 10, s. 62
  • Teophilus C. Prousis, Brisitish Consular Reports From Te Ottoman Levant in Te of Upheaval, 1815-1830, the ISIS Press, İstanbul, 2008, s. 23-25,49
  • Uğur Kocabaşoğlu, Majestelerinin Konsolosları, İngiliz belgeleriyle Osmanlı İmparatorluğu’ndaki İngiliz Konsoloslukları(1580–1900), İletişim Yayınevi, 2004, İstanbul, s. 80-82
  • Y. Perry, British Mission to The Jews in The Ninententh Century Palestine, Frank Cass Publishers, London, 2003, s. 2

Zake Saleh, Britain and Iraq, Books and Books, L

 


[1] David Cesarani, Major Farran’s Hat, Murder, Scandal and Britain’s War Against Jewish Terrorism (1945-1948) William Heinemann, London, 2000.

[2] 2018’de ABD’nin İsrail’deki Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması, İsrail’in Kudüs’ü başşehri ilan etmesi kararını ABD’nin alenen tanıması ve Filistinlilerin bu şehirdeki haklarını da inkâr etmesi olarak youmlanmaktadır. 1838’de İngiltere’nin Küdüs’te siyasi nedenlerle Konsolosluk- ilgili dönemde konsolosluk açma beratı Osmanlı İmparatorluğundan ticari gerekçelerle alınmaktadır- kurması ile ABD’nin 2018’de aldığı karar farklı yüzyıllarda ve ortamda da olsa siyasi ve stratejik açıdan benzerlik göstermektedir. Her iki dönemin süper güçlerinin aynı şehre yönelik bu stratejik tasarrufları dikkate şayandır. İngiltere kendi emperyal önceliklerini korumak amacıyla böyle bir tasarrufta bulunmuş ve fakat bu makalede de etüd edileceği üzere gerek yanıltılarak gerek zorlanarak aldığı kararlar sonucunda Siyonist blokun etkisiyle umduğuna nail olamamıştır. ABD’nin karar alıcılarının Kudüs’e Büyükelçiliğini taşırken nasıl etkilendiği ve Britanya tecrübesini dikkate alıp almadığı siyaset bilimciler tarafından veya gelecek nesil tarihçiler tarafından incelenmeyi beklenen bir konu olarak görülmektedir.

[3] M. Verete, ‘Why Was a British Consulate Established in Jarusalem?’ The English Historical Review, Vol. 85, No. 335, Oxford University Press, (Apr.,1970), s. 316-345. Makale Konsolosluk kurumunun misyonerlere zemin ve imkân sağlaması, esas amacın misyonerlik olduğu halde bu amacın ticaret hürriyeti ile perdelendiği gerçeği üzerinde durulur. Hatta misyonerlik faaliyetlerinin ise bölgede siyasi nüfuz oluşturmak doğrultusunda araçsallaştırıdığı kaydedilir.

[4] Kadir Kasalak, ‘İngilizlerin Filistin Polititkası ve Filistin Mandası’, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2016/3, Sayı: 25, (65-78), s. 66-67

[5] Nuham Sokolow, History of Zionism, Longmans, Green and Co. 1919, London, Isaiah Friedman, Lord Palmerstone and the Protection of the Jews in Palastine, 1839-1851, Jewish Social Studies, XXX,(1968) s.40

[6] Verete, a.g.m., s. 320

[7] Abigail Green, The British Empire and the Jews: An Emprerialism of Human Rights?, Oxford University Press. The Past and Present Society, Noç 199(May, 2008) s. 175-205

[8] Green,a.g.m., s. 175

[9] David Cesarani, Major Farran’s Hat, Murder, Scandal and Britain’s War Against Jewish Terrorism (1945-1948) William Heinemann, London, 2000.

[10] Green,a.g.m., s. 177

[11] Sarah Kochav, Britain and the Holy Land: prophecy, the Evangelical movement, and the conversion and restoration of the Jews 1790-1845, Oxford University Press,1989

[12] Zake Saleh, Britain and Iraq, Books and Books, London, 1995, s. 86-87, 106

[13] Green, a.g.m., s. 181

[14] Y. Perry, British Mission to The Jews in The Ninententh Century Palestine, Frank Cass Publishers, London, 2003, s. 2

[15] Y. Perry, a.g.e., s. 4

[16] M. W. Doyle, Empires, Cornell Paperbacks, New York, 1986, s. 39

[17] Y. Perry, a.g.e., s. 12

[18] Jan Schmidt,The Journey of Stephan Schultz, Protestant Missionary from Halle, in the Ottoman Empire 1752-1756, Brill Online Books and Journals, V. 39, No.1, (Jan, 2011), 17-57

[19] Evangelizm İngiliz Protestanlığının 19.yüzyıl boyunca Kudüs’te de faaliyet gösteren koludur. Özellikle Katolisizmi Hıristiyanlığın dejenere olmuş pratiği olarak gören akımı takip edenler Yahudiliğin anlaşılmasının Protestanlığı tamamlayacağına inanırlar. Bkz. Yaron Perry, British Mission to the Jews in Nineteenth-Century Palestine, Cass, London, 2003,s. 30

[20] Alexander McCaul, The Jarusalem Bishopric, Hatchard&Son, Picadilly London, MDCCCXLV (1845), s.4-9

[21] Verete, a.g.m., s.321

[22]İlber Ortaylı, İkinci Abdülhamit Döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Yayınları, Ankara, 1881, s. 16

[23] Edward Ingram, British Persian Connection, 1798-1828, Prelude to the Great Game in Asia, Clarendon Press, London, 1992, s. 316-317

[24] Green, a.g.m., s. 181

[25] Ingram, a.g.e., s. 279.

[26] 1808’de İstanbul Büyükelçiliğine birinici kâtip olarak atanan S.Canning’in İngiliz İstanbul Elçiliği’ndeki unvan ve görev dönemleri şöyledir: Mr. Stratford Canning, Fevkalade Orta Elçi (17 Temmuz 1809-Temmuz 1812), The Right Honorable Stratford Canning, Büyükelçi (10 Ekim 1825-10 Nisan 1829), The Right Honorable Sir Stratford Canning, Özel bir Misyon (31 Ekim 1831), The Right Honorable Sir Stratford Canning, Büyükelçi, aralıklarla (16 Ekim 1841-Mayıs 1858), Viscount Stratford de Redcliffe, Sultan Abdulmecid’in azli için özel bir misyon (Ekim 1858), J.Gordon, Lorimer, A Gazetteer of Persian Gulf, Oman and Central Arabia, Calcutta;Government Press, 1908,s. 2669-2670.

[27] Francis Evans Bailey, “The Economics of Foreign Policy, 1825-1850, The Journal of Modern History, Vol.12, No. 4 (Dec., 1940), s. 452–453.

[28] Teophilus C. Prousis, Brisitish Consular Reports From Te Ottoman Levant in Te of Upheaval, 1815-1830, the ISIS Press, İstanbul, 2008, s. 23-25,49

[29] Hayrettin Pınar, “Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Metternich’in Osmanlı Siyaseti”, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 11, 2011, s.158-1

[30] Bernard Lewis, Te Sha-ping of the Modern Middle East, Oxford University Press, 1994, s. 14-15, 32,

[31] Olcay Özkaya Duman, “Yakın Çağlarda Osmanlı-Fransız İlişkileri ve Fransa’nın Ortadoğu Diplomasisi”, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2009, C. 6, Sayı 11, s. 534-535.

[32] G. R. Berridge, British Diplomacy in Turkey, 1583 to Present Day, University of Leicester, Martinus Nijhoff, Leiden, Boston, 2009, s. 4

[33] Ingram, a.g.e., s.319-320.

[34] Alexander Schölch, “Britain in Palestine, 1838-1882: The Roots of the Balfour Policy”, Journal of Palestine Studies, Vol. 22 No. 1, Autumn, 1992; (s. 39-56) s.40

[35] Verete,a.g.m. s. 341

[36] Albert Montefiore Hyamson, British Projects for the Restoration of the Jews (1875-1954), Petty &Sons, Leeds, 1917. James Parkes, A History of Palestine from 135 A.D. to Modern Times, Penguen Books, 1970

[37] Charles Dickens, Our Mutual Friend, Wordsworth Classics, Hertfordshire, 1997. Dickens bu çok kapsamlı eserinde dönemin İngiltere’sinde Yahudilere yönelik nefreti, içinde yaşadıkları yoksul şartları, dışlanmışlıklarını ve günah keçisi haline getirilmesini eleştirel bir dille anlatır. Oliver Twist’te ise Fagin karakteri neredeyse bütün kötülüklerin merkezidir. Oliver Twist,Wordsworth Classics, 1992, Hertfordshire

[38] Verete, a.g.m., s. 316-325

[39] Green, a.g.m., s. 181

[40] Verete, a.g.m., s. 316-317, Sokolow, a.g.e., s. 116-117

[41] PRO, FO 78/243, 20 Kasım 1834, Farren’den Viscount Palmerston’a

[42] Verete, a.g.m., 326-329

[43] PRO, FO 78/704 /168, 6 Ocak 1847 Rawlinson’dan(Bağdat Konsolosu) Viscount Palmerston’a “...Counsul Abbot’s information with regard to the circulation of Russian Agents of printed papers among the Kurds of Suleymaniye appears to so precise, and the intelligence agrees so well with his subsequent report to call. I had of the proceedings of two Russian travellers in Persian Kurdistan, that I certainly feel some diffidence in hesitating to adopt his statements. It is at the same time not a little singular, that being in daily communication, as I am with persons of all ranks of denominatives from Sulemanieh, of the fact had been as they are described a rumour of them should have been reached me during the summer. It is true, I was casually informed that a few printed tables, regarding the statistics of the Russian engines(?), which had been brought into Persia by pilgrims from Georgia, had found their way into hands of the milieu of Bilbas Kurds. But I heard at the same time that the documents had excited no attention, and beyond this simple circumstance nothing whatever transferred to excite any suspicion, or to prepare one in any way for Consul Abbott’s announcements. Having been moreover lately requested by Colonel, I shall institute enquiries in the subject. I have put in…every available means that I ... for ascertaining the truth. I have conversed with hundreds of Kurds regarding the state of feeling in their respective districts, and up to the present time I have failed to elicit a single fact tending to show that any excitement has been produced by Russian agents among the tribes, or in fact there has been any tempering with them whatever by the emissaries of a European Power. I can’t of course undertake without a more extended investigation to reject all together a study coming from so respectable a quarter, and which has so much probability to support it, but I may, I think, safely assert that there has been either same misconception on the part of Mr. Abbott respecting the scene of the Russian intrigues, or at any rate same exaggeration with regard to their nature of extend…”, ……“…Comparative tables, then, of the population, trade, revenues, shipping, guns of Russia and Great Britain (including of course all our colonies and India in particular) would be invaluable aid in correcting the judgment of Orientals, and if a marked contrast could also drawn between the liberal and effective institutions of India, and the insecurity and mal-administration and intolerance of Georgia, all Mahammedanism would be enlisted on our side. Your Lordship may perhaps consider that a pamphlet, of which the contents would thus necessarily be depreciative of the power of Russia, might justly be regarded by her as offensive but it would be a mere embodiment of the language which she has always held regarding us in these countries and it is moreover only by a comparative statement that the attention of the East would be arrested.

[44] Schölch, a.g.m., s. 40-42

[45] Şerafettin Tufan Buzpınar, ‘Suriye ve Filistin'de Avrupa Nüfuz Mücadelesinde Yeni Bir Unsur: ingiliz Misyonerleri (19. Yüzyıl)’, İslam Araştırmaları Dergisi, Sayı:10, 2003, (107-120), s.111-112

[46] Verete, a.g.m., s. 339, Osmanlı Devleti’nin Britanya’nın Kudüs’te konsolosluk kurma müracaatına ne surette muamele ettiği ayrı bir araştırmanın konusudur. Bunun için dönemin yazışmalarına konu evrakının bizzat Osmanlı arşivlerinde araştırılması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

[47] Bernard Lewis, The Shaping of the Modern Middle East, Oxford University Press, 1994, s.32

[48] Benjamin Disraeli, The New Crusade, Henry Colburn, Publisher, London, 1847

[49] Disraeli, a.g.e., s. 250-255

[50] Disraeli, a.g.e., s. 256

[51] Disraeli, a.g.e., s. 303

[52] Disraeli, a.g.e., s. 311

[53] Schölch, a.g.m., s. 43

[54] Green, a.g.m., s.182-185

[55] Green, a.g.m., s.185

[56] John Darwin, ‘Imperialism and the Victorians: The Dynamics of Territorial Expansion’, English Historical Review 112 (1997), (614-642) s.629

[57] Linda Colley, Britons: Forging the Nation, 1707-1837, New Heaven, London, 2005

[58] Redhouse Türkçe-İngilizce Sözlüğü, Redhouse Press, İstanbul, 1983, s.163

[59] Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı-İngiliz Münasebetleri-(1580-1838), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara, 1974, C:II, s. 3

[60] Schölch, a.g.m., s. 45-46

[61] Green, a.g.m., s. 188

[62] Nurcan Özkaplan Yurdakul, İngiltere Orta Doğu’ya Nasıl Girdi?, Kronik, 2018, s. 62, 67, Uğur Kocabaşoğlu, Majestelerinin Konsolosları, İngiliz Belgeleriyle Osmanlı İmparatorluğundaki İngiliz Konsoloslukları (1580-1900), İletişim Yayınevi, İstanbul, 2004

[63] Green, a.g.m., s. 189-190

[64] A. N. Groves, Journal of a Residence in Bagdad, London, MDCCCXXXII, 1832, s. 22-23

[65] Mark R. Amstutz, Evangelicals and American Foreign Policy, Oxford University Press, 2014, s. 2-6

[66] Green, a.g.m., s. 190

[67] J. Gordon, Lorimer, A Gazetteer of Persian Gulf, Oman and Central Arabia, Calcutta; Government Press, 1908, s. 2670

[68]A catalogue of the papers of John, Viscount Ponsonby, Date range of material:1689-1863”, Durham University Library, Eylül, 2009, s. 1184

[69] Green, a.g.m., s. 194

[70] Mehmet Süreyya, Sicill-i Osmani, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1996, C. V, s. 1384-1385

[71] Green, a.g.m.,s. 194

[72] Buzpınar, a.g.m.,s. 113-114

[73] Uğur Kocabaşoğlu, Majestelerinin Konsolosları, İngiliz belgeleriyle Osmanlı İmparatorluğu’ndaki İngiliz Konsoloslukları(1580–1900), İletişim Yayınevi, 2004, İstanbul, s. 80-82

[74] Buzpınar,a.g.m., s. 115

[75] Ortaylı, a.g.e.s. 49

[76][76] Schölch, a.g.m., s. 42-43

[77] Issam Nassar, European Portrayals of Jerusalem: Religious Fascinations and Colonialist Imaginations, Edwin Mellen Press Lewiston, New York, 2006, s. 83

[78] John James Moscrop, Measuring Jerusalem:The Palestine Exploration Fund and British Interests in the Holy Land, Leicester University Press, London 2000, s.70-71

[79] Neil Asher Silberman, Digging for God and Country: Exploration, Archeology, and the Secret Struggle for the Holy Land, 1799-1917, Knopf, New York 1982, s.112-125

[80] A.L. Tibawi, British Interests in Palestine, 1800-1901: A Study of Religious and Educational Enterprise Oxford University Press, London, 1961, s.221

[81] M.W. Doyle, Empires, Cornell Paperbacks, New York, 1986, s. 39

[82] Ortaylı, a.g.e., s. 57, 97, 174

[83] Schölch, a.g.m., s. 44, Ortaylı Almanya’nın bu tutumunun sebebini azınlıklar üzerinden nüfuz oluşturma noktasında geç kalmasıyla açıklar. Ona göre Almanya siyaset sahnesine çıktığında desteklenecek tüm azınlıklar paylaşılmıştı. Ortaylı, a.g.e., s. 173

[84] TDVA, C. 10, s. 62

[85] Yurdakul, a.g.e., s. 79, Doğu Hindistan Şirketi (DHŞ) kuruluş tarihi olan 1600’den çözülmeye başladığı 1858 Hindistan Ayaklanmasına/Indian Munity’ye kadar geçen dönemin en büyük ticaret kumpanyasıdır. Bu şirket, muazzam ticari gelirler ve depolar kadar silahlı kara ve deniz güçlerini de yönetiminde ve mülkiyetinde bulundurmuştur.

[86] Schölch, a.g.m., s. 48

[87] B. Walker, The Future of Palestine: As a Problem of International Policy, and in Connection with the Requirements of Christianity and the Expectation of the Jews, 1881, London, s. 4

[88] Necmettin Alkan, NİLİ, Ortadoğu’da Casuslar Savaşı, Kronik, İstanbul, 2017, s. 29

[89] Bernard Regan, The Implementation of Balfour Declaration and the British Mandate in Palastine(1917-1936), Doktora Tezi, University of Surrey, 2016, s. 2

[90] Kadir Kasalak, ‘İngilizlerin Filistin Polititkası ve Filistin Mandası’, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2016/3, Sayı: 25, (65-78), s. 68

[91] Regan, a.g.t., s. 10

[92] Regan, a.g.t., s. 11

[93] Regan, a.g.t., s. 112-113

[94] Ortaylı, a.g.e., s. 181-188

[95] Regan, a.g.t.,s. 4, 41-42

[96] Ortaylı, a.g.e., s. 127

[97] Regan, a.g.t.,s. 43. Anglo-Alman rekabetinin keskinleşmesi özellikle Alman ekonomisinin devasa oranlarla büyümesine bağlanır. 1870-1819 Arasında İngiliz ekonomisi %124 büyürken Alman ekonomisi %229 oranlarında büyümüştür. Ayrıca 1900-1920 yılları arasında ithal petrol fiyatlarının 11 katına çıkması Mezopotamya petrollerinin ucuz ve güvenli tahliyesini bu da Hayfa Limanının stratejik önemini daha da artırdı.

[98] Alkan, a.g.e., s. 29

[99] Alkan, a.g.e., s. 56-58

[100] Hillel Cohen, Army of Shadows: Palestinian Collaboration with Zionism, 1917–1948, University of California Press, London, 2008, s. 16

[101] Regan, a.g.t.,s. 113

[102] Regan, a.g.t.,s. 251

[103] Regan, a.g.t.,s. 142

[104] Sara Reguer, ‘Rutenberg and the Jordan River: A Revolution in Hydro-Electricity’, Middle Eastern Studies, Vol. 31, No. 4,(Ekim, 1995),(691-729) s. 691

[105] Regan, a.g.t.,s. 254-256

[106] Kasalak, a.g.m.,s. 69

[107] Sedat Kızıloğlu, ‘İsrail Devleti’nin Kuruluşuna Kadar Geçen Süreçte Yahudiler ve Siyonizm’in Gelişimi’, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C:2, S:1, Kırıkkale 2012, s. 54

[108] Regan, a.g.t., s. 208-210

[109] Barbara J. Smith, The Roots of Separatism in Palestine- British Economic Policy 1920–29 Syracuse University Press, New York, 1993. s.177

[110] Regan, a.g.t. s. 240-246

[111] Cesarani, a.g.e., s. 16-17

[112] Cesarani, a.g.e., s. 17

[113] Cesarani, a.g.e., s. 16-18

[114] https://www.theguardian.com/books/2001/may/31/londonreviewofbooks

[115] Cesarani, a.g.e., s. 11

[116] http://www.hurriyetdailynews.com/opinion/nurcan-ozkaplan-yurdakul/from-the-british-consulate-to-the-us-embassy-in-jerusalem-125168

[117] Larry Collins ve Dominique Lapierre, Kudüs Ey Kudüs, Kronik, 2017 İstanbul, s. 4

Bu haber toplam 1401 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim